Archive for the ‘Şiir’ Category

‘onlar el sıkıştıklarında , bütün insanlık için parlar güneş..’ – YANNİS RİTSOS

‘onlar el sıkıştıklarında , bütün insanlık için parlar güneş..

onlar gülümsediklerinde , küçük bir kırlangıç fırlar gür sakallarından..

onlar uyuduklarında , on iki yıldız düşer boş ceplerinden..

onlar öldüklerinde , onların bayrakları ve davullarıyla yokuşu tırmanır hayat..’

YANNİS RİTSOS (Yunanlıların Öyküsü şiirinden.. – BÖLÜM – I )

İKİMİZ

El sıkıştığımız anda , rüzgarın

avuçlarımız arasında sıkıştığını duymadın..

Belleğin kendisini hazırlamasıydı bu aslında.

Buluşmadan önceki ayrılıştı.. Duymadın..

 

Eksiksizdin sen ; bütün çıplaklığına sarınmış ,

Bir orman yangınındaki ağaçlar gibi , onurlu ve

korunmasız..

YANNİS RİTSOS

 

SON İSTEK

Şiire , aşka ve ölünme inanıyorum , diyor ,

işte bu yüzden ölümsüzlüğe de inanıyorum..

Bir dize yazıyorum , dünyayı yazıyorum ; ben varım ;

dünya var..

Bir ırmak akıyor serçe parmağının ucundan..

Yedi kere bir ırmak gökyüzünün mavisi.. Yeniden

ilk gerçek oluyor bu arılık , bu benim son dileğim..

YANNİS RİTSOS

(Bir Mayıs Günü Bırakıp Gittin – Yannis Ritsos , Çeviri : Cevat Çapan , Can Yayınları , 2008..)

‘senin ardından , senin yolunda , pek yakında sonsuzca / hiçbir şey uğruna yapmadığım , yapmayacağım denli / yanıp yakılacağım / gözlerimi hiç dönüşsüzce yitirmiş olduğuma..’ – INGEBORG BACHMANN

GÜNEŞ’E..

göz ardı edilemez aydan güzel  , ayın soylu ışığından ,

daha güzel yıldızlardan , ün salmış nişanlarından gecenin ,

çok daha güzel yalımla bezeli çıkışından

bir kuyruklu yıldızın ,

tüm yıldızlardan çok daha görkemli güzellikleri barındıran

güneştir ,

senin , benim , onun yaşamını her gün elinde tuttuğundan.

 

güzel güneş , doğan , hiç unutmadan ulu yaratısını

tümleyen , en güzeli yazın günlerden bir gün

kıyılarda kaynayıp buharlaşınca , yelkenler güçsüz ,

edilgin yansımalar kimliğinde kayıp giderken

göğsünden gözlerinin ,

sen yorulup bitene , en son zamanla en son uzam da kısalıp

gidene değin..

 

sanat da bürünür peçesine güneş olmazsa

görünmezsin daha gözüme , deniz de , kum da görünmez ,

kaçarlar kamçılanarak gölgelerce gözkapaklarımın altına..

güzel ışık , sıcak tutup koruyan bizi ,

açılmasını gözlerimin ; görmemi sağlayan seni bir daha !

 

güneşin altında olmaktan güzeli yok güneşin altında..

 

sopayı suda görmekten , kuşu yukarılarda

uçar görmekten , düşünerek uçuşunu ,

balığı aşağıda sürülerle görmekten güzeli yok ,

renkli öyle , biçimli gelip de dünyaya bir ışık saçışıyla ,

çevreyi görmek için , tarlanın değirmisini ,

binbir köşesini ülkemin ,

üstüne giydiğini görmek için.. giysini çan gibi ,

çıngırak gibi , hem de mavi !

 

güzelim mavi , içinde tavusların gezinip eğildiği ,

ötelerin mavisi , mutluluğa özgü yörelerin ,

duyarlılığıma göre havaların mavisi ,

ey mavi rastlantı çevren çizgisindeki !

kabına sığmaz gözlerim

açılır yeniden ardına dek , açılır , kapanır ,

yanarak yaralar kendilerini..

 

güzel güneş , sensin en büyük tansımaya değer gördüğü

tozun bile ,

ayın ardından değil öyleyse , yıldızların ardından değil ,

ya da gece kuyruklu yıldızlarla övüngence parıldadığından ,

bende bir çılgın aradığından değil ,

senin ardından , senin yolunda , pek yakında sonsuzca ,

hiçbir şey uğruna yapmadığım , yapmayacağım denli

yanıp yakılacağım

gözlerimi hiç dönüşsüzce yitirmiş olduğuma..

INGEBORG BACHMANN

 

GÜL FIRTINASINDA

ne yana dönsek gül fırtınasında ,

gece dikenlerce aydınlatılmış , gökgürültüsü

yaprakların , çalılarda onca sessiz duran ,

izler bizi şimdi adım adım..

INGEBORG BACHMANN

( DAR ZAMAN , INGEBORG BACHMANN , Çeviri : MUSTAFA ZİYALAN , VARLIK Yayınları , 1998..)

‘dudağım dudağınla buluşsun diye / uzandım yüzlerce dolu kadehe..’ – SADİ

DİKEN

İçin ağlasa da kim duyar seni ?

Kim anlar dışarıdan olan biteni ?

Leyla’nın yüzünü görenler bilir

Mecnun’un kalbine batan dikeni !

Sadi

İŞ BAŞA DÜŞÜNCE

Ben kendimi aslan gibi görürdüm..

Düşmanı görünce tilkiye döndüm !

Ben böyle bilmezdim bu ayrılığı..

İş başa düşünce mum gibi söndüm..

Sadi

BAŞKASINA

Senden başka gülü nasıl dereyim ?

Senden iyisini nerde göreyim ?

Huzurum da , dirliğim de sendedir

Başkasına nasıl gönül vereyim ?

Sadi

NİCE ÖLDÜYSEM

Kölesinden fazla ona bağlandım..

Köleden betermişim anladım !

Bu sadık kalbimle öldürdü beni..

Nice öldüysem , onca sağ kaldım !

Sadi

KAYBOLAYIM

Hüma kuşu gibi aç kanadını..

Vereyim ömrümün her saatını..

Kulluğuna layık değilsem söyle ,

Kaybolayım , unutayım adını !

Sadi

GÜLÜMSEME

Mal mülk sevdasından çoktan vazgeçtik

Ne baş eğdik , ne de omuzlarda gezdik..

Şu köhne dünyanın zevkine karşı

Tomurcuk gül gibi güldük de geçtik !

Sadi

HERŞEYDEN UZAK

Sen , ben ve çöl , öyle baş başa kalsak..

Yalnızca ikimiz , kırlara dalsak !

Bilir misin , nasıl mutlu oluruz ,

Şehirden , insandan , her şeyden uzak !

Sadi

ÖZLEM

Dudağım dudağınla buluşsun diye

Uzandım yüzlerce dolu kadehe..

Korkarım ki bir busene kanmadan

Bu can çoktan göçüp gider öteye !

Sadi

(‘Uykusuz Aştık Geceyi’ , SADİ , Çeviri :Kenan Sarıalioğlu , Adam Yayınları , Mart 2003..)

‘Sadi’ 1213- 1292 yılları arası yaşamış Farsça’nın en büyük , en yetkin şairlerinin başında kabul edilen bir ustadır.. Asıl adı ‘Müşerrefeddin Müslihiddin’dir.. ‘Sadi Şirazi’ de derler.. Şiraz’da doğduktan sonra bir süre Anadolu  , Suriye , Mısır ve Irak’da yaşamını sürdüren Sadi sonra tekrar Şiraz’a döndü.. Bostan (Çiçek Bahçesi) ve Gülistan (Gül Bahçesi) adlı yapıtları mevcuttur.. Klasik İran Edebiyatı’nın en büyük şairlerindendir.. Kenan Sarıalioğlu’nun özenli seçkisi ve çevirisinden ‘Sadi’nin şiirlerinin tamamını okumak istiyorsanız biraz çaba göstereceksiniz çünkü kitap zor bulunuyor ve baskısı da yok maalesef.. Size kolay gelsin..

Crockett..

Birhan Keskin’in son şiir kitabı ‘SOĞUK KAZI’ çıktı..

MİLONGA..

Ilık süt gibiydin

Sen , uf uff..

 

Benim ağzımda bir zehir vardı ,

Beni bu dünyaya ağzımda ,

Hoh ,

Bu zehirle bıraktığında

Ben senin kötü olduğunu ,

Senin kötü olduğunu

Anlamamak için ,

Çok çalıştım..

 

Benim seninle ilgili

Bildim her şey bir

Yalandı. Buna çalıştım..

Tersinden bir adaletsizliği

Anlamam gerekti benim ,

Ve ben

Hoh ,

Ben bunun için bir Afrikalı gibi çalıştım..

 

Ilık süt gibi ,

Ilık süt gibi olduğun ,

Hooohhh ,

Benim uydurmamdı..

BİRHAN KESKİN

FLAMİNGO III

 

Hayata değdiğim yer bir tuz zerresi

Kirpiklerimde kırılan tuzun sesi

Tuz bastım kalbime sakladım seni

Yürüdüğüm ömrüm değil

Keskin bir tuz hikayesi..

BİRHAN KESKİN

(Soğuk Kazı , Birhan Keskin , METİS KİTAP , Nisan 2010..)

‘..birhan keskin’in son şiir kitabı SOĞUK KAZI , metis kitaplarından birkaç gün önce çıkarak huzurlarınıza erişti.. kendinize güzellik yapın gidin alın bilmem neyin hediyesi olarak.. örneğin bahar geldi ,  bahar hediyesi olarak alın evet evet.. astor piazzola cdlerinden birisini koyun cd çalara  sonra birhan keskin okumaya başlayın.. yetişmeye çalışın birhan’a..

gülüşünüzle kalın..’

Crockett..

‘yalnızlık bir yağmura benzer..’ – Rainer Maria Rilke

‘ancak bir yalnızlık vardır , o da büyüktür ve ona katlanmak güçtür.. insanın öyle anları olur ki , bunlarda , hemen hemen herkes yalnızlığını , kolayca elde edilen herhangi bir beraberlikle değişmek ister : hiç uymadığı halde uyar gibi görünüp yanındakilerden herhangi biriyle , en düşük biriyle de beraber olmak ister.. ama yalnızlığın büyüdüğü anlar belki de işte bu anlardır..’

Rainer Maria Rilke ( Genç Bir Şaire Mektuplar..)

 

YALNIZLIK 

Yalnızlık bir yağmura benzer,

Yükselir akşamlara denizlerden

Uzak, ıssız ovalardan eser,

Ağar gider göklere, her zaman göklerdedir

Ve kentin üstüne göklerden düşer.

 

Erselik saatlerde yağar yere

Yüzlerini sabaha döndürünce sokaklar,

Umduğunu bulamamış, üzgün yaslı

Ayrılınca birbirinden gövdeler;

Ve insanlar karşılıklı nefretler içinde

Yatarken aynı yatakta yan yana:

 

Akar, akar yalnızlık ırmaklarca.

Rainer Maria Rilke

(Türkçesi : Behçet Necatigil)

 

GÜZ GÜNÜ

Tanrım, tam zamanı. Ne görkemliydi yaz.

Düşsün günışığına gölgen

ve rüzgâr okşasın çayırları.

 

Yetişsin buyruğunla güz meyveleri de;

eriştir erginliğe, bağışla,

birkaç sıcak gün daha; ve son tadı

akışsın keskin şaraba.

 

Yuva kurmaz artık, yurtsuz olan.

Yalnızdır, yalnız kalır uzun zaman:

uykusu kaçar, okur, sarılır mektuplara ve yeniden

dolaşır durmadan tedirgin

dökülürken yapraklar yollara.

Rainer Maria Rilke

(Türkçesi : Mahzun Doğan)

‘bu marş gibi uzaklaşacağım düşümüzü yastık yapıp..’ – MAHMUD DERVİŞ

DÜŞLEMEKTEN  KORKARIZ..

 

Düşlemekten korkarız : yatağımızdan daha da dost

Ve yakınımızdan daha da dost bildiğimiz benlikte,

Dost buluta ulaşır , gereksinimimiz kuzeye

Seninle kaldırdık ruhumuzun gagasıyla.

Ey düşümüz , buğdayın tanelerini ver bize.

Seslene seslene seninle kaldırdık verdiğimiz onca

Kıyıyı , düşünceden yeri veya sanılan iki dalga kumdan

Sahranın üstünde yok bir şey , bir şey yok.

Havayı önümüzde söndürürüz..

Zıddımızda kırılan hava bizde tereddüt olanı biliriz,

Hapishanemizi inşa eder ve portakal cenneti diye

Adlandırır ve düşleriz.. ey özlediğimiz düş ,

Geçmişin bizde yaşanan günlerini çalarız üstünde

Yakılmamızdan korktuğumuz ve senden..

Bizimle gül , eşimizin sabrını vurma iki giysine

Hapsolan , sevgilinin  kemiklerini satar ve

Oğluna bir bardak süt alır.. ondaki ve bizdeki düşten

Korkarız.. düşümüzü düşleriz..

Yatağımızdan daha yakın bilmeden ! 

MAHMUD DERVİŞ

BU MARŞ GİBİ UZAKLAŞACAĞIM.. 

Bu marş gibi uzaklaşacağım , düşümüzü atın bağrında

Yastık yapıp kırmızı gömleği yanımda taşıyacağım ,

Ve zafer işaretini , ve son kapının anahtarını

Ve ilk denize girecek miyiz ? ey bu mekanın sakini ,

Selam olsun onun olmayan o mekanın önüne selam /

Selam olsun kollarına / kesersin ki ikisi aksın burada

Ve dudaklarına selam olsun / tarlada namaz kıldı rekat

Ederek.. gözlerinin yıldızına ne diyeceğiz ?

Uzaklar ne diyor annene ? kuyuda mı uyu diyor ?

Saldırıya ne diyor ?

Ağustos ayında bulutun çığlığında zafere mi ulaştık ?

Mahmud Dervişe hayat ne diyor ?

Yaşadın , aşık oldun , tanıdın , ve bütün şeyler ölümüne aşık mı oldu diyor ?

 

Bu marş gibi uzaklaşacağım düşümüzü yastık yapıp ve

Zafer işaretini taşıyarak ve son kapının kilidini ve bu

Marşı üstümüze kapatır mıyım ?

Ancak şimdi yazıyorum.. asıl şimdi hayat hayattır.. 

MAHMUD DERVİŞ

 

(Yalnızlık Yenilemeden Kendini , MAHMUD DERVİŞ.. – Çeviri : Metin Fındıkçı , Can Yayınları , Şubat 2009..) 

‘..bakakaldık bakakaldık bakakaldık bak gücümüz / sessiz kalmakla ıssız kalmak arasına sarkıtıldığımız kadarmış..’ – İSMET ÖZEL

KAÇMAK İSTERKEN VURULDU..

 

gök gürledi
canı sarsılmadı şimşek çakışından
ve yağışlar dilinden döküleni epritemedi
sert esen poyrazın dayattığı siliklik
ağustos sıcağı gerekçesiyle pelteleşme
dilsizlik sağırlık çolaklık körlük
mızrak değdiremediler güzelim gövdesine
değiştirilsin aniden coğrafya dersinde konu
kaçmak isterken vuruldu.

burukluk enginine düşsek kalfadır aradığımız
yücelik katlarına çıksak gözleri yakan yazıt
kıt
vurulduğunu bilmesek
daha da kıt kalırdı hakkında malumatımız
oydu dalgınlık arastamızdan belli belirsiz
belli belirsiz belki utangaç geçiveren karaltı
göz göze geldiğimizde bize düşen yutkunuş
paydoslar çalkantısından yara almamış çehre
türkçe konuşmasıyla hayranlık uyandıran
duruşu çocuklara örnek olur diye korktuğumuz
kanamayı durdurmak için gerek duyduklarımızın ilki
neye acıktığımızı tek fark eden oydu
kaçmak isterken vuruldu.

tarihten kopmuş yaprakları sığaya çeken hançer
denk getirilmiş bütün şeylerin kırbası
kırbacı kötülükten zevk çıkaranların
neyi ihmal ettiysek utanmamıza sebep
bize bundan böyle onu hep
yakınımızda peyda olan hışırtı
yakınlık yakınmalarımızda kopan tel
bize bundan böyle hep onu hatırlatacak
çalılar aşk acısı çingeneler
ondan aldıkları komutla
tecavüz tadı yaydılar ortalığa
vitrinlere mitralyöz
kaldıysa inek fışkısı neonlu lambalara
işini tek koluyla görürdü
tek koluyla eziyet ederdi sakız çiğneyen erkeklere
çiğ renkleri tek koluyla canından bıktırtırdı
boştaydı, bizi kollamak üzere boştaydı öbür kolu
kaçmak isterken vuruldu.

cesedinin savcılıkça görüldüğünü söylediler bize
rafta matlup kataloglu kayda geçen cansız bedeni
cansız ama kim hele bir
canlanma furyası açılsın onsuz edecek
her an itirafı gereken şeymiş gibi kalacak akıllarda
yüz yıkar saç tarar diş fırçalarken
giyinirken buluşur karşılaşır vedalaşırken
neden uğramaz oldu bize artık sorusu
kefeyi ağdıracak ciğeri gerdirecek
düştüğü yerin tozuna bulanmış karnındaki kıllar
dizlerine kadar ıslak kollarında tırnak izleri var
bu bir elmas kol düğmesi tekidir ki yelek
astarına teyellenmiş bulundu
kaçmak isterken vuruldu.

kapandı mahremiyetine kapanıp yere düştü
kan yok işte kan çekilmiş meleksi çehresinden
kül gibi benzi gövdesinin görebildiğimiz yerleri külrengi
kaçı aklındaydı acaba annesinin tembihlediklerinin
en küçük kardeşine en son neyi vaat etti
fütursuz ömürler kısadır bilmez miydi
bilmez miydi herkesten iyi bunu
kaçmak isterken vuruldu.

ey pazarlıkçı dul kadınların dillerindeki yapışkan!
ey kusurları tadat edip vakit öldüren tembel amcazadeler!
ey gişelerin önünde sabırsızca bekleşenlerin bahanesi!
ey gövdelerin pişmanlığı!
ey en çürük meyvesi dünya dillerinin!
bayramın hamursuzu!
iftar vaktinin kuşkusu!
haçın dumuru!
kaçmak isterken vuruldu.

yetti yokuşların yarılandığı saatte hatırdan çıkarıldığı
endamını ilginç bulmak yetti kilosunda esrar bulmak
yazın kumsalda el yapımı kunduralarını görmek
kışın ayağında sandalet omuzunda harmani
yetti alelusul yetti ayaküstü yetti baştan savma
yetti saydamlığın inkarı
her kıpırdayan şeye ateş etmek emri alan nemrutun
silahından fırlayan kurşun değil
beklentisindeki asit öldürdü onu
kaçmak isterken vuruldu.

bakakaldık bakakaldık bakakaldık bak gücümüz
sessiz kalmakla ıssız kalmak arasına sarkıtıldığımız kadarmış

yıldızların zillerini çaldıramıyoruz karanlık bastırınca
acı gün yasa kesiyor vurduramıyoruz güneşe gongunu
bir sevişme fasılasından santur imal edemiyoruz
dolunay imbiğinden damıtamıyoruz bir çalpara
bizi sarmış bizi sarmış bizi sarmış baştanbaşa mucizesizlik
ferman okuyan kölenin yan tarafında mahcubiyetinden
kıvrılmış son sayfanın ütüsünde hiçbir keramet yoktu
kaçmak isterken vuruldu..
 

İSMET ÖZEL

AKARSUYA BIRAKILAN MEKTUP.. – Hasan Hüseyin Korkmazgil

AKARSUYA BIRAKILAN MEKTUP

‘İncecikti

gül dalıydı

dokunsam kırılacaktı

dokunmadım

kurudu’ 

 

gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç

ağaçlar bükmesinler n’olursun boyunlarını

neden akşam oluyorum tren kalkınca

kırlangıçlar birdenbire çekip gidince

mendiller sallanınca neden tıkanıyorum

öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki

az önceki çiçekler nasıl da diken diken

gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç  o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti

o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti

artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz

günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı

oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı

kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı

nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu

gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç 

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

LİMANLARIM

şu anda

başını kanatları arasına gömmüş

geceye hazırlanan

göçmen bir kuş gibiyim

külrengi bir yalnızlığı

bütün genişliğiyle

bütün derinliğiyle

çırılçıplak yaşıyorum

en küçük bir esinti

bir kıpırtı

şu anda

 

yağmış ve durulmuş bir gökyüzü

kafamın içi..

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

‘nereye gitsem iki bilet ; biri sana dönmek için..’ – HÜSNÜ ARKAN

İLİŞKİLER

 

Günün arda kalanını sizle geçirmek isterdim

Işığınız yetmiyor mu ? yoksa getiririm , karanlıkta oturmayın

Tanımı olmayan bir şey bu benim dediğim

Bir tekne gibi hissetiniz mi kendinizi hiç ?

Boş değil , tıka basa mülteci dolu ; hissetmenizi isterdim

 

Sigara içer misiniz ? ben içiyorum , bir şey olmuyor

Zamanında bırakmayı da denedim , bir şey olmuyor

Atlamış hissediyor insan kendini , hiçbir şey olmuyor

Siz atlamadınız mı bazı yıllarınızın üstünden ?

Boş değil; daha çok terk edenlerime dönmek isterdim

 

Akşamsefalarına su vermişsiniz ne iyi , onlar da yaşasınlar

Küçükken hercailerden korkardım , siz çiçekten korktunuz mu ?

İnsan yüzleriydiler , yabancı , dokunmaya korktum

Bir tabanca gibi ilişkilerin elinde

Boş değil , kuru sıkı da değil ; bilmenizi isterdim..

 

HÜSNÜ ARKAN

  

DÖNÜŞLER 

Beni sıcak bir evde unuttular

Mutfak sofa bahçe ; bir düş olarak

Sormadılar eğittiler böldüler

Herkes bilir bir çocuktan koptuğumuzu

 

Ben anamın iyi çocuğuyum , korkma

Nereye gitsem iki bilet ; biri sana dönmek için

 

Bu bir ruh haritası kendini aramaya

Sokak sokak , ev ev , bir düş olarak

Sevdiğimiz koca yalan , oyuncaklarımız da

Hazırlanmadık mı kırmaya birbirimizi ?

 

Ben anamın iyi çocuğuyum korkma

Nereye gitsem iki bilet ; biri bana dönmek için.. 

HÜSNÜ ARKAN

(SEYHAN KİTAP , Eylül 2005..)

HANGİ GÜNÜN YÜZYILI.. – ADNAN YÜCEL

HANGİ GÜNÜN YÜZYILI

 

Sancısını yaşıyorsun kaç zamandır

Yeni bir güne sevinçle başlamanın

Yoluna ışık tutan sözcükler

Var mı o günün ışıltılı kanatlarında

Rüzgâra dost olan soluklar var mı

Altını çize çize soruyorsun nedense

Ki hep aldatmış olduğun kendine

 

Adın çoktan çocuğa çıkmış oysa

Çoktan anlaşılmaz olmuşsun

Şu güzel ömrün tam ortasında

Kuşları sora sora düşen yapraklarda

Ey çılgın

Kanadı kırık her kuşa

Kanat olmaktan yorulmuşsun

 

Bulutları çarpışa çarpışa yorgun

Bir gökyüzüdür artık gülüşün

 

ADNAN YÜCEL