Archive for the ‘Şiir’ Category

‘anımsıyorum o büyülü anı.. karşımda beliriverdiğin , uçup gidici bir hayal gibi..’ – ALEKSANDR SERGEYEVİÇ PUŞKİN

O’NA..

anımsıyorum o büyülü anı

karşımda beliriverdiğin,

uçup gidici bir hayal gibi,

dehası gibi saf güzelliğin.

 

bunluklarında ümitsiz hüznün,

telâşın yorucu tasalarında,

çınlardı o tatlı ses uzun uzun,

o güzelim çizgiler görünürdü bana.

 

yıllar geçti. isyancı dalgalarında fırtınaların

dağılıp söndü eski hayaller,

unuttum tatlı sesini senin

ve silindi tanrısal çizgiler.

 

ıssızlıkta, karanlığında tutsaklığın

sessizce uzayıp gidiyordu günlerim

tanrısız, esinsiz, gözyaşsız,

yaşamsız ve sevgisizdim.

 

ve bir an geldi, uyandı ruhum:

ve işte sen yeniden belirdin,

bir hayal gibi, uçup giden,

dehası gibi saf güzelliğin.

 

ve yürek çarpıyor bir esrimeyle,

ve yeniden canlanıyorlar onda

tanrısallık da, esin de,

yaşam da, gözyaşı da, aşk da..

ALEKSANDR SERGEYEVIÇ PUŞKİN

Çeviren : ATAOL BEHRAMOĞLU

 

SEVİYORDUM SİZİ.. 

seviyordum sizi ve bu aşk belki

içimde sönmedi bütünüyle.

fakat üzmesin sizi artık bu sevgi

istemem üzülmenizi hiçbir şeyle..

  

sessizce, umutsuzca seviyordum sizi.

bazen çekingenlik, bazen kıskançlıkla üzgün.

bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki

dilerim bir başkasınca da böyle sevilin..

ALEKSANDR SERGEYEVIÇ PUŞKİN

Çeviren : ATAOL BEHRAMOĞLU

GÖZYAŞLARI DA ÇİÇEK AÇAR.. – ABDÜLKADİR BULUT

GÖZYAŞLARI DA ÇİÇEK AÇAR

ellerimi dokunduğum her yerde

çığlık çığlığa kıvranıyor hayat

ve ölen arkadaşların giysilerini

bir kere daha dürüp koyuyor analar

çamaşır sandıklarına

gözyaşları da çiçek açar

 

bugün yurtyeri olsa da acılara

kayaların en sarp yerlerindeki

kırlangıç yuvalarını andıran alnın

bir gün terli bir gelecek uçuracak

sabahlardan akşamlara kadar

gözyaşları da çiçek açar

 

ansızın oyuna başlayan çocukların

sesleri kadar canlı ve huylu

sevinçleri kadar taze ve acemi

bir duruş kuşatır seni o zaman

gözyaşları da çiçek açar

 

başını dayadığın ağaç dalı

bak hafifçe eğildi toprağa doğru

uyuyan bir çocuğun soluk alışını

dinler gibi kendini vererek

yaklaş yüzünü örse de acılar

boynundan ter boşalan herkese

gözyaşları da çiçek açar

 

yaklaş, yüzünü örse de acılar

ve nasıl yakalarsa toprağı kök

suları renk, dalları kiraz

sen de öyle yakala hayatı

yürü kol kola canıma değsin

gözyaşları da çiçek açar

ABDÜLKADİR BULUT

BANA

 

bana bir gömlek dikebilir misin sen

üstünde zeytin ekmek yenmiş

bir topraktan

 

bana bir gömlek dikebilir misin sen

iki de cep yapabilir misin göğsüne

bir dağ rüzgârından

 

bana bir gömlek dikebilir misin sen

yıllardır benim sana duyduğum

hasretten 

ABDÜLKADİR BULUT

YILKI..- EDİP CANSEVER

YILKI

ben burda bir sıkıntıyım , atımdan iniyorum

benim atım her zaman

kim bilir kime sesleniyorum sessizlik

yosunlar, taşlar, o mezar yazıtlarından

yaz gelmiş, zakkumlar açmış , elimi bile sürmedim

sürsem bile ne çıkar, ama sürmedim

ölü bir şey kalıyor dünyadan, yapraklardan

 

ben burda bir sıkıntıyım, atımdan iniyorum

benim atım her zaman.

EDİP CANSEVER

‘resimleri yaktım , birini saklasam dedim / en çok onu yaktım onu yaktım..’ – GÜLTEN AKIN

KIYAMET..

 

elyazını yaktım , dürüsttü ve aşınmamış

sevgi sözlerini yaktım , hoyrattır onlar

sıcaklığı saklı akarsuyu anlamazlar

sorular , kurutur incitir sorarlar

elyazını yaktım..

 

adresini yaktım

yakmak gibiydi biraz da dünyayı her şeyi

bastığımız düşümüzde gördüğümüz

özlediğimiz yaklaştığımız

hayatım özlemindi ansımaydı düştü

yaktım adresini şimdi özlem oldu hayatım..

 

resimleri yaktım , birini saklasam dedim

en çok onu yaktım onu yaktım

kış göğünü yaktım , bir kavak büyüttüm balkonumdan

akşam desem değil , yangın desem değil

dışarda apansız bir kıyameti yaktım..

 

sevgidir kendimi bildiğim , onunla başladım

elyazın mı , adresin mi , resimlerin mi

sen mi ömrüm mü

çıkardım onları şimdi sakladığım yerden

kıyameti göğü kışı akşam sözlerini

sevgiyi yaktım..

 

GÜLTEN AKIN..

Uzak Bir Kıyıda , GÜLTEN AKIN , YKY yayınları , Ekim 2004…

YIKANMAK İSTEMEYEN ÇOCUK.. – BERTOLT BRECHT

YIKANMAK İSTEMEYEN ÇOCUK..

bir zamanlar bir çocuk vardı
hiç yıkanmak istemeyen
ve yıkadıkları zaman onu
yüzünü küllerle kirleten

kaiser çıkıp geldi
yukarı, taa yedinci kata
bir havlu aradı anası
temizlensin diye kerata

hiç paçavra yoktu etrafta
tüm ziyaret güme gitti
kaiser kalmadı daha fazla
çocuk ne beklesindi?

BERTOLT BRECHT

‘şarkı söylemeye çalıştı anımsamamak için yalanlardan oluşan gerçek yaşamını..’ – OCTAVIO PAZ

OZANIN GÖMÜTÜNE YAZIT

Şarkı söylemeye çalıştı

anımsamamak için

yalanlardan oluşan gerçek yaşamını

ve anımsamak için

gerçekler üstüne yalan söyleyen yaşamını.

OCTAVIO PAZ

Türkçesi : ALİ CENGİZKAN

UNUTUŞ

Yum gözlerini, yitir kendini karanlıkta

gözkapaklarının kırmızı yaprakları altında.

 

Gömül vızıldayan sesin

düşen sesin halkalarına

ve uzaklarda yankılan

dilsiz bir çağlayan gibi,

davulların çalındığı yerde.

 

Bırak kendini karanlığa,

kendi etine gömül,

kendi yüreğine;

kemik, o mor şimşek,

kamaştırsın gözlerini, kör etsin,

mavi göğsünü göstersin akşam ışığı

körfezler ve gölgeli koyaklar arasında.

 

O sıvı karanlığında uykunun

ıslat çıplaklığını;

kıyıya kim bilir kimin bıraktığı

gövdeni, o köpük danteli unut.

Sonsuz kadın, yitir kendini

kendi benliğinin sonsuzluğunda,

bir başka denizle buluşan bir deniz gibi

unut kendini, beni unut.

 

Dudaklar, öpüşler, aşk, her şey yeniden doğar

o ölümsüz, o yalın unutuşta:

gecenin kızlarıdır yıldızlar.

OCTAVIO PAZ

Türkçesi : ÜLKÜ TAMER

‘tüm sözcükler senin için , tapınaklar sana.. ‘ – ALİ YILDIRIM

‘çalarken tanrıların hayatını , ateşlerini çalarken

adım bütün kötülüklerin anasına çıktı

ben şimdi bütün kötülüklerin anasıyım..’

 

ALİ YILDIRIM

SARARMIŞ BİR ÇOCUK FOTOĞRAFI GÜNÜ 

dinmez bir uğultunun ortasındayım

dilim tutuluyor , başladığım türküler eksiliyor

son sözümü baştan söylüyorum

şimdi dikilsem hayatın karşısına

büyük yalanlarımı alıp gelsem

taşıyabilir mi beni çürüyen yanlarım

yumruğum taşıyabilir mi beni

 

işte yarım kalmış bir öykünün kahramanı

hep yaralı ve savruluyor hayata

savruluyor bir çete artığı gibi

hangi taşı kaldırsalar altında ben

hangi bebeği öpmeye kalksam ağlıyor

 

sararmış bir çocuk fotoğrafında

bütün acılarını topladım bir oğlum oldu..

 

ALİ YILDIRIM

BÜTÜN GİZLERİMİ KURCALADIM SANA BİR ŞEY ÇIKMADI 

bir avuç denize dönse çocuğa

rastlasa haydarpaşa feneri

gemilere göz kırparken. Bana

getirse onu. Elini hiç bırakmasam

gitmese bir daha karalı bir kentin

ortalık yerinde bırakıp beni..

 

ALİ YILDIRIM

 

İSKELEYE YANAŞAN YÜREK 

yalnız çocuğa diyebilirim , içimde

yerle bir olan dünyayı. Çocuk tüm

çocukluğuyla sadece çocuk gördü

üzerinde martıların ağladığı o denizi..

 

ALİ YILDIRIM

 

SENSİN BU YÜREĞİ TAŞIYACAK 

kayalardan yankılanan bir damladır gülüşün

dudaklarımda gel-git , coşkularımda soluk

telefonlara kapanırım , iş çıkışlarına , ders bitimlerine

bir serçe olur uçarsın da

ne zaman sapanıma el atsam yiter

 

tüm sözcükler senin için , tapınaklar sana

fırıncı küreğidir ellerimiz kora sokarı

halkım , taze bir ekmek gibi buğulanırken gözlerin

yırtarız suskunluk senfonisinin notalarını

gümüşten sol anahtarları paslanır

 

geceler ölgün ölgün süzülür aynalara

göğüslerimden inceden bir katran sızar

sevgilim , bugün beni öpme kanlıyım

şakaklarımda nükleer başlıklı füzeler döllenirken

nasıl okur üçüncü sınıf bir cellat

bolivya günlüğünü ey halk

 

sen esirgemez ve bağışlamazsın

sensin bu yüreği taşıyacak

ALİ YILDIRIM

(BİR AYAKLANMADIR GÜLÜŞÜN , ALİ YILDIRIM , Ekim  Yayınları , Mayıs 1987..)

KORU KENDİNİ.. – A. KADİR

KORU KENDİNİ..
Kaldırınca tabancasını
Nişan almak için sarı saçlıya
Parıldayıverdi gözleri
Koru kendini
Kırlangıçlar uçuştular
Korkudan çığrışıp
Kanat çırparak koru kendini.

Hadi söyle bana müziği seversin sen
Nasıl çalar insan hapishanede
Ağrılardan, sızılardan sonra
Romatizmanın zincirlerin kemirdiği elleriyle.

İşte nişan aldı tam
Kemanının üstüne
Iskalamaz iyi nişancıdır
Koru kendini
Ama teller gene şakıdılar
Doldular havayı titrek titrek hiç umursamadan.

Hadi söyle bana müziği seversin sen
Nasıl çalar insan hapishanede
Ağrılardan, sızılardan sonra
Romatizmanın zincirlerin kemirdiği elleriyle.

‘Havasız bir delikte
Gıcırdayan somya üstünde yatakta
Yakalanmışsın berbat bir öksürüğe
Gel de şarkı söyle.
Ama yine de sarı saçlı adam
Devam etti kemanı çalmaya
Dirildi içimizde ölü düşler.’

A. KADİR

‘mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan..’ – EDİP CANSEVER

ACABA

 

Dönelim
Döndürsün bizi
Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi
Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan
Ve akılda kalan bir yokuştan
Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından
Ve çocukluktan
Dönelim
Dönelim mi biz
Gençlikten, oralardan
Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan
Dönelim mi acıya
Acıya, büyük acıya
Ve soralım mı acaba
Ey büyük yalnızlık insansan eğer
Bir kaya
Dalgalar yalarken onu
O bakarken kaskatı kalabalıklara
Ah, kalbin bulut bulut akan sesi.

Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey
Binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı
Kedilerden örülmüş bir semtte
Ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi
Soğuk ve ayakta tutan çelişkileri
Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan
Her şeyin, ama her şeyin çok dıştan farkedildiği
Eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği
Belki de genç bir şairden ödünç alınan.

Yürüyor mu, yürümeyi mi düşünüyor Ruhi Bey
Düşünmesi daha mı sonra koyuluyor yola
Nereye gidecek ama, nereye varacak sanki
Yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda
Oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi
Boşvermiş de sanki oyunun kurallarına
Üstelik son bölümde, perdenin kapanmasına
Azıcık vakit kalmış
Ya da vakit var daha. Ama ne çıkar
Gövdenin yazgıya başkaldırması mı
Ruhi Beyin
Başkaldırması mı yoksa

Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı
Vaktinde anlamanın sevinci mi
Ya da biraz geç kalmanın
O gereksiz tedirginliği mi
Hangisi

Ama belli ki sonundayız her şeyin
En sonunda..

 

EDİP CANSEVER 

(BEN RUHİ BEY NASILIM şiirinden.. 1976..)

NİDÂ.. – AHMET TELLİ

‘yoğunlukta atladığımız bir yeni kitap da AHMET TELLİ ustanın NİDÂ isimli son şiir kitabı.. everest yayınlarından şubat 2010’da çıkan kitap ustanın kalbinden bizlere ulaşan yepyeni şiirlerle dolu.. daha önce aylakadamız’da paylaştığımız ustanın yeni şiirlerinden AHKER’de bu kitapta yer alıyor.. AHMET TELLİ ismi yeterli sanırım , tanıtmaya ve anlatmaya gerek yok , sadece haberiniz olsun dedik , siz de bizim gibi es geçmeyin alın ve okuma sıranıza koyun bu kitabı.. yeni kitaptan bazı şiirler aşağıda ‘tadımlık’ olarak yer alıyor.. şiirle kalın..’

 

Crockett..

 

TAYLAR VE YOLCULAR..

 

Çünkü biliyorum : sabrın mesafesine sızıyor susku ;

Beklenen fırtına , beklenen b ora ve ne gelmezse akla

Deniyor bir taşın sabrını , çocuğun uslu sevincini de.

Sinsi tarih , aklıevvel felsefe , şımarık geometri

Canına okuyor şiirin , yalnızca aşk onarıyor onu

Onarıyor ve coğrafyanın her yanı yara bere içinde

Yazının ruhu mu olurmuş diyor mahkeme katibi

Bu yüzden eskiyor hayat , merhamet yetim kalıyor

Bir tek susku kalıyor , dillerde ölüyor birer birer

Ölen her dil yalnızlığı oluyor bu dünyanın..

 

Çünkü biliyorum : sabrın mesafesi azalıyor gitgide

 

Kuğunun aryası kuğulara , filler fillere veda ediyor

Kendi çığlığının peşine düşüyor bir Aborjin

Ned Kelly kendine bir zırh döküyor ağır demirden

Ah Ned Kelly : cahil ve cesur olum benim

Köroğlu’ydu bizim oralarda senin adın yahut Celali

Çaldığın atın kefaretini ödedin ölümünle , oysa yaşlı

Bir Çerkes’ten duymuştum : ‘atın fiyatı yoktur’

Atlılar geçiyor rüyalarımdan , atlılar geçip gidiyor

Hayat canhıraş bir telaş yumağına dönerken

Anlatılacak ne çok hikaye kalıyor geride

 

Kelimelerse tutukluk yapan bir silah kadar mahcup..

 

Taylardı mesafeleri hiçe sayan ve yolcusunu

Hayal ettiği yerde bırakıp yola revan olan

Reddin hayata bağışladığı müthiş gerçek

Yıldız şavklarında oynaşan ırmağın delişmenliği

Ve kalp atışlarını sarıp sarmalayan alev

Bütün bunlar sabırsız bir tayın anlattığıdır

Sabırsız bir tayın coğrafya bilgisidir de denebilir

Taylar : ölümsüz ama ölümlü , hüzünlü ama cesur

Taylar : göğün bulutu , yeryüzünün yalnızlığı

Firar duygusunun kışkırttığı büyük öfke

 

Kalbim şimdi bir tayın kalbidir.. 

AHMET TELLİ

    

 

‘NİDÂ’ adlı şiirinden bir bölüm..

 

‘genciken , günler her şeye yeterken , berduş bulutlar

gibi dolaşırken dünya denilen alacakaranlık güzergahta

cesaretimi ilk kez nerede keşfettim düşünsem hatırlarım

belki korkuyu tepeden tırnağa yaşadığım bir gündü

söz çakmaktaşından sıçrayan kıvılcım olsa nafiledir

hükmü hengamedir artık kalbim dediğim muallakta

geyiğini yitirmiş dağ , şiirini unutmuş dil neye yarar

! hepsi acı bir eyvah olmuştur , sitemkâr bir nidâ..’ 

AHMET TELLİ

 

(bu şiirin girişinde AHMET TELLİ usta tarafından  ‘ERDAL EREN ile NECDET ADALI’yı düşünürken’ denilerek 12 eylül faşizminin darağaçlarında katledilen iki yiğit insana bu şiir ithaf edilmiş..)

 

(NİDÂ , AHMET TELLİ , EVEREST YAYINLARI , Şubat 2010..)