Archive for the ‘Emek’ Category

“Elini paraya değdiren onun büyüsüne kapılır, onu seven tüm yaşamı boyunca gücünü ve mutluluğunu paraya hizmet etmek için harcar.”

“Biz kardeşlerim, biz hepimiz yoksuluz. Bizim ülkemiz güneşin altındaki en yoksul ülke. Bizde öyle kutuları dolduracak kadar yuvarlak metal ve ağır kağıt bulunmaz. Bizler Papalagi’nin düşüncesine göre zavallı dilencileriz. Ama ben sizin gözlerinizi varlıklı efendinin gözleriyle karşılaştırdığımda, sizinkiler neşeyle, güçle, yaşamla, sağlıkla büyük bir ışık gibi parıldıyor, onunki ise sönük, solgun ve yorgun kalıyor. Sizin gözlerinizdeki parıltıyı yalnızca, henüz konuşmayı beceremeyen çocuklarda gördüm orada. Çünkü daha paradan haberleri yoktu. Şükredelim ki Büyük Ruh bizi aitu’ya (kötü ruh) karşı korudu. Para bir aitu’dur. Onun yaptığı ne varsa kötüdür çünkü. Elini paraya değdiren onun büyüsüne kapılır, onu seven tüm yaşamı boyunca gücünü ve mutluluğunu paraya hizmet etmek için harcar. Biz, konukseverliği, uzattığı her meyve için bir alofa (karşılık) bekleyenleri hor gören geleneklerimizi sevelim. Birinin her şeyi varken, diğerinin hiçbir şeyi olmamasına izin vermeyen geleneklerimizi sevelim. Sevelim ki, Papalagi gibi, kardeşi yanı başında keder ve acı içindeyken mutlu ve neşeli olmayalım.

Ama her şeyden önce kendimizi paraya karşı koruyalım. Papalagi bizi kandırabilmek için parayı burnumuza sokar. Sözde bizi varlıklı ve mutlu edecektir. Daha şimdiden birçoğumuzun gözleri kamaştı ve bu hastalığa yakalandı bile.

Eğer bu alçakgönüllü kardeşinizin sözlerine inanır, söylediklerinin gerçek olduğunu düşünürseniz, bilin ki para kimseyi ne daha mutlu ne de daha neşeli yapar. Yaptığı tek şey, insanın yüreğini kötü bir karışıklığa sürüklemektir. Parayla hiç kimseye yardım edemezsiniz; onu daha mutlu, daha güçlü ve neşeli kılamazsınız. Bu yuvarlak metali ve ağır kağıtları en büyük düşmanınız olarak görün ve ondan nefret edin.

 

GÖĞÜ DELEN ADAM

 

 

gogu delen adam-12

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“GÖĞÜ DELEN ADAM, Kabile Reisi Tuiavii’nin Konuşması”, Çeviri: LEVENT TAYLA, AYRINTI Yayınları, 2008,110 Sayfa.

 

‘ÇALIŞMAK SAĞLIĞA ZARARLIDIR..’ – ANNIE THÉBAUD-MONY

‘son yirmi yıldır, iş hakkındaki politik ve bilimsel diskur, işi, ekonomik ve sosyal maliyet boyutlarına indirgedi.. çalışanlar, gün geçtikçe daha az, kendi tarihlerinin ve çağdaş toplumların tarihinin öznesi olarak kabul görür oldu.. bununla birlikte, yaşama hakkı, sağlık hakkı, onurlu yaşam hakkı temel evrensel haklar arasında.. bugün, bilimsel ve tıbbi bilgileri, çalışma hayatında sağlık kaybının nedenlerinden birçoğunu anlamamıza olanak sağlarken, iş organizasyonu ve çalışma koşulları ile ilgili tercihlerde ve bu tercihleri meşrulaştıran kamu politikalarıyla bir başkasını, bilerek tehlikeye atmanın yaygınlaştığını saptıyoruz.. bu çelişkiyi nasıl açıklamalı?

iş organizasyonu tercihleri, çok uluslu büyük şirketlerin yönetimlerinin, ‘işgücü’ maliyetini sürekli olarak düşürmekle görevli ‘karar vericiler’in ve ‘müdürler’in, işi ve risklerini alt işverene devreden emir vericilerin yetki alanındadır.. fransa’daki gibi, hindistan’da, brezilya’da, çin’de ya da başka ülkelerde; geçici statüde çalışanların, düzensiz (aralıklı, kesintili) çalışanların ve tüm ‘fark edilmeden’ çalışanların; alt işveren iş ilişkisinin son halkasındaki varlığı, insan hakları evrensel beyannamesi’nin ya da fransız ceza muhakemeleri usulü kanunu’nun yasakladığı güvencesizliğe ve aşağılanmaya yeniden dönüldüğünü gösteriyor..

bugün, köleliğin ‘modern’ biçimlerini onaylayarak, bu biçimlere karar ve yön verenleri tamamıyla cezasız bırakan istihdam, çalışma ve sağlık politikalarının, insan haklarının fransa’sında ‘kara yasa’nın köleliğe meşruluk kazandırmasındaki gibi, bir rolü oynayıp oynamadığını sorabiliriz.. politik partiler, sendikalar, birlikler gibi bireysel ve kolektif hakları savunun geleneksel örgütler, sömürünün bu ‘modern’ biçimlerinin meşruiyet temellerini sorgulayacak bir muhalefet oluşturmakta zorlanıyor..

bu kitap, araştırmalar sırasında, nükleer, demir çelik, otomobil, elektronik sektörlerinden ve hizmet sektöründen toplanan çok sayıda tanıklığa dayanarak, sürekli bir biçimde kamu sağlığının ‘kör nokta’sında bırakılan alanı; yani, çalışanların hayatına, sağlığına ve onuruna yönelen saldırıları gösterme amacındadır.. ceza muhakemeleri usulü kanunu’nun tanımladığı temel hakları referans alarak yürürlükteki somut sömürü ve tahakküm ilişkilerini anlamaya; bireysel ve kolektif, dağınık ya da örgütlü direniş stratejilerinin acımasız bastırma yöntemleriyle nasıl karşı karşıya bırakıldığını analiz etmeye çalışmaktadır..’

 

ANNIE THÉBAUD-MONY

 

‘ÇALIŞMAK SAĞLIĞA ZARARLIDIR.. risklerin alt işverene devri, başkasını tehlikeye atma, onura saldırı, duygusal ve fiziksel şiddet, mesleki kanserler..’, ANNIE THÉBAUD-MONY, Çeviri: AYŞE GÜREN, AYRINTI Yayınları, 2012, 284 Sayfa..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yaşasın 1 Mayıs !

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘YAŞASIN 1 MAYIS !

 

TÜM AYLAKLARIN VE EMEKÇİLERİN 1 MAYIS EMEK VE DAYANIŞMA BAYRAMINI ŞİMDİDEN KUTLUYORUZ..

YARIN AYLAKLAR VE ‘AYLAK ADAMIZ’ TAKSİMDE ALANLARDA OLACAK..

HERKESİ , TÜM AYLAKLARI BEKLİYORUZ..

BU ARADA ‘AYLAK ALKİ’YE HAZIRLADIĞI GÜZEL PANKART İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUZ..

 

YAŞASIN 1 MAYIS !’

 

‘AYLAK ADAMIZ’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘bütün insanların göreceli algılama kalesinin kapısından çıkıp çayırlara koşarak müdahalesiz doğanın kalbine dönmesinden başka barışa giden bir yol yoktur.. yani kılıç yerine orağı bilemekten başka yol yoktur..’ – MASANOBU FUKUOKA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘insanlar öğrenim görürler , çünkü anlamazlar ama öğrenim görmek , kişinin anlamasına yardımcı olmaz.. çok çalışırlar ve en sonunda tek buldukları insanın hiçbir şey bilemeyeceği , anlamanın insanın erişebileceklerinin ötesinde olduğudur..

insanlar genellikle , ‘anlamam’ sözcüğünün  , örneğin , dokuz şeyi anlayıp bir şeyi anlamadığınız bir durum için kullanılabileceğini düşünürler.. ama on şeyi anlamaya niyetlenerek , gerçekte bir tek şeyi bile anlayamazsınız.. eğer yüz tane çiçeği biliyorsanız , bir tekini bile ‘bilmiyorsunuzdur..’ insanlar anlamak için zorlu mücadeleler verirler , kendilerini anladıklarına ikna ederler ve hiçbir şey bilmez halde ölürler..

gençler marangozluk işlerinden bir mola aldılar , büyük bir mandalina ağacının yanında çimenlere oturdular ve güney gökyüzünün ince bulutlarına baktılar..

insanlar , gözlerini yer yüzünden gökyüzüne çevirdiklerinde cenneti gördüklerini düşünürler.. portakal meyvesini , yeşil yapraklardan ayırt ettikten sonra yaprağın yeşilini ve meyvenin turuncusunu bildiklerini söylerler.. ama kişi yeşille turuncu arasında bir ayrım yaptığı an , gerçek renkler kaybolur..

insanlar şeyleri anladıklarını düşünürler , çünkü onlara aşina olurlar.. bu yalnızca yüzeysel bilgidir.. bu yıldızların adlarını bilen astronomun bilgisidir , yaprakları ve çiçekleri sınıflandırmayı bilen botanikçinin , yeşil ve kırmızının estetiğini bilen sanatçının bilgisidir.. astronom , botanikçi ve sanatçının her biri kendi zihninin menzili içinde , izlenimlerini yakalayarak yorumlamaktan başka bir şey yapmamıştır.. aklın faaliyetleriyle ne kadar ilgilenirlerse , kendilerini o kadar ayırırlar ve doğal bir şekilde yaşamaları o kadar zorlaşır..

trajedi şudur ki , insanlar temelsiz bir kibir içinde , doğayı kendi iradeleri doğrultusunda yönlendirmeye kalkışırlar.. doğal şekilleri yok edebilirler ama onları yaratamazlar.. ayrımlama , parçalanmış ve tam olmayan bir anlayış , her zaman insan bilgisinin başlangıç noktasını oluşturur.. insanlar doğanın bütününü bilmekten aciz bir şekilde , onun eksik bir modelini oluşturmaktan daha iyisini yapamazlar , sonra da kendilerini kandırarak doğal bir şey yaptıklarını düşünürler..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

doğayı bilmesi için kişinin yapması gereken , aslında hiçbir şey bilmediğini , herhangi bir şey bilmekten aciz olduğunu fark etmektir.. o zaman ayrımlayan bilgiye ilgisini kaybetmesi beklenebilir.. ayrımlayan bilgiyi terk ettiği zaman , kendi ayrımlamayan bilgisi onun içinde doğar.. eğer bilmek hakkında düşünmeye çalışmazsa , eğer anlamayı önemsemezse , anlayacağı zaman gelecektir.. egoyu yok etmekten , insanların cennetten ve dünyadan ayrı var oldukları düşüncesini bir kenara bırakmaktan başka bir yol yoktur..’

‘bu akıllı olmak yerine aptal olmak anlamına gelir’ diye patladım , yüzünde erdemli bir gönül rahatlığı taşıyan genç birine.. ‘gözlerindeki ne çeşit bir bakış.. aptallık açığa çıktığında zeki görünür.. akıllı mı yoksa aptal mı olduğundan kesinlikle emin misin , yoksa aptal-tipi zeki bir adam mı olmaya çalışıyorsun.. zeki hale gelemezsin , aptal hale gelemezsin , olduğun yere saplanıp kalmışsın.. şimdi bulunduğun yer bu değil mi..’

bunu der demez , aynı sözleri tekrar tekrar söylediğim için kendime kızdım ; bu sözler ki asla sessiz kalmanın erdemine erişemezler , öyle sözler ki kendim bile anlayamazdım..

sonbahar güneşi ufukta alçalıyordu.. alacakaranlığın renkleri yaşlı ağacın altına doğru ilerledi.. içdenizden gelen ışığı sırtlarına alan sessiz gençler , akşam yemeği için yavaşça kulübelerine döndüler.. gölgeler içinde , sessizce arkalarından izledim..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘insanoğlu kadar zeki başka bir canlı olmadığı söylenir.. bu zekayı kullanan insan nükleer savaş yapmaya muktedir tek hayvan haline geldi..’

‘başlangıçta insanın hiçbir amacı yoktu.. şimdi ,  o yada bu amacın hayalini kurarak yaşamın anlamını bulmaya çalışıyorken yaşamlarını mücadele içinde geçiriyorlar.. bu tek kişilik bir güreş müsabakasıdır.. insanın düşünmesi ya da arayışına çıkması gereken bir amaç yoktur.. eğer amacı olmayan bir yaşamın anlamsız olup olmadığını çocuklara sorsaydınız , çok iyi ederdiniz..

anaokuluna başladıkları zamandan itibaren insanların üzüntüleri başlar.. insan mutlu bir yaratıktı ama zor bir dünya yarattı ve şimdi onun dışına çıkma mücadelesi veriyor..

doğada yaşam ve ölüm var ve doğa neşe dolu..

insan toplumunda yaşam ve ölüm var ve insan üzüntü içinde yaşıyor..’

‘hiçbir çelişkinin ve hiçbir ayırt edişin olmadığı bir dünyada yaşayan çocuklardır.. ışığı ve karanlığı , güçlüyü ve zayıfı algılarlar ama bir yargıda bulunmazlar.. yılan ve kurbağanın var olmasına rağmen , çocuk güçlülük ya da zayıflıktan anlamaz.. yaşamın özgün hazzı buradadır ama ölüm korkusu henüz ortaya çıkmamıştır..

yetişkinin gözünde ortaya çıkan sevgi ve nefret , özgün halinde birbirinden farklı iki şey değildir.. aynı şeyin önden ve arkadan görüntüsüdür.. sevgi , nefretin malzemesini sağlar.. eğer sevgi madalyonunu ters çevirirseniz nefret olur.. yalnızca tarafların olmadığı mutlak dünyaya girerek , olgusal dünyanın ikiliğinde (dualitesinde) kaybolmak önlenebilir..

insanlar kendileri ve diğerleri arasında ayrım yaparlar.. ego var olduğu sürece , bir ‘öteki’ olduğu sürece , insanlar sevgi ve nefretten kurtulamazlar.. kötücül egoyu seven yürek , nefret edilen düşmanı yaratır.. insanlar için ilk ve en büyük düşman , bu denli sevdikleri ‘kendileridir..’

insanlar saldırmayı ya da savunmayı seçerler.. mücadeleyi sağlamak için , birbirlerini, anlaşmazlığı kışkırtmakla suçlarlar.. bu el çırpıp ardından sesi hangi elin çıkardığını , sağ elin mi yoksa sol elin mi çıkardığını tartışmaya benzer.. bütün münakaşalarda ne doğru vardır ne de yanlış , ne iyi vardır ne de kötü.. bütün bilinçli ayırt etmeler aynı zamanda ortaya çıkarlar ve tümü hatalıdır..

bir kale inşa etmek , en başından yanlıştır.. bunun şehrin savunulması için olduğu özrünü öne sürmesine rağmen , şato yöneticisi efendinin kişiliğinin bir sonucudur ve etrafındaki bölgelere dayatmacı bir güç yayar.. saldırıdan korktuğunu ve istihkamın şehrin korunması için gerektiğini söyleyen zorba , silah depolar ve kapıya kilit takar..

savunma eylemi halihazırda saldırıdır.. kendini savunma silahları , her zaman savaşları kışkırtanlara bahane olur.. savaş felaketi kendi/öteki , güçlü/zayıf , saldırı/savunma gibi boş ayrımların güçlendirilmesi ve büyütülmesinden kaynaklanır..

bütün insanların göreceli algılama kalesinin kapısından çıkıp çayırlara koşarak müdahalesiz doğanın kalbine dönmesinden başka barışa giden bir yol yoktur.. yani kılıç yerine orağı bilemekten başka yol yoktur..

çok eskilerin çiftçileri barışçıl insanlardı ,  ama şimdi et için avusturalya ile tartışıyorlar , balık için rusya ile münakaşa ediyorlar , buğday ve soya fasulyesi içinse amerika’ya bağlılar..

öyle görünüyor ki , japonya’daki bizler büyük bir ağacın gölgesinde yaşıyoruz ve bir fırtına sırasında büyük bir ağacın dibinden daha tehlikeli bir yer yoktur.. ve bir daha ki savaşta ilk hedef olacak ‘nükleer bir şemsiyenin’ altında sınmaktan daha aptalca bir şey olamaz.. bugün biz toprağı bu karanlık şemsiyenin altında sürüyoruz.. hem içten hem de dıştan , bir krizin yaklaştığını hissediyorum..

iç ve dış bakış açılarından kurtulun.. dünyanın her yerindeki çiftçiler özünde aynı çiftçilerdir.. biliriz ki , barışın anahtarı toprağa yakındır..’

‘EKİN SAPI DEVRİMİ , Doğal Tarıma ve Doğal Hayata Giriş’ , MASANOBU FUKUOKA

KAOS Yayınları , Çeviri : AYKUT İSTANBULLU ,  Eylül 2006 , 182 sayfa..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Teşekkürlerimizle

27 Nisan 2009 ‘ da başlamış olduğumuz bu serüvene siz değerli takipçilerimizin  desteği ve ilgisinden dolayı sitemizin bulunduğu sunucu yetmemeye başladı ve bugün aylakadamiz.com artık yeni sunucusuna taşınmış bulunuyor .

Siteyi kurarken önce kimse girmez takip etmez diye düşünüyordum ama bugün geldiğimiz noktayı inanın bende kestiremiyorum . İnanılmaz bir hit sayısı ve takipçi kitlesine ulaştı aylakadamiz.com sayenizde .

Burada bu siteyi her zaman beni destekleyen biricik ağabeyim , sevgili dostum güzel insan Crockett ‘ e huzurlanırzda teşekkürü bir borç bilirim . O’nun bu desteği olmasaydı bu site olmazdı .

Biz var oldukça , siz var oldukça aylakadamiz.com sonsuza kadar yaşayacaktır . Yakında aramıza katılmasını beklediğim sevgili kardeşim “Yüco” da burada yazılarıyla ve paylaşımlarıyla aramızda olacak . Kendisine şimdiden aramıza , ailemize hoş geldin diyorum  .

Normalde bu kadar uzun yazamam aslına bakarsanız ama bugün bir ayrı mutluyum , çok değişik duygular içindeyim . İlk defa bu hayata bir gol attım . Aylakadamiz.com bugün geldiği bu durumda en güzel şeyleri hak ediyor .

İyi ki varsınız sevgili dostlar .

BLACKHAWK

 

 

 

METİN GÖKTEPE.. (10 Nisan 1967 – 8 Ocak 1996)

metin’e metin bir metin..

metin’in kafasında bir darp var
polis karakolundan morga kadar
mosmor
bir darbe var
yüreğimizde beynimizde
soruyor bir işaret fişeği
biz ölerek mi yaşamayı
öğreneceğiz hala..

CAN YÜCEL

madenci..

madenci..

 

‘önce bursa mustafakemalpaşa , sonra balıkesir dursunbey’de arka arkaya meydana gelen maden ocağındaki grizu patlamaları ve göçüklerde onlarca işçimizi kaybettik.. dün ise yeni bir üzücü haber geldi.. 30 işçi zonguldak’daki madende meydana gelen grizu patlaması ve sonrasında meydana gelen göçükte mahsur kaldılar..

tuzlada tersanelerdeki katliam gibi kazalar hafızalarda.. iş kazaları hala emekçinin temel gündemi.. ama ‘pek değerli rıza üretim aygıtları’ medyamızın ve ‘sevgili siyasetçilerimizin’ ülke gündemi saçma sapan konular.. başka amaçlarla yapıldığı gün gibi ortada olan , yalan dolan göz boyamadan başka bir şey olmayan anayasa revizyonları , siyasetçilerin yatak odaları , top peşindeki ülkemin futbolda ‘anadolu ihtilali’ masalları , magazin geyikleri.. koskoca ülkenin gündemi bunlar-mış.. madencilere ve diğer iş kazalarına değinenlerde sabun köpüğü misali.. iki artistin bir yerde yemekte görülmesi onlarca dakikalık flaş spotlarıyla verilip saatlerce , günlerce gündemde tutulurken iş kazaları yarım dakikalık haberler olarak ya yer buluyor ya da hiç bulmuyor.. hatta aralarında bazı medya borazanları var ki akıllara zarar.. dursunbey’deki grizu patlaması sonrası bir haber spikeri kalkıp olayı ergenekonculara da yüklemişti ya gülelim mi ağlayalım mı çatlayıp yarılalım mı.. pes.. olayı iş güvenliği , iş yeri güvenliğine , alınmış yada alınmamış tedbirlere , ihmallere bağlayacağına nerelere götürüp bağlıyor arkadaş helal olsun ne diyelim..

ama ezilen emekçiler , memurlar , köylülerin gündemi , hayatı belli ; kelle koltukta günlük nafakasının , ekmeğinin peşinde hepsi..

iş kazaları olmasın artık , gerekli tedbirler alınsın ve beylik laflarla geçiştirilmesin bu katliam gibi kazalar.. ve şu lafı duymak istemiyoruz artık ‘devletimiz büyüktür , gereğini yapacaktır..’ her kazadan , her olaydan sonra çıkarlar aynı lafı ederler : devletimiz büyüktür.. devletimiz değildir büyük olan insanımız büyüktür.. devlet insanımız için vardır.. insanımız olmadan devlet olmaz.. insansız devlet olmaz.. devletin görevi insanların güven ve refahıdır.. devletin görevi büyük olmak değil insanının güvenliğini sağlamak , hayatını korumaktır..

zonguldak’daki 30 işçiden aldığımız üzücü haberler umarım kara habere dönüşmez , 30 işçimiz sağ salim evlerine , ailelerine dönerler ve kömür karası elleriyle çocuklarının başlarını okşarlar..’

 

Crockett..

MADENCİNİN ŞARKISI

Gider, gelir, iner, çıkarım

Bunların hiçbiri

Kendim için değil

Madenciyim ben

Madene giderim

Ölüme giderim

Madenciyim ben.

 

Kazar, çıkarır, terler, kanarım

Her şey patrona gider

Bir damla acı olsun değil

Madenciyim ben

Madene giderim.

 

Görün, duyun, düşünün, ağlayın

Bunda ne kötülük var

Her şey yolunda gidiyor

Madenciyim ben

Madene giderim

Ölüme giderim

Madenciyim ben.

VICTOR JARA

Çeviri : ADNAN ÖZER

MADENCİDEN

indim maden ocağına kara elmas diyarına
yeryüzü sıcak olsun diye dost
yıllar boyu kazma salladım suskunca bu zindanda
çocuklarım gülsün diye dost
oysa bizim evde gülen yok

yürü derler yürü derler açlığa yürü derler
kara elmas tabut olmuş gerekirse ölün derler
günü gelir utanmadan ağlaşana gülün derler
yalanlara artık sabrım yok

bugün maden ocağına kara elmas diyarına
inmedik selam olsun sana dost
ölesiye ışık hasretiyle solmuş bu yüzlere
grev grev güneş doğmuş dost
artık kaybedecek bir şey yok

 
yeraltında ezilenler yeryüzüne seslenirler
madenler bizim derler gerekirse ölüm derler
günü geldi grev derler dost
artık kaybedecek bir şey yok..

GRUP YORUM

1 MAYIS 2010’da TAKSİM’E ! 1 MAYIS ALANINA !

‘sendikal hak ve özgürlükler için , sosyal güvenlik yasasındaki haksızlıklara karşı durmak için , yoksulluğa , adaletsizliğe karşı durmak için , emperyalist işgallerin son bulması için , 1 Mayıs 1977’de Taksim’de katledilenleri unutturmamak için ve her türlü vesayete , her türlü darbeye karşı durmak için 1 MAYIS 2010’da TAKSİM’E ! 1 MAYIS ALANINA !’

Crockett..

(1 MAYIS 1977 , Taksim Meydanı , DİSK GENEL BAŞKANI KEMAL TÜRKLER konuşmasını yaparken..)

İŞTE AÇILIM : TEKEL İŞÇİLERİNE DESTEK VEREN 24 LİSELİ ÖĞRENCİYE TAKDİRNAME DEĞİL DE TASDİKNAME !

İŞTE AÇILIM : TEKEL İŞÇİLERİNE DESTEK VEREN 24 LİSELİ ÖĞRENCİYE TAKDİRNAME DEĞİL DE TASDİKNAME !

Hakkını arayanların yanında olmak da suç bu ülkede..

‘Açılım , demokrasi , hak , hukuk ve adalet’ kelimelerinin havada uçuştuğu günlerde hakkını arayan işçilere destek veren öğrenciler öğrenim yılının ortasında okulsuz kaldılar..

Seçme yaşının 18 yaşına , seçilme yaşının da 25’e indirildiği bir dönemde hangi parti olursa olsun yalnızca kendi partilerine yakın olduğu zaman gençliğin siyaset yapmasına ve hak aramayı öğrenmesine izin veriliyor.. Gençliği sadece oy deposu olarak görüyorlar..

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde Mehmetçik Lisesi’nde 25 Şubat 2010’da Tekel İşçilerine destek için sadece oturma eylemi yapan , slogan atmayan 200 lise öğrencisinden 24’üne tasdikname verilerek okudukları okullarıyla ilişkileri 16 Mart 2010’da kesildi..

‘Ders boykotu’ , ‘slogan atmak’ ve ‘öğretmenlere karşı gelmek’ iddialarıyla Ortaöğretim Kurumları Disiplin Yönetmeliği’nin 13/C maddesine göre okuldan atılan öğrencilerin karara, 1 hafta içinde yazılı olarak itiraz hakları var ama ceza çoktan kesilmiş durumda..

Sıra TEKEL işçilerinde..

Şimdi TEKEL işçileri ve tüm kamuoyu Mehmetçik Lisesi öğrencilerinin yanında onlara destek olmalı..

Okullarından atılan liselilerin eğitim hayatları , gelecekleri karartılmasın , yanlarında olalım..

Crockett..

NE OLURSAN OL SENDİKALI OL !

‘SENDİKALI OL !’

Petrol-İş sendikasının düzenlediği ‘SENDİKALI OL !’ kampanyasına destek olalım.. Hangi iş alanında çalışıyor olursak olalım sendikalı olalım ! Sendikanın önemini yakın zamanda Tekel işçilerinin direnişinde açıkça gördük.. Kapının önüne konmamak için , haklarımızı birlikte güçlü şekilde arayabilmek için sendikalı olalım..

Ayrıntılı bilgi için ‘www.sendikaliol.org’ ve ‘www.petrol-is.org.tr’ adreslerine göz atabilirsiniz..

Crockett..

 

‘SENDiKA ÜYE iŞÇiLERE NELER SAĞLAR?

Bir işçi yaşamının büyük bölümünü işyerinde geçiriyor.

Yani işyeri, evi kadar önemli, yaşadığı mahalle kadar ayrılmaz bir parçası. O halde ne bekler bir işçi işyerinden?.. Çalışırken, kendisinin fiziksel ve psikolojik durumunu bozan rahatsızlıklar, kendi başına çözemediği sorunlar varsa, bunların düzeltilmesini bekler… Yani çalışma şartlarının iyileştirilmesi onun öncelikli beklentisidir. Sendikalar bunu sağlamak, üyelerinin çalışma koşullarını iyileştirmek yaşam seviyelerini yükseltmek için çalışır.

Ayrıca sendikalar işyerinde işçilerin de söz hakkının olması, işyerinde keyfiliğe, eşitsizliğe, kayırmacılığa, güvencesizliğe son verilmesi için çaba harcar.

Sendika, üyeleri adına resmi makamları şikayette bulunur, mahkemeye başvurur, dava açar, hukuki destek verir, avukat sağlar.

İşçilerin çalışma ve yaşam koşullarıyla ilgili araştırmalar yapar, raporlar hazırlar, bunları öncelikle kamuoyunun bilgisine ve hükümet yetkililerine iletir, peşini bırakmaz, takip eder.

Sendika, işçilerin sorunları konusunda kamuoyu desteği yaratmak için yayın yapar, gazete, dergi çıkarır, broşürler ve kitaplar yayınlar.

Sendika, medya ile düzenli ilişki kurar, işçi sorunlarını dile getirir, destek sağlamaya çalışır.

Sendika, siyasi parti, kurum ve kuruluşlarla ilişki içinde olur.  Yasalarda işçilerin hak ve çıkarlarına yönelik değişiklikler yapılması için veya çalışanlar yararına yeni yasalar çıkartılması için çaba harcar.

Sendika, işçi sorunlarını uluslararası alanda da dile getirir. Diğer ülkelerin işçileri ve işçi kuruluşlarıyla deneyim alışverişi yapar. Ortak sorunlar için ortak çözümler geliştirilmesine çalışır. Uluslararası dayanışma sağlar.

Sendika, işçilerin, haklarını daha bilinçli savunmaları için eğitim faaliyetleri yürütür.

Tek tek işçiler, sendika sayesinde bir araya gelir, birlik olur.

SENDiKA ÜLKEYE NELER SAĞLAR?

Sendika, aynı ışıklı, güzel yolda bir arada yürüyen insanların birliği ve dayanışmasıdır.  

Sendikanın faaliyetleri, sadece kendi üyelerinin hayatını değiştirmekle kalmaz… Bu faaliyetler aynı zamanda, tüm ülkede işsizliğin önlenmesi; açlığın, yokluğun, yoksulluğun ortadan kaldırılması; işçilerin ve tüm emeğiyle geçinenlerin toplum içinde onurlu yaşayabilmesi; herkesin geleceğe güvenle bakabilmesi için; adalet ve eşitlik için, insanın insan olması için kalıcı adımlar atılmasının önünü açar.’