Archive for the ‘Şiir’ Category

53 gün sonra yine ‘TÜNEL..’ – Birhan Keskin

‘..işitmek istemeyenden ,

daha kötü sağır yoktur..’ – vladimir ilyich lenin

(fotoğraf : ‘les quatre cents coups..’ / ‘dört yüz fırça darbesi..’ – François Truffaut..) 

TÜNEL 

Yürüdüğüm yollar yormadı beni,
kendimi öldürmek için
kurduğum planlar işe yaramadı,
hiç eksilmedim, çoğalmadım hiç
unuttum çıplağında öldüğüm geceyi.

Bir içağrısı gibi buldum kendimi
ne kaçtım cinayetinden ne öldüm
ortada bir kan vardı, üşüyordu, ıssız..

Bir tünelin uğultusunu taşıyarak içimde
acının içinden geçtim,
yol boyunca zamanın parçalarında
bir ürperti saydılar beni
oysa bir iki sessizlik dışında, yekpare,
soğudum, üşüdüm

kendi çukurunda buz tutan suyu,
yolun kederini anladım…

BİRHAN KESKİN

(Kim Bağışlayacak Beni , Birhan Keskin , Metis yayınları , 2005)

‘İKİNDİ ÜSTÜ..’ – EDİP CANSEVER (1947)

SU YANINDAKİ PARKLAR 

Başlar yalnızlık ve gece ,

Önce denizden.

Ya parktayız , ya meyhanede;

Bir parça daha harcarız gençliğimizden..

 

Görünmez caddeler ışıktan

Görünmez karanlıkta parklar.

Tam içilecek zamanıdır şarabın,

Kadınların en güzel saatidir,

Bir garip hali vardır insanların..

 

Yosun kokusu, rüzgar ,

Gezinirken duyduğumuz..

Hava sıcak mı sıcak,

Temmuz..

 

Uzanır kırlara doğru

Yalnızlığı olan.

Bu saatte sessizlik acıdır,

Gelecektir parka yalnızlığı duyan..

 

EDİP CANSEVER

HOŞLANDIĞIM KADINLAR

 

Ne yapsam neye benzetsem;
Bu mahzun halimi.
Aşıklık değil benimkisi,
Yolculuk değil,
Neyi duysam hüzünlenirim,
En ufak şeyi, rüzgarı bile.
Kimseye benzemez gülmem konuşmam,
Kimseye benzemez hoşlandığım kadınlar,
O kadınlarki rüzgara verip saçlarını,
Resimlerde yaşayan,
Şiirlerde yaşayan..
 

EDİP CANSEVER

(Şairin 19 yaşında yayınladığı ‘İKİNDİ ÜSTÜ’ adlı ilk şiir kitabından , 1947 yılı.. ‘Sonrası Kalır’ 1. Cilt , Nisan 2005 , Yapı Kredi Yayınları..) 

‘Şarabım bir sabra erişmiş..’ – OKTAY RİFAT

KADEH

 

Burası dalyan kahvesi
Ortalık süt mavisi
Apostol bu ne biçim meyhane
Tabağımda bir bulut
Kadehimde gökyüzü

OKTAY RİFAT

BANA BENZER 

Bana benzer bacalar aşkla tüten,

Kaçırırlar Gece’den düşlerini.

Üstümdeki çardak ve bu dal benden,

Gökyüzü bahçem, bulutum kan rengi.

 

Şarabım bir sabra erişmiş küpte,

Bir elim ay, bir elim körpe güneş,

Bir göl gibiyim akşamlara dönmüş,

Yıldızları kendinden daha dipte. 

OKTAY RİFAT

‘İçtikçe içesim geliyor..’ – Metin Eloğlu

İNCE ELEK 

İçtikçe içesim geliyor gayrı ne bilgi ara ne hüner

Beni bu rakıyla baş başa bırakma

Adam olayım çalışıp para kazanayım

Beni böyle işsiz güçsüz bırakma

Beni uslandır beni yüreklendir

Beni deli edip bırakma

Bilsen nereleri var kalk gidelim

Beni hep buralarda bırakma

Beni aç bırak evsiz urbasız bırak

Beni sensiz bırakma

 

Beni ne yap biliyor musun

Beni yont beni arıt beni ayıkla

 

METİN ELOĞLU

 

ŞİŞEDEKİ 

Şişede durduğu gibi durmaz ki kâfir

Tutar insana yaşamayı sevdirir

METİN ELOĞLU

AYRILIK.. – Birhan Keskin

AYRILIK 

kaç gecenin çölüdür bu ayrılık

kaç şiirin dölüdür üstüme

örttüğün bu ince sessizlik

kalbim alış artık, kır kendini

kendi duvarında, sesini

kendi duvarına haykır.

 

tesadüfen birbirine rastlamış

başka başka aşklarsınız siz artık

geceyle gündüz gibi birbirine

ayrılmış. o ki rüzgâr, bir zaman

senin çölünde kumlar uçurmuş,

o ki gece ve esmer, görmüyor

sahrayı, sesi içinde karışmış.

 

her ayrılıkta kendine saplanan bir hançer

kendi sabrını deneyen taş,

kendi uykusuzluğunda yatak oldun.

kül koy şimdi yanına korunun

seni kavuran onu da yakmasın.

aşkla besle kendini, gül yetiştir,

sardunya çoğalt.

ki, sen aşktan ve ayrılıktan

başka ne anlıyorsun.

 

BİRHAN KESKİN

BİRHAN KESKİN kitapları :

KİM BAĞIŞLAYACAK BENİ , 2005 , METİS YAYINLARI

BA , 2005 , METİS YAYINLARI

Y’OL , 2006 , METİS YAYINLARI

(1. FOTOĞRAF : UZAK filmi , NURİ BİLGE CEYLAN ,

 2. FOTOĞRAF : Crockett..)  

KIŞTAN KALAN SOĞUKLUK.. – TURGUT UYAR

KIŞTAN KALAN SOĞUKLUK
 

yine de kötü bir kış geçirmedik sanıyorum
altın düştü örneğin
karlar beyaz yağdı, direndi uzun zaman
geleceğin sevgisi bir aklık olarak başladı
sevgilim senin ellerin bir keçi sever kadar taze
sevgilim kolera yavaşladı
üstelik birkaç kez de aya gidildi
gelindi bile

şimdi ey benim badem gözlüm
su çiçeği, kızamık boğmaca geçirmişim
ancak ölünce hatırlanan sarışınım
altın sarısının beyaza dönüştüğü şu günlerde
sabah sabah aç karnına ölünen şu günlerde
kararlı yüreğin bir manşeti yadırgarken
silah kullanmayı isterken ellerin şu günlerde
-sana onu da öğretirim-
yüreğin kıpır kıpır yerinde duramazken
saçını taramamaktan aktardığın sıkıntı
sarı bir boya halinde parmaklarına yayılırken
öyle bir sarı boya ki kanlardan damıtılmış
ve kanların bağışlanmaz dirimini taşıyan
sana bir türkü söyleyeyim
güzel olmasın gerçek olsun
beklet kendini hazır dur
adı belirsiz bademlerle birlik dur
kağnı güdenlerle birlik dur
şehir kuşatanlarla birlik dur
ölen ve yara alanlarla birlik dur

bir tarihte bir dağ yamacında 
onikibinsekizyüzelliüç kişi öldü
yamaç yeşildi çünkü bir bahara başlıyordu
ölenlerin bir kısmı, küfeksiz, onların bir kısmı
tüfek müfek bir yana donsuz gömleksizdi
sayı bilmezlerdi toptandılar
böylece bir yerlerde toplandılar
yürekleri uzun bi süre atmadı
aslında
çoğu da insan olduğundan yüreksizdi

bir sürü alan ve ova bir sürü ağaçaltı ve orman
ölmemeye bir sürü bahane
örneğin suyu görünce hemen ayaklarını soktular
çünkü gölgeli bir su her zaman
bitmemiş bir yapıda her zaman
çünkü sonu buysa 
ölmek elbette gereksizdi

bilirim hoşuna gitmiştir bu ilkel türkü
ilkelliği bütün bir yaz ve kış yaşanan
çünkü sağlıklı bir güneşe taparsın sen
her bir ışını şiir yazanlara umut ve hüzün veren
bir karanfil olarak süner gider belleğinde
atı ve insanı doyuran çavdar
sevgilim hazırlığın tamdır
ve şiire artık saygın yok
üstelik ben de seninleyim bu konuda
pazardan karsız dönen köylüler gibi

kanın ateşin ve seslerin böyle cömertçe kullanıldığı
böyle sorumsuzca kullanıldığı bir dönemde
herkesin şimdilik hakkı vardır hüzünlenmeye


yukarda dediğime bakma aslında
başarısız boktan bir kış geçirdik
kanımız bile doğru dürüst akmadı
bir sürü çocuğu öldürdüler

TURGUT UYAR

Turgut Uyar , Büyük Saat , Yapı Kredi Yayınları , Mayıs 2002 , sayfa 644..

‘Yedi kez çağıracağım seni.. Altısında gelme.. Ama söz ver yedincisine.. Tek sözümle gel..’ – BERTOLT BRECHT

İYİLİK NEYE YARAR?

1.

İyilik neye yarar,

Öldürülürse iyiler çarçabuk,

ya da iyilik görenler?

 

Özgürlük neye yarar,

yaşarsa bir arada

özgürlerle tutsaklar?

 

Akılsız olmak madem ekmek sağlar herkese,

akıl neye yarar?

2.

İyi insan olacağınıza,

öyle bir yere götürün ki dünyayı,

iyilik beklenmesin!

 

Özgür insan olacağınıza,

öyle bir yere götürün ki dünyayı,

kavuşsun özgürlüğe herkes,

özgürlük sevgisi geçersiz olsun!

 

Akıllı insan olacağınıza,

öyle bir yere götürün ki dünyayı,

akılsızlık zararlı olsun!

BERTOLT  BRECHT            
Çeviren : A. KADİR

ŞİDDET ÜZERİNE

Şiddetli denir asi ırmağa
ama kimse şiddetli demez
Onu sıkıştıran yatağına.

Şiddetli denir
huş ağacını büken fırtınaya.
Ya yol işçilerinin belini
büken fırtınaya?

 
BERTOLT  BRECHT
Çeviren : A. KADİR , Gülen AKTAŞ

 

(Fotoğraf : BLACKHAWK)

DÖRT AŞK ŞARKISI

1.
Senden ayrıldığımda
O güzel günün sonunda
Açılınca gözlerim
Ne çok sevinçli insan varmış dedim.

İşte o akşamdan sonra
Sen bilirsin ya
Daha güzel dudaklarım
Çekirge gibi çevik bacaklarım

Ben böyle olalı beri
Daha yeşil ağaç, fidan ve tarla
Daha bir güzel suyun serinliği
Başımdan aşağı boşaltınca 

2.
Beni sevindirdiğinde
Bazen düşünürüm:
Şimdi ölüversem
Mutlu kalırım
Sonsuza kadar.

Sonra yaşlanıp
Beni düşündüğünde
Tıpkı bugünkü gibi görünürüm sana
Bir sevdiceğin olur
Henüz gencecik.

3.
Küçücük dalda yedi gül
Altısını rüzgar alır
Ama biri kalır
Bulayım diye onu

Yedi kez çağıracağım seni
Altısında gelme
Ama söz ve yedincisine
Tek sözümle gel.

4.
Bir dal verdi bana sevgili
Üzerinde sarı yapraklarda

Yıl dediğin geçer gider
Aşk ise hep yeni başlar.

BERTOLT  BRECHT  
Çeviri : Turgay FİŞEKÇİ

ADELA GRECEANU..

‘bilmiyorum seni ilk nerede görmüştüm , nerede okumuştum ; nerede , ne zaman , nasıl karşıma çıkmıştın , sesini ilk nerede duymuştum , hangi bitmesini istemediğim rüyamda konuşmuştum seninle.. hatırlamıyorum.. sanki binlerce ışık yılı uzaktan ve yüz yıllar süren bir ayrılıktan sonra tekrar karşıma çıkmıştın..

ama kimsin , kimdin sen adela.. niye bu kadar tanıdıktın ve niye bu kadar yabancıydın.. sesinin depremine tutulduklarımın enkazı altında nefes almaya çalışırken karşıma çıktın.. belki de biraz olsun nefes almam için bana yardıma gelmiştin..

sonra seni araştırmadığım , aramadığım , gitmediğim yer kalmadı adela..

aylarca sana yazdım , sana konuştum..

fakat ne yazdıklarım , ne söylediklerim sana ulaşamadı hiçbir zaman..

ve bir gün senin bu kente geleceğini öğrendiğimde gülümsedim..

geldin..

gittim , karşında durdum sessizce ve sende kayboldum..

seni görmüş müydüm , duymuş muydum , seninle konuşabilmiş miydim..

son hatırladığım karşında susup kaldığımdı adela..

ne kadar yaklaşmak istesem de sana , sen benden gülümseyerek uzaklaşıyordun sonsuz bir sisin içinde.. bir kuyruklu yıldız misali çarpacakmış gibi yaklaştıktan sonra uzaklaşan sürekli bir düş müydün sen ? sesinin , yazdıklarının arasında yarı uykulu dolanan kayıp bir esrik aylak mıydım ben ? oysa senin yazdığın şiirlerde sadece bir kelime olsam bile yeterdi bana , varlığıma bir delil..

ne kadar zamandır böyleyim hatırlamıyorum ama bildiğim aynen senin yazdığın gibiyim : ‘ayaklarının dibindeyim hep ben. uzun bir süredir nefes alamıyordum zaten..’

 

Crockett..

 

 

Adela Greceanu..

Adela Greceanu 1975 Romanya’da doğdu.. ‘Kitabımın adı , Beni Bunca düşündüren..’ adlı şiir kitabı ile Romen Edebiyatına ilk eserini kazandırdı. 2001 yılında ikinci kitabı ‘Bayan QUASİ’yi çıkardı.. 2008 yılında yayımlanan son romanı ‘Kırmızı Çoraplı Gelin’ ve son şiir kitabı ‘Yürekten Anlamak’ çıktı..  2209 yılında Word Express adı altında değişik ülkelerden genç yazar ve şairlerle birlikte İstanbul’a bir tren yolculuğu gerçekleştirdi , İstanbul Şiir

Festivaline katıldı , çeşitli etkinlikler tartışma ve çeviri atölyelerine katıldı.. Adela Greceanu genç yaşta Romen edebiyatının ve çağdaş dünya edebiyatının beğenilen ve umut veren yazarları arasında yer almaktadır.. 

‘Beni Bunca Düşündüren Kitabımın Adı’ (1997) adlı kitabından :

 

‘.. metinlerimi yazarken , lütfen her satıra büyük harfle başlayın, sizin büyük harfleriniz benimkilerle uyuşmasa bile , hatta bir sonraki sözcüğü önemsemeden yapın bunu.. böylece her metin, özünde barındırdığı o beklentiyle dolu olacak, belli bir sayıda yeniden yazılma beklentisi. Her metin daima başka bir metine dönüşecektir (başka bir şeye). Her metin küçük bir canavardır. Farklı yazılabileceği şekillerin sayısı , büyük ihtimalle  metnin öleceği yaşa denk gelecektir..’

 

‘Geçen yaz, sarı ve kırmızı ve diğer güneş renklerine boyanmış bir

Evdi. O evin içindeki insanlar sesiz. Yalnızca gülümsüyorlar , bir

Fotoğraftaymışçasına.. sözcükleri uzun zaman önce sessizliğe

Büründü, çünkü ben orada yaşamıyorum artık. Bunun tam olarak

Ne zaman olduğunu bilmiyorum. Sanırım şöyle oldu : ben hala

Evin içinde Yaşarken , tam bir sözcük doğmak üzere olduğunda,

Sözcük birdenbire bir çiçeğe , çimene , güneşe dönüştürüldü ,

Böylece yaz büyüdü. Böylece evin duvarları büyüdü, ve

Büyürken , orada, dördünün ortasında durmakta olan benden

Giderek uzaklaştılar. Ne olup bittiğini fark etmedim ve çok fazla

Konuşup çok güzel Şeyler anlattım. Sözcük-çiçekleri söylemeye

Devam ederken, duvarlar dört ayrı yöne doğru uzaklaşmaya

Devam etti, ta ki ben dışarıda kalana dek.. dışarısı yaz mevsimiydi..’

 

‘Yüz yüze duruyoruz.. göğsüme temiz havayı doldurarak başlıyorum

İşe, çektiğim havanın bir ucunu içeride tuttuğumu ve sonra dışarı

Bıraktığımı düşleyerek. Benim bıraktığım havayı içine alıyorsun

Bir öpücükmüş Gibi , ve onun diğer ucunu ciğerlerinin

Derinliklerine bağlıyorsun, oraya  bir bitkiyi ekermiş gibi.

Beni aldığın havayı geri vererek cevaplıyorsun , ciğerlerindeki kök çiçek

Açmış gibi.. Ve ben de aramızdaki havayı topluyorum , aceleyle

Arkama saklıyorum, ve sana havayı Hangi elimde tuttuğumu

Soruyorum. Umutsuzca birtakım işaretler yapıyorsun, çünkü sana

Nefes olacak hava kalmamış, bense hangi elimde havayı tuttuğumu 

Bilmen İçin ısrar ediyorum.. Bulamıyorsun , onun yerine , elimden

Bıraktığım havayı açgözlüce yakalamaya çalışıyorsun.. İçine

Çekiyorsun onu, dışarı veriyorsun, tümünü kendine saklıyorsun.

Beni unutuyorsun. Mutlu görünüyorsun, ve bağımsız , ama ben

Senin boşa nefes aldığını söylüyorum. Sonunda aşağı bakıyorsun – 

Ayaklarının dibindeyim hep ben. Uzun bir süredir nefes

Alamıyordum zaten..’

ADELA GRECEANU 

Çeviren : Yaprak Öz

Word Express projesine ülkemizde destek veren ‘Özgür Edebiyat’ dergisinin  ocak-şubat 2010 , sayı:19’da Yaprak Öz’ün çevirisiyle diğer Adela Greceanu metinlerini okuyabilirsiniz..

Umarım bir gün Adela Greceanu’nun kitaplarının hepsini dilimizde okuyacağız.. Sabırsızlıkla bekliyoruz..

Crockett..

‘Biz başka çocuklar için endişe duyan çocuklarız..’ – RACHEL CORRIE

 

RACHEL CORRIE 1979 yılında ABD’de Washington’a bağlı Olympia kentinden doğdu.. Eğitimini bir devlet okulunda sürdüren CORRIE mezuniyetinden sonra yazar ve oyuncu olmak istiyordu..

RACHEL CORRIE eğitimine devam ettiği sıralarda dünyada , çevresinde olanlara duyarsız kalmıyor , aktif biçimde küresel , sosyal problemlerle ilgileniyor , etkinliklere katılıyordu.. Olympia Adalet ve Barış Hareketi’nin de bir üyesiydi..

Başını çevirip bana ne diyebileceği sorunları , çatışmaları , sefaleti , savaşları görmezden gelmedi , devamlı surette ezilenlerin yanında oldu..

Dünyanın diğer ucundan kalkıp Filistin’e geldi.. Filistin’de evleri İsrail buldozerleri tarafından yıkılan insanların , keksin nişancılarca vurulan çocukların yanında yer aldı.. İsrail buldozerlerine karşı kendisini siper eden RACHEL CORRIE dünyanın görmezden geldiği Filistin’de yaşanan drama sessiz kalmadı.. Açlığın , sefaletin kol gezdiği , barınma hakkının bile buldozerlerce yok edildiği ve yaşama hakkının yok sayıldığı her gün çocukların keskin nişancılarca vurulduğu Filistin’de RACHEL CORRIE tüm yaşanan bu acımasızlıklara karşı durdu ve elinden geldiğince dünyaya bu küçük ülkede yaşananları duyurmaya çalıştı..

Ancak 16 Mart 2003 günü Gazze’deki Refah Mülteci Kampı’ndaki bir doktorun evini yıkmak için gelen buldozerin karşısında durduğunda , buldozeri kullanan canavarın bu kadar soysuzlaşacağını düşünmemişti..

İsrailli buldozer sürücüsü psikopat 10 tonluk buldozeriyle , elinde sadece bir pankart olan RACHEL CORRIE’nin üzerine sürüp RACHEL’in o yiğit güzel insanın üzerinden iki kere geçerek RACHEL’i katlederek yok edeceğini sandı.. RACHEL’i arkadaşları hemen hastaneye götürdü ama tüm müdahalelere rağmen RACHEL kurtarılamadı..

RACHEL CORRIE de , CARLO GIULIANI gibi 23 yaşındaydı..

İnsanlık onurunun , vicdanının sesi olan RACHEL CORRIE korunaklı , sıcacık , konforlu evinden , binlerce kilometre uzaktaki ABD’den kalkıp açlığın , soğuğun , katliamların sürdüğü bu ülkeye koşarak gelmiş ve hiç korkmadan dimdik canavar buldozerlerin önünde vücudunu çekinmeden siper etti..

Yazılacak , söylenecek çok şey var ama sadece ve sadece yazıp konuşacağız ve tüm dünya bir araya gelsek RACHEL CORRIE kadar güzel , cesur bir yüreğe sahip olamayacağız..

RACHEL CORRIE’nin yazdıklarını , onun için yazılmış bence en güzel şiir olan KAMİL EŞFAK BERKİ’nin ‘RACHEL CORRIE’ şiirini ve onun için bestelenen ALMORA grubundan ‘RÜZGARIN KIZI’ şarkısını  müzik kutumuzdan dinleyerek yüzümüzü yere çevirerek utancımızı , hiçliğimizi gizleyelim.. Bu kadar yüreksiz olduğumuz için utanalım ve RACHEL CORRIE’den özür dileyelim ama ne fayda..

Crockett..

‘..Dün iki küçük çocuğunun ellerinden tutmuş olarak tankların ve bir nişancı kulesinin, buldozerlerin ve jiplerin önünde evini terk eden bir babayı seyrettim. Hepsinin birden vurulacaklarından endişe ettiğim için tankla onların arasında durdum. Bu her gün oluyor ancak bu babanın iki çocuğuyla öyle aşırı üzgün bir halde yürüyüp çıkışları beni çok etkiledi..’ – RACHEL CORRIE , 27.02.2003 tarihli mektubundan..

‘Biz başka çocuklar için endişe duyan çocuklarız..’

RACHEL CORRIE

RACHEL CORRIE

Yeni çocuklar gelecek

Dönüp geriye bakacaklar

Rachel Corrie’yi görecekler

Anne, bana Rachel’i anlat diyecekler

Anne ‘şey’ diyecek : ‘şey tatlım , biz babanla…’ diyecek

Çocuk , annesini süzecek…

Ve çocuk , diyecek :

-anne Rachel yaşıyor!..

Ben , Rachel’i bildim anne

Ben , Rachel’i sevdim anne

Rachel’in güzelliğini bir bilsen !..

Rachel’in bir yolun tam ortasında durduğunu bir bilsen !..

Ben çağrılıyorum anne

Bana içimde bir ses oluyor anne

BABA !.. İNSAN İNSANIN KURDUDUR DERDİN

İNSAN İNSANIN YURDUDUR DİYEBİLİRDİN BABA !..

Baba! İçimden bana bir çağrı oluyor

Kulak veriyorum insanın izzeti adına

Aşk işte böyle bir şey , sade ve yüce

Benzer Rachel’in yaptığı sürprize

RACHEL GEÇMİŞTE DEĞİL GELECEKTE KALDI

AŞKIN VE BARIŞIN DEĞERİNİ BİLECEKLERE

Aşkta hile olmaz dedi Rachel

Kanı toprağa aktı , çıktı Tanrı katına

O sütsüz ninnisiz nereye? demedi

Bir ruh annesi oldu Gazzeli çocuklara

Baba !.. Tanrı Ağacı bir yemiş daha verdi !..

Rachel elma dişlemeyi severdi

Büyüdü büyüdü büyüdü !…

Bir insan suyu kaldı buldozerle toprak arasında…

Varsın her şey geçsin anne !..

Toprakta bir kahraman kaldı…

Rachel şöyle yazmış ailesine , arkadaşlarına :

-gidip okyanusu görmeye hakkım var

Soluk soluğa çöllere koştu Rachel

Herkes için bir ölüm öldü Rachel

O’NDA

FAZLALIKLARINDAN KURTULMUŞLARIN BAKIŞI VAR

Dikildi işte yolun ortasında

Rüzgarları solduranların karşısına !..

Dikildi işte

Anne ! çekilmedi Rachel

ANNE ! BİR ZULME KARŞI DURMUŞ OLAN

BÜTÜN ZALİMLERE KARŞI DURMUŞ OLUR…

-şey tatlım biz babanla bu akşam restorana !..

Gidin anne ! toprakta bir porsiyon kahraman kaldı

RACHEL CORRIE GELECEKTE KALDI…

Kamil Eşfak Berki

“bu sabahtan sonra kendimi çok daha iyi hissediyorum. oturup uzun uzun, ne kadar büyük kötülüklere muktedir olduğumuzu ilk elden keşfedişimin verdiği düş kırıklığı üstüne yazdım. oysa en ağır koşullarda bile insan kalabilme gücü ve yeteneğini keşfetmekte olduğumu da yazmalıydım, ki bunu daha önce bilmezdim. GALİBA ASLOLAN, ONUR…” – RACHEL CORRIE

‘çoğumuz hatta aslında hiçbirimiz, bu kadar duyarlılığa ve cesarete sahip olmadık. içimizde hissettiğimiz acının peşinden gitmedik. durduk. sonuçlarına katlanamazdık çünkü. televizyondan seyretmesi daha kolaydı. gazetelerden okumak da öyle. oturduğumuz yerden bir şeyler karaladık en fazla. öfkelendik, kaleme/klavyeye davrandık… ha, şu anda ben de farklı bir şey mi yapıyorum? hayır… bu durumda seyircilerden biri miyim? evet… insan olmak, en çok böyle durumlarda acı geliyor işte. onurdan çok zulme yakın olup bu olanlara alıştığımız zaman… umursamamaya, gazetede görünce sayfa çevirip televizyonda denk gelince kanal değiştirmeye başladığımız an… orda ölenler biz olmadığımız için mi bu kadar rahatız? yoksa kanıksadığımız için mi? ölen her herde ölüyor, giden hiçbir yerde geri gelmiyor oysa…’ – RACHEL CORRIE

‘SONBAHAR’..

Filmin sonunda ‘..Her daim düşleri peşinde koşan sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına..’ diyerek ‘sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına’ filmi ithaf eden ve ‘aylakadamiz’in sonsuza kadar en iyi film olarak en üstte tutacağı SONBAHAR filmini yaratan ÖZCAN ALPER’e aylakadamiz’dan sonsuz sevgi ve saygılarımızla..

BLACKHAWK

BLACKHAWK‘tan ‘YUSUF’a..

(Fotoğraflar : BLACKHAWK..)

‘Ey benim yitip giden dinginliğim,
Huysuz gözlerim, taşkın duygu ırmağım.
Sakınır oldum şimdi dileklerimi bile,
Yaşantım benim, düşte mi gördüm seni yoksa?
Sanki ilk yazın tınlayan erkeninde
AKTIM GEÇTİM PEMBE BİR TAYLA DÖRTNALA..’

SERGEY YESENİN