Archive for the ‘Şiir’ Category

Kışın Bana Yaptıkları.. – Birhan Keskin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KIŞIN BANA YAPTIKLARI…

 

I 

seni bir boşluğa attım

gövdemi başka gövdeler bilmeyecek artık

boşluk sesi ol..

hoşluk sesi ol..

sonra dönüp üz beni.

 

yüzüm yüzünü terk edeli kıştı.
yeni yeni kıştı. kollarım kendi
bacaklarımı sarmıştı. fotoğrafta görünmeyen
ışıklar vardı. sandalyenin ucuna oturmuştum.
gözlerim bacaklarıma dolanan kollarıma ,
sonra bacaklarıma , sonra daha uzağa , salondan
da uzağa ,
o yok yere bakıyordu.

seni bir boşluğa attım
gitmek üzereydim kalktım
boşluk sesi ol..
hoşluk sesi ol..

gözlerimdeki ay ışığı
gözlerinin körlüğü içindi.

II

hadi benim umarsızım
ben ölmek üzereyim
yorgunluğum da öyle
sabrımın son parçasını da yedim
az önce.

hadi benim suskunum
geçtiğim yılları yaktım ardımda
çocukluğumdan gelirken düştüğüm
o keskin virajdan
sürüklendiğim bu vakte dek
sıkıca tuttuğum
kırık dökük inançlarım bile
ölmek üzere.

hadi benim kırgınım
kışın bana yaptıklarından ,
yazın beni öldüren yıldızlarından sonra
yitirdiğim mevsimler değil ,
vaktim yok ,

baktığım yerleri yaktım
içime ağladığım suları da içtim
az önce.

III

seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp
sanki senden bahsetmiyormuşum gibi yapıp
sanki benden bahsetmiyormuşum gibi
hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi
fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana

yılları ve yolları , limanları ve fırtınayı
ve aşkın belki hiç adı geçmeyen kuzeyini
aşkın bu kuzeyden nasıl düşürüldüğünü ,
artık sonsuza dek yitirdiğimizi
büyünün bitişini ,

hiç gerekmeyen yıllarda huzur ,
çok gereken yıllarda da fırtına
nasıl yaşanır onu anlatacağım.

seni bir yabancı gibi karşıma alıp
bunun dayanıklı bir şey olmadığını
sürekli kılınmadığını , çünkü aşkın
yapılan bir şey olmadığını ,
başlangıçta bir melek konduğunu
sonunda bir kelebek öldüğünü ,
yani kısacık sürdüğünü , oysa hayatın
bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
olduğunu ,
bütün bunları sana
nasıl anlatacağım ?

IV

kalbim
ölü mevsimler gibisin
bir şeyin görünmeyen iyi yanları gibi
ama bitti mevsim ,
bir başka yolcu yok sana
fark etmez gibisin.

kalbim
demir masanın küfü , örtünün yırtığı
camın kırığı , patlayan freni hayatımın
kalbim , anla , bitti mevsim
bir başka yolcu yok sana.

BİRHAN KESKİN..

‘Kim Bağışlayacak Beni..’ , BİRHAN KESKİN , METİS Yayınevi , Mart 2005 , 176 Sayfa..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GÖLGELERİMİZ…

Bir devrimin izlerini taşır yüreğim…
Bir direnişin duvara karşı senaryoları üzerinedir tüm replikler…
Birkaç mum alevi yeter gölgelerimizi aydınlatmaya…
Alev topuna dönüşen kavgalar fırlatılır ardımdan, kanlı taş izleri taşır tenimdeki morluklar…
Ve diz çöküp sendeleyişlerin soluk soluğa bıraktığı anda, göz göze gelebildiysen eğer dudaklarından dökülen birkaç kelime yaşadığımız ana dair bir cümleye dönüşürse şayet tüm şehri yakabilirsin bir ara…
Aleve dokunmak gibiydi ilk an sıcak ve çok yakın olabilecekleri kestirebiliyordum…
Söndürdüğüm mumlar karanlıkta kayboluncaya kadar bekledim…
Dudak dudağaydı tüm sözcükler… Adımların tüm şehri sürükleyebilirdi ardından…
Ya göğsünün sıcaklığı saman alevi gibi, küllerinden doğuyor yine alevler…
Karanlık çoğaltıyor sessizliği…
Ürküyorum karanlığa karışmaktan ve yeniliyoruz tekrar yakılıyor mumlar…
Yeniden başlıyor direniş…
Ellerim, dudaklarım titriyor…
Öyle çok kaçmak istiyorum ki ve öyle çok kalmak o anda…
Sessizce, kan ter içinde kalmış bedenimle direnişin izleri üzerimde, teslimiyetin rengi beyaz çarşaflar gibi leke düşmemeli sahip çıktığım, savunduğum masumiyete…
Ellerinle dokunma!
Ellerin sımsıkı avucumdayken,
Dur!
Durmalısın!
Sinendeki sıcaklığı ve asla teslim olmayacağım kokunu emanet alıyorum…
Durdurmalıyım…
Ve hiç yaşa(n)mamış gibi…
Ben gidebilmeliyim…
Sense hiç hatırlamamalısın beni…

‘Hasibe’

Crockett ve Ağrısına

soyunup inançlarımızdan , 
birbirini çizen iki cerrah gibi 
gözlerimizin içine dalıp , 
en dibe ulaşmaya çalışan , 
hayattan pas’lanmış birer neşterdik. 

sıkı sevişip sabaha varan , 
yanlış yapmaktan korkan çıraklar gibi 
elimizi neremize koyacağımızı bilemeden , 
ustasından azarlı üzgün 
bir kerpeten ağzı ! 

‘Papyrus’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Fotoğraf : Blackhawk)

‘BEAT KUŞAĞI ANTOLOJİSİ..’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devrimci Mektup..

 

‘anma günü , 2003’

 

sacco & vanzetti’yi hatırla

haymarket’i hatırla

john brown’ı hatırla

devlet karşıtı isyanın esirlerini hatırla

malcolm’u hatırla

paracelsus’u hatırla

huey & küçük bobby hutton’ı hatırla

crazy horse & chief joseph’i hatırla

modoc & algonquin ulusunu hatırla

patrice lumumba’yı

afrika rüyası’nı hatırla

tina modotti’yi hatırla

makhnov’u , tsvetaeva & mayakovski’yi & essenin’i

evet , kahretsin , trotsky’i de hatırla

hey , hypatia’yı hatırlıyor musun ?

socrates’i ? giordano bruno’yu ?

en yakın arkadaşımı hatırla , esclarmonde de foix’yı

kozmopolit fitilini hatırla

edward kelly’yi hatırla , cezaevinde katledildi

hatırla , hayatını avuçlarında tuttuğunu

bu anma günü , hatırla

neyi sevdiğini

& ne yaptığını – bekleme

hatırla yaşamın nasıl darağacı ilmeklerine geçirildiğini –

herhangi birine ait olan

& o vakit ozanları da hatırla :

shelley & bob kaufman’ı

van gogh & pollock’u hatırla

amelia earhart’ı hatırla

hatırla güvenli bir vakit değil ve

her şeyden daha doğrusu

yapman gerekeni kalpten yapman

hatırla ‘wounded knee’nin kadınlarını ve erkeklerini

kent state katliamını hatırla

hangi saftaydın :

imparatorluğun ortasında & hunlar yaklaşırken.

hatırla , vercingetorix’i , max jacob’u

apollinaire & suhrawardi’yi hatırla

bütün hatırlaman gereken ne sevdiğin

mary the world’ü hatırla..

Diane Di Prima..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘BEAT KUŞAĞI ANTOLOJİSİ..’ ,

 Hazırlayan : ŞENOL ERDOĞAN , SEL Yayıncılık – 6:45 > Yayın , Haziran 2011..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

gölge oyunu

karanlık

meşakkatli sokaklar

balodan düşen maskeli suratlar

ve gölgesine basmaya çalışan bir deli

 

aydınlık

sahneden düşen ayrıksı gerçeklik

ışığına aldırmadan etrafında dönüp duran

huysuz bakışlarla şevklenen bir fahişe

 

oyun

düşlerde ip atlayan ihtiyarlar

kıyıda fırtınaya ters düşen hınzır ergen

adımlarını adımlayan karikatürler festivali

 

yaratı

üç kağıda gelmiş tüccar

yalanlar söyleyen imgelemci

ve kelimeler satın alan bir şair

 

gölge

maskesi düşmüş sahtekarın yanılsaması

sokağın köşesine yürümekten korkan bir münzevi

keşfedilemeyecek olan zakyntos adası

 

korku

aldırışsız bir yaşamın en dibinde yaşanagelen

küçük fanusundan çıkamamaya lanetli bir gölgenin oyunu..

 

‘DELİRMEK’

(20.12.2009 – ömer hayyam caddesi , kasımpaşa.)

çocuk…

tesadüf nedir ki çocuk ,

hergün aynı yolun kırmızı kavşağında
aynı elbiseli ve aynı ölüm rengini giyinmiş
bir adamı ya da kadını görmek midir.
 
bugün gözlerin yüreğini ihbar etmiş çocuk ,
ondandır herkesin gözlerine takması.
ahh çok yorgunum çocukkk..  
 
içimdeki ölülerle nefes alamıyorum ,  
ruhumdan rahmime her gece ölü düşler
doğuran çocuklar bırakıyorum.
 
amansız bir hastalığın pençesine düşen
gözyaşlarımla intihar mavi sularla birikiyorum ölüme..
ve gözlerin düşüyor uzaklarıma

sonra seni düşlüyorum çocuk..
avuçlarından öpüyorum tıpkı istanbul gibi..
ah içimdeki ölümler artıyor ve ben bir ananın
en merhametsiz yanına gömü olmak istiyorum..
 
lal çocuklar da dile gelir mi dersin bu arafın içinde çocuk..? 

‘Mavinin Çığlığı’

Karanfil Baladı

Git şimdi! Bana biraz çiçek aç 
Sana bahar gelmiş 
Eteklerinden belli 
Bileklerin incecik, bileklerin 
bir tay gibi ufka meyilli 
Biliyorsun koyar adama 
Bir yüzü unutup, hatırlayamamanın dehşeti 

Git şimdi! Bana biraz tırman 
Sebepsiz… 
Öp diyecektim 
Dudakların başka şehir 
Gel diyecektim 
Ayakların gâvur kaldırımlarda öylesine yiğit 
Sus diyecektim 
Bak! Yine seni söyledim 

-Oysaki bir çiçektim 
Ne bana tırmandın 
Ne de kopardın senden- 

Git şimdi! Beni kendime bırak 
Karlı bir yolda biten 
Üstelik kimsenin fark etmediği 
Yalnız karanfiller gibi 
Kokuma aldanan 
Korkarak, 
çocukların aymaz çığlıklarından 
-Aklımda yine senin ayan 
Ve o yaramazlar daha çocuk 
Koparsalar da onlara kızamam 
Ne çocuklara, ne de sana kızacak kadar 
Bir Çingene’nin ellerinde yitmedim 
Yani mutluluğa şimdilik mal değilim! 

Git şimdi! Sana sadece kokumu verdim. 
Güzel koktun 
Artık değil 
Güzel gülüyordun 
Ayrı bir şehir 
Zor olacak seni unutmanın keyfi! 

İki karanfil öldü 
İnsanlar buna ayrılık der 
Gerisini sen düşün gayri 

Yaprağımız esir hepi topu iki santim mesafe 
-Yaprağımız el 
yaprağımız ten, benden- 
Sana bakıyorum dallarım gölge 
Sen güneşe dönmüşsün yüzünü 
Aydınlık diyorum 
Mutluluk işte 
Çınlıyor kulağım, 
Sen güneşe büyüdükçe 

İyi dilekleri unutur insan 
Ölümü düşününce 
Affet, yaşamak artık lanetin 
Bu efkâr artık aramızda, ki en doğal hadise! 

Git şimdi! Uzun şiirler can sıkar 
Okuma! Okumak bu çağda duvar 
Ve bizim duvarlarımız 
Almanlarınkine beş basar! 

Git şimdi! 
Bana, bizden kalan güzel bir enkaz bırak. 
Çünkü bizi aynı anda inşa edemez hiçbir aşk!

 ‘Papyrus’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘bana hiç söylenmemiş sözcükler gerek’ – AYTEN MUTLU

 

 

 

 

 

 

GİTME

dur
uyanan güz çiçeklerinin
alazlanan taşların
çalınmış yazgıların
ve ıslak hüzünlerin
ülkesi olan

yanımda kal

o vahşi güzelliği gitmelerdeki
bu günlük
çöl rüzgârlarına bağışla ne olur

kalırsan
akşam ve bulut ve gökyüzü ve çimen
ve gökyüzü ve kahkaha ve hüzün
ve yalnızlık
-o gizi ömrümüzün

bu eski hikâyede ne varsa yaşanmayan
başlayacak birazdan

gitme

Ayten Mutlu 

 
BİR TANIMI OLMALI

bu acının bir tanımı olmalı
bana hiç söylenmemiş sözcükler gerek

gözlerime doluşan bu yağmur kuşlarının
her sevgiye bir tarih düşüren yanlışların
çıkmayan sokaklarda yitirdiğim düşlerin
bu acıyla buluşan bir tanımı olmalı

göğsünü kanırtarak oyan kör bıçak gibi
yaşanacak her şeyi dünde unutmak gibi
ömrünü kayalardan fırlatıp atmak gibi
kendinde kaybolmanın bir tanımı olmalı

toprağı gökyüzüne savuran depremlerden
bütün evleri birden sürükleyen sellerden
geriye bir başına kalan ihtiyar gibi
acıyı solumanın bir tanımı olmalı

güneşin ortasında karanlık olmak gibi
kuruyan bir denizde sessizce yanmak gibi
ıpıssız bir evrende tek canlı kalmak gibi
bu çılgın yalnızlığın bir tanımı olmalı

sevdiğinin yüzüne son kez değercesine
söylenecek hiçbir şey kalmadı dercesine
en uzak tınıları boyayarak sesine
“hoşçakal” demenin de bir tanımı olmalı

ben ne söyleyeceğim şimdi yelkenlerime
bana rüzgâr dilinden sözcüklere gerek

Ayten Mutlu

 AYTEN MUTLU KİTAPLARI :

1- Dayan Ey Sevdam (1984)

2- Vaktolur (1986)

3- Seni Özledim (1990)

4- Kül İzi (1993)

5- Denize Doğru (1994)

6- Çocuk ve Akşam (1999)

7- Taş Ayna (2003)

8- Yitik Anlam Peşinde (2004)

9- Ateşin Köklerinde (2005)

10- Uzun Gemide Akşam / Soir Dans le Bateau Long (2008)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘tek cehennem bulunduğun yerdir..’ – CHARLES BUKOWSKI..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘ve aşk iki kez geldiğinde
ve iki kez yalan söylediğinde
bir daha asla sevmemeye karar verdik ,
böylesi adilaneydi ,
bize ve aşkın kendisine..

ne merhamet dileniriz ne de
mucize ;
yaşayacağız ,
öleceğiz , sinek
öldüreceğiz , boks maçlarına
ve hipodromlara gideceğiz , hayatımızı
sırf talih ve yetenekle sürdüreceğiz..’

CHARLES BUKOWSKI..

(KİMSE BİLMEZ NE ÇEKTİĞİMİ , PARANTEZ Yayınları , Çeviri : AVI PARDO..)

 

 

 

 

 

 

‘sadece sıkıcı insanlar sıkılır ..
sadece yanlış bayraklar dalgalanır..
size tanrı olmadıklarını söyleyen insanlar aslında aksini düşünürler..
tanrı başarısızlıkların bir icadıdır..
tek cehennem bulunduğun yerdir..

dallas’tan geçtim ve pasadena’da aylaklık ettim..
anam ağlamadı çünkü ağlatacak kimse yoktu..
iki boy aynasını tuzla buz ettim ve beni
hâlâ arıyorlar..
insanın asla girmemesi gereken mekânlara girdim..
acımasızca dövülüp ölü diye bırakıldım..
kafatasımda cop darbelerinden oluşmuş bir sürü yumru var..
melekler korkudan altlarına kaçırdılar..
harikulade bir insanım..

siz de öylesiniz..
o da öyle..
güneşin sarı nabzı ve dünyanın görkemi de..

CHARLES BUKOWSKI..

(KAYBEDENİN ÖNDE GİDENİ , PARANTEZ Yayınları , Çeviri : AVI PARDO..)

 

 

 

 

 

 

 

hasaRRaporu III…

çiçekteki telaş kellenin gövdeden ayrılmasıyla aynı 
gidiyorum! sen taze kal eskime 
yağmurlara güvenme makyaj bozar. 
koş hasaRRaporu veriyorum 
enkazım tamam yerli yerinde dağınıklığım 
tahribine güveniyorum 
biraz daha içimi hançerle, dağıt 
değiştir her şeyin yerini 
ama kış 
giderken bereni almayı unutma.

ruhunu avuçlayan yol 
tenini sıyıran su 
jiletlerin içinde kalan bileklerimi de al 
korkma; kimse sormuyor demokrasinin son durumunu

sevgilime uzun etek giydirmeye çalışan din bilgisi 
hayat kültürünü çöpe benzeten ben, 
hepimize karşı işleyen çatır çatır doğa 
sevgilim biz sensiz yapamayız 
rüyalarımda bir çocuk var hep senden doğuyor 
kimseye anne demedi daha onu başka kadınlara bırakma 
hasaRRaporu kusuyorum tut başımı 
ben kendi içimi iyi aktarırım
biraz daha duş lütfen biraz daha acı 
çünkü çok kötü dağılıyorum.

‘Papyrus..’