Archive for the ‘Şiir’ Category

Sen Benim Sarhoşluğumsun.. – NAZIM HİKMET

SEN BENİM SARHOŞLUĞUMSUN

sen benim sarhoşluğumsun
ne ayıldım
ne ayılabilirim
ne ayılmak isterim
başım ağır
dizlerim parçalanmış
üstüm başım çamur içinde
yanıp sönen ışığına düşe kalka giderim..

NAZIM HİKMET

‘değer mi böyle güzel bir günde..’ – Jacques Prévert

‘..işçi zınk diye duruyor

fabrika kapısının önünde.

güzel hava ceketinin ucundan çekiyor onu

ve dönüp geriye bakıyor

kendi kapkaranlık dünyasında

gülümseyen kıpkırmızı güneşe

işçi dostça göz kırpıyor ona

ve şöyle ‘güneş yoldaş’ diyor :

değer mi böyle güzel bir günde

patron hesabına çalışmak..’ 

Jacques  Prévert

(Yitik Zaman..)

 

GÜZEL BİR SABAH

Korkmazdı kimseden
Ya da hiçbir şeyden
Fakat bir sabah güzel bir sabah
Bir şey gördüğüne inandı
Ama bir şey yok dedi
Ve haklıydı
Hiç şüphe duymadığı mantığıyla
Bir şey yoktu
Fakat sabah aynı sabah
Birisini duyduğuna inandı
Ve açtı kapıyı
Ve kapattı kimse yok diyerek
Ve haklıydı
Hiç şüphe duymadığı mantığıyla
Kimse yoktu
Aniden bir korkuya kapıldı
Ve anladı ki yalnızdı
Ama yapayalnız da değil
Yaşıyordu beraberce
Karşısındaki hiç kimseyle..

Jacques  Prévert

Çeviriler : Orhan Suda..

Yalnızım , yalnızsın , yalnızız..- METİN CELAL

YALNIZIM , YALNIZSIN , YALNIZIZ


kimse içimdeki boşluğu görmüyor
bir adresi yitirmek neler hissettirir insana
kalp atışlarından uzak olmak
soluğunda duyamamak mevsimleri , düşünmüyor

çok şey bilmenin hoş karşılanmadığı zamanlardayız
ciddiye alınmıyor sorularımız
gece afrikalı kalmaya kararlı
bu dünyadan olmamak da yetmiyor

ve siz geliyorsunuz, sarı elbisenizle bir siluet
hayatımdaki eksikleri gösteriyorsunuz
küçülüp silikleşiyorum , hafifliyor bedenim
yalnızlığım dağılıp çoğalıyor sesinizde

ben artık kuşların şarkısından başka bir şey dinlemiyorum

METİN CELAL

JIM MORRISON..

‘..Kollarında bir ada buldum,

Gözlerinde bir ülke..

Zincirleyen kollarında,

Yalancı gözlerinde..

Kır , yık , del , geç öte yakaya..’

JIM MORRISON (The Doors)

‘diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını  deniyordum.. neler olacağını merak ettim.. hepsi bu : sadece merak..’ – JIM MORRISON

‘bütün eğlenceler ölüm düşüncesini içerir..’

‘uyku her gece içine dalınan okyanus derinlikleridir.. sabah uyanırsın üstünden sular damlayarak , nefes nefese ve gözlerin yanarak..’

‘modern yaşam trenle bir yolculuktur.. yolcular pis kokulu koltuklarında alabildiğine dönüşüme uğrar ya da vagondan vagona sallanarak dolanırlar; bitmek bilmeyen bir dönüşümün esiri..’

‘az veya çok hepimizi röntgencinin psikolojisiyle uyuşturulmuş durumdayız. Tıbbi ya da ahlaki anlamda değil , yaşam karşısındaki tüm fiziksel ve duygusal duruşumuzla.. ne zaman ki bu edilgenlik büyüsünü bozmaya çalışırız, davranışlarımız acımasızı , kontrol dışı ve çoğunlukla da tiksindirici , yürümeyi unutmuş bir yatalak gibidir..’

‘filmler yapay olarak döllenmiş ölü fotoğraflar bütünüdür.. film seyircileri sessiz vampirlerdir.. film bir çeşit sahte ölümsüzlük bahşeder.. sinemanın çekiciliği ölüm korkusunda yatar.. seyirci ölmek üzere olan bir hayvandır..’

‘sanatın , var olabilmek için seyirciye ihtiyacı olduğunu sanmak yanlıştır.. film gözler olmadan da oynar. seyirci ise onsuz var olamaz.. film onun varlığını garantiler..’

‘film , ete batırılan bir iğnenin yabancı bir başkentte patlamalar yaratabileceği varlık zincirini aydınlatamadığı sürece bir hiçtir..’ 

Tanrılar , Yeni Yaratıklar – JIM MORRISON (Çeviri : Ogan Güner , Korsan Yayınları , 1991)

RÜZGAR BİZİ ALIP GÖTÜRECEK..-FÜRUĞ FERRUHZAD

RÜZGAR BİZİ ALIP GÖTÜRECEK

dar gecemde ne yazık
rüzgar yapraklarla buluşuyor
dar gecemde
çöküşün ızdırabı yaşanıyor
dinle!
karanlığın esintisini duyuyor musun?
ben bu mutluluğa yabancıyım
ben umutsuzluğuma tutkunum..

dinle!
karanlığın esintisini duyuyor musun?
gecede bir şeyler geçiyor
ay, kıpkırmızı perişan
yas tutmuş bulutlar
çökmekte olan bu damın üzerinde
sanki yağmur anını bekliyorlar
sadece bir an,
ve sonra, hiç
şu pencerenin arkasında gece titriyor
ve yeryüzü dönmekten vazgeçiyor
şu pencerenin arkasında
bilinmeyen bir şey
bizi merak ediyor, beni ve seni..

ey yeşil
baştan aşağı yeşil!
aşık ellerime bırak ellerini
yakıcı anılar gibi
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusu gibi
aşık dudaklarımın okşayışına bırak
rüzgar bizi alıp götürecek
rüzgar bizi alıp götürecek..

FÜRUĞ FERRUHZAD

‘..içimde yeryüzü konuştukça anlıyorum ki, bölünmüş bir hatırayım ben dünyaya dağılan..’ – BİRHAN KESKİN

YOLCU 

‘şimdi’ ve ‘burada’ olmanın kederine karşı çıkmadım.

dünyada iki kapılı bir han gibi durmanın,
buraya böyle gelmiş olmanın,
gecene yol açmanın, ki içinden rüzgar geçirmenin
ne büyük güç istediğini anladım. durmanın ne büyük sabır…

içimde yeryüzü konuştukça anlıyorum ki,
bölünmüş bir hatırayım ben
dünyaya dağılan.

ve şimdi biliyorum, neden,
yaş akıyor
atımın sol gözünden.

BİRHAN KESKİN

  

‘İnsan kadife bir hatıradan başka nedir ki? Geçmiş: üstümüzü her gece onunla örttüğümüz… uykuların derininde kor yankılarına düşer gibi olduğumuz ve sonra unuttuğumuz. Dağın doruğu ile dağın derini arasındaki mesafeden başka nedir ki insan: derininde kor tutmuş haller, doruğunda ıssızlık bilgisi… Güne ait sesler çoğaldığında hatıranın kendisi de kokusu da bilgisi de silikleşecek… Ve insan sabahın nemi kadar sessiz olmayı isteyecek.’

BİRHAN KESKİN 

TÜNEL 

Yürüdüğüm yollar yormadı beni,
kendimi öldürmek için
kurduğum planlar işe yaramadı,
hiç eksilmedim, çoğalmadım hiç
unuttum çıplağında öldüğüm geceyi.

Bir içağrısı gibi buldum kendimi
ne kaçtım cinayetinden ne öldüm
ortada bir kan vardı, üşüyordu, ıssız..

Bir tünelin uğultusunu taşıyarak içimde
acının içinden geçtim,
yol boyunca zamanın parçalarında
bir ürperti saydılar beni
oysa bir iki sessizlik dışında, yekpare,
soğudum, üşüdüm

kendi çukurunda buz tutan suyu,
yolun kederini anladım…

BİRHAN KESKİN

(Kim Bağışlayacak Beni , Birhan Keskin , Metis yayınları , 2005)

KIYAMET.. – GÜLTEN AKIN

KIYAMET

Elyazını yaktım, dürüsttü ve aşınmamış
Sevgi sözcüklerini yaktım, hoyrattır onlar
Sıcaklığı saklı akarsuyu anlamazlar
Sorular, kurutur incitir sorarlar
Elyazını yaktım

Adresini yaktım
Yakmak gibiydi biraz da dünyayı her şeyi
Bastığımız düşümüzde gördüğümüz
Özlediğimiz yaklaştığımız
Hayatım özlemdi ansımaydı düştü
Yaktım adresini şimdi özlem oldu hayatım

Resimleri yaktım birini saklasam dedim
En çok onu yaktım onu yaktım
Kış göğünü yaktım, bir kavak büyüttüm balkonumdan
Akşam desem değil, yangın desem değil
Dışarda apansız bir kıyameti yaktım

Sevgidir kendimi bildiğim, onunla başladım
Elyazın mı, adresin mi, resimlerin mi
Sen mi ömrün mü
Çıkardım onları şimdi sakladığım yerden
Kıyameti göğü kışı akşam sözlerini
Sevgiyi yaktım

GÜLTEN AKIN

YENİLGİ.. – NİHAT BEHRAM

YENİLGİ

Ah susuşu o saf yüreğin
ah, acısı acemi çocukluğun
düş kırıklığı, coşkudaki bozgun

Ah yenilginin yorgun kısrağı
kendi içini kavuran kızgın ateş
bekleyişe bağlanan umut, tasası haykırışın

Ah, ardı ardına kenetlenen ölüm
ah, hıncı sabırla bezeyen sır
yazmadaki sırması ağlayışın, tırnaklara oturan kan

Sanki delirmenin eşiğindeyim
boş bomboş gözlerine gömülmüşüm bir köpeğin
mısırların süt taneleri, kestanelerin
bademlerin daha olgunlaşmamış
suyla susuzluk arası kayganlığında
aranıp duruyorum kendimi

Ey yangınlarda patlamaya hazırlanan merak
ey içimi ekşi sularla çalkalayan baş dönmesi
ıssız ıpıssız boşluğu aysız gecenin
ölümle yaşamak arasındaki şerit
naneler, kekikler, ebegümeçleri
ve şifalı bulutu kaynar kükürt deresinin
çekiyor altımdan nemli döşeğimi

Ah, yürekleri toprağa saplanan arkadaşlarım
ah, oğlakların, tayların, buzağıların
acı otlarla kararan damakları
(akşamları barut kokusuyla dönsem de odama,
sancısı: çaresiz seyrettiğim ölümün

Ah, bir kere daha kederliyim
ah, çılgın bir aşkın kollarında incelen bıçak
seni öperek bilemeliyim

NİHAT BEHRAM

BİT KIRAN KIZLAR.. – ARTHUR RIMBAUD

BİT KIRAN KIZLAR

Karışır kıpkızıl acılarla çocuğun alnı
Daha cıvıl cıvılken düş arıları yüzünde bozbulanık
Yatağına yaklaşır alımlı ablaları
Zarif parmaklarıyla tırnakları gümüşten

Oturturlar çocuğu pencere kıyısına
Geniş açık pencere gök bir çok çiçeği orda yıkar
Ve çocuğun çiğ yağan kabarık saçlarının arasında
Gezdirirler ince, korkunç, çarpıcı parmaklarını

Dinler şarkısını çocuk o ürkek solukların
Çiğ ve bitki ballarında çiçekler açan
Kesilen sık sık öpüş istekleriyle küçük ıslıkların
Belki de tükrük alışverişinden ağızla dudakların

İşitir çarpışını siyah kirpiklerinin sessizlikler altında
O kokulu kirpiklerin. Ve o tatlı mıknatıslı elleri
Çıt çıt yapar boyuna loş bir umursamazlıkta
Ve o şahane tırnaklar arasında minicik bitleri can verişi…

Ve derken yükselir bardakta bir tembellik şarabı
Rüya gören sayıklayan bir armonikanın sesi
Ve çocuk ta canevinde duyar okşamaların yavaşlamasıyla ayarlı
Ansızın kabaran sonra eriyen tükenen sönsen bir ağlama isteğini

ARTHUR RIMBAUD

Çeviri: Sezai Karakoç

İNSANLARI ÇOCUKLARA BÖLEN ÖFKE.. – CÉSAR VALLEJO

İNSANLARI ÇOCUKLARA BÖLEN ÖFKE
İnsanı çocuklara bölen öfke,
çocuğu eşit kuşlara bölen,
kuşu, küçük yumurtalara;
yoksulun öfkesi
bir zeytin taşır iki üzüme karşı.
 
Ağacı yapraklara bölen öfke,
yaprağı, eşit olmayan tomurcuklara bölen,
tomurcuğu, görünmez gözeneklere;
yoksulun öfkesi
iki ırmak taşır bir çok denize karşı.
 
İyiyi kuşkulara bölen öfke,
kuşkuyu, benzer kavislere bölen,
kavisi, umulmayan mezarlara;
yoksulun öfkesi
bir çelik taşır iki hançere karşı.
 
Canı bedenlere bölen öfke,
bedeni, benzersiz organlara bölen,
organı, sekiz düşünceye;
yoksulun öfkesi
bir yanardağ ateşi taşır iki kratere karşı.
CÉSAR VALLEJO
Çeviren: Ülkü Tamer
GÖKYÜZÜ VE TOZ
Kimin mavi bir giysisi yok ki dolabında?
Kim yapmaz ki kahvaltı, binmez ki tramvaya,
yok ki ağzında tükenmez cıgarası, cüzdanında tasası?
Ben doğmuşum bir kez, başka bir şey değil!
Ben doğmuşum bir kez, başka bir şey değil!
 
Kim yazmaz ki arasıra bir beti?
Kim ki kafasında birşey olmasın
ve ölmesin alışkanlıktan, ağlıya ağlıya notasız?
Ben tek ve yalnız doğmuşum bir kez!
Ben tek ve yalnız doğmuşum bir kez!
 
Kim adlanmaz ki Carlos ya da falan falan diye?
Kim der ki kediye başka türlü kedi kedi diye?
Ah, ben tek ve yalnız doğmuşum bir kez, başka bir şey değil!
Ah, ben tek ve yalnız doğmuşum bir kez, başka bir şey değil!
CÉSAR VALLEJO

Çeviren: Yıldırım Dağyeli