Archive for the ‘Şiir’ Category

Hangi Ayrılık ?

 
Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz?

Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın?
Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın?

Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?
Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.
Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline?
Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde?
Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı?
Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı?
Hangi cama kafa atsam?
Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam?

Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam.
Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam.
Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür?
Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür?
Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine?
Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene?
Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın?
Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın?
Hiç sanmam! …
Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! .
Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz.
Hangi mübarek dua,
Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye?
Olur mu be! . olur mu?
Bu da benim gibi adama yapılır mı?
Aşk dediğin mendil mi?
Buruşturup bir kenara atılır mı?
VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı?

Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden?
Hangi pense kopardı bizi birbirimizden?
Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini?
Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı?
Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı?
Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti?
Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti?

Dağ gibi adamı eze eze! …..
Hangi anası tipli parlak çömeze,
Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?
Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı?
Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı?
Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı?
Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı?
Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni?
Ve! .. Hangi su bağışlatır?
Hangi musalla temizler seni?

Bu Nasıl Ayrılık? …

 
Yusuf Hayaloğlu

MISIR..

‘ESKİ  MISIR ŞİİRİ..’ – TALAT S. HALMAN..

 

‘mısır’da ve diğer arap nüfusu ağırlıklı ülkelerde neler oluyor , neler bitiyor diye soran insanlar oluyor.. ve niye bununla ilgili bir yazı yok aylak adamız’da sorusunu da soruyorlar haklı olarak.. kendi adıma yazıyorum sadece diğer arkadaşları bilemem.. belki de oralara en yakın kişi benim ama izlemedeyim şu anda.. şüpheler , sorular aklımın bir köşesinde yer etse de en azından sanki iktidar koltuğuyla yapışık doğmuş 30-40 yıllık diktatörlerin defolması sevindirici.. darısı diğerlerine diyeceğim ama benim temennilerimle olmuyor işler.. yüce abd ne derse o olur malum.. bir iki gündür de libya kaynıyor.. deyim yerindeyse domino taşı gibi.. pat pat devriliyorlar..

peki bugüne kadar ne olmuştu da beklenmişti bu kadar.. sadece sosyal paylaşım ağları ve sanal ortamın başarısı mı bu.. artık sivil toplum örgütleri veya siyasi örgütlerin de sonu mu gelmişti acaba tıpkı bir zamanlar yüceltilen yerlere göklere konulamayan fukayama bozuntusunun yumurtladığı ‘tarihin sonu geldi’ lafı gibi.. sosyal paylaşım ağlarının ve de internet ortamının sağladığı etki yok sayılamaz şüphesiz ama sadece bunlara dayandırmak , başarıyı bunlara bağlamak meydanlarda ölümü göze almış ezilenleri yok saymak olacaktır..

ve aklıma gelen şu acaba bu ülkelerdeki muhalefet organize bir şekilde la 2011 bizlerin , ezilenlerin yılı mı olsun demişlerdi ve kimsenin ruhu duymadan böyle bir organizasyon mu yapmışlardı.. öyleyse müthiş bir organizasyon gerçekten.. ama kimse beni ikna edemez bu konuda.. hem mısır bazında hem de küresel ölçekte belli başlı güç odaklarının olur vermemesi halinde 18 günde gitmezdi faşist mübarek ve diğer dallama diktatörler.. 

hüsnü mübarek de geçti gitti , tunus’taki de.. sıra kaddafi de gibi görünüyor.. hayırlısı artık.. tabi önemli olan şimdi mısır’da iktidarın kime kalacağı.. mübarek ardılı ve artığı bir faşist mi , yoksa ezilenlerin muhalefetinin ve diğer kesimlerin uzlaştığı bir özgürlükçü platform mu.. kim bilir göreceğiz.. malum şimdi yıllarca halkı ezmiş mısır ordusu yönetimde.. ve isyan bitmiş durumda.. e ne oldu.. bu mısır ordusu yıllardır ezen mübarek’in ordusu değil mi.. evet o ordu.. peki ne oldu.. neden bitti gösteriler.. demek ki hala gerici faşist diktatör unsurların etkisi devam ediyor.. göreceğiz.. umarım alacalı bulacalı medya reklamıyla apartılan bir yeni diktatör gelmez başa..

ortadoğu , afrika ve asya ülkelerinin  geri kalmışlığı , okuma yazma oranı malum.. daha önceki yazılarımda da yazmıştım demokrasi oyununa inanmıyorum ben.. a , b , c , d partisi veya görüşü hiçbirisinin farkı yok birbirinden.. tüm iktidarların ortak noktası kendinden olmayanı sindirmektir.. kimse beni kandırıp inandıramaz demokrasi safsatasına.. ben kimsenin oyununa karışmıyorum , oynamaya devam etsinler , onlar da benim demokrasi yalanına inanmamı beklemesinler..

bugünlerde bakıyorum herkes demokrat.. herkes.. daha on yirmi yıl öncesinin ordu şakşakçıları offfffff bakıyorsun en demokrat kesim olmuş.. ordu lağvedilsin diyenler bile var yahu aralarında.. keşke dünyadaki tüm ordular lağvedilse ve sınırlar ortadan kaldırılsa.. nerede ah nerede vah nerede.. nerede.. görüyorsunuz değil mi demokrasi havarilerini , heyt bre sizi darbe günlerinde görseydik bir de.. gerçi o günlerde de görmüştük sizleri 17 yaşında çocukları asanlara methiyeler düzüyordunuz.. şimdi ise en keskin demokratlar olmuşsunuz valla helal olsun.. ama sadece kendilerine.. burada tekrar parantez açıyorum , tüm kesimlerden herkese bunu diyorum sadece kendilerine demokratlar.. ve herkes kendi çizdiği demokrasiyi seviyor ve istiyor.. herkesin demokrasisi kendisine göre.. yüzde on barajı var ama olsun demokrasi var.. lider sultası var tüm partilerde olsun demokrasi var.. elli yıldır hep aynı şeyler tartışılıyor , bir şey değişmiyor , olsun demokrasi var.. bir belediye başkanı ya da milletvekili adayı oldunuz bin bir zorlukla kendinizi liderlere ve partilerin üst kadrosuna beğendirerek ama seçim masrafları var.. kendinizi seçtirebilmek için dünya para harcayacaksınız.. daha aday adaylığı fotoğrafı çektirmeye git ohoo kaymeler akmaya başlıyor cepten.. işçi , köylü , memur kısmı nasıl seçtirecek kendisini üç kuruş parasıyla.. tabi o da varsa..geçin kardeşim bana demokrasi hikayelerini anlatmaya.. siz oynayın oyununuzu ben aha burada behzat ç. izliyorum ‘dokanmayın la bana , az uzak durun benden.. az ötede oynayın..’ benim gördüğüm en demokrat adam behzat ç. dünyada hem bir de polis abim.. yaa naber..

mısır’a dönelim tekrar.. mısır denince akla hemen piramitler ve nil filan gelir.. benim aklıma hiçbiri gelmez.. tüylerim ürpererek aklıma ilk gelen ‘oum khalthoum’ ya da bizim söyleyeceğimiz şekilde söylersek ‘ümmü gülsüm’ gelir.. gelmiş geçmiş dünyanın en iyi sesi.. bunu ben demiyorum.. dünyanın sayılı büyük müzik otoritelerinin ortak görüşüdür.. bizim memlekette anlatılan rivayetlere , halk efsanelerine göre mi diyelim bilmiyorum ümmü gülsüm vefat ettiğinde ses telleri ve gırtlağı incelenmek üzere alınmış.. daha önce ve şimdi de müzik kutumuzda sayısız defa dinlemişsinizdir ümmü gülsüm’ü.. sanırım onun en güzel şarkılarından birisi olan inta omri’nin sözleri de site ilk kurulduğu zamanlarda yayınlanmıştı sitemizde.. ümmü gülsümden sonra ise benim taptığım yüce insanlardan birisi gelir aklıma : necip mahfuz.. mısır halkını ve şu anda mısır’da olan olayları , halk hareketlerinin öncüllerini en iyi anlatan halkın içinden bir büyük usta.. dünyaya necip mahfuz gibi ustalar zor geliyor ama kolay kaybediliyorlar.. herkes ‘midak sokağı’ der.. evet ‘midak sokağı’ büyük bir yapıt.. ama diğer eserleri de en az onun kadar ve ondan üstün olanları da var bence.. necip mahfuz’un arkasından bir başka büyük usta zor gelir ortadoğuda..

neyse benim aklıma işte bunlar ilk olarak geliyor mısır denince.. ama bir de büyük ustalarımızdan talat s. halman tarafından öğrendiğimiz ‘eski mısır şiir’i var ki ta binlerce yıl ötesinden bugünkü sorunların köklerine ışık tutuyor adeta.. şiirleri okuduğunuzda binlerce yıl öncesinde de aynı sorunların mısır’da yaşayan insanların omuzlarında olduğunu , o zamanlarda da diktatörlerin , zulmedenlerin , fakirliğin , açlığın eksik olmadığını görüyoruz.. sonra birden umutsuzluğa kapılıp mısır insanının kaderi mi bu yoksa diyebiliyor insan.. hayır kaderi değil.. ve bu kaderi mısırın ezilenleri yazmadı ama grup kızılırmak’ın ‘konfeksiyoncular’ şarkısında denildiği gibi bu kaderi bozacak olanlar onlar..

(Fotoğraf : Talat S. Halman..)

bitirirken mısır’ın tüm ezilenlere selam olsun diyorum ve che’nin bir konuşmasından (dos , tres , muchos vietnam..) esinlenilen 70’lerin bir sloganıyla bitiriyorum : ‘bir iki üç daha fazla mısır..’

 

Crockett..

ESKİ MISIR ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER :

‘ben dünüm , bugünüm , yarınım..

varlığımla dolmayan gün yoktur..

benim açtığım yoldur şimdiki çağ..’
‘ÖLÜLER KİTABI’ndan..

 

‘şen geçir günlerini , bıkmadan , yorulmadan :

ne malını mülkünü öbür dünyaya götürebilirsin ,

ne de geri gelirsin öteki tarafa gidince..’

 

‘elinde keskiyle çalışan sanatçı

tarlayı belleyen ırgattan fazla yorulur

akşam olunca yan gelip yatar mı.. ne gezer..

kolları koparcasına çalışır

ortalığı aydınlığa kavuşturmak için..’

‘işitilmemiş sözler bulsam , garip cümleler söylesem ,

kimselerin kullanmadığı bir dilim olsa ,

tekrarlanmamış , bayatlamamış deyimlerimle

eskilerin sözlerinden uzaklaşsam..’

ANKHU (m.ö. 2000 yılları..)

AKHENATEN’İN YAKARIŞI..

senin tatlı soluğundur benim soluğum ,

güzelliğin her zaman gözlerimin önünde..

duyabilsem sesini kuzey rüzgarında ,

güzelim , seninle dinçleşir bedenim..

uzat ellerini , yol göster ruhuma , canıma can kat :

beni sonsuzluğa çağırsan hazırım gitmeğe..

DİN ADAMI ANKHU’NUN

BOZUK DÜZENDEN YAKINMASI

olup bitenler , çileden çıkarıyor insanı :

memleket baştan başa azapla kıvranıyor ,

yıldan yıla büsbütün allak bullak…

bir öncekini aratıyor her geçen yıl..

kargaşalık var ülkede , yıkımın eşiğindeyiz..

kapı dışarı ettiler adaleti ,

haksızlık kol geziyor hükümet çevrelerinde..

tanrıların tasarıları karman çorman ,

tanrı buyruklarına aldırış eden yok..

memleketin durumu berbat,

ne taraf baksak çile ,

halk yas tutuyor kentlerde de , taşrada da…

millet yoksulluktan perişan ,

insanlarda ne saygı kaldı , ne sevgi..

huzur sultanları bile ter ter tepiniyor..

gün doğunca baş çeviriyoruz

gece olanları görmemek için..

olup bitenler , çileden çıkarıyor insanı :

dertler tümen tümen geliyor bugün..

yarın ıstırapların seli kopup gelecek..

memleket baştan başa tedirgin,

ama ağzını açıp tek kelime söyleyen yok..

 

masum insan kalmadı artık,

herkesin işi gücü fesat..

yürekler yas içinde , tasa içinde..

komut verenle komut alan bir-örnek,

ikisinin de dünya umurunda değil..

her sabah kalkar kalkmaz görüyoruz durumu,

ama düzeltmek için çabaya girişmiyoruz..

dün neyse bugün de o..

miskinlik sinmiş insanların yüzüne ,

kimse laf anlamıyor ,

anlayıp kızanlar bile dilini tutuyor..

yaman bir acıyla kıvranıyorum durmadan :

yoksullar , zengin karşısında güçsüz..

ne acıklı bunu görüp de haykırmamak..

ama anlamayanlara dil dökmek daha acı..

insan , sesini yükseltmeye görsün ,

başlıyor gerçekleri bilmeyenlerin öfkesi..

bugünlerde herkes sırf kendini dinliyor ;

kendinden başkasına inanan yok..

hiç ilişki kalmadı gerçekle söz arasında…

ANKHU (m.ö. 2000 yılları..)

‘ESKİ MISIR ŞİİRİ’ , TALAT S. HALMAN , Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları , 1972..

‘bir gece bir denizde bir yelkenli yapayalnızdı yıldızlarla..’ – NAZIM HİKMET

ŞEYH BEDRETTİN DESTANI..

6.

bir gece bir denizde yalnız yıldızlar
                                    ve bir yelkenli vardı.
bir gece bir denizde bir yelkenli
                                        yapayalnızdı yıldızlarla.
yıldızlar sayısızdı.
yelkenler sönüktü.
su karanlıktı
                  ve göz alabildiğine dümdüzdü.

sarı anastasla adalı bekir
                                           hamladaydılar.
koç salihle ben
               pruvada.
ve bedreddin
                  parmakları sakalına gömülü
                  dinliyordu küreklerin şıpırtısını.

ben:
   — ya! bedreddin! dedim,
          uyuklayan yelkenlerin tepesinde
                   yıldızlardan başka bir şey görmüyoruz.
        fısıltılar dolaşmıyor havalarda.
        ve denizin içinden
                           gürültüler duymuyoruz.
        sade bir dilsiz, karanlık su,
        sade onun uykusu.
ak sakalı boyundan büyük küçük ihtiyar
                                                         güldü,
                                                      dedi:
   —
sen bakma havanın durgunluğuna
        derya dediğin uyur uyur uyanır.

bir gece bir denizde yalnız yıldızlar
                                               ve bir yelkenli vardı.
bir gece bir yelkenli geçip karadenizi
                                             gidiyordu deliormana
                                                             ağaçdenizine…

NAZIM HİKMET

(Şeyh Bedrettin Destanı’nın 6. bölümü , YKY yayınları..)

‘çuvalında yeni ölmüş bir çocuk.. kanatları sığmamış..’ – ECE AYHAN

BAKIŞSIZ BİR KEDİ KARA..

gelir bir dalgın cambaz.. geç saatlerin denizinden .. üfler lambayı.. uzanır ağladığım yanıma.. danyal yalvaç için.. aşağıda bir kör kadın.. hısım.. sayıklar bir dilde bilmediğim.. göğsünde ağır bir kelebek.. içinde kırık çekmeceler.. içer içki üzünç teyze tavanarasında.. işler gergef.. insancıl okullardan kovgun.. geçer sokaktan bakışsız bir kedi kara.. çuvalında yeni ölmüş bir çocuk.. kanatları sığmamış.. bağırır eskici dede.. bir korsan gemisi girmiş körfeze..

ECE AYHAN..

BÜTÜN YORT SAVUL’LAR (Toplu Şiirler) , ECE AYHAN.. , YKY Yayınları , Ekim 2003..

‘düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için..’ – ONAT KUTLAR

TURGUT’A..

eylül mezarlıklarından şimdi her gece

ellerinde fenerlerle geçen arkadaşlarım

oturup düşündüm unutkan bir ülke eylül

herkes unutuyor ancak bir deniz sofrasında

durulunca hazları tenin ve bütün kitaplar

hatırlıyoruz.. ne kadar yoksuluz çocukluğumuzda..

anamızın eteğine doldurulmuş çakıltaşları

güz gelince yeniden ölen çekirge , savruk otlar

gizli bir tarihin yarıklarını

doldurmak için ırmağın sürüklediği çerçöp

kambur yollarında ceza okullarının

aşınmayı önleyen bir avuç kabara ve anamız

şimdi düşünüyorum kimbilir kaç kez

yamalı çoraplarla birlikte yeniledi bizi..

 

ıslanınca esmer defterleri yüzümüzün

bu çamurla kanla alınteriyle gizli bir yazgı

çakıyor bir an.. karanlık feneri ülkemizin..

nasıl bir yalnızlık , unutulmuş bir ışık diliyle

çırpınırken biz üstümüze geliyor büyük gemisi geleceğin

bir teniz topu , koşan bir çocuk , bir gözyaşı bile değiliz..

yalnızca bir ağaç ailesi ve bir köşede

yıllardır bizi gözleyen hep aynı balta : dalgınlık..

düşünüyorum nasıl budandık bahara ulaşmak için..

 

şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin

unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz

ölü balıklar geçiyor kırışık bir deniz sofrasından

ve ellerinde fenerlerle benim arkadaşlarım

durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için..

ONAT KUTLAR..

 

‘UNUTULMUŞ KENT..’ , ONAT KUTLAR , YKY Yayınları , Ekim 2010..

‘kalbimi bir meyve gibi tüm ağaçların dallarına asmak istiyorum..’ – FURUĞ FERRUHZAD

 

‘şiir benim tanrımdır , işte ben şiiri bu denli seviyorum.. gecem gündüzüm bunu düşünmekle geçiyor , kimsenin söylemediği yeni bir şiir , güzel bir şiir söyleyeyim diye.. kendimle baş başa  olmadığım ve şiiri düşünmediğim günüm , anlamsız ve hiç sayılır..  belki şiir görünüşte beni mutlu kılamaz , ancak ben mutluluğu kendim için başka türlü yorumluyorum.. mutluluk benim için güzel elbise iyi yaşam ve iyi yemek değil.. ben , ruhum memnun olduğu zaman mutluluk duyuyorum ve şiir benim ruhumu memnun ediyor.. şayet insanların elde etmek için çırpındıkları bu güzellikleri bana verseler ve karşılığında şiir söyleme yeteneğini benden alsalar intihar ederim.. siz benden vazgeçin , siz bırakın ben sizce mutsuz ve aylak olayım , ancak ben hiçbir yaşamımdan yakınmayacağım..’

 Furuğ Ferruhzad

  

‘derimin altında başımı döndürecek bir baskı olduğunu duyumsuyorum.. her şeyi delmek istiyorum ve olabildiğince içine dalmak istiyorum.. yerin derinliklerine varmak istiyorum.. benim aşkım oradadır.. tanelerin sürgün verdiği yerde , köklerin birbirine vardığı ve yaradılışın kendini çürümüşlükte sürdüren noktada.. benim tenim sanki onun geçici bir biçimidir.. temeline varmak istiyorum.. kalbimi bir meyve gibi tüm ağaçların dallarına asmak istiyorum..’

Furuğ Ferruhzad

‘hep kapalı bir kapı gibi olmaya çalışmışım , kimse korkunç içimi görmesin ve tanımasın diye..  bir insan olmaya çalışmışım , kendi içimde yaşayan bir varlık olduğum halde.. biz bir duyumsamayı ayaklarımız altında ezebiliriz fakat ona asla sahip olmadan yapamayız..’

Furuğ Ferruhzad

‘başkalarının tutsak alan benlerinden ayrı olarak kendi özgür ve dingin benine varmadıkça hiçbir şeye varmayacaksın.. kendini tam ve tüm bir şekilde yaşamını insanın ölümü ve yok oluşundan alan o güce bırakmazsan kendi yaşamını yaratmayı başaramayacaksın.. sanat en güçlü aşktır ve insan tüm varlığı ile ona teslim olduğunda insanın onun tüm varlığına kavuşmasına izin verir..’

Furuğ Ferruhzad

‘hayret ne kadar şaşılası bir dünyadır , benim kimse ile bir işim yok ; işte benim bu zararsızlığım ve kendi kendimle olmalarım başkalarının merakına yol açıyor.. insanlarla nasıl karşılaşmam gerektiğini bilmiyorum.. ben utangaç biriyim.. başkaları ile konuşmayı başlatmada çok zorluk çekiyorum , özellikle bana ilginç olmayan başkaları ile , neyse geçelim..’

Furuğ Ferruhzad 

FURUĞ FERRUHZAD , YARALARIM AŞKTANDIR , Çeviri : HAŞİM HÜSREVŞAHİ , TELOS YAYINLARI , Mart 2002..

(benim okuyabildiklerim arasında türkçe’deki en kapsamlı iranlı büyük sanatçı furuğ ferruhzad çevirisi ve çalışması bu kitap.. başında uzun bir yaşam öyküsünün yanı sıra , furuğ’un şiir kitaplarından tam çeviriler ile furuğ’un dostlarına ve ailesine yazdığı mektuplardan bölümler de var.. furuğ için yazılan şiirler de kitabın son bölümlerinde yer alıyor.. kitaplığınızda yoksa bence bulun ve edinin bu kitabı mutlaka.. kaçırılmayacak güzel bir derleme.. haşim hüsrevşahi’ye emekleri için çok teşekkürler..

Crockett..)

KİMBİLİR.. – TURGUT UYAR

KİMBİLİR..

1.

böyle , bu sazlı bahçe neresi ?
nasıl da içiyorum , ölürcesine.
sahnede bir bezgin kadın,
bir gariplik vermiş sesine.
o niçin şarkı söylüyor şimdi ,
ben neye ağlıyorum ?…

2.

elbet hep böyle geçmeyecek ömrüm , biliyorum
bu çeşit yaşamak , zor.
kimbilir tanrım , kimbilir
hangi güzel yerde beni ,
hangi ölesiye sevda bekliyor ?..

TURGUT UYAR..

‘BÜYÜK SAAT , Bütün Şiirleri’ ,  YKY , Mayıs 2002..

‘gitme kal’ var yok dinlemez bir çocuk isteğidir.. – ARİF DAMAR

DAR AÇI..

uzun saçlar yakışırdı sana uzun yıllar

bir gökyüzü bitince öteki başlardı

çevik taylar dururdu güneşte olgun başaklar

gölgelikler dururdu,

ovalar aydınlıkta dururdu

bulut geçti derdik bilemedin

ya da yağmur yağacak derdik

fesleğen saksıda güzel dururdu

bak bu olacak şey mi kömür beni vurdu

ayaklarım aldı başını gitti

ellerim kaldı duvarda

kalk ne olur pencereyi aç

uzun saçlar yakışırdı sana uzun yıllar

bir gökyüzü bitince öteki başlardı..

ARİF DAMAR (23 Temmuz 1925 , 20 Ekim 2010..)

 

GİTME KAL.. 

nice nice acıları aklına getir

bunca yoksulluğu aklına getir

gözyaşlarını aklına getir

‘gitme kal’ var yok dinlemez bir çocuk isteğidir

gitme aklına getir

 

kıraç mı kıraç toprakların üstüne

güneşler açar yağmurlar kesilince

çırılçıplak kayada yeşerir inci ağacı

dağların kuytusunda bir uslu çiçek

dağıtır mavisini kendi kendine

gitme beraberlik içinde

nasıl sevinirdik aklına getir

 

her şeyi her şeyi aklına getir

gece yarılarını aklına getir

söylediklerini aklına getir

sinsi yağmurlar yağıyordu

soğuktu

yaktığımız ateşi aklına getir

 

nelerden geçiyorsun aklına getir

gitme dünyamızın her yerinde

yorgun eller gülleri derleyince

ellerin sevincini aklına getir

güllerin sevincini aklına getir

 

ne çok severdik seni aklına getir..

ARİF DAMAR (23 Temmuz 1925 , 20 Ekim 2010..)

‘her yalnızlık biraz ihtilal..’ – EDİP CANSEVER

Umuş..

bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin , bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan
yeni bir başlangıç vardır..

parmağını sürsen dünyaya, rengini anlarsın
gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın
onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
her başlangıçta yeni bir anlam vardır..

nedensiz bir çocuk ağlaması bile
çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır..

Edip Cansever

Robespierre..

her gün biraz daha yalnız robespierre
ve fransa biraz uğultulu
yalnızdır akşamı yok edilen bir subay
bilinmez ürkütülmüş atları ne çok sevdiği
her yalnızlık biraz ihtilal..

çok şeyleri kadınlar için yaptım, kadınlar
onlar ki yokmuşum gibi sevdiler beni
beğenmek, beğenilmek gibi ayrı kaldılar
bir gün de akşamdı, ben o akşamı hiç unutmam
her sessizlik biraz ihtilal..

işte bir tanrı evi, kimler ki geçerken uğruyorlar
sonra çılgınlar gibi kalabalığa
belki de yarı kalmış bir sevgiye koşuyorlar
belki de her boyun eğdikleri, her diz çöküş
yavaşça bir ihtilal..

Edip Cansever

‘SONRASI KALIR – 2 , EDİP CANSEVER..’ , YKY Yayınları , Nisan 2005..

‘atlar gibi gözlüğe alıştırın / gözleri göklerden genişse / almadan vermeyi öğrenmişlerse / vurun ellerine ellerine..’ – GÜLTEN AKIN

ÖFKE AĞIDI..

dövün çocuklarınızı suçsuz

erken tanısınlar cezayı

cezaların suçlardan çok olduğu dünyada

dövün çocuklarınızı

 

atlar gibi gözlüğe alıştırın

gözleri göklerden genişse

almadan vermeyi öğrenmişlerse

vurun ellerine ellerine

 

candan özge değer var mı..

vatan nedir..

dostluk yenilir içilir mi..

sevgi neye yarar sevgi..

GÜLTEN AKIN

AVLU..

avlu bir çığlıkla tamamlandı

sanki eksikli kalırdı o çığlık olmasa

uzun buzdan sarkıtlar biçiminde

dondu çığlık..

 

dondu çığlık

lacivert resimler çizerek üstümüze

– ana o çığlığı nereden buldun..

düşündü nöbetçi , sirenlerden mi

martılardan belki

ama nerde deniz.. deniz olmalı ki

üstümüzde mavisi kesilmiş soğuk gökyüzü

altımızda

altımızda yanımızda ve her yerimizde

avlu..

 

avlu , o yedi günün birinde

toplaşıp toplaşıp dağıldığımız

yaşayan parçamız oldu..

 

avlu

kulübeler ve dikenli teller

pembe ve çatık nöbetçi

kalan altı günde birikir mi

kurşuni damdaki deprem öncesi sessizliği

o çığlık olmasa yarım kalacaktı sanki,

üstümüze doğrultmaya tüfekler

mekanizma sesleri

geldi bütünledi

çelenkti o , kara gövdesiyle devindi avluda

dokusunda ilenç çiçekleri

önünde durdukça her bir ananın

büyüdü

öyle ki

onu kim görse dağ derdi

şimdi biz

yani biz analar

artık o avluya nasıl sığarız..

GÜLTEN AKIN

‘Ağıtlar ve Türküler (1972-1983) Toplu Şiirler – 2’ , GÜLTEN AKIN , Yapı Kredi Yayınları , Ekim 2004..