NİCOLA SACCO E BARTOLOMEO VANZETTİ

“Burjuvazi,
katletti içimizden ikisini
bu iki ölmeyen ölümsüzdür!
Burjuvazi,
kavgaya davet etti bizi
davetleri kabulümüzdür.”

 
Milyonların rehberi değildiler; milyonların içerisinde, kocaman bir koroda iki müzisyendiler…
Ferdinando Nicola Sacco, Bartolomeo Vanzetti… İki anarşist italyan göçmen.
20. yüzyılın başlarıdır. ‘Yeni dünyaya akın’ vardır. Kıt’a Avrupası’ndan yeni dünyaya akın edenler
zenciler, yoksullar, zibidiler, lümpenler, işçilerdir. Şüphesiz yeni dünya hayalleri vardır.
Samimidirler.
Lakin kapitalizm samimi değildir. Buraya göçenler ‘göçük’ altıda kalmıştır. Fabrikalarda en
ahlaksız, insaniyet dışı koşullarda, çalıştırılmışlardır. En dipte yer alanlar ise zenciler ve
göçmenlerdir.
1919’lu 1918’li yıllar grevleri, kitlesel eylemleri, isyanları tetiklemektedir. Ve öyle olmuştur.
“Gaspedilenlerin gaspedilmesi” ne atlanmak üzeredir. Öyle olmadı. Çünkü faşizm tarih sahnesine
çıkıyordu… Tutuklamalar, parti binalarına baskınlar, işçi liderlerinin tutuklanması vs vs.
Gaspedilenler gaspedecek kadar bilinç taşıymamıştır…
Genelde bu böyledir. Özelde bu döneme damgasını vuran Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti
davasıdır.
23 Ağustos 1927’de düştüler faşizmin, zulmün pençesine. Ve tabii ki bu tesadüf değildir. İtalya’da
faşizmin yükselişi, Hitler’in iktidara hazırlanışı…
Her ne kadar burjuva hukukun iflası olduğunu bilsek de Sacco ve Vanzetti, bir ayakkabı
fabrikasında Frederick Parmenter ve bu fabrikada güvenlik görevlisi olan Alessandro
Berardelli’nin, 15 Nisan 1920’de 15.766,51 dolar ile birlikte ödeme yapmak için bankaya doğru yol
alırken silahlı saldırı sonucu öldürülmeleri ve soyulmaları olayından sorumlu tutulmuşlardı. Bu
burjuvazinin tarihsel çıkarları uğruna ne kadar acımasız olduğunun çirkinleştiğinin ne ilk ne de son
göstergesidir. Ve bu iki ölü ne ilk ne de son ölümüzdür!
Bu burjuvazi tarafından böyleydi. Göstereceğiz hep birlikte. Güneş ışığı satılık değildir. Umut,
emek satılık değildir. Ve biliyoruz ki dostlar suç işlenmiştir. Hükümsüzdür.
Onlar bugünkü hukuk siteminin ve ahlakın kutsadığı insanın insanı ezmesi suçuna karşı oldukları
için suçluydular. Ya biz? Bizler de suçluyuz ve her an her dakika her saniye bu suçu işliyoruz.
Meydanlarda, sokaklarda, kampüste, torna tezgahında… Gettolarda!
Evet. Suçluyuz. Ve Paul Lafargue’ın seslendiğini duyuyorum. Lafargue, Marx’ın damadıdır.
Öğrencisidir. Haksız bir yönetimde elbette ki namuslu insanın yeri tutukevidir. 5 yılda 7 yılda!
Nico ve Bart 7 yıl tutklu kaldılar ve yargılandılar. 7 yıl. İdam edildiler.
Lakin bunlardan çıkarılması gereken ortadadır. Biteviye olabilir. Ama inadına, daima! Siempre!
Ve yine başladığımız gibi nazımca bitirelim:
“Yanıyordu kanlarında şavkı İtalya güneşlerinin
koştular temiz esmer alınlarla hayatın sesine,
dövüştüler yanında dövüşen kardeşlerinin.
Yeni dünyada düştüler eski zulmün pençesine!
Yedi yıl ölümün karşısında gülerek durdular.
Elektrikli iskemleye
kadife bir koltukmuş gibi oturdular.
Yürekleri dört bin volta yedi dakka dayandı.
Yandı yürekleri
yedi dakka yandı!.. ”

 

Adelante

Comments are closed.