‘2666..’ – ROBERTO BOLAÑO

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘İŞE YARAMAK.. herkesin bildiği gibi güneşin pek çok yararı vardır, dedi seaman.. yakınına gittiğinizde cehennem olabilir ama uzaktan bakıldığında onun ne kadar yararlı, ne kadar güzel olduğunu görmemek için vampir olmak gerekir.. bu sözlerin ardından, gülümsemeler gibi eskiden yararlı olan ve herkesin takdir ettiği ama artık insanda güvensizlik yaratan şeylerden bahsetmeye başladı.. örneğin 50’lerde, bir gülümseme insana pek çok kapıyı açabilirdi, dedi.. bir yerlere gelmesini sağlar mıydı bilmiyorum ama kapıları açardı.. artık kimse gülümsemelere güvenmiyor.. eskiden satıcıların gülümsemyi bilmesi gerekirdi, iyi iş yapmanın sırrı gülümsemekti.. garson, iş adamı, sekreter, doktor, senarist veya bahçıvan olmanız fark etmezdi.. sadece polisler ve gardiyanlar gülümsemezdi.. işin o kısmı değişmedi, ama geri kalan her şey değişti.. 50’li yıllar, amerikalı diş doktorlarının altın çağıydı.. siyahlar elbette her zaman gülümsüyordu, beyazlar gülümsüyordu, uzak doğulular gülümsüyordu, güney amerikalılar gülümsüyordu..  oysa bugünlerde, yüzümüze gülümseyen bir insan, içten içe en büyük düşmanımız olabilir.. başka türlü ifade edecek olursam, artık hiç kimseye, özellikle de gülümseyen insanlara, güvenmiyoruz çünkü bizden bir şey isteyeceklerini biliyoruz.. amerikan televizyonu gülümsemeler ve gün geçtikçe daha mükemmel görünen dişlerle dolu.. onlara güvenmemiz bekleniyor mu? hayır.. televizyondaki gülümseyen insanların iyi insanlar olduklarını, sineği dahi incitmeyeceklerini düşünmemiz bekleniyor mu? yine hayır.. gerçek şu ki, bizden hiçbir şey beklenmiyor.. televizyondaki o insanlar bizden hiçbir şey istemiyor.. tek istedikleri bize dişlerini, gülümsemelerini göstermek ve bunun karşılığında onlara hayran olmamızı bekliyorlar.. hayranlık.. onlara bakmamızı istiyorlar, hepsi bu.. mükemmel dişlerine, mükemmel vücutlarına, mükemmel tavırlarına tapmamızı bekliyorlar, hepsi de güneş’ten kopmuş birer ateş parçası, tapılmak için sıradan gezegenimize düşmüşler.. çocukluğumda diş teli olan çocuklar gördüğümü hatırlamıyorum, dedi seaman.. bugün diş teli takmayan çocuğa rastlamak zor.. bizi yararsız şeyleri kullanmaya zorluyorlar ve bu nesnelerin amaçları hayat standardımızı yükseltmek değil, insanlar onları moda veya statü sembolü oldukları için kullanıyor.. elbette moda geçicidir, bir şeyin modası bir yıl, en fazla dört yıl sürer, sonra çürümenin aşamalarından geçerek kaybolup gider.. ama statü sembolleri farklıdır.. onlar, ancak bir zamanlar onlara sahip olmuş cesetler çürüdüğünde çürürler.. seaman, vücudun ihtiyaç duyduğu yararlı şeylerden bahsetmeye başladı.. ilki dengeli beslenmeydi.. bu kilisede pek çok şişman var, dedi.. çok azınızın sebze yediğine eminim.. belki yeni bir yemek tarifinin sırası gelmiştir.. bu seferki tarifin adı limonlu brüksel lahanası.. lütfen not alın.. dört kişilik yemeğin malzemeleri: 800 gram brüksel lahanası, limon suyu, soğan, maydanoz, 40 gram tereyağı, karabiber ve tuz… şöyle hazırlanıyor: 1. brüksel lahanalarını iyice yıkayıp dış yapraklarını ayıkladıktan sonra soğan ve maydanozu ince ince doğrayın.. 2. kaynar suya attığınız lahanaları 20 dakika boyunca veya yumuşayana kadar kaynatın.. ardından sularını süzüp bir kenara koyun.. 3. tereyağını tavada eritip soğanları kavurun, limon suyunu, tuzu ve biberi ilave edin.. 4. brüksel lahanalarını ekleyip sosla karıştırın ve bir iki dakika ısıtıp üstüne maydanoz serpin.. o kadar güzel olacak ki parmaklarınızı yalayacaksınız, dedi seaman.. içinde hiç kolesterol yok, karaciğer ve kan basıncı için iyi, çok sağlıklı.. ardından karides salatası ve brokoli salatası hazırlamayı tarif etti ama cümlesini insanın sadece sağlıklı yiyecekler yiyerek yaşayamayacağını söyleyerek tamamladı.. kitap okumalısınız, dedi.. bu kadar televizyon izlemeyin.. uzmanlar, televizyonun göze zararı olmadığını söylüyor.. onlara inanmıyorum.. televizyonun göze iyi gelmediği kesin ve cep telefonları hâlâ gizemini koruyor.. belki bazı bilim adamlarının dediği gibi kansere yol açıyorlar.. kansere yol açıp açmadıklarını söylemek bana düşmez ama soru işareti hepimizin kafasında.. söylemeye çalıştığım şu, kitap okumak gerek.. rahip, doğruyu söylediğimi biliyor.. zenci yazarların yazdığı kitapları okuyun ama sadece bununla yetinmeyin.. işte, bu gece size vereceğim en değerli bilgi: okumak, asla zaman kaybı değildir.. hapisteyken kitap okurdum.. okumaya orada başladım.. biri sürü kitap okudum.. bir yemek gibi kitapları sindirdim.. hapishanede ışıkları erkenden kapatırlar.. yatağa yatarsınız ve sesler duyulur.. ayak sesleri.. bağrışan insanların sesleri.. hapishane sanki kaliforniya’da değil de güneş’e en yakın gezegen olan merkür gezegenindedir.. aynı anda hem soğuk hem sıcaktır, hem üşür hem terlersiniz ki bu da yalnız veya hasta olduğunuzun işaretidir.. başka şeyler, güzel şeyler düşünmeye çalışırsınız elbette ama bazen elinizden gelmez.. bazen biri masasındaki ışığı açar ve o lambadan yayılan ışık hücrenize ulaşır.. pek çok kez bunu yaşadım.. yanlış bir yere yerleştirilmiş lambanın veya koridordaki floresanların ışığı gecenin bir vakti hücremi aydınlattı.. o zaman kitabımı çıkarıp ışığın altına yerleştirdim ve okumaya devam ettim.. kolay değildi çünkü harfler ve paragraflar, yeraltı dünyasının ne yapacağı kestirilemez ışığından ürküyormuş gibiydi.. ama okumayı sürdürdüm, anlamasam da okudum.. bazen kendimi şaşırtacak kadar hızlı, bazense çok yavaş okuyordum, her cümle veya kelime sadece beynimi değil vücudumu da besliyordu.. yorgunluğa veya hapishanede olduğum gerçeğine aldırmaksızın saatlerce kitap okuyabilirdim, hapishanede olmamın yegâne nedeni kardeşlerim adına savaşmış olmamdı, oysa hapishanede çürüyüp gitmem çoğunun umurunda bile değildi.. ölsem, ruhlar bile duymazdı.. ama kitap okurken, yararlı bir şey yaptığımı biliyordum.. önemli olan buydu.. gardiyanlar ileri geri turlar ve kulağıma küfür gibi gelen arkadaşça sözler eşliğinde nöbet değiştirirken okumayı sürdürüyordum… şimdi düşünmüyorum da gerçekten kaba saba şeyler söylüyor olabilirler.. yararlı bir şey yapıyordum.. neresinden bakarsanız bakın yaralıydı… okumak, düşünmeye, dua etmeye, bir arkadaşla konuşmaya, düşünceleri ifade etmeye, başkalarının düşüncelerini dinlemeye, müziğe kulak vermeye, hoş bir manzaraya bakmaya veya sahilde yürümeye benzer..’

ROBERTO BOLAÑO..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

kitap kapağından :

“kuzey meksika’dan nazi almanyası’na, stalin’in moskovası’na, drakula’nın kalesine ve denizlerin derinliklerine uzanan çarpıcı bir edebi labirent…

bolaño, ölümle yarışarak yazdığı 2666’da, kötülüğün en yalın halinin günümüz meksika’sından bir gazete haberiyle başlayan hikâyesini anlatıyor. hikâyenin geçtiği santa teresa sadece cehennem olmakla kalmıyor, aynı zamanda da bir ayna; “sürekli işe yaramaz bir değişim içinde olan zengin ve yoksul amerika’nın” hüzünlü bir aynası.”

kitap hakkında yazılıp söylenenlerden :

“kitaplar pek çok işe yarar, sizi bazen çalışmaya bazen eğlenmeye ve bazen de yazmaya teşvik eder. bolaño’yu okumak bana yazma konusunda ilham veriyor. tam bir dâhi.” – patti smith

“bu yılki okumalarıma çoğunlukla roberto bolaño hâkimdi. bolaño, 2666’da güney amerika, abd ve avrupa geleneklerini; modernizmin vahşi gerçekçiliği ile suç romanlarını pürüzsüz bir şekilde bir araya getiriyor. bolaño’nun romanları, yazarı modern edebiyat tarihinde önemli bir yere oturtuyor.” – kazuo ıshiguro

“bu doğaüstü roman tasvir edilemez; bütün ihtişamıyla yaşanması gerekir. gelmiş geçmiş en korkunç gerçek cinayet furyasıyla, juarez (meksika) ve çevresinde öldürülen 400’den fazla kadınla ilgili olduğunu söylemek belki de yeterli.” – stephen king

“garcia marquez’in yüz yıllık yalnızlık’la yarattığı depremden kırk yıl sonra, bolaño yeri göğü yerinden oynattı. 2666, en yalın ifadeyle, yirmi birinci yüzyılın ilk gerçek başyapıtıdır.” – the complete review

“tıpkı cervantes, melville, proust, musil ve pynchon gibi bolaño da totaliter dünyayı romanda yeniden kuruyor.” – neue zürcher zeitung

“bolaño’nun mirası olağanüstü. kafka, borges ve cortázar’ın izinden giderek anlatıların sınırlarını muğlaklaştırıyor. 2666 bunun en güzel örneği.bir roman bundan daha heyecanlı olamaz.” – frankfurter rundschau

(kitap kapağı yazıları kitaptan alınmıştır..)

‘2666..’ , ROBERTO BOLAÑO, İspanyolcadan Çeviren: ZEYNEP HEYZEN ATEŞ, PEGASUS Yayınları, Şubat 2012, 992 Sayfa..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘dünya yaşayan bir şeydir ve yaşayan hiçbir şeyin çaresi yoktur.. bu da bizim talihimizdir..’ – ‘roberto bolaño’

 

şili’li yazar ‘roberto bolaño’yu ilk olarak bir edebiyat dergisinde keşfetmiştim.. ölümünden hemen önce kendisiyle yapılan bir röportajdan alıntılar vardı.. 50 yaşında sirozdan kaybettiğimiz latin amerikalı bu büyük yazarın hemen kitaplarını almaya koşmuştum kitapçıya.. üç kitabını buldum : ‘katil orospular’, ‘uzak yıldız’ ve ‘vahşi hafiyeler’i alıp hemen ‘katil orospular’ kitabından okumaya başladım.. bu öykü kitabı müthiş etkiledi beni.. keskin zekası, kurgusu, kendi yaşamından esintiler taşıyan otobiyografik olaylar, yer yer çok derin gizemli anlatımlar okuyanı büyülüyordu.. sonra ‘vahşi hafiyeler’e geçtim.. tuğla gibi olan bu kitabı da bir solukta bitirdim.. sonra ise ‘uzak yıldız’a geçtim.. 1973 şili darbesi sonrası yıldızı parlayıp yükselen bir şairi anlatır bu kitabında.. bu darbe şairinin vahşiliklerini, sınır tanımayan faşistliklerini okurken sanki 1980 darbesi sonrası edebiyat dünyamıza giren bu tip yazar ve şair bozuntusu sağcı faşistleri görmüş gibi olursunuz.. anlatılan aslında bizim ülkemizin de hikayesidir.. ‘uzak yıldız’ı bitirdiğimde artık ‘roberto bolaño’ ile çok eski arkadaşlar gibi olmuştuk.. kendisi çoktan dünyayı terk etmiş olsa da kitaplarıyla her gün karşımda capcanlı duruyordu.. 9 haziran 2010 da ‘aylak adamız’a ‘katil orospular’dan uzun bir alıntı koydum.. rastlantının ne büyük bir aktör olduğunu anlatan bir cümleyi başlık olarak koyarak :  ‘şimdi arkanda bıraktıklarını , neler bırakabileceğini , neler bırakman gerektiğini düşün ; rastlantının yeryüzüne gelmiş gelecek en büyük katil olduğunu da düşün..’ – roberto bolaño

aynı zamanda şair olan  ‘roberto bolaño’ uzun yıllar meksika’da yaşadıktan sonra ‘allende’nin iktidara gelmesiyle ülkesi şili’ye dönmüş fakat kanlı darbe sonrası o da tutuklanmıştır.. hapishaneden çıktıktan sonra meksika’ya döner ve orada şair arkadaşlarıyla birlikte ‘infrarealist şiir hareketi’ni başlatır.. fransız sürrealizmiyle, dadaizmden izler taşır bu akım..

işte şili’de doğup genel olarak meksika’da yaşamış bu büyük yazarın ölümle yarışarak yazdığı son kitabı ‘2666’yı ‘pegasus’ yayınları ‘zeynep heyzen ateş’in çok özenli bir çevrisi ile ve yine çok güzel bir kapak ve basımla bizlere sundu geçen ay..

okumasını yeni tamamladım 992 sayfalık bu dev kitabın.. gerçekten edebiyat çevrelerinde denildiği gibi ‘roberto bolaño’nun başyapıtı olmasının yanında bu yüzyılın edebiyat tarihine adını yazdıran başyapıtlarından ilki ‘2666..’

boyutu ve ağırlığıyla insanı korkutsa da bir solukta okunan bir kitap.. belki de sizin ‘roberto bolaño’yu keşfetmeniz için bir fırsat bu kitap.. ama diğer kitaplarını da atlamayın derim.. bilhassa ‘katil orospular’ı..

kitaplarla ve gülüşünüzle kalın..

Crockett..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Comments are closed.