“HOŞ CİNAYET..”

 

 

 

 

 

 

 

 

“nihayet, okuryazar kişilerin ‘esrar’a dayalı polisiye roman tutkunu olmalarında şaşılacak hiçbir şey yoktur.. ne de olsa, ‘ernst bloch’un bir zamanlar işaret ettiği gibi, tüm burjuva toplumunun işleyişi büyük bir esrar değil mi.. küçük işyerinizde kendinizi işinize vermiş, hiç durmadan çalışıp didiniyorsunuz ve birden bire işiniz, esrarlı nedenlerle (fiyatlar düşmeye başlıyor, faiz oranları yükseliyor, piyasa daralıyor) sizin hiçbir suçunuz olmadan çöküyor.. işinizde köle gibi çalışıyor, makinelerin ya da ustabaşının dayattığı tüm kurallara uyuyor, bu korkunç yarış içinde kendinizi alabildiğine zorluyorsunuz ama yine de işten atılıyorsunuz.. daha da kötüsü, hiç beklemediğiniz bir anda bir resesyon, uzun bir depresyon, hatta bir savaş tepenize çöküveriyor.. bütün bunların sorumlusu kim.. siz değilsiniz.. ne de komşularınız ve tanıdıklarınız.. bunlar perde arkasındaki bir takım esrarengiz tertipçilerin işi olmalı.. bu ‘esrar’ların en azından bazıları aydınlatıldığında kendinizi daha az yabancılaşmış hissedeceksinizdir..

bertolt brecht benzer bir noktaya değinmişti :

‘yaşam hakkındaki bilgimizi felaketimsi bir biçimde ediniriz.. sosyal topluluğumuzun işleyiş biçimini felaketlerden çıkarsamak zorundayızdır.. krizlerin, depresyonların, devrimlerini savaşların ‘iç öyküsünü’, düşünerek bulmalıyızdır.. gazeteleri (ve aynı zamanda bildirileri görevden alma mektuplarını, askerlik celplerini ve benzerlerini) okumakla bile birinin açık felaketin ortaya çıkması için bir şeyler yapmış olması gerektiğini hissederiz.. öyleyse bu kişi ne yapmıştır.. bize söylenen olayların ardında söylenmeyen şeylerin olduğundan kuşkulanırız.. gerçekte olup biten onlardır.. ancak bilmemiz halinde anlayabiliriz.. yalnızca tarih bize bu gerçek olayları haber verebilir – aktörlerin bunları tümüyle gizlemeyi başaramadıkları ölçüde.. tarih felaketlerden sonra yazılır.. entelektüellerin tarihin özneleri değil de nesneleri olduklarını hissettikleri bu temel durumu polisiye romanlarda insanları eğlendirmek için ortaya koyabildikleri düşünceyi oluşturur.. var oluş, bilinmeyen etkenlere dayanır.. ‘bir şeyin olmuş olması gerekir’, ‘bir şey tezgahlanıyor’, ‘bir durum var’ – işte bunu hissederler ve pür dikkat kesilirler.. ama aydınlık ancak felaket olup bittikten sonra görünür – tabii eğer görünürse.. ölüm gerçekleşmiştir.. önceden ne tezgâhlanmıştır.. ne olmuştur.. neden bir durum ortaya çıkmıştır.. bunların tümü belki şimdi mantıkla çıkarsanabilir..’

polisiye roman, meta üretiminin ve burjuva toplumunun gizemlerinin bilimsel bir açıklamasının mümkün olduğunu ve de kolektif kurtuluşun bireysel kaçışçılığa tercih edilir olduğunu anlayacak kadar olmasa da yabancılaşmasının  kısmen bilincinde olan yabancılaşmış entelektüellerle hizmet-sanayi emekçilerinin ihtiyaçlarına cevap verir.. polisiye roman, yarı uygar, yarı yüceltici olduğu gibi yarı kurtarıcıdır; tamamen burjuvadır, burjuva toplumunun hastalıklarının kurbanı olan orta sınıf için burjuva ilacıdır..”

ERNEST MANDEL..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘HOŞ CİNAYET, Polisiye Romanın Toplumsal Bir Tarihi..’ , ERNEST MANDEL, Çeviri : N. SARAÇOĞLU, YAZIN Yayıncılık, Nisan 1985, 180 Sayfa..

Comments are closed.