‘POST MORTEM – MORG GÖREVLİSİ..’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘kötü günler geçiriyoruz.. insan olanın acıdan, üzüntüden yıkıldığı günler.. felaketler her şeyin üzerini örtüyor.. felaketler karşısında insanlar (iki üç yaratık dışında) birleşiyor, kardeşleşiyor.. kardeş olabilmek, kardeş kalabilmek için illa hep başımıza belli felaketlerin mi gelmesini beklemeliyiz.. felaket gelmeden başımıza birbirimizi yemeye, birbirimizi yok etmeye devam mı edeceğiz.. farklılıklarımıza neden tahammül edemiyoruz.. ve yönetenler neden hep sadece kendi taraflarının tek haklı olduğunu düşünüp ona göre yönetirler.. bu ülke de her dönem böyle olmuştur.. sadece bu iktidarı suçlamıyorum.. neden suçlu insanlar hep cezasız kalır.. neden 1923 yılından beri hatalı olan kamu görevlisi ya da bakan ya da bilmem kim istifa etmez.. neden onu hep korurlar.. batı ülkelerinde ya da japonya’da böyle mi olur bilmiyorum.. neden onur sıkıntımız var bizim.. onurlu insanlar gibi hatalıyım demeyi neden bilmeyiz.. bu ülke neredeyse felaketler cumhuriyeti adını alacak.. darbeler ülkesi, felaketler ülkesi.. bize benzer ülkeler vardır fakat bizim kadar olanı yoktur eminim..

neyse bize benzer ülkelerden birisi olan şili’den bir film epeydir arşivimde beni bekliyordu : ‘post mortem..’ malesef her zaman film adlarında olan kötü çevriler ya da seçimler diyelim burada da başımıza geliyor.. türkçeye ‘ölüm sonrası’, ‘morg’ ya da ‘otopsi’ diye çevrilse daha iyi olacağı halde filmin adı türkçeye ‘morg görevlisi..’ olarak çevrilmiş.. ne yapalım filmlerin ‘kaderi..’

filmimiz ‘post mortem’ tabi benim iran sinemasından başımı kaldırmamı bekliyordu.. geçenlerde mekanda tek başıma otururken onu araya sıkıştırmaya çalıştım.. geceden kaldığım için sıkı bir kahvaltı yapmaya da çalışıyordum.. neyse film bir başladı, kahvaltı mahvaltı da kalmadı.. şimdiden uyarıyorum, reçete gibi olacak belki ama bu filmi yemek öncesi, yemek sonrası ya da özellikle yemek sırasında izlemeyin.. yan etkileri çok fena.. bulantı, kusma, iştahsızlık, baş dönmesi kesinlikle yapar bu film ona göre ayağınızı denk alın, hatta bugünlerin moda ifadesiyle yazayım ‘haddinizi bilin’ filmi izlerken.. yoksa ne o gün yemek yiyebilirsiniz ne de yediklerinizi midenizde tutabilirsiniz..

film bir zırhlı aracın altına yerleştirilen kameranın verdiği görüntüyle başlıyor.. zırhlı araç hızla boş ve uçuşan çöplerle, kağıtlarla dolu yolda ilerliyor.. zırhlı aracın gürültüsü insanı ürkütüyor ve filmin kara havası hakkında sizi uyarıyor..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

 

 

filmimizin kahramanı 55 yaşındaki mario, bir morgda otopsi sekreteri olarak çalışan kendi halinde bekar birisidir.. tek başına yaşayan mario’nun hayatının tek eğlencesi karşı komşusu kabare dansçısı nancy ile ilgili hayaller ve fanteziler kurmaktır.. nancy’nin çalıştığı kabareye sık sık giden mario bir gün yine gittiğinde nancy’nin dansçı kızlar arasında olmadığını fark eder ve hemen kulise iner.. orada kabarenin patronu ile nancy arasında gelişen diyaloga şahit olur.. nancy aşırı zayıflığından dolayı kabareden kovulmuştur.. kabareden birlikte ayrılan mario, nancy’i içinde kaldıkları şilinin o zaman ki özgürlükçü sosyalist başbakanı allende yanlısı bir gösteri arbedesinde kaybeder.. arabadan inen nancy göstericilerin arasına katılır ve kaybolur..

mario hayatına devam eder.. akşamları bir yandan sabahtan akşama kadar katıldığı otopsilerle ilgili el yazısıyla tuttuğu tutanakları daktiloya çekerken bir yandan nancy’nin evini gözlemeye devam eder.. mario’nun hayatı bundan ibarettir.. otopsilerde önünde her gün insan bedenleri kesilirken, soluduğu ölü bedenlerin kokusundan mario’nun ruhu da, rengi de tıpkı ölü bedenler gibi bembeyazdır.. dış dünyaya, politik gelişmelere duvar gibi duyarsız gibi görünmekle beraber aslında çevresini çok iyi gözlemlemektedir.. sabahın başlamasıyla ölü bedenleri kesen personeller öğle yemeklerinde toplu halde iştahla yemeklerini yerken mario, nancy gibi iştahsızlaşır.. güncel politik gelişmelerden, yaklaşan darbenin ayak seslerinden bahseden personel profesörler dahil birden gaza gelip hep bir ağızdan vietnamlı devrimci ho chi minh için yazılmış marşları söylerler.. mario sadece boş, donuk gözlerle iş arkadaşlarını izler..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

bağıra çağıra geliyorum diyen darbe sonunda 11 eylül günü tüm vahşetiyle gelir.. mario tankların sokaklarda yürüdüğü sıralarda her şeyden habersiz banyosunda kulakları tıkalı halde banyo yapmaktadır.. oysa o sırada nancy’nin evine baskın yapılır.. aynı zamanda solcuların devamlı bir araya gelip toplantı yaptığı ev bombalarla, tüfeklerle yerle bir edilir.. banyodan çıkan mario pencereden nancy’nin evinin halini görür ve hemen nancy’nin evine koşar.. sokaklar bomboş ve ölüm sessizliği vardır.. nancy’nin evinde nancy’nin yaralı köpeği dışında kimse yoktur.. köpeği alan mario hemen evine döner.. kendi arabasını nancy için kabarenin sahibine nancy’nin kabareye dönmesinin diyeti olarak veren mario nancy’nin abisinin arabasıyla köpekle beraber işe gider.. iş yerinin önü bu sefer çok kalabalıktır.. yakınlarından haber almak isteyen bir sürü kadın kapının önünde beklemektedir.. içeriye çantayla köpeği sokan mario içerideki rütbeli, rütbesiz onlarca askerler birlikte koridorların bir sürü cesetle dolu olduğunu görür.. önce gizlice içeriye soktuğu nancy’nin yaralı köpeğini tedavi etmeye çalışır.. yaralarına pansuman yapar. sonra yanında çalıştığı profesörün yanına giderken çalıştıkları kurumun yönetimini devralan asker bozuntusuyla karşılaşır.. donuk bir sesle askerin ağzından ‘bugünlerde çok çalışmanız gerekecek ve bu kurumun bir şekilde çok çalışmasını sağlayacağım’ lafı çıkar yılan tıslaması şeklinde..

ve mario’nun hayatı tam bir kabusa dönüşür.. bir yandan nancy’nin ailesiyle birlikte ortadan kaybolması ve bir yandan da otopsi için getirilen katledilmiş binlerce ölü bedenin otopsisiyle boğuşmaları mario’nun hayatını çekilmez hale getirir.. otopsilerin usulü bile değişmiştir.. cesetlerin sadece isimlerini, yaşlarını ve üzerlerinde kaç kurşun deliği olduğunu küçük kağıtlara yazmaları emredilir.. iş arkadaşları arasında isyan edenler en sert şekilde ölümle korkutularak tehdit edilir postallı şerefsizler tarafından..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

bir gün eve döndüğünde mario’nun yanındaki köpek birden nancy’nin evine koşar, evin müştemilatına doğru giden köpeğin peşinden giden mario kapıyı açtığında orada saklanan nancy ve nancy’nin kaçamak yaptığı solcu arkadaşını yan yana  görür.. günlerdir ölü bedenler arasında nancy’den bir iz arayan mario hem sevinç hem de hayal kırıklığını bir arada yaşar.. ilk şoku atlatan mario, nancy ve arkadaşına her gün yemek, haber ve istedikleri şeyleri getirir..

bir gün nancy’nin babasını da morga gelen cesetler arasında gören mario şaşkınlığını atlatamadan gizli bir görevle üç kişilik ekip halinde başka bir mekanda özel bir otopsiye askerler tarafından götürüleceklerini öğrenir.. ve esas filmimiz orada başlar..

gittikleri mekanda girdikleri salonda darbeyi yapan  ‘pinoche’ şerefsizi dahil tüm askeri erkan hazırdır.. otopsi grubunun bayan elemanı otopsi aletlerini yavaş yavaş çıkarırken kamera üzeri açılan cesede yönelir ve ekrana darbeyle devrilen özgürlükçü, sosyalist başbakan ‘salvador allende’nin tanınmaz haldeki bedeni gelir.. ülkesinin tam bağımsızlığı ve özgürlüğü için politikalar uygulamaya çalışırken darbeyle devrilen ve akabinde başkanlık sarayında şüpheli bir şekilde ölen salvador allende tüm heybetiyle vicdansız askeri heyetin önünde yatmaktadır.. üç kişilik otopsi ekibi değişik duygular içinde ne yapacaklarını şaşırırlar ve ilk tepkiyi duygusuz, ruhsuz olarak görünen mario verir.. önüne konulan daktiloyla yazamadığını söyler ve yerine bir asker emirle oturtulur.. mario donuk gözlerle otopsiyi izlemeye devam eder..

dediğim gibi sslında film burada başlar.. gırtlağınıza oturan bir yumruk, gözlerinizden akmaya çalışan gözyaşlarıyla boğuşarak izlemeye çalışırsınız filmi..

2010 yapımı bu filmin ilginç bir yanı da darbe günlerinde intihar ettiği öne sürülen ancak kimi kaynaklarca askerler tarafından katledildiği söylenen salvador allende’nin ölümünden 38 sene sonra 2011 mayısında mezarının açılarak tekrar otopsisinin yapılacağı günlere denk gelmesiydi..

binlerce devrimci ve solcunun katledildiği veya kaybedildiği 11  eylül 1973 şili darbesini bir kez daha lanetlemek ve en önemlisi büyük devlet adamı salvador allende’yi anmak için bu filmi mutlaka izleyin..’

 

Crockett..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Filmin Künyesi :

Yönetmen: Pablo Larraín

Senaryo : Pablo Larraín

Oyuncular: Alfredo Castro, Antonia Zegers, Jaime Vadell

Yapım : Şili-Meksika-Almanya,

Yılı :2010,

Süresi : 98 dakika..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

filmden replikler :

 

nancy : ne iş yapıyorsun komşu..
mario : memurum..
nancy : peki beni neden buraya getirdin..
mario : hava atmak için..
nancy :  bana niye hava atmak istiyorsun ki..
mario : kişisel sebepler..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

nancy : ‘ordu benim babam ve kardeşimden ne istiyor, biz kendi halinde insanlarız..’

 

Comments are closed.