‘ben toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olamayan tek tutamağı arıyorum..’ – Aylak Adam

“geleneksel romandan beklediklerimizi ‘anayurt oteli’nde bulamayacağımız yeterince açık.. ne karakter çizmede, ne olay örgüsü kurmada ne de kullandığı anlatıcı konusunda geleneksel roman konvansiyonlarına uymuş yazar.. atılgan ‘aylak adam’ı bir roman olarak, ‘anayurt oteli’ni ise bir tür antiroman olarak yazmış diyebiliriz..

ilk evre yalnızlık evresidir demiştik..

‘zebercet’in oteldeki günlük yaşamına baktığımızda bunun ne kadar yalnız, anlamsız ve tek düze bir yaşam olduğu hemen göze çarpar.. sabahleyin müşteriler iner, hesabı ödeyip giderler, yenileri gelir oda isterler ve ‘zebercet’in bunlarla yaptığı konuşmalar, otelci ile müşteri arasında geçebilecek iki, üç cümleyi aşmaz.. dostluk bir yana ahbaplığı bile yoktur kimseyle.. başkalarıyla iletişimden kaçtığı için zorunluluk olmadıkça otelden çıkmayan ‘zebercet’in yalnızlık sorununun asıl cinsel alanda yoğunlaştığını anlamak güç değil.. gerçi haftada birkaç gece yandaki odada yatan ortalıkçı kadınla yatar; ama bu ilişki tek yanlıdır, çünkü uykusu ağır olan ve uykuyu çok seven kadın, bu sırada uyandırılmamak için donsuz yatma önlemini bile almıştır.. o da ‘zebercet’ kadar yalnız olmasına karşın, on yıldır aynı otelde birlikte yaşayan bu iki insan arasında hiçbir iletişim kurulmuş değildir ve kadınla sık sık yatmak ‘zebercet’in yalnızlık sorununa bir çözüm getirmez..

yine ‘aylak adam’ ile bir karşılaştırma yapabiliriz.. ‘C.’ yolda laf atarak ilişki kurabileceği bir kadın görür, ama vazgeçer : ‘yürüdü.. böyle kurtuluş istemiyordu.. çok denemişti.. on dakika sonra insan kendini daha da yalnız bulurdu..’ bu tür ilişkilerin ‘C.’ için ne anlam taşıdığı okura açıklanmış oluyor; oysa ‘anayurt oteli’nde bunların ‘zebercet’ üzerindeki etkisini okur kendisi keşfetmek zorunda..

‘anayurt oteli’nin özelliği bu.. okurdan beklenen, romanı hazıra konarak izlemek değil, çözümlemek.. hani çocukların, bir resimden ayrıntılar taşıyan altı yüzeyli tahta küpleri gerektiği şekilde birleştirerek oynadığı resim kurma oyunu vardır, onun gibi romanın okuru da metnin içinde dağılmış, birbiriyle ilintisiz görünen birtakım olaylar, kişiler, davranışlar, cümleler, arasında bağıntılar kurarak bu kurmaca dünyanın bilmecesini çözmek zorunda.. sözgelimi ‘zebercet’in toplumdan kopmasının, başkalarından kaçmasının ve yalnızlığa düşmesinin nedenini alalım.. ‘aylak adam’ da aynı durumdadır, ama içinde bulunduğu durumun nedenlerini kendisinden dinleriz.. örneğin, kendini başka erkeklerle karşılaştırırken şöyle düşünür ‘C.’ :

‘sizi bekleyenler vardır.. rahatsınız.. hem ne kolay rahatlıyorsunuz.. içinizde boşluklar yok.. neden ben de sizin gibi olamıyorum.. bir ben miyim düşünen.. bir ben miyim yalnız..’

başka bir yerde de;

‘ben toplumdaki  değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olamayan tek tutamağı arıyorum : gerçek sevgiyi.. bir kadın.. birbirimize yeteceğimiz, benimle birlikte düşünen, duyan seven bir kadın..’ diyen ‘C.’, toplumun benimsediği tüm değerleri sahte ve gülünç bulduğu için yalnızdır.. ‘anayurt oteli’nde ise ne yalnızlığın sözü edilir ne de toplumdan kopmanın nedenleri açıklanır.. bunları bulmak görevi de okura bırakılmıştır.. bu nedenleri ‘zebercet’in geçmişinde bulmak mümkündür..”

‘BERNA MORAN’

Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, Cilt :2, (Sabahattin Ali’den Yusuf Atılgan’a) İLETİŞİM Yayınları, 2009, 328 Sayfa..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Comments are closed.