iflah olmayanlara ‘yeni’ ve ‘yeniden’ kitaplar-1 : ‘TEK YÖN.. – Walter Benjamin’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘III- bütün yakın insan ilişkilerini neredeyse katlanılmaz bir çeliciliği olan bir açık-seçiklik yönetiyor ki , ilişkilerin bu gücün karşısında ayakta kalması pek mümkün değil.. çünkü  para bir yandan korkunç bir biçimde bütün hayati çıkarların merkezinde yer alırken , öte yandan , karşısında hemen her insani ilişkinin başarısızlığa uğradığı engel de gene kendisi olmakla , gerek tabii olanda , gerek ahlaki olanda bulunan o güven , sükunet ve sağlık gittikçe kayboluyor..’

 ‘IV- ‘çıplak sefillik’ten söz edilmesi boşuna değildir.. sefilliğin – zaruret kanununa boyun eğildiğinde adet haline gelmeye başlayan , ama gene de gizlenenin sadece binde birini görünür kılan – teşhirinde en uğursuz olan şey merhamet , veya görenin kendi içinde uyanan , kendisinin bu durumdan ne kadar uzak olduğu yolundaki müthiş bilinç değil , duyduğu utançtır.. ne olmaz şeydir , almanya’da ; açlığın , sefilleri , gelip geçenlerin kendilerine yara olan ayıplarını örtmeye çalıştıkları banknotlarıyla yaşamaya zorladığı bir büyük şehirde yaşamak..’

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘V- ‘fakirlik ayıp değil..’ hem de nasıl.. hem ne kadar ayıp ediyorlar fakire.. ayıp ediyorlar ve onu bu ve bu vecizeyle avutuyorlar.. bir zamanlar haklı sanılabilmiş olan vecizlerden biri bu ; son kullanma tarihi çoktan gelmiş.. o gaddarca ‘çalışmayan yemesin’ sözünden hiç farklı değil.. adamını doyuran işin olduğu zamanlarda , adamını ayıba sokmayan bir fakirlik de vardı : yanlış yerde yetişmiş olmaktan ve başka talihsizliklerden ileri gelirdi.. oysa milyonların içine doğduğu , yüz binlerin fakirleşerek düştüğü bu darlık pekala bir ayıp pislik ve sefalet bunların etrafında , görülmez ellerin ördüğü duvarlar gibi yükselip gitmekte.. ve nasıl bir adam , gerçi kendi başına çok şeye katlanabilir , ama kârının kendini katlanıyor görmesinden ve kendisine sabırla bakmasından haklı bir utanç duyarsa , birey de çok şeye sabredebilir , ama sadece yalnız olduğu , sadece gizleyebildiği sürece.. fakat hiçbir zaman , dev bir gölge gibi halkının ve evinin üstüne inen fakirlikle barışmamalıdır.. o zaman duyularını karşılaştıkları her aşağısamaya uyanık tutmalı ve onları çilesi ezikliğin yokuş aşağı giden yolunu bırakıp isyanın yükselen yolunu açmaya başlayana kadar disiplin altına almalıdır.. ama , en korkunç , en karanlık kaderlerden her biri basında günbegün , hatta saat be saat tartışıldığı , bütün sözüm ona sebepleri ve sözüm ona sonuçlarıyla ortaya konduğu ve kimseye hayatının köle olduğu karanlık güçleri anlamasında yardım etmediği sürece , bu konuda ümit edilecek bir şey yok..’

 ‘VII- konuşma hürriyeti kaybolmakta.. insanlar arasında eskiden konuşmada karşıdakinin üzerine eğilme gayet tabii bir şeyken , şimdi yerini ayakkabılarının veya şemsiyesinin fiyatını sormak alıyor.. her sohbetin içine önü alınmaz bir şekilde , hayat şartları konusu , para konusu giriyor.. bu arada söz konusu olan ne bireyin endişeleri ve çilesi – böyle olsa , belki konuşanlar birbirleriyle yardımlaşabilirdi – , ne de konunun bütün içinde gözden geçirilmesi.. insan sanki bir tiyatroda tutsakmış da , sahnedeki oyunu ister istemez izlemek zorundaymış , bunu ister istemez , durup durup yeniden düşüncenin ve konuşmanın konusu etmek zorundaymış gibi..’

 ‘XI- ister zihinsel , hatta  isterse tabii itkilerden ortaya çıksın , her insani hareketin gelişimi karşısına çevrenin ölçüye sığmaz direnci çıkmaya hazır bulunuyor..’

 ‘XIV- kavimlerin en eski adetleri arasında bize bir uyarıymış gibi görünen bir tanesi vardır ki , tabiatın bize cömertlikle sunduğunu alırken hırsa kapılmaktan sakınmamızı buyurur.. çünkü biz toprak anaya kendi ürünümüz olan hiçbir şey hediye edemeyiz.. öyleyse alırken saygı göstermemişiz , bunun için de , her ne zaman ne kadar alıyorsak , daha kendi payımızın üstüne oturmandan önce , ona bir kısmını geri vermemiz yakışık alır.. eski libatio adeti bu saygının bir ifadesidir.. hatta belki , unutulmuş başakları toplama ve yere düşmüş salkımları kaldırma yasağı bile o alabildiğine eski , yerdeki buğdayın ve üzümün toprağa veya rahmet dağıtan atalara dönmesini öngören töresel deneyimin dönüşmüş biçimidir.. atinalıların adetince , yemekte yere düşen ekmek kırıntıları toplanmazdı çünkü bunlar kahramanların payıydı.. – bir toplum zaruret ve hırsın sonucu olarak günün birinde , tabiatın verdiklerini ancak gasp edercesine alabilir hale gelecek kadar yozlaşmışsa , meyveleri pazara iyi getirebilmek için hamken koparır ve her tabağı sırf doyabilmek için sonuna kadar sıyırmadan edemez olmuşsa , toprağı fakirleşecek , ülkesi kötü mahsul verecektir..’

 ‘TEK YÖN..’ – WALTER BENJAMİN , Çeviri : TEVFİK TURAN , YKY Yayınları , Mayıs 1999 , 86 Sayfa..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Comments are closed.