600. yazımız Sevgili ‘Ece Temelkuran’a..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘bana sapladığın bıçağı kahkahaya çevireceğim..’ – nikos gatsos

 

‘günlerdir saçma sapan bir  yoğunluğun içinde sadece nefes alıp vermeye çalışırken gündemi , hayatı her şeyi kaçırıverdim elimden.. yaşıyor muydum o da şüpheli.. rüya mı kabus mu bilmiyorum.. 

günler hep aynı şekilde , hep aynı şekilde geçiyordu.. elim ne klavyeye uzanıyordu yazmak için ne de bir istek vardı.. kitapların arasına yatıyordum eve gittiğimde.. binlerce kitabın arasından hangisi elime geçerse onu açıp bir şeyler okuyordum.. filmler izliyordum.. ama nasıl izlemek.. arka arkaya dört beş film.. bazı filmleri arka arkaya günlerce tekrar tekrar izliyordum.. çok eskiden izlediklerimi de tekrar izliyordum.. sanki ilk defa izler gibi.. böyle film izleyerek hangisi akılda kalırdı , ne katardı insana bilmiyorum.. ama beni sarsanlar da oldu aralarında.. umarım yazarım sırayla bunları.. çünkü sizin de izlemenizi isteyeceğim o kadar film var ki , kaçırmayın onları.. ve sonra ‘pilli bebek..’ herhalde ‘fotoğraf’ı günde yüzden fazla dinliyorum evde arabada her yerde.. bu saçma sapan yalnızlığımızda reis’le ikimizin en büyük dostu ‘pilli bebek’ oldu son zamanlarda bir de ‘behzat ç.’ ne komik değil mi bir roman bir dizi kahramanı ve bir şarkı nefes aldırıyor bize.. ve benim canım ‘güneş’im.. ona da kavuştum geçen hafta.. büyümüş şeker kız.. onu ilk defa kucağıma alıp uyuttum.. büyük bir güzellik ve başarıydı benim için.. işte bu gibi anlar nefes aldığımı hissettiğim anlar..  

 bu süreçte en çok atladığım iki şeye üzüldüm.. rachel corrie kardeşimin katledildiği günü atladım , carlo guillani yoldaşın doğum gününü.. çünkü bu site yola çıktığında ikisi de 23 yaşında katledilen bu iki insanın cesaretini örnek almıştı.. ve bizler sadece laf üretirken onların bu duyarlılığı , cesareti karşısındaki utancımızı hep hatırlayacağız..

sonra 16 mart katliamını ve onlarca şeyi atladık.. ama onlar hep aylak adamız da vardı ve var olacaklar sonsuza kadar.. umarım bu seferlik bizi affederler.. 

bu yazı ‘aylak adamız’ın 600. yazısı bu yazıyı yukarıdaki alıntı yaptığım gatsos’un dizesindeki gibi bana bıçak saplayanlara ithaf edecektim ama vazgeçtim güzel bir nedenle..

 iki gün önce liseden bir arkadaşım beni sabahın köründe arabasıyla aldı.. üstümde geceden kalmanın kokusu.. bir duş bile alamamıştım.. alelacele ‘hemen in , seni alıyorum , çok önemli’ demişti.. nefes alacak halim yoktu , bezginlik , alkolün yorgunluğu off dedim ya of sabahın köründe ne var.. ağzımı açacak halim yoktu.. neyse giyindim bir şeyler ağzımda leş gibi gecenin acılığı.. ve ardı arkası kesilmeyen öksürükler.. sigara içsem acaba nasıl bir öksürüğüm olurdu düşünemiyorum.. 

indim , arkadaş sanki geceyi bizim kapının önünde geçirmiş haldeydi.. ‘ne o la , burada mı yattın’ dedim.. neyse sonra derdini öğrendim , evde problem var.. of of ne mühim.. ‘la niye evleniyorsunuz , o zaman niye evleniyorsunuz..’ bir de bana derler evlen evlen , aile kurmak lazım , sana yaşlılığında kim bakacak diye.. sanki yaşlanınca bakılmak için evleniliyor.. de yürüyün.. beni de katledecekler.. o esaret halkasını takar mıyım ben bre..

neyse aldı beni sabahın köründe anadolu kavağına götürdü bu arkadaş.. arabadan inmeden gelip geçen gemilere bakarak bir süre sustuk.. arka planda sanat müziği çalıyordu.. sabah uyandığımda alkolü ve özellikle rakıyı bırakmaya karar vermiştim yine.. hep aynı ‘uygulanmayan kararlar..’ ama işte biz anadolu kavağında denize karşı susuyoruz ve ben aç olmama rağmen sabahın o saatinde içmek istiyorum.. hüzün boğuyor.. buraya ‘ikizim’le kaç kere gelmiştik ve denize bakarak kaç kere susmuştuk.. ve ben yine susuyorum burada onun yokluğunda..

 millet işinde gücünde , ben arkadaşla boğazdayım ve birazdan onu teselli etmeye başlayacağım sanırım.. ama ben kendi kendimi sürüyorken bu saçma sapan yaşam savaşında bir de insanlara moral verip , yol göstereceğim , fikir vereceğim.. kendime gülüyorum hep bu gibi durumlarda..

neyse ki arkadaş fazla konuşmadı , konuşmak istemedi aile problemi üzerine.. geçiştirdik hemen bir iki beylik cümleyle düzelir dedim.. canıma minnet oh konu kapandı..

ve sonra geçmişten , çocuklumuzdan , gençliğimizden bahsettik bol bol.. gözlerimizden yaşlar aktı bazen hem gülmekten hem hüzünden.. 

saat on bire doğru kalktık , kandilli’ye gittik.. daha önce hiç gitmediğim bir mekandı.. aslında mekanda değildi.. şimdi tam yeri tarif etmek istemiyorum çünkü alkol vermeyen bir yerdi fakat bize el altından özel bardaklarda rakı servisi yaptılar sağolsunlar.. o yüzden isim vermeyeyim..

çok güzel bir yerdi , denize sıfır ve rumeli hisarı , boğaz tablo gibi karşımızdaydı.. ben istanbul’u hiç sevmem , çevremdeki herkes bilir.. istanbul’un bana işkence etmeyen ve biraz huzur bulabildiğim iki yeri vardır kadıköy kısmen (özellikle moda) bir de rumeli hisarının olduğu bölge..

 arkadaşla açık havada oturduk.. dalgalar bize damlalarını sıçratıyordu tehdit edercesine.. ikinci dublenin başında fark ettim ki aç karna içmeye başlamıştık.. kahvaltısız dün geceden kaldığım yerden alkole devam ediyordum.. sonra iki , üç , dört.. dubleler ardı arkasına kesilmedi.. muhabbet muhabbeti açtı.. oradan aramadığımız , taciz etmediğimiz insan kalmadı.. çevreden insanlar bize şaşkınlıkla bakıyordu.. saat on bir buçukta içmeye başlayan iki adam.. sonra cahili olduğum teknolojiyi kullanarak fotoğraf çekti arkadaş bizi arkamızdaki manzara ve rakı kadehleriyle.. o fotoğrafı sağa sola mail attı hemen telefonundan.. 

içtik iki üç saat orada , tam yağmur çiselemeye başlamıştı ki kalktık.. tıngır mıngır onun kafa dinlediği bir yere gittik.. kardeşine bira getirtti.. o kadar rakıdan sonra biraya devam ettik sanat müziği dinleyerek.. neyse ki ud çalmaya başlamadı.. çünkü ayakta duracak hali yoktu.. ama korktuğum başıma orada geldi ailedeki problemini tekrar açtı konuşmaya başladık.. o kafayla onu sakinleştirmeye çalıştım.. içimden kendime gülerek tavsiyelerde bulundum.. sonra eşini aradım , kendimce dil döktüm ve aralarında sulh sağlanmış oldu sayemde.. oh dedim kurtuldum şimdi eve gideceğim , çöplüğüme kavuşacağım derken olur mu arkadaş tutturdu bu sefer eve giderek kutlayacağız diye.. offfffffffffff.. la de git eşinin yanına onunla kutla , bir çiçek al.. on saattir içiyoruz.. daha ne içeceğiz.. sonra kardeşini aradım gel bizi evlere tevzi et dedim.. zor kaçtım arkadaştan.. eve ulaştığımda üzerimden kamyon geçmiş gibiydi.. direk yatağa attım kendimi..

 uyandığımda sabah olmuştu fakat ben aynı yorgunluktaydım.. bir gün önceyi hatırlamaya çalıştım sonra vazgeçtim.. kalktım duş alıp mekana geldim.. kendime bir çay yapıp bir şeyler zıkkımlanarak midemden kaynaklanan o dehşet öksürüklerin kesilmesini sağlamak isterken cebimde telefon titremeye başladı.. kim bu sabahın köründe derken baktım reis arıyor.. hayırdır diyip bir küfür sallayarak açtım..  

‘aga maili gördün mü’ dedi.. ne maili , kendimi göremiyorum dedim.. aç mailine bak kimden mail gelmiş gör aylak adamız için dedi.. uğraştırma beni söyle şimdi dedim.. ‘ece temelkuran’dan övgü dolu bir mail gelmiş dedi.. ona dönüş yap mutlaka dedi.. ben de sabah sabah kafa bulma la benimle dedim.. bakınca görürsün dedi , kapattı telefonu..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

o anda dünya yıkılsa çayımı içmeden hiçbir şey yapamazdım , çayımı demledim kendime bir bardak doldurdum , büfeden saçma sapan şeyler söyleyip maillerime bakmaya başladım..  

ve evet gerçekten de sevgili ece temelkuran’dan çok ince , övgü dolu bir mail gelmişti.. daha önce haberi olmadığından dolayı hayıflandığını yazıyordu.. ve bizim siteyi hep özlemle andığımız sevgili ulus baker’den ilk okuduğum fransız şair joe bousquet’nin ‘yaralarım benden önce vardı , ben onları bedenimde taşımak için doğmuşum’ dizelerini ararken bulduğunu yazmıştı.. sevgili bandistacılar da şarkılarında kullanmışlardı bu dizeleri.. ece’yle ilginç , onun deyimiyle de ironik bir buluşma olmuştu işte.. aylaklıkla geçen hüzünle boğuştuğum bu sarhoşluk günlerimde böyle güzel şeylerde oluyormuş bazen.. yüzüm gülümsedi biraz..

 hele sevgili ece’nin mailinin bir giriş cümlesi vardı ki bizi gerçekten çok duygulandırdı o cümle.. fakat bu cümle bizlere kalsın..

 

 

 

 

 

 

 

 

ayrıca kendi blogunda bizden bahsedip linkimizi vermek için izin istedi.. bu inceliğine de ne diyeceğimizi şaşırdık reis’le..

sonra ben kendisine bir teşekkür mesajı yazdım , kendisine hoş geldin aylak adamız ailesine dedik.. biraz kendimizden bahsettim..

ardından sevgili ece hemen maillerimize cevaplar vererek yine güzel şeyler yazdı.. sonra öğlene doğru baktım blogunda iki ayrı yazıda bizden bahsetmiş sağolsun.. ne diyeceğimizi , ne yazacağımızı şaşırdık artık..  

nasıl teşekkür edebiliriz , düşündük.. aklımıza bir şey gelmedi önce.. sonra ben bir yazı yazayım dedim , 600. yazımızı ona ithaf edip teşekkür ederek güzel bir jest yapmış olalım dedim reise.. o da onay verince bu naçizane teşekkür yazısını yazdım.. umarım kabul eder.. 

kendisine ayrıca bir de buradan bir şarkı armağan edelim çok sevdiği müzik kutumuzdan.. müzik kutumuzdaki en neşeli parçalardan birini ona armağan ediyoruz : l’homme parle’den ‘militants du quotidien’ şarkısı artık senin için çalıyor sevgili ece.. umarım beğenirsin ve her şey için tekrar teşekkür ediyoruz sana..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

iyi ki varsın ece ve iyi ki varsınız sevgili aylak adamız ailesi..

gülüşünüzle kalın..’

Crockett..

Comments are closed.