‘INHALE..’ – BALTASAR KORMAKUR..

‘INHALE..’ – BALTASAR KORMAKUR..

 ‘yazmak istediğim filmler o kadar çoğaldı ki artık hangisinden başlayacağımı şaşırdım.. her gün yazacağım birisini diyorum yazamıyorum , yazdırmıyorlar..

‘behzatıma’ arada ihanet ederek bir süre olsun onu terk ederek dün gece arka arkaya dört film izledim.. grip olunca yapacak bir şey yok , yatarken en güzeli film izleyeceksin.. sabaha karşı izlediğim en son film : ‘inhale’ olmayan uykumu daha da uzaklara kaçırdı..

‘inhale’ pek sesi duyulmayan bir film olsa da sabah sabah hayli yıprattı beni.. insanı hayli sarsan bir konusu ve senaryo akışı vardı..

izlandalı yönetmen ‘baltasar kormakur’un ülkesi dışında çektiği ilk film ‘inhale’..

güncelliğini hiç yitirmeyen konuyu işliyor film : ‘organ nakli , organ bağışı ve organ mafyası..’

‘stanton’ ailesinin tek çocukları küçük kızları chloe’nin acil olarak bir akciğer nakline ihtiyacı vardır.. chloe nadir görülen ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır.. savcı olan mesleği gereği kanunların sadık savunucusu baba ‘paul stanton’ işi ve kızının yaşadığı tehlike arasında gidip gelen bir hayat yaşamaktadır..

bir gün kızlarının doktoru artık hastalıkta son evreye girdiği ve ölümün yakın olduğundan bahisle , meksika’da daha kolay organ bulunabildiğini umutsuz anne babaya fısıldar.. bu arada doktor rolünde gençliğimizin efsanelerinden rosanna arquette var.. 

uyuşturucu mafyası ve organ mafyasının meksika polisiyle içli dışlı olduğu tehlikeli bir şehir olan juarez’e doğru önce savcı baba ‘paul stanton’ organ bulmak amacıyla gider.. başına gelmedik olay kalmayan paul stanton nihayet organ mafyasıyla ilişkiye geçer ve anlaşma yapar.. ancak tam o sırada görüştüğü karısı ona kızının komaya girdiğini söyler.. ve heyecanlı , gerilimli süreç bundan sonra başlar.. anne ve kızın meksika’ya tehlikeli yolculuğu ve meksika’da polis ve doktorların da içinde olduğu iğrenç bir mafyanın yaşattığı bir organ nakli süreci başlar.. ama nasıl sonuçlanıyor filmin bu nefes kesen finali artık onu da izleyince görürsünüz.. her şeyi anlattım , çok kötüyüm değil mi.. hayır kesinlikle hayır , hiçbir şey anlatmadım aslında.. film çok yoğun ve sert olaylar zinciriyle dolu.. anlattığım kısımlar ancak filmin yüzde onu..    

film o kadar ahım şahım bir film değil ama konusu itibarıyla ve filmin geriliminin yükselip bağlandığı nokta itibarıyla çok ilginç çünkü filmin senaryosu gerilimi yükseldikçe konuyu öyle bir yere getiriyor ki yine yakınlarda izlediğim ve burada sizlerle paylaştığım ‘unthinkable’ filmi gibi seyirciyi ölümcül bir tercih için düşünmeye zorluyor ve sinirleri bozuyor.. 11 eylül olayları sonrasında özellikle hollywood yani amerikan sinemasında son yıllarda izleyiciye bir şey kanıksatılmaya , empoze edilmeye çalışılıyor.. kapitalizmin ‘hep benci’ düşünce yapısının bir yansıması olarak insanlara bir korku imparatorluğu gösteriliyor ve ya biz ya onlar dayatması yapılıyor.. dünyanın bir kısmı düşman ve kötü gösterilip savaşlar , sömürüler , kıyımlar hoş gösterilip , her şeyin modern batı uygarlığı için , insanlığın bekası için yapıldığı anlatılıyor.. bu anlatılara göre amerika ve diğer batı ülkelerinde yaşayan insanların hakları dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan insanlarından önce geliyor.. çünkü amerika ve batı olmasa dünya yok oluşa sürüklenirdi.. ‘unthinkable’ filminde de bir işkenceci ekseninde insanlığın yani batının kurtulması için ne kadar işkence de ileri gidilebileceği insanlara tartıştırılıp bir açmazın içine sokuluyor ve sonuçta izleyicinin aklında ve kalbinde işkencecinin cici ve iyi gösterilip haklı olduğu yönünde bir görüş hakim kıldırılıyordu..

bu filmde ise izlandalı yönetmen ne düşünceyle o zor ve ölümcül tercihi finalde dayatıyor bilemem , niyet okuyamam.. ama gerçekten herkesin cevabı ne olur onu çok merak ediyorum..

yukarıda yazdığım gibi film bir başyapıt değil ama gerek oyuncu kadrosu , gerek sürükleyiciliği ve gerekse de konusu itibarıyla izlenmesi gereken bir film.. özellikle meksika’da geçen sahnelerdeki çocuk oyuncuların oyunculukları mükemmel.. sırf onlar için izlenmeli aslında.. bulursanız ve de ayrıca kalbiniz yeterince kuvvetliyse izleyin derim..

umarım yakında anlatmak istediğim esas filmlere başlayabilirim.. mesela ilk başta anlatmak istediğim kimsenin pek sevmediği ‘gaspar noe’ ustanın son şaheseri ‘enter the void’ (boşluk) filmi.. usta yine karanlığın içinde öyle bir hikaye anlatıyor ki izleyeni yaşadıkları masallardan kaldırıp savuruyor.. ‘gaspar noe’ bu düşünce yapısı ve yaşam tarzıyla daha kaç film yapar , kaç hikaye anlatır bilmiyorum ama sabırsızlıkla bekliyorum hepsini..’ 

Crockett..

 

FİLMDEN BİR REPLİK :

 

doktor : bir günümüz vardı , ne bekliyordun..

paul : birini öldüreceğini düşünmedim.. sadece ölüleri kullandığını söyledin..

doktor : evet öyle.. ama bazen acil durumlar olabiliyor.. sen bizi zorladın.. 12 saatte kusursuz bir donör bulabileceğimizi mi sandın.. amerika’da ne kadar bekledin.. bizi nasıl yargılayabilirsin ki.. haydi bay stanton gümrükten geçerken neyle karşılaşacağını iyi biliyordun..

komiser : bu çocuk zaten ölecekti.. belki bu hafta değil , gelecek hafta.. juarez’de çocuklar uzun yaşamazlar.. bir anlamı yok.. ama kızın kurtulabilir.. bunun değeri var değil mi..

doktor : etik olanı mı yapmak istiyorsun , hala şansın var.. ameliyatın parasını ödedin zaten.. bu çocuğu hala kurtarabilirsin.. ama bunun anlamı kızının ölmesi olacak.. ne olsun istiyorsun paul , bu çocuğu mu kurtaralım yoksa kızını mı..  savcılık mı yapacaksın , babalık mı..

 

FİLMİN KÜNYESİ :

yönetmen: baltasar kormakur

oyuncular: dermot mulroney, diane kruger, rosanna arquette, sam shepard, jordi molla,

vincent perez..

senaryo: walter a. doty , john claflin , christian escario..

görüntü yönetmeni: ottar gunason

müzik: james newton howard

kurgu: elisabet ronaldsdottir

tür: dram , gerilim..

süre: 92 dakika..

Comments are closed.