‘..bakakaldık bakakaldık bakakaldık bak gücümüz / sessiz kalmakla ıssız kalmak arasına sarkıtıldığımız kadarmış..’ – İSMET ÖZEL

KAÇMAK İSTERKEN VURULDU..

 

gök gürledi
canı sarsılmadı şimşek çakışından
ve yağışlar dilinden döküleni epritemedi
sert esen poyrazın dayattığı siliklik
ağustos sıcağı gerekçesiyle pelteleşme
dilsizlik sağırlık çolaklık körlük
mızrak değdiremediler güzelim gövdesine
değiştirilsin aniden coğrafya dersinde konu
kaçmak isterken vuruldu.

burukluk enginine düşsek kalfadır aradığımız
yücelik katlarına çıksak gözleri yakan yazıt
kıt
vurulduğunu bilmesek
daha da kıt kalırdı hakkında malumatımız
oydu dalgınlık arastamızdan belli belirsiz
belli belirsiz belki utangaç geçiveren karaltı
göz göze geldiğimizde bize düşen yutkunuş
paydoslar çalkantısından yara almamış çehre
türkçe konuşmasıyla hayranlık uyandıran
duruşu çocuklara örnek olur diye korktuğumuz
kanamayı durdurmak için gerek duyduklarımızın ilki
neye acıktığımızı tek fark eden oydu
kaçmak isterken vuruldu.

tarihten kopmuş yaprakları sığaya çeken hançer
denk getirilmiş bütün şeylerin kırbası
kırbacı kötülükten zevk çıkaranların
neyi ihmal ettiysek utanmamıza sebep
bize bundan böyle onu hep
yakınımızda peyda olan hışırtı
yakınlık yakınmalarımızda kopan tel
bize bundan böyle hep onu hatırlatacak
çalılar aşk acısı çingeneler
ondan aldıkları komutla
tecavüz tadı yaydılar ortalığa
vitrinlere mitralyöz
kaldıysa inek fışkısı neonlu lambalara
işini tek koluyla görürdü
tek koluyla eziyet ederdi sakız çiğneyen erkeklere
çiğ renkleri tek koluyla canından bıktırtırdı
boştaydı, bizi kollamak üzere boştaydı öbür kolu
kaçmak isterken vuruldu.

cesedinin savcılıkça görüldüğünü söylediler bize
rafta matlup kataloglu kayda geçen cansız bedeni
cansız ama kim hele bir
canlanma furyası açılsın onsuz edecek
her an itirafı gereken şeymiş gibi kalacak akıllarda
yüz yıkar saç tarar diş fırçalarken
giyinirken buluşur karşılaşır vedalaşırken
neden uğramaz oldu bize artık sorusu
kefeyi ağdıracak ciğeri gerdirecek
düştüğü yerin tozuna bulanmış karnındaki kıllar
dizlerine kadar ıslak kollarında tırnak izleri var
bu bir elmas kol düğmesi tekidir ki yelek
astarına teyellenmiş bulundu
kaçmak isterken vuruldu.

kapandı mahremiyetine kapanıp yere düştü
kan yok işte kan çekilmiş meleksi çehresinden
kül gibi benzi gövdesinin görebildiğimiz yerleri külrengi
kaçı aklındaydı acaba annesinin tembihlediklerinin
en küçük kardeşine en son neyi vaat etti
fütursuz ömürler kısadır bilmez miydi
bilmez miydi herkesten iyi bunu
kaçmak isterken vuruldu.

ey pazarlıkçı dul kadınların dillerindeki yapışkan!
ey kusurları tadat edip vakit öldüren tembel amcazadeler!
ey gişelerin önünde sabırsızca bekleşenlerin bahanesi!
ey gövdelerin pişmanlığı!
ey en çürük meyvesi dünya dillerinin!
bayramın hamursuzu!
iftar vaktinin kuşkusu!
haçın dumuru!
kaçmak isterken vuruldu.

yetti yokuşların yarılandığı saatte hatırdan çıkarıldığı
endamını ilginç bulmak yetti kilosunda esrar bulmak
yazın kumsalda el yapımı kunduralarını görmek
kışın ayağında sandalet omuzunda harmani
yetti alelusul yetti ayaküstü yetti baştan savma
yetti saydamlığın inkarı
her kıpırdayan şeye ateş etmek emri alan nemrutun
silahından fırlayan kurşun değil
beklentisindeki asit öldürdü onu
kaçmak isterken vuruldu.

bakakaldık bakakaldık bakakaldık bak gücümüz
sessiz kalmakla ıssız kalmak arasına sarkıtıldığımız kadarmış

yıldızların zillerini çaldıramıyoruz karanlık bastırınca
acı gün yasa kesiyor vurduramıyoruz güneşe gongunu
bir sevişme fasılasından santur imal edemiyoruz
dolunay imbiğinden damıtamıyoruz bir çalpara
bizi sarmış bizi sarmış bizi sarmış baştanbaşa mucizesizlik
ferman okuyan kölenin yan tarafında mahcubiyetinden
kıvrılmış son sayfanın ütüsünde hiçbir keramet yoktu
kaçmak isterken vuruldu..
 

İSMET ÖZEL

Comments are closed.