Archive for the ‘Fotoğraf’ Category

 

Fotoğraf-0204

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

fotoğraf : crockett (nedim)

moda, kadıköy / 29.10.2014

geniş açı.. dar açı.. ve de parke taşı..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

yukarıda aynı coğrafyada yarım saat arayla çekilmiş iki fotoğraf görüyorsunuz..

 ‘terk-i dünya yolculuğu’nun ilk kilometrelerinde ‘kenanım’la dibinde dinlendiğimiz bolu’daki ‘gölcük’ gölünden çekilmiş iki fotoğraf..

birisi geniş açıdan, uzak plandan.. tıpkı günümüz medyasının her boku geniş açıdan yansıtıp, damara narkozu verdiği fotoğraflar gibi.. gerçekleri tam olarak göstermeyen, aldatan bir fotoğraf.. cennet bir dünya.. her şey yolunda ve tıkırında bu dünyada..

diğeri ise dar açıdan, yakın plandan.. o cennet gölün yakın plandan çekilen bir fotoğrafı..

o gölün ani ve sarsıcı bir şekilde tecavüze uğradığının delaleti..

yani acı gerçekler..

her sene en az beş altı kere gittiğim bir göl..

sadece çeşit çeşit kuş, rüzgar, ağaç, su sesi ve lanet olası ‘insan sesi’ duyabileceğiniz bir yer..

binlerce kilometrelik yolculuğumuzun başlangıcında yolumuzdan saparak ‘kenanım’ı çıkardım o gölün yanına ve ‘kenanım’ın yüzüne baktım göl ve etrafındaki manzarayla karşılaştığında.. büyülenmişti sanırım..

ama on saniye sonra ben büyülendim.. gölün hemen kenarına koştum.. her gidişimde fotoğraf aldığım, tahta banka oturduğum gölün o kenarı işte ikinci fotoğraftaki gibi çöp doluydu..

her bok vardı affedersiniz..

ben ‘titus tüneli’ndeki antik mezarlıkların içinde yüzlerce prezervatif görüp toplayıp çöpe atmış birisiyim.. yani alışkınım bu tür tecavüzlere..

fakat burada yıkıldım..

buraya kadar insanlık canavarı gelemez demiştim..

burayı da beceremezler demiştim..

fakat hayır, işte uzaktan kepçe sesi geliyordu..

buraya da ulaşmıştı : ‘PARKE TAŞI HASTALIĞI..’

benim teorimdir : ‘parke taşı hastalığı..’

evet buraya ulaşıp bulaşmıştı ‘parke taşı hastalığı..’

teorim şu : parke taşının, asfaltın girdiği yerler bir sene içinde dejenere olup, iki sene içinde kirlenmesini tamamlayıp, üçüncü senesinde son nefeslerini yaşayıp, dördüncü senesinde ruhunu müteahhit ideolojisine vermesidir..

gölün etrafına parke taşı döşüyorlardı..

insanlarına gölün etrafında yürüyüş yaparken kırmızı toprakla kirlenmesin diye pabuçları, toz olmasın diye çorapları, kirlenmesin diye elbiseleri tane tane ve de müthiş özenle parke taşını DÖŞÜYORLARDI gölün kenarına..

hiç tanımadığımız kuş türleri ve de gölün sözcüleri ‘kurbağalar’ ile reis ‘helikopter’ çığlık çığlığa bize anlatmaya çalıştı durumu ve yardım için yalvardılar..

sustuk, küfrettik..

ve ağladık belli etmeden..

huzuru, cennette katlediyorlardı..

‘tanrılar’, plan – proje – istihkaklarını paylaştırıp katledilmesine izin vermişlerdi bu sessiz cennetin..

ağladık..

ağladık..

ağladık..

birbirimize belli etmeden ağladık..

ben aslında acizliğime ağladım..

düşündüm..

ne kadar zamanda bu parke taşlarını söker yok ederim diye.. 

tek başıma sanırım yüz insan hayatı süresi lazım olurdu..

ama benim bir hayatım olsa da, bir parke taşı bile yok etsem o ‘helikopterin’ çığlığına kulak vermiş olacağım..

ve işte çalışıyordu kepçe, parke taşı için gerekli yabancı kumu taşıyıp yaymada..

yaşasın ayaklarımız kırmızı kum olmayacak artık..

yaşasın parke taşı ideolojisi..

ama bence parke taşlarının rengi güzel değildi..

gelecek sene göle uygun bir renkte değiştirilsin, mavi ya da yeşil olsun ve yeni müteahhitler palazlansın..

yorgun, bitik ve yılgınım..

yorum yapmayacaktım iki fotoğrafa fakat ‘kenanım’ın ‘terk-i dünya yolculuğu’nda çektiği güzel fotoğrafların, videoların içinde bu iki fotoğraf ruhumun, hayatımın her an, her yerde ……………. göstergesi olduğundan, suratıma sağlı sollu şamarı çaktığından yazdım bu abuk sabuk yazıyı..

dayanamadım yazdım..

bazılarını, özelikle ‘medeniyet timsallerini’ incittiysem hiç kusura bakmasınlar, hayatım onları incitmekle ve parke taşlarını söküp fırlatıp atmakla geçecek..

kahrolsun parke taşları..

parke taşsız fakat gülüşünüzle kalın..

Crockett..

 

ARA GÜLER..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘bir yandan sinema ile ilgileniyorum.. kameranın arkasına geçiyorum.. montaj senkron yapıyorlar , ben oradayım.. dünyaya oradan bakıyorum.. bunların fotoğrafa büyük etkisi olmuştur.. çünkü özellikle sinemadan planları öğrenmişim.. bunları niye anlattım laf yapayım diye değil.. bunlar birikimdir bu birikimler olmasa ara güler diye biri olmazdı.. benim tiyatro ve sinema ile içli dışlı olmam fotoğrafçılığı getirdi.. bir ağaca baktığında onu odun olarak görenlerden değilim , ağacın yeşilini görürüm , kokusunu duyarım , yaşadığını hissederim..’

 ARA GÜLER.. 

‘yahu öğrenilmez bu foto muhabirliği.. ben seni ressam yapabilir miyim ya.. bir picasso yaratılabilir mi.. denemedim , niye deneyeyim başkası denesin.. niye deneyeyim de vakit kaybedeyim..’

 ARA GÜLER..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘şimdi ki gençlere bakıyorum da , üç gün sonra her şeyi biliyorum zannediyorlar… oysa ben bu etaba gelinceye kadar , film stüdyolarında her türlü işi yaptım.. a’sından başlayacaksın yapacağın işe.. fotoğrafçılar da öyle.. eline bir makine alan adam , 3 rulo film çekiyor , ertesi gün sergi açıyor.. böyle şey olmaz..’

 ARA GÜLER.. 

‘fotoğrafçılık hastalık gibi bir şey , kanser.. hastalıktır kurtulamaz , sonra insan ızdırap çeker.. bir kere bu bir kültür olayıdır.. fotoğraf , dünyadaki sanat olayları , hepsi bir kültür olayıdır.. bizimkiler işin bu tarafı ile uğraşmıyorlar.. ama kültür nedir ; adamın yaşama sistemi yok ki.. mesela , hayatın tadını almak , hayatta her şeyi yapmak ondan da bir mana çıkarmaktır.. kitap okumak , sinemaya gitmek , bütün bunlar oluyor da bunların birikimi senin kafanda ne bırakıyor.. çünkü sen aslında bir şeyi görüyorsun mesela şuradan bir şey geçiyor yok bilmem ne filan , eğer sen kompozisyon bulmazsan kati surette kompozisyon uygun olacak.. o kompozisyon nereden uygun olacak ; resim görmüş olacaksın , kompozisyon bileceksin falan filan..’

 ARA GÜLER.. 

‘ARA GÜLER , Foto Cep’ , Yayına Hazırlayan : Hasan Şenyüksel , Önsöz : Nezih Tavlaş , Fotoğrafevi Yayınları , Aralık 2010.. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(fotoğrafevi yayınlarından çıkan bu küçük , hoş kitapta ara güler’in 86 fotoğrafı ve bu fotoğraflarla birlikte fotoğrafçılığa , sanata ve hayata dair çeşitli yazıları , aforizmaları mevcut.. kitabın hoş bir yanı da hem türkçe hem ingilizce olarak yazıların basılması.. kitap çok güzel basılmış ve cebinizde taşınabilecek boyutta.. bu kitabı hazırlayanlara , derleyenlere ve kitabın var olmasının asıl sebebi ‘ara güler’ üstadımıza sonsuz teşekkürler.. kaçırmayın , kitaplığınıza kazandırın.. kitapla kalın.. Crockett..)

DİRENÇ ÇİÇEĞİ.. – ADNAN YÜCEL

DİRENÇ ÇİÇEĞİ..

-Aysel Zehir için-

yarım kalan hiçbir yolculuk yok bu yaşamda
birbirine karıştırılan hiçbir boyut yok
onbeş yaş nedir ki
yılların sözle çizilen anlamında
ya bir duygu selidir aralıksız
ya da bir inanç fırtınası yüreğin
dirence açılan gençlik koylarında

bir devrin sembolü diyorlar şimdi adına
toprağa ölüm düştükten sonra hiroşima’da
tüm bitkilerden önce yeşeren bir açelya
şimdi kadıköy-rıhtım’da
neyi çağrıştırıyor sana
sen söyle ey direnç çiçeği-neyi

liseli bir kız iken / saçlarında rüzgarlar
cevizli tekelinde / ellerinde yarınlar
elleri utandırır
gözündeki söz senin / içindeki öz senin

bir köpük onur uğruna kuruyan ırmaklar
ve gelenek denizlerinde ezgilenen ışıklar
henüz dile gelmedi
istanbul’u ezen suskunluğunda senin

gazetelerde resimlerinle dolarken sayfalar
nedense söyleşilerde yalnızca
beyin hücrelerine yöneltiliyor sorular
sense ölüm rengine inat
tan maviliğince susuyorsun
yalnızca geçmişin
gelecekteki ölümsüz sesini yanıtlıyorsun
hani çok çok övmekten korktuğun
o bin renkli açelyanın inançlı sesini
yanıtlıyorsun-gülümsüyorsun-susuyorsun

bağrındaki besteler / yüzündeki ezgiler
dile gelmez sözlerin / bilinmez ki ne söyler
dilleri utandırır
gözündeki söz senin / içindeki öz senin

ey ovaların ateş ateş çölleştiği yerde
toprağın ırmak ırmak yüreklenişi sen
yarınlara selamını iletsin diye adın
damarlarına bağlanan yaşamı
ölümü kucaklarken ellerinle kopardın

kurtarmak için enginlerin anlamını
gökyüzünü yere indirdiğinden beri
ya da silmek için bir damlanın yüzünü
bir okyanusun kucağına bastığından beri
ve bıçak sırtı bir dönem uğruna
bütün zamanı omuzlarına aldığından beri
adın bir açelyadır artık senin
koynuna ölüm düşürülen bütün topraklarda
bir açelya

askıda falakada / her mevsimde dört açan
hücrede zindanlarda / güneşsiz ışık saçan
günleri utandırır
gözündeki söz senin / içindeki öz senin

yepyeni sözcükler yeşeriyor şimdi
alnının ışıklı yamaçlarında
yüreğini içmek gerek duymak için
soluğunu solumak gerek
her dalıp gidişinde bin şiir çıkarıyor belki gözlerin
yaşama gözlerinle dalmak gerek

bir devrin sembolü diyorlar şimdi adına

dolar dolar gözlerin / varılmaz ki gizine
bir damlası bile / dökülmez ki yüzüne
selleri utandırır
gözündeki söz senin / içindeki öz senin..

 

ADNAN YÜCEL

david..

şimdilik yorumsuz..

‘DAVID ADLER..’ (ITAY TIRAN..)

‘FORGIVENESS ’ (‘MECHILOT’) – Yönetmen : UDI ALONI

‘SONBAHAR’..

Filmin sonunda ‘..Her daim düşleri peşinde koşan sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına..’ diyerek ‘sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına’ filmi ithaf eden ve ‘aylakadamiz’in sonsuza kadar en iyi film olarak en üstte tutacağı SONBAHAR filmini yaratan ÖZCAN ALPER’e aylakadamiz’dan sonsuz sevgi ve saygılarımızla..

BLACKHAWK

BLACKHAWK‘tan ‘YUSUF’a..

(Fotoğraflar : BLACKHAWK..)

‘Ey benim yitip giden dinginliğim,
Huysuz gözlerim, taşkın duygu ırmağım.
Sakınır oldum şimdi dileklerimi bile,
Yaşantım benim, düşte mi gördüm seni yoksa?
Sanki ilk yazın tınlayan erkeninde
AKTIM GEÇTİM PEMBE BİR TAYLA DÖRTNALA..’

SERGEY YESENİN 

Kaktüs and Teksas.. -BİRHAN KESKİN

KAKTÜS AND TEKSAS

 

1 

Size,

bu odanın alacakaranlığından,
okyanusundan, beni boğan dalgalarından,
tenimde kalan tuzundan ve
yastıklarda kuruyan gözyaşından
hiç bahsetmedim.
size,
nasılsın diyerek başlayan telefonlarınıza
(garip, tuhaf aslında)
beyaz bembeyaz tabiatımla
‘iyiyim’ diyorum.
yani aslında korkuyorum
bütün bunlar kıyamet
bütün bunlar cinnet
bütün bunlar cinayet demeye
bir daha düzeltilemeyecek sözler
söylemeye korkuyorum.

telefonla birlikte ışığı da kapatıp
bol şanslar deyişiniz, şanslar deyişiniz, deyişiniz
çınlarken içimde,
bunun beni ne kadar kırdığından
hiç bahsetmedim.
bahsetmediğim çok şey var daha
yaz çiçekleri, cam çiçekleri ölüyor
akşamın altını, gümüşe dönüyor
bunlar da önemli elbette
en az,
bana ihaneti öğrettiğiniz
bana kanatlarımı bıraktırdığınız kadar.

 

2
odadaki ışığı,
tenimdeki tuzu kırdım
yastıklarda kuruyan gözyaşını,
ufku
terk ettim.
söz kirlendi,
kendi uzayımda kendime
garsonluk etmekteyim.

3
sizinle yaşadığım her şey kıyamet,
sizinle yaşadığım her şey cinnet,
sizinle yaşadığım her şey cinayetti.
ruh kirlendi
kalbimin kenarında atını durduranlar için
akrep beslemekteyim 

BİRHAN KESKİN

(Kim Bağışlayacak Beni , Birhan Keskin , Metis yayınları , 2005)

Cennet : Gölcük (BOLU)..

Yorumsuz..

Fotoğraf : N E D O  (22 Mayıs 2009)

dsc03730