Rüzgârın Hatıraları 11 Aralıkta Sinemalarda!

rh (2) rh

yas

Hesap vereceksiniz!

Hesap vereceksiniz. Öyle usulen kınamakla, ezbere lanetlemekle olmaz. Hesap vereceksiniz.

Urfa’da IŞİD’i soran gazetecilere, IŞİD tehdidi yok deyip sonra da gazetecileri gözaltına aldıran o valiniz hesap verecek. “Var mıymış şehrinde IŞİD tehlikesi vali efendi” diye soracaklar mahkemede, izleyeceğiz.

Suruç’ta katledilen gençleri katliamdan önce gazetelerinde haber yapıp hedef gösteren parti gazeteleriniz hesap verecek.

PYD, IŞİD’den tehlikeli diye manşet atarak IŞİD’e gülücük dağıtan yemleme medyanız hesap verecek.

Bizzat siz hesap vereceksiniz.

Zamanında “IŞİD’in de Musul’da üzmek istemeyeceği bir kesim devreye sokuldu”diyen, IŞİD’e “daha önceki hoşnutsuzluklar öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu” diye empati gösteren Başbakan hesap verecek.

Esad’ın ömrü haftalarla ölçülüyor diye, Emevi Camii’nde namaz kılacağız diye memleketi kimseye sormadan bir savaşa sokan herkes hesap verecek.

Söylediğiniz yalanların hesabını vereceksiniz.

TIR’lar yakalandı, ilaç var dediniz. Yalandı.

Tamam silah vardı ama Türkmenlere gidiyordu dediniz. Yalandı.

Bunları yayımlayan bu gazeteyi neredeyse çıplak ellerinizle boğacaktınız.

Hesap vereceksiniz.

Suudi Arabistan ve Katar’la beraber Ortadoğu’ya soktuğunuz çomakların hesabını vereceksiniz.

Libya’dan getirilen silahların, Suudi Arabistan’dan gelen askeri kargo uçaklarının hesabını vereceksiniz.

Yönetmelik, kanun maddeleriyle yalanlarınızı yazı üzerine yazıyla yüzünüze çarptığımız, Apaydın Kampı’nda göz yumduklarınızın hesabını vereceksiniz.
Üç kişi toplansak üzerimize gaz yağdırırken IŞİD’e İstanbul’da bayram namazı kıldırmanın hesabını vereceksiniz.

Her adımlarını takip ettiğiniz, sürekli izlediğiniz gençlerin arasına intihar bombacısının sızmasını önleyememenin önce izahatını, sonra hesabını vereceksiniz.

Doğrudur, bu saldırı Türkiye’ye karşı yapılmıştır. Zamanında küçümsediğiniz, göz yumduğunuz, sesinizi çıkarmadığınız, kolladığınız için yapılmıştır.
Bugün Batı’dan azarı işitince, IŞİD’e biraz babalandığınızda başımıza bunu getirdiniz. Bu saldırının gerçekleşebileceği ortam oluşurken seyrettiniz. Sizi uyaranları vatan hainliğiyle itham ettiniz.

Şimdi de biz sizi itham ediyoruz. Hesap vereceksiniz.

Partinizin mankurdu olmuş MHP’ye güvenmeyin. Her şeyi izledik, her şeyi kaydettik,

her şeyi yazdık.

Ant olsun, inan olsun ki hesap vereceksiniz.

O güzel çocuklara sözümüz var.

“Kobani düştü düşecek” derken düşürdüğünüz Suruç’a sözümüz var.

Ağalar, beyler, paşalar, yarattığınız bu cehennemin hesabını vereceksiniz.

Bir gün adalet hâkim olacak. Uydurma davalarınızla oturduğumuz sanık sandalyelerini size bırakıp tanık olacağız.

Ant olsun, inan olsun ki hesap vereceksiniz.

ÖZGÜR MUMCU 

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/326995/Hesap_vereceksiniz.html

 

1 2

 

 

 

 

 

Aylakların yeni mekanı : OBLOMOV Cafe Bar Restaurant

Liberta Cafe’ye kardeş geldi… Kadıköy’ün ve İstanbul’un en yeni, en güzel aylak mekanı açıldı : “OBLOMOV Cafe Bar Restaurant”
Zengin ve özgün menü seçimiyle de diğer mekanlardan farkını ortaya koyuyor Oblomov… Güzel müzikler eşliğinde kitaplarınızı, dergilerinizi hiçbir yerde bulamayacağınız kahve ya da içki çeşitlerini yudumlarken okuyabileceğiniz ya da dostlarınızla kendi evinizdeki rahatlıkta güzel sohbetlerinizi yapabileceğiniz bir mekan OBLOMOV… canınız mı sıkkın, tek başınıza miskin miskin oturup hayal kurmak mı istiyorsunuz mekanınız yine OBLOMOV…

Yine Kadıköy’ün en güzel mekanlarından birisi olan LİBERTA Cafe’deki deneyimlerinden de faydalanarak aylak olsun olmasın tüm misafirlerine en ince ayrıntıyı düşünerek şiir gibi bir mekan hazırlayıp hizmete sunmuş Hasan Yurtsever ve ekibi…

Aylak Adamız ailesi olarak OBLOMOV’a hoşgeldin diyoruz ve tüm ekibe kolaylıklar, başarılar diliyoruz. 

Crockett (Nedim)

 

Adres : OBLOMOV Cafe Bar Restaurant
Nailbey Sokak No:46/a (Cafeağa Mahallesi), 34710 Kadıköy, Türkiye

 

 

oblomov-2

 

oblomov-11

 

 

 

 

 

 

 

oblomov-12

oblomov

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SOHRAB SEPEHRİ – Bütün Şiirleri / Ayrıntı Yayınları (2015 Eylül)

ayrıntı yayınlarına sonsuz teşekkürler… sohrab sepehri’nin tüm şiir kitapları sekiz kitap tek ciltte mehmet kanar’ın farsça’dan güzel çevirisiyle bizlere sunulmuş… bizlere de okumak kalır ve bu kitabın satışını binlere çıkarmak düşer.
malum bazı kendini bilmez çakma şairlere göre türkiye’de şiir okuyan “300 kişi” kalmış ya sırf bunlara inat!
ama bu gafiller bilmiyor ki sadece kendileri okunmuyor çünkü şair değiller sadece o sıfatlar kendilerine bazı şiir mahkemelerince verilmiş !
mesela “ve yayınevi” çatır çatır binli rakamlarla korkmadan şiir basıyor ve satıyor, baskı üstüne baskı yapıyor. şiir üzerine bastığı teorik kitap bile yok sattı…

üçyüzcülere günaydıııııııııııın!

Crockett

Fotoğraf-0733

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fotoğraf-0735

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

yoğurt çok faydalı…

bir edebiyat (?) dergisinin manşeti : “2000 kuşağının donanımlı şair ve eleştirmeni b.a.t.”
he canım yoğurt da çok faydalı…
jüriler kurun, edebiyat mahkemelerinde ödüller, payeler verin birbirinize, 100 tane satmayan dergiler çıkarın, sonra da birbirinize övgüler dizin o dergilerde.
okumayan ve kendinden menkul yazar ve şairler çağı.
birbirinizi gaza getiriyorsunuz da geleceğe değil de iki üç sene sonraya ne bırakıyorsunuz…
birbirinizden başka bir şey okumuyorsunuz da diyemeyeceğim çünkü hiç okumuyorsunuz.
bari GUILLAUME APOLLINAIRE’in ‘KATLEDİLEN ŞAİR’inden aşağıdaki alıntıyı okuyun. biraz uzun ama… neyse siz zaten okumazsınız, merak edenler okur…

Crockett…

 

kaltedilen-sair-121-210x300

XVI
ZULÜM..

“o dönemde, her gün şiir ödülleri dağıtılıyordu.. bu amaçla binlerce dernek kurulmuştu ve bunların bolluk içinde yaşayan üyeleri, belirli tarihlerde şairlere de ihsanlarda bulunuyorlardı.. fakat bütün dünyanın en büyük dernekleri, şirketleri, idare konseyleri, akademileri, komiteleri, jürileri vs, vs asıl büyük ödüllerini her yıl 26 ocak tarihinde veriyordu.. o gün, toplam değeri 50.0003.225,75 frank eden 8019 şiir ödülü veriliyordu.. öte yandan, hiçbir ülkede toplumun hiçbir sınıfında şiir zevki yayılmamıştı.. kamuoyu, tembel, gereksiz vs şeklinde nitelendirilen şairlere karşı çok öfkeliydi.. o yılın 26 ocağı olaysız geçti; fakat ertesi gün, adelaide’de (avustralya) fransızca yayınlanan ‘ses’ gazetesinde, keşifleriyle icatları çoğunlukla mucize gibi görülen kimyager-ziraatçı horace tograth’ın (leipzig doğumlu bir alman) bir makalesi çıktı.. ‘defne’ başlıklı makale, filistin’de, yunanistan’da, italya’da, afrika’da ve provence’ta defne yetiştirilmesinin tarihiyle ilgili bir tür açıklama içeriyordu.. yazar, bahçelerinde defne olanlara tavsiyelerde bulunuyor, ağacın beslenmede, sanatta, şiirdeki çeşitli kullanımlarını ve şiirsel zaferin simgesi olarak rolünü belirtiyordu. sözü mitolojiye getiriyor, apollon ile daphne hikâyesine göndermede bulunuyordu. yazının sonundaysa horace tograth birdenbire tarzını değiştiriyor ve makalesini şöyle bitiriyordu :

‘aslında bu işe yaramaz ağaç hâlâ çok yaygındır ve halkın defnenin meşhur lezzetini yakıştırdıkları daha az şanlı simgelerimiz de var. defne, çok kalabalık olan dünyamızda çok fazla yer kaplıyor – defne yaşamaya layık değildir.. bu ağaçlardan her biri iki insanın yerini alıyor.. defneler kesilmeli ve yapraklarından zehirden kaçar gibi kaçılmalı.. defneler bugün artık şiir ve edebiyat biliminin simgesi değil, yalnızca bir ölüm-şanın simgesidir ve ölüm hayat için neyse, şanın eli anahtar için neyse, bu ölüm-şan da şan için odur..

gerçek şan; bilim, felsefe, akrobasi, insanseverlik, sosyoloji vs için şiiri terk etmiştir. bugün şairler yalnızca, iş yapmadan kazandıkları parayı cebe atmakta iyidirler, zira hiç çalışmazlar ve çoğunluğunun (şarkıcılar ve diğer birkaç tanesi hariç) hiçbir yeteneği, dolayısıyla hiçbir mazereti yoktur.. birkaç marifeti olanlarsa daha da zararlıdırlar, çünkü hiçbir şey alamazlarsa, her biri bir alay askerden daha fazla gürültü çıkarır ve lanetli şeylerle kulaklarımızı tırmalarlar.. bütün bu insanların hiçbir varlık nedenleri yoktur.. onlara verilen ödüller çalışanlardan, mucitlerden, bilginlerden, filozoflardan, akrobatlardan, sosyologlardan vs çalınmıştır.. şairlerin ortadan kalkması gerekmektedir.. lykurgos (m.ö. 9. yüzyılda yaşadığı varsayılan ve sparta’nın yasa koyucusu kabul edilen kişi..) onları cumhuriyetten sürmüştü, onları yeryüzünden sürmek gerek.. aksi takdirde şairler, bu azılı tembeller bizim prenslerimiz olacak ve hiçbir şey yapmadan sırtımızdan geçinecek, bize eziyet edecek, bizimle dalga geçecekler… sözün kısası, bu şiir diktatörlüğünden bir an önce kurtulmalıyız..

eğer cumhuriyetler, krallar, milletler bu konuda önlem almazlarsa, fazlasıyla ayrıcalıklı şair ırkı öyle büyük oranlarda ve öylesine hızlı çoğalacak ki, çok geçmeden, hiç kimse çalışmak, icat etmek, öğrenmek, akıl yürütmek, tehlikeli şeyler yapmak, insanların acılarına çare bulmak ve kötü talihlerini iyileştirmek istemez olacak..

o halde gecikmeden durumu görmek ve insanlığı kemiren bu şiir kanserinden kurtulmak gerek..’

bu makale müthiş bir ilgiyle karşılandı.. her taraftan telefonlar ve telgraflar geliyor, bütün gazeteler makaleyi yeniden yayınlıyordu.. bazı edebiyat gazeteleri tograth’ın makalesinden alıntılar yapıp, bilim adamı hakkında alaycı düşüncelere yer verdiler, onun zihniyeti hakkında kuşkuları vardı.. lirik defne konusunda gösterdiği bu dehşete gülüyorlardı.. bunun aksine, haber ve ticaret gazeteleri bu uyarıya çok önem veriyorlardı.. ‘ses’teki makalenin dâhiyane olduğu söyleniyordu..

bilim adamı horace tograth’ın makalesi, şiire duyulan kini ifade etmek için eşsiz, olağanüstü bir bahane olmuştu.. ve bahanenin kendisi de şiirseldi.. adelaide’li bilginin makalesi, bütün insanların belleğinde yer etmiş antikitenin harikalarına gönderme yapıyor ve bütün varlıkların tanıdığı kendini koruma içgüdüsüne sesleniyordu.. işte bu yüzden, tograth’ın okuyucularının hemen hemen hepsi hayranlık duymuş, korkmuş ve yararlandıkları çok sayıdaki ödül yüzünden toplumun bütün sınıfları tarafından kıskanılan şairleri haksız çıkarma fırsatını kaçırmak istememişlerdi.. gazetelerin çoğu, kampanyalarını hükümetin en azından şiir ödüllerinin kaldırılması için önlemler alması çağrısıyla bitirmişlerdi..

o, akşam, ‘ses’in ikinci baskısında kimyager-ziraatçı horace tograth, aynen ilkinde olduğu gibi, her taraftan telefonlar, telgraflar alan, basında, kamuoyunda ve hükümetlerde fazlasıyla heyecan yaratan yeni bir makale yayınladı.. bilgin, yazısını şöyle bitiriyordu:

‘ey dünya, kendi hayatın ile şiir arasında bir seçim yap, eğer şiire karşı ciddi tedbirler alınmazsa uygarlığın işi bitti demektir.. hiç tereddüt etmeyeceksin.. yarından itibaren yeni çağ başlayacak. şiir yok olacak, bu eski esinlerin fazlasıyla ağır lirleri kırılacak. şairler katledilecek.

***

o gece, dünyanın bütün şehirlerinde hayat aynıydı.. her tarafa telgrafla gönderilen makale, çok aranan yerel gazetelerin özel baskılarında yeniden yayınlandı.. halk, her yerde tograth ile aynı fikirdeydi. birtakım hatipler sokaklara dökülmüş, halkın arasına karışarak onları galeyana getiriyorlardı. hükümetlerin çoğu, yayınlanan metin sokaklarda müthiş bir heyecana sebep oldukça, hemen aynı gece kararlar almaya başlamıştı bile. fransa, italya, ispanya ve portekiz, kaderleri hakkında karar verilene kadar, toprakları üzerindeki şairlerin en kısa süre içinde hapsedileceği konusunda kararname çıkartan ilk ülkeler oldular.. yabancı ya da ülke dışında bulunan şairler bu ülkelere girmeye teşebbüs ederlerse, idam cezasına çarptırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardı. abd’nin, mesleğinin şairlik olduğu bilinen herkesi elektrikli sandalyeyle idam etme kararı aldığı, telgrafla bildirildi. aynı şekilde almanya’nın da, imparatorluk toprakları üzerinde yaşayan manzum ya da mensur şairlerin, yeni bir emre kadar ikametgâhlarından çıkmamaları konusunda bir kararname çıkardığı, yine telgrafla bildirildi. aslında bu gece ve ertesi gün boyunca dünyanın bütün devletleri, hatta yalnızca lirizmden nasibini almamış kötü destan şairlerine sahip olanlar dahi, ‘şair’ sözüne karşı bile önlemler almışlardı. yalnızca iki ülke bunun dışındaydı : ingiltere ve rusya.. bu alelacele çıkarılan kanunlar hemen yürürlüğe kondu.. ertesi gün fransa, italya, ispanya ve portekiz toprakları üzerindeki bütün şairler hapsedilirken, bazı edebiyat gazeteleri siyah çerçeveyle yayınlanıyor ve bu yeni terör hükümranlığından şikayet ediyordu.. öğleyin gelen telgraflar, haiti’nin büyük, zenci şairi ‘aristenete güneybatı’nın aynı sabah, güneş ve katliam duygusyla kendinden geçmiş bir zenci ve melez güruhu tarafından parçalara ayrılıp yendiğini haber veriyordu. köln’de kaiserglocke bütün gece boyunca aleyhte şiddetli sözler söylemiş ve sabah, kırk sekiz kıtadan oluşan bir ortaçağ destanının şairi olan profesör doktor stimmung (fransızcada tam karşılığı olmayan almanca bir sözcük, ruh hali veya şiirsel atmosfer anlamlarında kullanılır), hannover’e gidecek trene binmek için dışarı çıktığında, ‘şaire ölüm!’ diye bağıran ve onu sopalayan fanatik bir grup tarafından takip edilmişti.

profesör bir katedrale sığınmış ve birkaç kilise görevlisiyle birlikte, zincirden boşanmış drikkes, hannes ve marizibill (köln bölgesi folkloruna ait şahsiyetler, bakınız apollinaire’in ‘alkoller’ adlı kitabındaki ünlü ‘marizibill’ şiirleri) halkı tarafından buraya kapatılıp kalmıştı.. özellikle bu sonuncular azgın görünüyorlar, kutsal bakire’yi, azize ursula’yı ve üç müneccim kralı alman tarzıyla yardıma çağırıyorlar, bu arada, kalabalığın arasında kendilerine yol açabilmek için yumruk atmayı da ihmal etmiyorlardı.. pazar duaları ve sofuca yakarışlarının arasına, şöhretini özellikle âdetlerinin üniseksliğine borçlu olan şair-profesör hakkında rezilce hakaretler karışıyordu.. başını yere eğmiş olan profesör, tahtadan yapılmış büyük aziz khristophoros’un altında korkudan donmuştu.. katedralin bütün çıkışlarına duvar çeken duvarcıların gürültülerini duyuyor ve açlıktan ölmeye hazırlanıyordu.

saat ikiye doğru, napolili kutsal eşya koruyucusu bir şairin, aziz ianuarius’un kanını şişede kaynarken gördüğünü bildiren telgrafı geldi.. kutsal eşya koruyucusu mucizeyi ilan ederek dışarı çıkmış ve mura (parmaklarla oynanan bir oyun) oynamak için aceleyle limana gitmişti.. bu oyunda istediği her şeyi kazanmış ve sonunda kalbine bir bıçak darbesi almıştı..

telgraflar, gün boyu birbirini izleyen şair tutuklanmalarını haber veriyordu.. amerikan şairlerinin elektrikli sandalyeyle idamı saat dörde doğru öğrenildi..

paris’te, fazla tanınmadıkları için başlarına bir şey gelmemiş olan, sol kıyıdan birkaç genç şair, closerie des lilas’dan, şairler prensinin kapatıldığı conciergerie’ye doğru bir gösteri örgütlediler..

göstericileri dağıtmak için bir alay geldi.. süvariler silahlarını doldurdu.. şairler silahlarını çıkarıp kendilerini savundular, fakat bunu gören halk arbedeye karıştı.. şairleri ve kendini onların koruyucusu ilan eden herkesi boğdular.

bütün dünyada hızla yayılan zulüm işte böyle başladı. amerika’da ünlü şairlerin elektrikli sandalyeyle idamlarının ardından, bütün zenci şarkı besteciler, hatta hayatları boyunca hiç şarkı bestelememiş birçok kişi linç edildi. daha sonra sıra beyazlara ve bohem edebiyatçılara geldi. avustralya’daki zulmü bizzat idare ettikten sonra tograth’ın da melbourne’dan gemiye bindiği öğrenildi..”

GUILLAUME APOLLINAIRE..

‘KATLEDİLEN ŞAİR..’ , GUILLAUME APOLLINAIRE, Çeviri : NİHAN ÖZYILDIRIM, KANAT Yayınları, Aralık 2004, 202 Sayfa..

Sonbahar – ÖZCAN ALPER

ÖZCAN ALPER’in “SONBAHAR” filminin senaryosu, film hakkında yazılanlar, yönetmeni ÖZCAN ALPER’le yapılan röportajlar ve daha birçok şey Sonbahar kitabında. Filmi ve yönetmeni Özcan Alper’i sevenler, sinema tutkunları ve özellikle de sinema öğrencileri için kaçırılmayacak bir kitap.  

Özcan Alper, Soner Alper, Nar Film ve ve ve VE Yayınevi‘ne bu kitap için çok teşekkür ediyoruz.

 

Künye :

Sonbahar, Özcan Alper,

Sinema, Ve Yayınevi, Haziran 2015, 136 sayfa.

sonbahar (3)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

sonbahar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

sonbaharrrr

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

yaşamak…

“Hırs insanı şan ve şöhretten daha çok sarhoş eder, arzu her şeyi yeşertirken sahip oluş soldurur; hayatı yaşamaktansa düşlemek yeğdir; kaldı ki yaşamak da bir bakıma hayatı düşlemektir…”

MARCEL PROUST, Hazlar ve Günler

Çeviren: Roza Hakmen

Yapı Kredi Yayınları, 2013

marcel

 

 

 

 

 

 

 

hazlar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

72. Venedik Film Festivali (2-12 Eylül 2015)

Bu yıl 72.’si yapılacak olan Venedik Film Festivalinin jüri başkanlığını “Gravity” filmiyle kendinden uzun süre söz ettiren Oscar ödüllü Meksikalı yönetmen “Alfonso Cuaron” yapacak.

Festivalin açılış filmi ise Baltasar Kormákur’un yönetmenliğini yaptığı “Everest” filmi oldu. Son olarak “Gece Vurgunu” adlı filmindeki oyunculuğuyla döktüren ve şahsen taptığım Jake Gyllenhaal, “Everest” filminde başrolde. Kendisine ayrıca Josh Brolin,  Jason Clarke, Keira Knightley gibi yıldız oyuncular eşlik ediyor.  Filmin konusunu ise 1996 yılında Everest’e tırmanan 8 dağcının başından geçenler oluşturuyor.

Görünen o ki bu sene hem festival hem de “Everest” filmi yine çok konuşulacak. 

Crockett

everest

everest-1

venedik72

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ALİ İSMAİL KORKMAZ Hep 19 Yaşında!

Ben Ali İsmail Korkmaz… 19 yıllık ömrüme insanlara, hayvanlara, doğaya ve hayata duyduğum o büyük sevgiyi sığdıramadım; peşinden koştuğum hayallerime bu sürede ulaşamadım. Fakat biliyorum ki arkamda benim hayatıma sığmayacak büyüklükteki sevgiyi yüreklerinde taşıyan; benim için, benim yerime hayallerimi gerçek kılacak olan dostlar, güzel insanlar bıraktım… Sanılmasın ki kendim için kendi adıma hayaller yarattım; ben, paylaştıkça mutlu olanlardandım…

Hayata sımsıkı bağlı; yüreği doğa, insan, hayvan sevgisiyle çarpan bir gençti Ali İsmail Korkmaz. 1994 yılında Antakya’da dünyaya gelen Ali İsmail, ilk öğrenimini Ekinci Nevzat Ceylan İlköğretim Okulu’nda tamamladıktan sonra Antakya Hüseyin Özbuğday Lisesi’nde orta öğrenimine başladı. Ali İsmail, daha lise öğrencisiyken “Toplum İçin Gençlik” hareketini başlatarak arkadaşlarıyla birlikte çeşitli projelere imza attı. Liseden mezun olup Anadolu Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümünü kazanan Ali İsmail, üniversitede birinci sınıf öğrencisiyken Eskişehir’de yapılan Gezi Direnişi eylemlerine katıldı. Bu eylemler sırasında karanlık sokaklarda pusu kuran eli sopalı kişilerin şiddetine maruz kaldı. Başına aldığı sert darbeler nedeniyle beyin kanaması geçiren Ali İsmail, 38 gün komada kaldıktan sonra 10 Temmuz 2013 tarihinde aramızdan ayrıldı. Arkasında, kısacık ömrüne ancak bir kısmını sığdırmayı başardığı hayallerini gerçekleştirmeye and içmiş bir halk bıraktı…

Ali İsmail KORKMAZ Vakfı

https://alikev.org/    

 

aliismail  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ali ismail