‘demokrasi aşığı (!) emperyalist devletlerin; çıkarları gerektirdiği zaman savaş çıkardıkları ve mali tekellerin ihtiyaca binaen faşist yönetimlere kucak açtıkları aleni bir durumdur.. kaldı ki en demokratik burjuva rejimin var olduğu emperyalist kapitalist ülkelerde; hükümetlerin düzen dışına çıkan hareketlere karşı ne denli azgınca saldırdığının da üstü açıktır..
emperyalistleri, sömürge ülkelere ilişkin amaçlarının ne olduğunu anlamak için, derinlemesine bir araştırma yapma gereği de yoktur..
kurulduğu günden beri emperyalist devletlerin kucağında büyüyen arabistan ve ürdün krallığının, ortadoğu’yu sarsan hareketliliğin dışında kalmasının nedeni; bu devletlerin, gıkını çıkarmadan emperyalist sisteme uysal eşek olarak hizmet ediyor olmasıdır..
abd emperyalizmi, afganistan ve ırak işgallerinin ardından iran’ı hedef göstermesine; fransa ve almanya gibi emperyalist devletlerin ‘karşı duruşu’(!), bu zemindeki ilişkilerin somut hali algılanarak kavranabilir.. emperyalist devletlerin islami iktidarlara onay vermesi; doğrudan bu iktidarların emeğin sömürüsüne ve iktisadi bağımlılık ilişkilerine müsait olmalarıdır.. emperyalist çıkarlara zarar vermeyecek ve kapitalist sistem içerisinde, kendi halkını sömürü batağında tutarak, küresel kapitalist sistemin parçası olmaya mahkum bir islami hareket, emperyalist kapitalist sistem için mubahtır..
bugün ortadoğu’daki islami hareketler, ülke iktidarını ele geçirmek karşılığında; tüm emperyalist yağma projelerine onay vermektedirler.. emperyalist kapitalizm için siyasi iktidarın biçimin ne olduğu değil; iktisadi iktidarın ve çıkarların kimin elinde olduğu önemlidir..’
‘bölge ülkelerinde gerçekleşen hükümet değişim süreci halk hareketinin, söndürülmesi ve egemen sınıf iktidarına rıza göstermesi sürecini tanımladı.. bu ülkelerde, islam şeriatı eksenli hareketin, emperyalist devletlerin aktif desteğini alarak, eski hükümeti, yıkması ve siyasi iktidarı devralması; hareketin devrimci demokrat olması olasılığını dahi sıfırladı.. bu toplumsal hareket, baskıcı burjuva hükümete karşı yıkıcı bir tavır içerisinde olsa da; amacı ve eyleminin pratik sonuçları; demokrasi ve sosyalizmin reddini içerdi.. dolayısıyla daha önceki askeri cunta ne kadar karşı-devrimci ise, emperyalist devletlerin kotrolü ve emri altında, siyasi iktidarı ele geçiren islami hükümetler de en az o kadar devrim karşıtı bir tavır sergiledi.. alaşağı edilen cuntanın karşı-devrimci vasfa sahip oluşu; ondan iktidarı devralan islamcı hükümetin devrimci sayılmasının gerekçesi olmadı.. islamcı burjuva iktidarın, yıktığı siyasi erkin vasfından önce; kurduğu siyasi iktidarın vasfı, kendi karakterini tanımladı.. toplumsal kalkışma; demokrasiye veya sosyalizme yönelmesine dahi izin verilmeden denetim altına alındı ve halk ayaklanmasının belli bir anında, devrime yönelebilecek güçle bertaraf edilerek, emekçiler devrimine yönelebilecek en küçük eğilim kırıldı.. ayaklanma karşı-devrimi besleyerek yürüdü ve beslediği karşı-devrimci güç tarafından söndürüldü..’
BABÜR PINAR
‘ORTADOĞU, YALANCI BAHAR..’ Editörler : BABÜR PINAR, RECAİ ULUTAŞ, Yazarlar : BABÜR PINAR, FİKRET BAŞKAYA, MAHDİ DARİUS NAZEMROAYA, MAHİR SAYIN, METİN ESEN, MİCHEL CHOSSUDOVSKY, SAİT ÇETİNOĞLU, TEMEL DEMİRER, NİTELİK KİTAP Yayınları, Şubat 2012, 448 Sayfa..
