Archive for the ‘Yazar : ‘Nedim (Crockett)’’ Category

yoğurt çok faydalı…

bir edebiyat (?) dergisinin manşeti : “2000 kuşağının donanımlı şair ve eleştirmeni b.a.t.”
he canım yoğurt da çok faydalı…
jüriler kurun, edebiyat mahkemelerinde ödüller, payeler verin birbirinize, 100 tane satmayan dergiler çıkarın, sonra da birbirinize övgüler dizin o dergilerde.
okumayan ve kendinden menkul yazar ve şairler çağı.
birbirinizi gaza getiriyorsunuz da geleceğe değil de iki üç sene sonraya ne bırakıyorsunuz…
birbirinizden başka bir şey okumuyorsunuz da diyemeyeceğim çünkü hiç okumuyorsunuz.
bari GUILLAUME APOLLINAIRE’in ‘KATLEDİLEN ŞAİR’inden aşağıdaki alıntıyı okuyun. biraz uzun ama… neyse siz zaten okumazsınız, merak edenler okur…

Crockett…

 

kaltedilen-sair-121-210x300

XVI
ZULÜM..

“o dönemde, her gün şiir ödülleri dağıtılıyordu.. bu amaçla binlerce dernek kurulmuştu ve bunların bolluk içinde yaşayan üyeleri, belirli tarihlerde şairlere de ihsanlarda bulunuyorlardı.. fakat bütün dünyanın en büyük dernekleri, şirketleri, idare konseyleri, akademileri, komiteleri, jürileri vs, vs asıl büyük ödüllerini her yıl 26 ocak tarihinde veriyordu.. o gün, toplam değeri 50.0003.225,75 frank eden 8019 şiir ödülü veriliyordu.. öte yandan, hiçbir ülkede toplumun hiçbir sınıfında şiir zevki yayılmamıştı.. kamuoyu, tembel, gereksiz vs şeklinde nitelendirilen şairlere karşı çok öfkeliydi.. o yılın 26 ocağı olaysız geçti; fakat ertesi gün, adelaide’de (avustralya) fransızca yayınlanan ‘ses’ gazetesinde, keşifleriyle icatları çoğunlukla mucize gibi görülen kimyager-ziraatçı horace tograth’ın (leipzig doğumlu bir alman) bir makalesi çıktı.. ‘defne’ başlıklı makale, filistin’de, yunanistan’da, italya’da, afrika’da ve provence’ta defne yetiştirilmesinin tarihiyle ilgili bir tür açıklama içeriyordu.. yazar, bahçelerinde defne olanlara tavsiyelerde bulunuyor, ağacın beslenmede, sanatta, şiirdeki çeşitli kullanımlarını ve şiirsel zaferin simgesi olarak rolünü belirtiyordu. sözü mitolojiye getiriyor, apollon ile daphne hikâyesine göndermede bulunuyordu. yazının sonundaysa horace tograth birdenbire tarzını değiştiriyor ve makalesini şöyle bitiriyordu :

‘aslında bu işe yaramaz ağaç hâlâ çok yaygındır ve halkın defnenin meşhur lezzetini yakıştırdıkları daha az şanlı simgelerimiz de var. defne, çok kalabalık olan dünyamızda çok fazla yer kaplıyor – defne yaşamaya layık değildir.. bu ağaçlardan her biri iki insanın yerini alıyor.. defneler kesilmeli ve yapraklarından zehirden kaçar gibi kaçılmalı.. defneler bugün artık şiir ve edebiyat biliminin simgesi değil, yalnızca bir ölüm-şanın simgesidir ve ölüm hayat için neyse, şanın eli anahtar için neyse, bu ölüm-şan da şan için odur..

gerçek şan; bilim, felsefe, akrobasi, insanseverlik, sosyoloji vs için şiiri terk etmiştir. bugün şairler yalnızca, iş yapmadan kazandıkları parayı cebe atmakta iyidirler, zira hiç çalışmazlar ve çoğunluğunun (şarkıcılar ve diğer birkaç tanesi hariç) hiçbir yeteneği, dolayısıyla hiçbir mazereti yoktur.. birkaç marifeti olanlarsa daha da zararlıdırlar, çünkü hiçbir şey alamazlarsa, her biri bir alay askerden daha fazla gürültü çıkarır ve lanetli şeylerle kulaklarımızı tırmalarlar.. bütün bu insanların hiçbir varlık nedenleri yoktur.. onlara verilen ödüller çalışanlardan, mucitlerden, bilginlerden, filozoflardan, akrobatlardan, sosyologlardan vs çalınmıştır.. şairlerin ortadan kalkması gerekmektedir.. lykurgos (m.ö. 9. yüzyılda yaşadığı varsayılan ve sparta’nın yasa koyucusu kabul edilen kişi..) onları cumhuriyetten sürmüştü, onları yeryüzünden sürmek gerek.. aksi takdirde şairler, bu azılı tembeller bizim prenslerimiz olacak ve hiçbir şey yapmadan sırtımızdan geçinecek, bize eziyet edecek, bizimle dalga geçecekler… sözün kısası, bu şiir diktatörlüğünden bir an önce kurtulmalıyız..

eğer cumhuriyetler, krallar, milletler bu konuda önlem almazlarsa, fazlasıyla ayrıcalıklı şair ırkı öyle büyük oranlarda ve öylesine hızlı çoğalacak ki, çok geçmeden, hiç kimse çalışmak, icat etmek, öğrenmek, akıl yürütmek, tehlikeli şeyler yapmak, insanların acılarına çare bulmak ve kötü talihlerini iyileştirmek istemez olacak..

o halde gecikmeden durumu görmek ve insanlığı kemiren bu şiir kanserinden kurtulmak gerek..’

bu makale müthiş bir ilgiyle karşılandı.. her taraftan telefonlar ve telgraflar geliyor, bütün gazeteler makaleyi yeniden yayınlıyordu.. bazı edebiyat gazeteleri tograth’ın makalesinden alıntılar yapıp, bilim adamı hakkında alaycı düşüncelere yer verdiler, onun zihniyeti hakkında kuşkuları vardı.. lirik defne konusunda gösterdiği bu dehşete gülüyorlardı.. bunun aksine, haber ve ticaret gazeteleri bu uyarıya çok önem veriyorlardı.. ‘ses’teki makalenin dâhiyane olduğu söyleniyordu..

bilim adamı horace tograth’ın makalesi, şiire duyulan kini ifade etmek için eşsiz, olağanüstü bir bahane olmuştu.. ve bahanenin kendisi de şiirseldi.. adelaide’li bilginin makalesi, bütün insanların belleğinde yer etmiş antikitenin harikalarına gönderme yapıyor ve bütün varlıkların tanıdığı kendini koruma içgüdüsüne sesleniyordu.. işte bu yüzden, tograth’ın okuyucularının hemen hemen hepsi hayranlık duymuş, korkmuş ve yararlandıkları çok sayıdaki ödül yüzünden toplumun bütün sınıfları tarafından kıskanılan şairleri haksız çıkarma fırsatını kaçırmak istememişlerdi.. gazetelerin çoğu, kampanyalarını hükümetin en azından şiir ödüllerinin kaldırılması için önlemler alması çağrısıyla bitirmişlerdi..

o, akşam, ‘ses’in ikinci baskısında kimyager-ziraatçı horace tograth, aynen ilkinde olduğu gibi, her taraftan telefonlar, telgraflar alan, basında, kamuoyunda ve hükümetlerde fazlasıyla heyecan yaratan yeni bir makale yayınladı.. bilgin, yazısını şöyle bitiriyordu:

‘ey dünya, kendi hayatın ile şiir arasında bir seçim yap, eğer şiire karşı ciddi tedbirler alınmazsa uygarlığın işi bitti demektir.. hiç tereddüt etmeyeceksin.. yarından itibaren yeni çağ başlayacak. şiir yok olacak, bu eski esinlerin fazlasıyla ağır lirleri kırılacak. şairler katledilecek.

***

o gece, dünyanın bütün şehirlerinde hayat aynıydı.. her tarafa telgrafla gönderilen makale, çok aranan yerel gazetelerin özel baskılarında yeniden yayınlandı.. halk, her yerde tograth ile aynı fikirdeydi. birtakım hatipler sokaklara dökülmüş, halkın arasına karışarak onları galeyana getiriyorlardı. hükümetlerin çoğu, yayınlanan metin sokaklarda müthiş bir heyecana sebep oldukça, hemen aynı gece kararlar almaya başlamıştı bile. fransa, italya, ispanya ve portekiz, kaderleri hakkında karar verilene kadar, toprakları üzerindeki şairlerin en kısa süre içinde hapsedileceği konusunda kararname çıkartan ilk ülkeler oldular.. yabancı ya da ülke dışında bulunan şairler bu ülkelere girmeye teşebbüs ederlerse, idam cezasına çarptırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardı. abd’nin, mesleğinin şairlik olduğu bilinen herkesi elektrikli sandalyeyle idam etme kararı aldığı, telgrafla bildirildi. aynı şekilde almanya’nın da, imparatorluk toprakları üzerinde yaşayan manzum ya da mensur şairlerin, yeni bir emre kadar ikametgâhlarından çıkmamaları konusunda bir kararname çıkardığı, yine telgrafla bildirildi. aslında bu gece ve ertesi gün boyunca dünyanın bütün devletleri, hatta yalnızca lirizmden nasibini almamış kötü destan şairlerine sahip olanlar dahi, ‘şair’ sözüne karşı bile önlemler almışlardı. yalnızca iki ülke bunun dışındaydı : ingiltere ve rusya.. bu alelacele çıkarılan kanunlar hemen yürürlüğe kondu.. ertesi gün fransa, italya, ispanya ve portekiz toprakları üzerindeki bütün şairler hapsedilirken, bazı edebiyat gazeteleri siyah çerçeveyle yayınlanıyor ve bu yeni terör hükümranlığından şikayet ediyordu.. öğleyin gelen telgraflar, haiti’nin büyük, zenci şairi ‘aristenete güneybatı’nın aynı sabah, güneş ve katliam duygusyla kendinden geçmiş bir zenci ve melez güruhu tarafından parçalara ayrılıp yendiğini haber veriyordu. köln’de kaiserglocke bütün gece boyunca aleyhte şiddetli sözler söylemiş ve sabah, kırk sekiz kıtadan oluşan bir ortaçağ destanının şairi olan profesör doktor stimmung (fransızcada tam karşılığı olmayan almanca bir sözcük, ruh hali veya şiirsel atmosfer anlamlarında kullanılır), hannover’e gidecek trene binmek için dışarı çıktığında, ‘şaire ölüm!’ diye bağıran ve onu sopalayan fanatik bir grup tarafından takip edilmişti.

profesör bir katedrale sığınmış ve birkaç kilise görevlisiyle birlikte, zincirden boşanmış drikkes, hannes ve marizibill (köln bölgesi folkloruna ait şahsiyetler, bakınız apollinaire’in ‘alkoller’ adlı kitabındaki ünlü ‘marizibill’ şiirleri) halkı tarafından buraya kapatılıp kalmıştı.. özellikle bu sonuncular azgın görünüyorlar, kutsal bakire’yi, azize ursula’yı ve üç müneccim kralı alman tarzıyla yardıma çağırıyorlar, bu arada, kalabalığın arasında kendilerine yol açabilmek için yumruk atmayı da ihmal etmiyorlardı.. pazar duaları ve sofuca yakarışlarının arasına, şöhretini özellikle âdetlerinin üniseksliğine borçlu olan şair-profesör hakkında rezilce hakaretler karışıyordu.. başını yere eğmiş olan profesör, tahtadan yapılmış büyük aziz khristophoros’un altında korkudan donmuştu.. katedralin bütün çıkışlarına duvar çeken duvarcıların gürültülerini duyuyor ve açlıktan ölmeye hazırlanıyordu.

saat ikiye doğru, napolili kutsal eşya koruyucusu bir şairin, aziz ianuarius’un kanını şişede kaynarken gördüğünü bildiren telgrafı geldi.. kutsal eşya koruyucusu mucizeyi ilan ederek dışarı çıkmış ve mura (parmaklarla oynanan bir oyun) oynamak için aceleyle limana gitmişti.. bu oyunda istediği her şeyi kazanmış ve sonunda kalbine bir bıçak darbesi almıştı..

telgraflar, gün boyu birbirini izleyen şair tutuklanmalarını haber veriyordu.. amerikan şairlerinin elektrikli sandalyeyle idamı saat dörde doğru öğrenildi..

paris’te, fazla tanınmadıkları için başlarına bir şey gelmemiş olan, sol kıyıdan birkaç genç şair, closerie des lilas’dan, şairler prensinin kapatıldığı conciergerie’ye doğru bir gösteri örgütlediler..

göstericileri dağıtmak için bir alay geldi.. süvariler silahlarını doldurdu.. şairler silahlarını çıkarıp kendilerini savundular, fakat bunu gören halk arbedeye karıştı.. şairleri ve kendini onların koruyucusu ilan eden herkesi boğdular.

bütün dünyada hızla yayılan zulüm işte böyle başladı. amerika’da ünlü şairlerin elektrikli sandalyeyle idamlarının ardından, bütün zenci şarkı besteciler, hatta hayatları boyunca hiç şarkı bestelememiş birçok kişi linç edildi. daha sonra sıra beyazlara ve bohem edebiyatçılara geldi. avustralya’daki zulmü bizzat idare ettikten sonra tograth’ın da melbourne’dan gemiye bindiği öğrenildi..”

GUILLAUME APOLLINAIRE..

‘KATLEDİLEN ŞAİR..’ , GUILLAUME APOLLINAIRE, Çeviri : NİHAN ÖZYILDIRIM, KANAT Yayınları, Aralık 2004, 202 Sayfa..

72. Venedik Film Festivali (2-12 Eylül 2015)

Bu yıl 72.’si yapılacak olan Venedik Film Festivalinin jüri başkanlığını “Gravity” filmiyle kendinden uzun süre söz ettiren Oscar ödüllü Meksikalı yönetmen “Alfonso Cuaron” yapacak.

Festivalin açılış filmi ise Baltasar Kormákur’un yönetmenliğini yaptığı “Everest” filmi oldu. Son olarak “Gece Vurgunu” adlı filmindeki oyunculuğuyla döktüren ve şahsen taptığım Jake Gyllenhaal, “Everest” filminde başrolde. Kendisine ayrıca Josh Brolin,  Jason Clarke, Keira Knightley gibi yıldız oyuncular eşlik ediyor.  Filmin konusunu ise 1996 yılında Everest’e tırmanan 8 dağcının başından geçenler oluşturuyor.

Görünen o ki bu sene hem festival hem de “Everest” filmi yine çok konuşulacak. 

Crockett

everest

everest-1

venedik72

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

VE Yayınevi sürpriz kitaplarla nisan ayında vitrinlerde yerini alıyor!

nokta duragi - kapak

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

nokta duragi tanitim

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kuruluş işlemlerini ve hazırlıklarını tamamlayan “VE Yayınevi” daha önce duyurduğu gibi müntehir şair “ÖZGE DİRİK”in yıllardır yayınlanması beklenen “NOKTA DURAĞI” adlı kitabının yanı sıra sürpriz iki kitapla birlikte yayın hayatına başlıyor…

“VE Yayınevi” özgünlüğü ve kalitesiyle uzun soluklu bir koşuya başlamaya ve şaşırtmaya hazır, sizler de şaşırmaya ve okumaya hazır olun!

Crockett (Nedim)  

“Nokta Durağı” çıkıyor!

nokta duragi tanitim

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“bi de sanırım bi kitap dosyası hazırlamaya başladım. ‘nokta durağı’ isminde. hiç bi şey yapamıyor olmaktan sahip olduğum herşeye küfretmeye başladım. daha fazla saçmalamamam için bi şeyler yapıp kendimi kandırmalıyım.”

 

Müntehir şair Özge Dirik’in şiirleri kitaplaşıyor!

“Ve Yayınevi” yayın hayatına Özge Dirik’in tüm şiirlerinin toplandığı  “Nokta Durağı” kitabıyla başlıyor!

Kenan Yücel tarafından derlenerek yayına hazırlanan kitap Özge Dirik’in şiirinin bütün dönemlerine bütünlüklü bir bakış olanağı sunuyor. Özge Dirik 2004 yılında hayatına son vermişti. Tüm şiirlerinin kitap bütünlüğü içinde okurla buluşması uzun zamandan beri merakla bekleniyordu…

Crockett (Nedim)

KEN LOACH!

yine sağda solda “ken loach” ile sallayanlar olduğunu görünce dayanamadım ‘land and freedom’ filmini anmak istedim 19 sene sonra… sadece bu filmiyle ve polit…ik görüşleriyle bile ona sallayanların kat be kat fersah fersah üstündedir “ken loach”. ken loach’a dil uzatabilmek için “hayata çalım at”, “kes” ve “land and freedom” gibi 30 yakın uzun metrajlı filmi izlemek, etüd etmek ve anlayıp ondan sonra eleştirmek gerekir. sırf siyasal görüşleri nedeniyle ve stalinist kampın dışında olduğu için saçma sapan eleştiri ve görüşlerle onu ve sinemasını mahkum etmeye çalışmak faşistliğin en alasıdır! sen çok yaşa ken loach! sen çok yaşa devrim ispanyası! 
Crockett
ken loach-3 001 ken loach-4 001 ken loach-5 001 ken loach-6 001 ken loach-1 001 ken loach-2 001
“İSPANYA 1936 BAHARI” , Charlie Hore, Duncan Hallas…, Çeviri : Melike Çakırer, Z Yayınları, Eylül 1995

 

Hepinize inat kafamız ‘kıyak’ dolaşacağız!

mustafa kemal

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SANYO DIGITAL CAMERA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘HOŞGELDİN/B’XÊR HATÎ’ – BAJAR

“son dokuz ayda çok sayıda yeni albüm çıktı. aralarında çok kaliteli yapımlar vardı. mesela çerkez ezgilerini yorumlayıp seslendiren ‘xexec’ grubunun ‘kalan’ müzik etiketiyle çıkan ‘çerkez ezgileri’ albümü çok başarılı bir çalışmaydı. yine ‘kalan’ müzik etiketiyle çıkan grup ‘karmate’nin üçüncü albümü ‘zeni’ de sağlam ve güzel bir albümdü. Özellikle vokaldeki ‘resul dindar’ın gruptan ayrılmasından sonra grubun çok etkileneceğini düşünenler bu albümün gücüyle yanıldıklarını anladılar. tabi bizler ayrıca ‘resul dindar’ın da yeni çalışmalarını dört gözle bekliyoruz. burada saydığımız ve sayamadığımız albümlere de vaktimiz olduğu zaman yer vereceğiz ayrıntılarıyla.

işte bu yeni albümler arasında özellikle İlk albümlerinde tüm insanlığa ‘yaklaş/ nêzbe’ diyen grup ‘BAJAR’ kasım ayında çıkan ikinci albümleriyle bu kez 13 yeni şarkıyla ‘hoşgeldin/b’xêr hatî’ diyor. Bu albüm de bir ‘bgst’ ve ‘kalan’ müzik yapımı.

rock ve folk ezgileri harmanlayarak şarkılarını türkçe ve kürtçe dillerinde seslendiren grubun en büyük gücü ise ‘kardeş türküler’den de bildiğimiz vokaldeki  ‘vedat yıldırım.’ vedat yıldırım’ın kendine has sesi şarkılara ayrı bir ruh verirken kalbinizi tüm sıcaklığıyla sarıyor. iki üç şarkı dışında söz ve müziklerin çoğu yine ‘vedat yıldırım’a ait. grup BAJAR ayrıca bu albümlerinde büyük ustalar ‘şivan perwer’in ‘serhıldan jiyane / yaşamak isyandır’ ve ‘ahmet kaya’nın ‘yalan da olsa’ şarkılarını da yorumlamışlar. ikisi de bence çok güzel yorumlar olarak öne çıkıyor. yine 2008 yılında ‘kazım öz’ün yönettiği ‘bahoz / fırtına’ filminin film müziklerinden olan ‘bahoz / fırtına’ (söz ve müzikleri ‘vedat yıldırım’a ve şarkı içindeki şiir sezai sarıoğlu’na ait) şarkısı da albümde yer bulmuş kendisine. Bu şarkı da uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir şarkı. ama benim albümdeki favori şarkım söz ve müziği yine ‘vedat yıldırım’a ait olan ‘betbeyaz – rûspî.’ aylardır sıkılmadan çevire çevire dinlediğim bir şarkı. özellikle sıkıntılı anlarımda bunaldığım zamanlarda ilaç gibi geliyor bu şarkı.

sözün özü albümü hâlâ edinip dinlemeyenler bence çok şey kaybediyorlar. bir an önce en yakınlarındaki mağazalara koşup giderlerse orada grup ‘BAJAR’ın son albümü kendilerine raflardan ‘hoşgeldin/b’xêr hatî’ diye seslenecek. iyi dinlemeler…

Nedim (Crockett)

 

BAJAR

 

VEDAT YILDIRIM : Vokal

BURAK KORUCU : Vokal

CANSUN KÜÇÜKTÜRK : Elektrik Gitar

ARİ HERGEL : Bas Gitar

FERHAT GÜNEŞ : Klavye

ERDEM GÖYMEN : Davul

 

bajar-2

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BETBEYAZ / RÛSPÎ

 

“yine bir yorgun pazartesi

adımların tik tak sesi

ömüriliğe bağlamışım

patronumun müfrezesi

ütüm düzgün yüzüm buruşuk

kafam ortaya karışık

masa üstüm hesaplarım

bu düzenle çok barışık

bir of çeksem bir of çeksem

yelkovana bi dur desem

 

boşver…

bugün cuma bi tek at geçer

doldur boşalt hadi keyfe keder

yalan da olsa inan geçer

 

boşa mı onca okudum

kaderi yalan dokudum

övün çalış güven istiklal

yusuf makamına soyundum”

 

BAJAR

39 = 0

39 = 0

(31.03.1974 Göynücek / 31.03.2013 Kadıköy)

 

ss-14

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Ah, kimselerin vakti yok

Durup ince şeyleri anlamaya”

 

Gülten AKIN

(İlkyaz)

 

“dünyada bir ben varım

bir de olmayası sahipsizliğim…”

 

“gelin bütün yıldızları doldurun

karanlık yalnızlığıma…”

 

Turgut UYAR 

(TEL CAMBAZININ TELDEN DÜŞERKEN SÖYLEDİĞİ ŞİİRDİR ve DENEME’den)

‘ŞİİR’

Dünyanın bütün ‘sığıntılarına’ ve tüm aylaklara günün şiiri olarak da ‘Kenneth Rexroth’un ‘Şiir’ isimli şiirini buradan yolluyorum. Anlayanlara artık! Şiirle kalın…

 

Crockett (Nedim)

 

ŞİİR

 

Yatıyorum yabancı bir yatakta

Yabancı bir evde ve sabah

Bütün geceyarılarından daha acımasız,

Boşaltıyor aydınlığını pencereden…

Çiçek yüklü kiraz dalları

Soluyor ve artlarında altın

Alımlı bibloları akağacın,

Daha ötede saf, sonsuz

Nisan göğü ve beyaz püskül püskül bulutlar

Ve hepsinin içinde ve ardında,

Hazır bekleyen kaçınılmaz

Uzaklığı yalnızlığın.

 

KENNETH REXROTH

 

(Aşk ve İsyan, Çeviri : GÜVEN TURAN, İYİ ŞEYLER YAYINCILIK, Aralık 1991…)

(Ayrıca ‘Aylak Adamız’daki 2 şubat 2012 günlü KENNETH REXROTH yazısına bakabilirsiniz..) 

kennethrexroth-121

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

kennethrexroth-18-

 

‘mi’ telsiz bir gece..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

boktan, sıkıntılı ve yoğun günlere devam.. üç beş dostumuz kardeşimiz olmasa yanmışız.. akbabalar çöktü mü birden çöküveriyorlar.. kafanı bile kaldırıp aman dilemene fırsat vermiyorlar.. işte böyle zor günlerde kardeşliğin hasını her aşamada ve her türlü yapanlardan biri olan ‘zaferim’in (zafer yalçınpınar) dün doğum günüydü.. ancak hem yoğunluğumuzdan hem kafamızı kaldırıp etrafımıza bakamadığımızdan ben de unuttum bir şeyler yazmayı.. doğum gününü unutmamıştım.. gece birlikte kutladık baş başa ama bir şeyler yazmaya gücüm zaten yetmezdi dün..

eve gittiğimde ‘neredesin la’ diye kapıyı açtı bana sarıldı.. ‘kardeşim neredesin, yalnız bırakıyorsun beni böyle günde’ dedi.. ‘haklısın’ deyip içeriye girdim.. böyle güzel günlerin resmi içeceği jackin en sevdiği şişesini çıkarıp verince çok sevindi.. ama içmeyeceğimi söyledim, malum ben içkiyi bıraktım bir süredir.. karaciğeri garaja çektik dinlendiriyoruz ‘gamzem’ sayesinde.. tabi ara sıra kaçamaklar olmuyor değil.. neyse zaferim zaten rakı içtiğinden rakıya devam etti.. sonra dur sana biraz gitar çalayım dedi.. biraz akorduyla uğraştıktan sonra kusura bakma dedi ‘mi’ teli yok biraz kötü olabilir dedi.. başladı çalmaya.. kardeşim o ne.. daha önce bir türlü çaldıramadığımız gitarı eline aldığında koptu gitti zaferim hem çalıyor hem söylüyor.. ‘mi’ teline ne gerek vardı ki.. gayet güzeldi her şey..

şaşkınlığı kısa sürede attıktan sonra istek parçalara başladım.. ‘pink floyd’tan ‘wish you were here’ diyorum çalıyor.. ‘deep purple’dan ‘child in time’ diyorum çalıyor ve söylüyor hepsini..

dağıldım kaldım.. lan bir daha böyle yapar çalmazsan kırarım o gitarı, artık her gün bize çalacaksın dedim.. gerçekten yeteneğine hayran kaldım zaferimin.. bizim komşi  ‘fran(sı)z’la iyi bir eküri olurlar aslında.. dur bakalım ben bunları bir araya getireyim de..

neyse zaferim yirmiye yakın şarkıyı hem çalıp hem söyledi, tabi ‘wish you were here’ şarkısını benim yüzümden dört kere tekrarladı.. gitarı bıraktığında parmakları kan toplamıştı.. artık o yandı her gün çalacak bize.. ve dedim ki her günümüz böyle ‘mi’ telsiz olsun da böyle olsun zaferim dedim..

zaferim aslında çok güzel bir günde doğmuş.. onu da bana kendisi hatırlattı gece güzel bir hediyeyle.. 26 temmuz 1953’te ‘fidel castro’ ve arkadaşlarının faşist küba ordusuna karşı yaptığı ‘moncada’ kışlası baskının tarihidir ve daha sonra ‘fidel’ ve arkadaşlarının kurduğu askeri örgütün adını almıştır bu tarih : m-26-7.. zaferimin doğum günüyle birlikte bugünü de anmış olduk onun sayesinde..

tüm aylaklar adına tekrar zaferimin doğum günü buradan bir kez daha kutluyor ve mi telsiz ama özgür bir dünya ve  muhterislerden kurtulmuş özgür bir şiir umuduyla diyerek nice yıllar diliyorum..

Nedim.. (Crockett..)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Oksi)Moronlar İçin El Kitabı

 

basitçe kapat

sağ elinle sol gözünün kendisinin kendisini

kapanışını

kap

at

 

gene kapat çünkü anlamadın

sağ elinle sol yüzünün gözünü

kendisini aynada tanıyamadığını şunu

kap

tuttuğun gibi

at

 

evet şu at, bildiğin kişneyen yüce

salaklar için ileri ve düzeyli

açıklamayı :

hemşerilerin gsmh tayyip bıyığını

mühendis müdürü ya da bordronu

ve ‘geçinemiyorum’u falan

kap

at

 

imzanı :

 

bir zafer yalçınpınar

ki pantolonu belinden kaçar

birden anında

diyor ki defalarca :

 

-bu boşluğu kapat-

 

ZAFER YALÇINPINAR

 

‘Meydansız’ , ZAFER YALÇINPINAR, Çekirdek Sanat Yayınları, Şubat 2009, 69 Sayfa..