Archive for the ‘Şiir’ Category

SOHRAB SEPEHRİ – Bütün Şiirleri / Ayrıntı Yayınları (2015 Eylül)

ayrıntı yayınlarına sonsuz teşekkürler… sohrab sepehri’nin tüm şiir kitapları sekiz kitap tek ciltte mehmet kanar’ın farsça’dan güzel çevirisiyle bizlere sunulmuş… bizlere de okumak kalır ve bu kitabın satışını binlere çıkarmak düşer.
malum bazı kendini bilmez çakma şairlere göre türkiye’de şiir okuyan “300 kişi” kalmış ya sırf bunlara inat!
ama bu gafiller bilmiyor ki sadece kendileri okunmuyor çünkü şair değiller sadece o sıfatlar kendilerine bazı şiir mahkemelerince verilmiş !
mesela “ve yayınevi” çatır çatır binli rakamlarla korkmadan şiir basıyor ve satıyor, baskı üstüne baskı yapıyor. şiir üzerine bastığı teorik kitap bile yok sattı…

üçyüzcülere günaydıııııııııııın!

Crockett

Fotoğraf-0733

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fotoğraf-0735

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

yoğurt çok faydalı…

bir edebiyat (?) dergisinin manşeti : “2000 kuşağının donanımlı şair ve eleştirmeni b.a.t.”
he canım yoğurt da çok faydalı…
jüriler kurun, edebiyat mahkemelerinde ödüller, payeler verin birbirinize, 100 tane satmayan dergiler çıkarın, sonra da birbirinize övgüler dizin o dergilerde.
okumayan ve kendinden menkul yazar ve şairler çağı.
birbirinizi gaza getiriyorsunuz da geleceğe değil de iki üç sene sonraya ne bırakıyorsunuz…
birbirinizden başka bir şey okumuyorsunuz da diyemeyeceğim çünkü hiç okumuyorsunuz.
bari GUILLAUME APOLLINAIRE’in ‘KATLEDİLEN ŞAİR’inden aşağıdaki alıntıyı okuyun. biraz uzun ama… neyse siz zaten okumazsınız, merak edenler okur…

Crockett…

 

kaltedilen-sair-121-210x300

XVI
ZULÜM..

“o dönemde, her gün şiir ödülleri dağıtılıyordu.. bu amaçla binlerce dernek kurulmuştu ve bunların bolluk içinde yaşayan üyeleri, belirli tarihlerde şairlere de ihsanlarda bulunuyorlardı.. fakat bütün dünyanın en büyük dernekleri, şirketleri, idare konseyleri, akademileri, komiteleri, jürileri vs, vs asıl büyük ödüllerini her yıl 26 ocak tarihinde veriyordu.. o gün, toplam değeri 50.0003.225,75 frank eden 8019 şiir ödülü veriliyordu.. öte yandan, hiçbir ülkede toplumun hiçbir sınıfında şiir zevki yayılmamıştı.. kamuoyu, tembel, gereksiz vs şeklinde nitelendirilen şairlere karşı çok öfkeliydi.. o yılın 26 ocağı olaysız geçti; fakat ertesi gün, adelaide’de (avustralya) fransızca yayınlanan ‘ses’ gazetesinde, keşifleriyle icatları çoğunlukla mucize gibi görülen kimyager-ziraatçı horace tograth’ın (leipzig doğumlu bir alman) bir makalesi çıktı.. ‘defne’ başlıklı makale, filistin’de, yunanistan’da, italya’da, afrika’da ve provence’ta defne yetiştirilmesinin tarihiyle ilgili bir tür açıklama içeriyordu.. yazar, bahçelerinde defne olanlara tavsiyelerde bulunuyor, ağacın beslenmede, sanatta, şiirdeki çeşitli kullanımlarını ve şiirsel zaferin simgesi olarak rolünü belirtiyordu. sözü mitolojiye getiriyor, apollon ile daphne hikâyesine göndermede bulunuyordu. yazının sonundaysa horace tograth birdenbire tarzını değiştiriyor ve makalesini şöyle bitiriyordu :

‘aslında bu işe yaramaz ağaç hâlâ çok yaygındır ve halkın defnenin meşhur lezzetini yakıştırdıkları daha az şanlı simgelerimiz de var. defne, çok kalabalık olan dünyamızda çok fazla yer kaplıyor – defne yaşamaya layık değildir.. bu ağaçlardan her biri iki insanın yerini alıyor.. defneler kesilmeli ve yapraklarından zehirden kaçar gibi kaçılmalı.. defneler bugün artık şiir ve edebiyat biliminin simgesi değil, yalnızca bir ölüm-şanın simgesidir ve ölüm hayat için neyse, şanın eli anahtar için neyse, bu ölüm-şan da şan için odur..

gerçek şan; bilim, felsefe, akrobasi, insanseverlik, sosyoloji vs için şiiri terk etmiştir. bugün şairler yalnızca, iş yapmadan kazandıkları parayı cebe atmakta iyidirler, zira hiç çalışmazlar ve çoğunluğunun (şarkıcılar ve diğer birkaç tanesi hariç) hiçbir yeteneği, dolayısıyla hiçbir mazereti yoktur.. birkaç marifeti olanlarsa daha da zararlıdırlar, çünkü hiçbir şey alamazlarsa, her biri bir alay askerden daha fazla gürültü çıkarır ve lanetli şeylerle kulaklarımızı tırmalarlar.. bütün bu insanların hiçbir varlık nedenleri yoktur.. onlara verilen ödüller çalışanlardan, mucitlerden, bilginlerden, filozoflardan, akrobatlardan, sosyologlardan vs çalınmıştır.. şairlerin ortadan kalkması gerekmektedir.. lykurgos (m.ö. 9. yüzyılda yaşadığı varsayılan ve sparta’nın yasa koyucusu kabul edilen kişi..) onları cumhuriyetten sürmüştü, onları yeryüzünden sürmek gerek.. aksi takdirde şairler, bu azılı tembeller bizim prenslerimiz olacak ve hiçbir şey yapmadan sırtımızdan geçinecek, bize eziyet edecek, bizimle dalga geçecekler… sözün kısası, bu şiir diktatörlüğünden bir an önce kurtulmalıyız..

eğer cumhuriyetler, krallar, milletler bu konuda önlem almazlarsa, fazlasıyla ayrıcalıklı şair ırkı öyle büyük oranlarda ve öylesine hızlı çoğalacak ki, çok geçmeden, hiç kimse çalışmak, icat etmek, öğrenmek, akıl yürütmek, tehlikeli şeyler yapmak, insanların acılarına çare bulmak ve kötü talihlerini iyileştirmek istemez olacak..

o halde gecikmeden durumu görmek ve insanlığı kemiren bu şiir kanserinden kurtulmak gerek..’

bu makale müthiş bir ilgiyle karşılandı.. her taraftan telefonlar ve telgraflar geliyor, bütün gazeteler makaleyi yeniden yayınlıyordu.. bazı edebiyat gazeteleri tograth’ın makalesinden alıntılar yapıp, bilim adamı hakkında alaycı düşüncelere yer verdiler, onun zihniyeti hakkında kuşkuları vardı.. lirik defne konusunda gösterdiği bu dehşete gülüyorlardı.. bunun aksine, haber ve ticaret gazeteleri bu uyarıya çok önem veriyorlardı.. ‘ses’teki makalenin dâhiyane olduğu söyleniyordu..

bilim adamı horace tograth’ın makalesi, şiire duyulan kini ifade etmek için eşsiz, olağanüstü bir bahane olmuştu.. ve bahanenin kendisi de şiirseldi.. adelaide’li bilginin makalesi, bütün insanların belleğinde yer etmiş antikitenin harikalarına gönderme yapıyor ve bütün varlıkların tanıdığı kendini koruma içgüdüsüne sesleniyordu.. işte bu yüzden, tograth’ın okuyucularının hemen hemen hepsi hayranlık duymuş, korkmuş ve yararlandıkları çok sayıdaki ödül yüzünden toplumun bütün sınıfları tarafından kıskanılan şairleri haksız çıkarma fırsatını kaçırmak istememişlerdi.. gazetelerin çoğu, kampanyalarını hükümetin en azından şiir ödüllerinin kaldırılması için önlemler alması çağrısıyla bitirmişlerdi..

o, akşam, ‘ses’in ikinci baskısında kimyager-ziraatçı horace tograth, aynen ilkinde olduğu gibi, her taraftan telefonlar, telgraflar alan, basında, kamuoyunda ve hükümetlerde fazlasıyla heyecan yaratan yeni bir makale yayınladı.. bilgin, yazısını şöyle bitiriyordu:

‘ey dünya, kendi hayatın ile şiir arasında bir seçim yap, eğer şiire karşı ciddi tedbirler alınmazsa uygarlığın işi bitti demektir.. hiç tereddüt etmeyeceksin.. yarından itibaren yeni çağ başlayacak. şiir yok olacak, bu eski esinlerin fazlasıyla ağır lirleri kırılacak. şairler katledilecek.

***

o gece, dünyanın bütün şehirlerinde hayat aynıydı.. her tarafa telgrafla gönderilen makale, çok aranan yerel gazetelerin özel baskılarında yeniden yayınlandı.. halk, her yerde tograth ile aynı fikirdeydi. birtakım hatipler sokaklara dökülmüş, halkın arasına karışarak onları galeyana getiriyorlardı. hükümetlerin çoğu, yayınlanan metin sokaklarda müthiş bir heyecana sebep oldukça, hemen aynı gece kararlar almaya başlamıştı bile. fransa, italya, ispanya ve portekiz, kaderleri hakkında karar verilene kadar, toprakları üzerindeki şairlerin en kısa süre içinde hapsedileceği konusunda kararname çıkartan ilk ülkeler oldular.. yabancı ya da ülke dışında bulunan şairler bu ülkelere girmeye teşebbüs ederlerse, idam cezasına çarptırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardı. abd’nin, mesleğinin şairlik olduğu bilinen herkesi elektrikli sandalyeyle idam etme kararı aldığı, telgrafla bildirildi. aynı şekilde almanya’nın da, imparatorluk toprakları üzerinde yaşayan manzum ya da mensur şairlerin, yeni bir emre kadar ikametgâhlarından çıkmamaları konusunda bir kararname çıkardığı, yine telgrafla bildirildi. aslında bu gece ve ertesi gün boyunca dünyanın bütün devletleri, hatta yalnızca lirizmden nasibini almamış kötü destan şairlerine sahip olanlar dahi, ‘şair’ sözüne karşı bile önlemler almışlardı. yalnızca iki ülke bunun dışındaydı : ingiltere ve rusya.. bu alelacele çıkarılan kanunlar hemen yürürlüğe kondu.. ertesi gün fransa, italya, ispanya ve portekiz toprakları üzerindeki bütün şairler hapsedilirken, bazı edebiyat gazeteleri siyah çerçeveyle yayınlanıyor ve bu yeni terör hükümranlığından şikayet ediyordu.. öğleyin gelen telgraflar, haiti’nin büyük, zenci şairi ‘aristenete güneybatı’nın aynı sabah, güneş ve katliam duygusyla kendinden geçmiş bir zenci ve melez güruhu tarafından parçalara ayrılıp yendiğini haber veriyordu. köln’de kaiserglocke bütün gece boyunca aleyhte şiddetli sözler söylemiş ve sabah, kırk sekiz kıtadan oluşan bir ortaçağ destanının şairi olan profesör doktor stimmung (fransızcada tam karşılığı olmayan almanca bir sözcük, ruh hali veya şiirsel atmosfer anlamlarında kullanılır), hannover’e gidecek trene binmek için dışarı çıktığında, ‘şaire ölüm!’ diye bağıran ve onu sopalayan fanatik bir grup tarafından takip edilmişti.

profesör bir katedrale sığınmış ve birkaç kilise görevlisiyle birlikte, zincirden boşanmış drikkes, hannes ve marizibill (köln bölgesi folkloruna ait şahsiyetler, bakınız apollinaire’in ‘alkoller’ adlı kitabındaki ünlü ‘marizibill’ şiirleri) halkı tarafından buraya kapatılıp kalmıştı.. özellikle bu sonuncular azgın görünüyorlar, kutsal bakire’yi, azize ursula’yı ve üç müneccim kralı alman tarzıyla yardıma çağırıyorlar, bu arada, kalabalığın arasında kendilerine yol açabilmek için yumruk atmayı da ihmal etmiyorlardı.. pazar duaları ve sofuca yakarışlarının arasına, şöhretini özellikle âdetlerinin üniseksliğine borçlu olan şair-profesör hakkında rezilce hakaretler karışıyordu.. başını yere eğmiş olan profesör, tahtadan yapılmış büyük aziz khristophoros’un altında korkudan donmuştu.. katedralin bütün çıkışlarına duvar çeken duvarcıların gürültülerini duyuyor ve açlıktan ölmeye hazırlanıyordu.

saat ikiye doğru, napolili kutsal eşya koruyucusu bir şairin, aziz ianuarius’un kanını şişede kaynarken gördüğünü bildiren telgrafı geldi.. kutsal eşya koruyucusu mucizeyi ilan ederek dışarı çıkmış ve mura (parmaklarla oynanan bir oyun) oynamak için aceleyle limana gitmişti.. bu oyunda istediği her şeyi kazanmış ve sonunda kalbine bir bıçak darbesi almıştı..

telgraflar, gün boyu birbirini izleyen şair tutuklanmalarını haber veriyordu.. amerikan şairlerinin elektrikli sandalyeyle idamı saat dörde doğru öğrenildi..

paris’te, fazla tanınmadıkları için başlarına bir şey gelmemiş olan, sol kıyıdan birkaç genç şair, closerie des lilas’dan, şairler prensinin kapatıldığı conciergerie’ye doğru bir gösteri örgütlediler..

göstericileri dağıtmak için bir alay geldi.. süvariler silahlarını doldurdu.. şairler silahlarını çıkarıp kendilerini savundular, fakat bunu gören halk arbedeye karıştı.. şairleri ve kendini onların koruyucusu ilan eden herkesi boğdular.

bütün dünyada hızla yayılan zulüm işte böyle başladı. amerika’da ünlü şairlerin elektrikli sandalyeyle idamlarının ardından, bütün zenci şarkı besteciler, hatta hayatları boyunca hiç şarkı bestelememiş birçok kişi linç edildi. daha sonra sıra beyazlara ve bohem edebiyatçılara geldi. avustralya’daki zulmü bizzat idare ettikten sonra tograth’ın da melbourne’dan gemiye bindiği öğrenildi..”

GUILLAUME APOLLINAIRE..

‘KATLEDİLEN ŞAİR..’ , GUILLAUME APOLLINAIRE, Çeviri : NİHAN ÖZYILDIRIM, KANAT Yayınları, Aralık 2004, 202 Sayfa..

Özcan Alper’in “Rüzgarın Hatıraları” adlı yeni filmi gösterim için gün sayıyor…

“Sonbahar” ve “Gelecek Uzun Sürer”  adlı filmleriyle kalplerimizi fethetmiş yönetmen ÖZCAN ALPER’in son filmi “RÜZGARIN HATIRALARI” 2015 Ekim-Kasım aylarında gösterime girmek için gün sayıyor. Filmin mutfağından aldığımız haberlere göre kurgu aşaması bitmiş olan filmin 140 dakika gibi bir süresi var.

Filmin senaryosu ÖZCAN ALPER ve AHMET BÜKE’ye ait. Filmin görüntü yönetmenliğini ise “SONSUZLUK ve BİR GÜN, ULİS’in BAKIŞI, LEYLEĞİN GECİKEN ADIMI” gibi ANGELOPOULOS filmlerinden tanıdığımız usta görüntü yönetmeni ANDREAS SİNANOS yaptı. 

Filmin başrollerinde Onur Saylak, Sofya Khandamirova, Mustafa Uğurlu, Ebru Özkan, Murat Daltaban, Tuba Büyüküstün,  Menderes Samancılar, Furkan Şeker, Nihat İleri, Necati Zengin, Timur Ölkebaş, Damla Ustabaş, Harun Aksu gibi usta oyuncular yer alıyor. 

RÜZGARIN HATIRALARI

“II. Dünya Savaşının son günlerinde, muhalif olan şair ve ressam Aram Türkiye’den kaçmak zorunda kalır. Aram’ın Karadeniz ormanlarında, Sovyet Gürcistan sınırına ulaşmadan biten yolculuğu Türkiye’nin unutturulmaya çalışılan geçmişi ve Aram’ın sürgün hayatı ile ilgili ipuçları taşır.”

Başta ÖZCAN ALPER’in, film ekibinin, usta oyuncuların ve NAR Filmin büyük çabaları ve özverileriyle çekilen bu dönem filminin gösterime girmesini sabırsızlıkla bekliyoruz.

Crockett… 

http://www.narfilm.com/new-page-2

rüz-7

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

rüz-6

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

rüz-5

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

rüz-1 rüz-2 rüz-3 rüz-4

 

 

“Sinemada Mistik Bir Şair: ANDREY TARKOVSKI” – Işıl Çobanlı Erdönmez

ANDREY TARKOVSKI’yle ilgili nitelikli bir çalışma olan Işıl Çobanlı Erdönmez’in “Sinemada Mistik Bir Şair: ANDREY TARKOVSKI” DOĞU KİTABEVİ tarafından yayınlandı. Sinemanın şiir dilli yönetmeni ANDREY TARKOVSKI hakkındaki bu güzel kitabı kaçırmayın derim. 

Crockett…

 

tarkovksi-1 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

tarkovksi-3 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

tarkovksi-5 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ARAM PEHLİVANYAN…

aram-4

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

aram-1 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

aram-2 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Özgürlük İki Adım Ötede Değil” – ARAM PEHLİVANYAN, Aras Yayınları, Ekim 1999, 111 Sayfa…

“ENİS BATUR’A MEKTUPLAR, 1975-2005” – İLHAN BERK

ilhanenis-1 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ilhanenis-2 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ilhanenis-3 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ilhanenis-4 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Yeryüzüne Dayanabilmek İçin” – TEZER ÖZLÜ

tezer-1 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

tezer-22 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

tezer-23 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TEZER

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

tezer-4 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“ÇATIDAKİ ÇİMENLER, ‘Sen’e Yazılar” – JEHAN BARBUR

jehan-3 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

jehan barbur

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

jehan barbur-1 001

JEHAN BARBUR 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“ŞİİR ÇEVİRİLERİ” – BİLGE KARASU

bilge karasu-3 001 bilge karasu-1 001 bilgekarasu-2 001

Şiir, şair, şuur.

Yeniden İsmet Özel diyelim. Öncelikle okuduğumuzu anlamakta pek meşhuruz. İsmet Özel şiiri bırakıyorum dediğinde artık şiir yazmayacağım demiyor, şiir yazacağım ama yayımlamayacağım diyor. Müsveddelerden bahsediyor. Eğer son yazdıklarına tekrar bakacak olursak bunu net olarak görebiliriz. İkincisi, sürekli bir Teoman örneği ile al birini vur ötekine ‘akıl kestirmesi’ yapılıyor. Müziği bırakıyorum dedi ama bırakmadı. Buradan ne çıkartmalıyız. Geri dönüş yaptığı zaman İsmet Özel’in kulağını mı çekeceksiniz?

Daha önceden de yazdığım gibi şiir bırakılamaz, son nefesine kadar elde kağıt kalem yazma anlamına gelen bir disiplin değildir. Ha bunun örnekleri mevcut Cemal Süreya, Rıfat Ilgaz ve en başında yazının kan kardeşi, kendini kestikten sonra “ameliyatımı icra ettim” diye not düşen Beşir Fuad’tır. Örnekler dünya çapında çoğaltılabilir. Fakat bilinç denen olgu öğretilebilir ve bu defalarca uygulandığında -ölene kadar yazmak- doğruymuş gibi algılanma olasılığı yüksektir. Günümüzde de bunu yaşıyoruz. Hüseyin Alemdar, İsmet Özel’i eleştirirken diyor ki; şiir şairini döver. Burada anlatılmak istenen elbette, şiirin daha iyi yazılabilmesi için türlü çeşitli badirelerden geçilmesinin gerektiğidir. Fakat şair şiiri bırakamaz, bize; bizden öncekilerin kulağımıza fısıldadıkları yani öğretilmiş bilincin eseridir. Yeri geldiğinde şairliğe işçilik gibi bakan bizlerin emeklilik hakkımızın olmadığının savunusudur da.

Şiir neden bırakılmalıdır?

Açık olan şudur. Roman yazarı yanına kamyon yükü cephane/kelime alırken şair sadece şarjörünü dolduracak kadar mermi alır. Tekrara düşme olasılığı diğer disiplinlere göre daha fazladır. Bir yazdığını tekrar yazabilir. Okuduklarının benzerini kağıda geçebilir ve hatta bunu yayınlayabilir. Bu kelime darlığından değil, şiirin ‘draje’ bir dal olmasındandır. Anlaşılmama kaygısından bahseden İsmet Özel şiirlerini yayımlamamak yerine dağınık aklını toparlayabilse bizim gibi gençler açısından çok daha faydası olacaktır. Kaldı ki, uzun zamandır yenilerini okuyamıyoruz ki! Televizyonlardan İsmet Özel izleyip birbirimize, ‘biz seni böyle bilmiyorduk’ diyoruz. Tekrar şiirlerine dönüyoruz. İsmet Özel o kadar çok konuşan ve aynı konudan dem vuran var ki, sizin susmanız emin olun her şey için herkes için en hayırlısı.

Papyrus’ (İnan)