Archive for the ‘Şiir’ Category

SOHRAB SEPEHRİ – Bütün Şiirleri / Ayrıntı Yayınları (2015 Eylül)

ayrıntı yayınlarına sonsuz teşekkürler… sohrab sepehri’nin tüm şiir kitapları sekiz kitap tek ciltte mehmet kanar’ın farsça’dan güzel çevirisiyle bizlere sunulmuş… bizlere de okumak kalır ve bu kitabın satışını binlere çıkarmak düşer.
malum bazı kendini bilmez çakma şairlere göre türkiye’de şiir okuyan “300 kişi” kalmış ya sırf bunlara inat!
ama bu gafiller bilmiyor ki sadece kendileri okunmuyor çünkü şair değiller sadece o sıfatlar kendilerine bazı şiir mahkemelerince verilmiş !
mesela “ve yayınevi” çatır çatır binli rakamlarla korkmadan şiir basıyor ve satıyor, baskı üstüne baskı yapıyor. şiir üzerine bastığı teorik kitap bile yok sattı…

üçyüzcülere günaydıııııııııııın!

Crockett

Fotoğraf-0733

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fotoğraf-0735

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

yoğurt çok faydalı…

bir edebiyat (?) dergisinin manşeti : “2000 kuşağının donanımlı şair ve eleştirmeni b.a.t.”
he canım yoğurt da çok faydalı…
jüriler kurun, edebiyat mahkemelerinde ödüller, payeler verin birbirinize, 100 tane satmayan dergiler çıkarın, sonra da birbirinize övgüler dizin o dergilerde.
okumayan ve kendinden menkul yazar ve şairler çağı.
birbirinizi gaza getiriyorsunuz da geleceğe değil de iki üç sene sonraya ne bırakıyorsunuz…
birbirinizden başka bir şey okumuyorsunuz da diyemeyeceğim çünkü hiç okumuyorsunuz.
bari GUILLAUME APOLLINAIRE’in ‘KATLEDİLEN ŞAİR’inden aşağıdaki alıntıyı okuyun. biraz uzun ama… neyse siz zaten okumazsınız, merak edenler okur…

Crockett…

 

kaltedilen-sair-121-210x300

XVI
ZULÜM..

“o dönemde, her gün şiir ödülleri dağıtılıyordu.. bu amaçla binlerce dernek kurulmuştu ve bunların bolluk içinde yaşayan üyeleri, belirli tarihlerde şairlere de ihsanlarda bulunuyorlardı.. fakat bütün dünyanın en büyük dernekleri, şirketleri, idare konseyleri, akademileri, komiteleri, jürileri vs, vs asıl büyük ödüllerini her yıl 26 ocak tarihinde veriyordu.. o gün, toplam değeri 50.0003.225,75 frank eden 8019 şiir ödülü veriliyordu.. öte yandan, hiçbir ülkede toplumun hiçbir sınıfında şiir zevki yayılmamıştı.. kamuoyu, tembel, gereksiz vs şeklinde nitelendirilen şairlere karşı çok öfkeliydi.. o yılın 26 ocağı olaysız geçti; fakat ertesi gün, adelaide’de (avustralya) fransızca yayınlanan ‘ses’ gazetesinde, keşifleriyle icatları çoğunlukla mucize gibi görülen kimyager-ziraatçı horace tograth’ın (leipzig doğumlu bir alman) bir makalesi çıktı.. ‘defne’ başlıklı makale, filistin’de, yunanistan’da, italya’da, afrika’da ve provence’ta defne yetiştirilmesinin tarihiyle ilgili bir tür açıklama içeriyordu.. yazar, bahçelerinde defne olanlara tavsiyelerde bulunuyor, ağacın beslenmede, sanatta, şiirdeki çeşitli kullanımlarını ve şiirsel zaferin simgesi olarak rolünü belirtiyordu. sözü mitolojiye getiriyor, apollon ile daphne hikâyesine göndermede bulunuyordu. yazının sonundaysa horace tograth birdenbire tarzını değiştiriyor ve makalesini şöyle bitiriyordu :

‘aslında bu işe yaramaz ağaç hâlâ çok yaygındır ve halkın defnenin meşhur lezzetini yakıştırdıkları daha az şanlı simgelerimiz de var. defne, çok kalabalık olan dünyamızda çok fazla yer kaplıyor – defne yaşamaya layık değildir.. bu ağaçlardan her biri iki insanın yerini alıyor.. defneler kesilmeli ve yapraklarından zehirden kaçar gibi kaçılmalı.. defneler bugün artık şiir ve edebiyat biliminin simgesi değil, yalnızca bir ölüm-şanın simgesidir ve ölüm hayat için neyse, şanın eli anahtar için neyse, bu ölüm-şan da şan için odur..

gerçek şan; bilim, felsefe, akrobasi, insanseverlik, sosyoloji vs için şiiri terk etmiştir. bugün şairler yalnızca, iş yapmadan kazandıkları parayı cebe atmakta iyidirler, zira hiç çalışmazlar ve çoğunluğunun (şarkıcılar ve diğer birkaç tanesi hariç) hiçbir yeteneği, dolayısıyla hiçbir mazereti yoktur.. birkaç marifeti olanlarsa daha da zararlıdırlar, çünkü hiçbir şey alamazlarsa, her biri bir alay askerden daha fazla gürültü çıkarır ve lanetli şeylerle kulaklarımızı tırmalarlar.. bütün bu insanların hiçbir varlık nedenleri yoktur.. onlara verilen ödüller çalışanlardan, mucitlerden, bilginlerden, filozoflardan, akrobatlardan, sosyologlardan vs çalınmıştır.. şairlerin ortadan kalkması gerekmektedir.. lykurgos (m.ö. 9. yüzyılda yaşadığı varsayılan ve sparta’nın yasa koyucusu kabul edilen kişi..) onları cumhuriyetten sürmüştü, onları yeryüzünden sürmek gerek.. aksi takdirde şairler, bu azılı tembeller bizim prenslerimiz olacak ve hiçbir şey yapmadan sırtımızdan geçinecek, bize eziyet edecek, bizimle dalga geçecekler… sözün kısası, bu şiir diktatörlüğünden bir an önce kurtulmalıyız..

eğer cumhuriyetler, krallar, milletler bu konuda önlem almazlarsa, fazlasıyla ayrıcalıklı şair ırkı öyle büyük oranlarda ve öylesine hızlı çoğalacak ki, çok geçmeden, hiç kimse çalışmak, icat etmek, öğrenmek, akıl yürütmek, tehlikeli şeyler yapmak, insanların acılarına çare bulmak ve kötü talihlerini iyileştirmek istemez olacak..

o halde gecikmeden durumu görmek ve insanlığı kemiren bu şiir kanserinden kurtulmak gerek..’

bu makale müthiş bir ilgiyle karşılandı.. her taraftan telefonlar ve telgraflar geliyor, bütün gazeteler makaleyi yeniden yayınlıyordu.. bazı edebiyat gazeteleri tograth’ın makalesinden alıntılar yapıp, bilim adamı hakkında alaycı düşüncelere yer verdiler, onun zihniyeti hakkında kuşkuları vardı.. lirik defne konusunda gösterdiği bu dehşete gülüyorlardı.. bunun aksine, haber ve ticaret gazeteleri bu uyarıya çok önem veriyorlardı.. ‘ses’teki makalenin dâhiyane olduğu söyleniyordu..

bilim adamı horace tograth’ın makalesi, şiire duyulan kini ifade etmek için eşsiz, olağanüstü bir bahane olmuştu.. ve bahanenin kendisi de şiirseldi.. adelaide’li bilginin makalesi, bütün insanların belleğinde yer etmiş antikitenin harikalarına gönderme yapıyor ve bütün varlıkların tanıdığı kendini koruma içgüdüsüne sesleniyordu.. işte bu yüzden, tograth’ın okuyucularının hemen hemen hepsi hayranlık duymuş, korkmuş ve yararlandıkları çok sayıdaki ödül yüzünden toplumun bütün sınıfları tarafından kıskanılan şairleri haksız çıkarma fırsatını kaçırmak istememişlerdi.. gazetelerin çoğu, kampanyalarını hükümetin en azından şiir ödüllerinin kaldırılması için önlemler alması çağrısıyla bitirmişlerdi..

o, akşam, ‘ses’in ikinci baskısında kimyager-ziraatçı horace tograth, aynen ilkinde olduğu gibi, her taraftan telefonlar, telgraflar alan, basında, kamuoyunda ve hükümetlerde fazlasıyla heyecan yaratan yeni bir makale yayınladı.. bilgin, yazısını şöyle bitiriyordu:

‘ey dünya, kendi hayatın ile şiir arasında bir seçim yap, eğer şiire karşı ciddi tedbirler alınmazsa uygarlığın işi bitti demektir.. hiç tereddüt etmeyeceksin.. yarından itibaren yeni çağ başlayacak. şiir yok olacak, bu eski esinlerin fazlasıyla ağır lirleri kırılacak. şairler katledilecek.

***

o gece, dünyanın bütün şehirlerinde hayat aynıydı.. her tarafa telgrafla gönderilen makale, çok aranan yerel gazetelerin özel baskılarında yeniden yayınlandı.. halk, her yerde tograth ile aynı fikirdeydi. birtakım hatipler sokaklara dökülmüş, halkın arasına karışarak onları galeyana getiriyorlardı. hükümetlerin çoğu, yayınlanan metin sokaklarda müthiş bir heyecana sebep oldukça, hemen aynı gece kararlar almaya başlamıştı bile. fransa, italya, ispanya ve portekiz, kaderleri hakkında karar verilene kadar, toprakları üzerindeki şairlerin en kısa süre içinde hapsedileceği konusunda kararname çıkartan ilk ülkeler oldular.. yabancı ya da ülke dışında bulunan şairler bu ülkelere girmeye teşebbüs ederlerse, idam cezasına çarptırılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardı. abd’nin, mesleğinin şairlik olduğu bilinen herkesi elektrikli sandalyeyle idam etme kararı aldığı, telgrafla bildirildi. aynı şekilde almanya’nın da, imparatorluk toprakları üzerinde yaşayan manzum ya da mensur şairlerin, yeni bir emre kadar ikametgâhlarından çıkmamaları konusunda bir kararname çıkardığı, yine telgrafla bildirildi. aslında bu gece ve ertesi gün boyunca dünyanın bütün devletleri, hatta yalnızca lirizmden nasibini almamış kötü destan şairlerine sahip olanlar dahi, ‘şair’ sözüne karşı bile önlemler almışlardı. yalnızca iki ülke bunun dışındaydı : ingiltere ve rusya.. bu alelacele çıkarılan kanunlar hemen yürürlüğe kondu.. ertesi gün fransa, italya, ispanya ve portekiz toprakları üzerindeki bütün şairler hapsedilirken, bazı edebiyat gazeteleri siyah çerçeveyle yayınlanıyor ve bu yeni terör hükümranlığından şikayet ediyordu.. öğleyin gelen telgraflar, haiti’nin büyük, zenci şairi ‘aristenete güneybatı’nın aynı sabah, güneş ve katliam duygusyla kendinden geçmiş bir zenci ve melez güruhu tarafından parçalara ayrılıp yendiğini haber veriyordu. köln’de kaiserglocke bütün gece boyunca aleyhte şiddetli sözler söylemiş ve sabah, kırk sekiz kıtadan oluşan bir ortaçağ destanının şairi olan profesör doktor stimmung (fransızcada tam karşılığı olmayan almanca bir sözcük, ruh hali veya şiirsel atmosfer anlamlarında kullanılır), hannover’e gidecek trene binmek için dışarı çıktığında, ‘şaire ölüm!’ diye bağıran ve onu sopalayan fanatik bir grup tarafından takip edilmişti.

profesör bir katedrale sığınmış ve birkaç kilise görevlisiyle birlikte, zincirden boşanmış drikkes, hannes ve marizibill (köln bölgesi folkloruna ait şahsiyetler, bakınız apollinaire’in ‘alkoller’ adlı kitabındaki ünlü ‘marizibill’ şiirleri) halkı tarafından buraya kapatılıp kalmıştı.. özellikle bu sonuncular azgın görünüyorlar, kutsal bakire’yi, azize ursula’yı ve üç müneccim kralı alman tarzıyla yardıma çağırıyorlar, bu arada, kalabalığın arasında kendilerine yol açabilmek için yumruk atmayı da ihmal etmiyorlardı.. pazar duaları ve sofuca yakarışlarının arasına, şöhretini özellikle âdetlerinin üniseksliğine borçlu olan şair-profesör hakkında rezilce hakaretler karışıyordu.. başını yere eğmiş olan profesör, tahtadan yapılmış büyük aziz khristophoros’un altında korkudan donmuştu.. katedralin bütün çıkışlarına duvar çeken duvarcıların gürültülerini duyuyor ve açlıktan ölmeye hazırlanıyordu.

saat ikiye doğru, napolili kutsal eşya koruyucusu bir şairin, aziz ianuarius’un kanını şişede kaynarken gördüğünü bildiren telgrafı geldi.. kutsal eşya koruyucusu mucizeyi ilan ederek dışarı çıkmış ve mura (parmaklarla oynanan bir oyun) oynamak için aceleyle limana gitmişti.. bu oyunda istediği her şeyi kazanmış ve sonunda kalbine bir bıçak darbesi almıştı..

telgraflar, gün boyu birbirini izleyen şair tutuklanmalarını haber veriyordu.. amerikan şairlerinin elektrikli sandalyeyle idamı saat dörde doğru öğrenildi..

paris’te, fazla tanınmadıkları için başlarına bir şey gelmemiş olan, sol kıyıdan birkaç genç şair, closerie des lilas’dan, şairler prensinin kapatıldığı conciergerie’ye doğru bir gösteri örgütlediler..

göstericileri dağıtmak için bir alay geldi.. süvariler silahlarını doldurdu.. şairler silahlarını çıkarıp kendilerini savundular, fakat bunu gören halk arbedeye karıştı.. şairleri ve kendini onların koruyucusu ilan eden herkesi boğdular.

bütün dünyada hızla yayılan zulüm işte böyle başladı. amerika’da ünlü şairlerin elektrikli sandalyeyle idamlarının ardından, bütün zenci şarkı besteciler, hatta hayatları boyunca hiç şarkı bestelememiş birçok kişi linç edildi. daha sonra sıra beyazlara ve bohem edebiyatçılara geldi. avustralya’daki zulmü bizzat idare ettikten sonra tograth’ın da melbourne’dan gemiye bindiği öğrenildi..”

GUILLAUME APOLLINAIRE..

‘KATLEDİLEN ŞAİR..’ , GUILLAUME APOLLINAIRE, Çeviri : NİHAN ÖZYILDIRIM, KANAT Yayınları, Aralık 2004, 202 Sayfa..

Özcan Alper’in “Rüzgarın Hatıraları” adlı yeni filmi gösterim için gün sayıyor…

“Sonbahar” ve “Gelecek Uzun Sürer”  adlı filmleriyle kalplerimizi fethetmiş yönetmen ÖZCAN ALPER’in son filmi “RÜZGARIN HATIRALARI” 2015 Ekim-Kasım aylarında gösterime girmek için gün sayıyor. Filmin mutfağından aldığımız haberlere göre kurgu aşaması bitmiş olan filmin 140 dakika gibi bir süresi var.

Filmin senaryosu ÖZCAN ALPER ve AHMET BÜKE’ye ait. Filmin görüntü yönetmenliğini ise “SONSUZLUK ve BİR GÜN, ULİS’in BAKIŞI, LEYLEĞİN GECİKEN ADIMI” gibi ANGELOPOULOS filmlerinden tanıdığımız usta görüntü yönetmeni ANDREAS SİNANOS yaptı. 

Filmin başrollerinde Onur Saylak, Sofya Khandamirova, Mustafa Uğurlu, Ebru Özkan, Murat Daltaban, Tuba Büyüküstün,  Menderes Samancılar, Furkan Şeker, Nihat İleri, Necati Zengin, Timur Ölkebaş, Damla Ustabaş, Harun Aksu gibi usta oyuncular yer alıyor. 

RÜZGARIN HATIRALARI

“II. Dünya Savaşının son günlerinde, muhalif olan şair ve ressam Aram Türkiye’den kaçmak zorunda kalır. Aram’ın Karadeniz ormanlarında, Sovyet Gürcistan sınırına ulaşmadan biten yolculuğu Türkiye’nin unutturulmaya çalışılan geçmişi ve Aram’ın sürgün hayatı ile ilgili ipuçları taşır.”

Başta ÖZCAN ALPER’in, film ekibinin, usta oyuncuların ve NAR Filmin büyük çabaları ve özverileriyle çekilen bu dönem filminin gösterime girmesini sabırsızlıkla bekliyoruz.

Crockett… 

http://www.narfilm.com/new-page-2

rüz-7

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

rüz-6

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

rüz-5

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

rüz-1 rüz-2 rüz-3 rüz-4

 

 

HALİT ASIM – “ÖMÜR”

halitasım-4

HALİT ASIM’ın ÖMÜR adlı şiir kitabı yayımlanışının 75. yılında daha önce yayımlanmamış şiirleri, mektupları ve onun hakkında yazılanlarla birlikte genişletilmiş bir basımla VE Yayınevi‘nin titiz çalışması sonucu tekrar şiir sevdalılarına sunuldu. Bu özgün ve titiz çalışmadan dolayı VE Yayınevi’ne teşekkür ediyoruz.

HALİT ASIM ilk sürrealist şairlerimizden sayılıyor. Unutulmaya yüz tutmuşken büyük usta ARİF DAMAR’ın tekrar bu şaire ve şiirlerine dikkat çekmesiyle  HALİT ASIM’ın şiirleri tekrar gün yüzüne çıkmıştır. Vehmin, şüpheciliğin ön planda olduğu şiirlerle karşılaşıyoruz kitapta. İlk defa 1940 yılında yayımlanan ÖMÜR daha sonra yaklaşık 52 yıl sonra 1992 yılında SEYHAN ERÖZÇELİK, EVREN EREM ve ORHAN KAHYAOĞLU’nun çabaları ve çalışmaları sonucu KORSAN Yayıncılık tarafından basılmıştır.

İlk yayımlanışından 75 yıl sonra ise VE Yayınevi editörü KENAN YÜCEL tarafından birinci ve ikinci basımları ile HALİT ASIM’ın şiirlerini yaşarken yayımladığı dergiler kütüphanelerde taranarak ve karşılaştırılarak bu üçüncü basım hazırlanmış ve daha önceki baskılarda yer almayan HALİT ASIM’ın üç şiiri ile üç düz yazı şiiri bu baskıya alınmıştır. Ayrıca bu çalışmada HALİT ASIM’ın mektupları ve HALİT ASIM hakkında yazılan bazı yazılar da yer alıyor. 

Bu nitelikli çalışmayı alarak şiirimizin bu gizemli şairiyle bir an önce tanışın derim…

Şiirle kalın…

Crockett…

 

halitasım-5 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

halitasım-3 001

halitasım-1 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

halitasım-2 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Sinemada Mistik Bir Şair: ANDREY TARKOVSKI” – Işıl Çobanlı Erdönmez

ANDREY TARKOVSKI’yle ilgili nitelikli bir çalışma olan Işıl Çobanlı Erdönmez’in “Sinemada Mistik Bir Şair: ANDREY TARKOVSKI” DOĞU KİTABEVİ tarafından yayınlandı. Sinemanın şiir dilli yönetmeni ANDREY TARKOVSKI hakkındaki bu güzel kitabı kaçırmayın derim. 

Crockett…

 

tarkovksi-1 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

tarkovksi-3 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

tarkovksi-5 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

VE Yayınevi Editörü Kenan Yücel’le yapılan röportaj KUZGUN edebiyat dergisinin Mayıs 2015 sayısında!

Koleksiyon değerinde nitelikli kitaplar yayınlama amacıyla yayın hayatına başlayan VE Yayınevi‘nin editörü Kenan Yücel’le yapılan röportaj KUZGUN edebiyat dergisinin Mayıs 2015 sayısında okuyabilirsiniz. M. Bülent Kılıç tarafından Kenan Yücel’le gerçekleştirilen bu röportajda genç bir yayınevi olan VE Yayınevi’nin şiir sevdasından, yayınevinin ilkelerinden, nitelikli ve bağımsız yayıncılığının zorluklarından ve ayrıca edebiyat ödülleri, edebiyat yarışmalarıyla ilgili düşüncelerinden kesitler bulacaksınız. Kaçırmayın derim…

Crockett…  

 

 

ve

 

ve-1 001

 

ve-2 001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ve Yayınevi 4 yeni kitapla raflarda!

Ve Yayınevi dört yeni kitapla raflarda!

Gölgede 100 Derece (Jpg Şiirleri) / Oğuzhan Akay

Kırmızı Dokuzlu / Mehmet Sarsmaz

Şiirin Öğeleri ve İşlevi / George Santayana

“Anacığım, Merhaba!” / Ece Ayhan’dan Ülkü Başsoy’a Mektuplar, Kartlar

 

vv

 

 

 

 

 

 

 

vvvvv

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

vey

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Anacığım, Merhaba!” / Ece Ayhan’dan Ülkü Başsoy’a Mektuplar, Kartlar – VE Yayınevi’nden çıktı!

 

“aldırma. yaşam bu. çıkar yol başlangıçta da yoktu ki.

Ece Ayhan

 

Fotoğraf-0192

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

aşk-örgütlenmektir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ve Yayınevi, Ece Ayhan’ın mektup ve kartpostallarından oluşan bir kitap yayımladı: “Anacığım, Merhaba!”

Ece Ayhan’ın yaşamının çeşitli dönemlerinde Mülkiye’den arkadaşı Ülkü Başsoy’a gönderdiği mektuplar, kartlar, Ülkü Başsoy’un 50’li yılların Ankara’sının kültürel, siyasal ortamını, edebiyat, müzik, resim gibi çeşitli sanat dallarında dönemin önemli kişilerini Ece Ayhan’la olan kişisel anıları bağlamında ele aldığı kapsamlı bir yazısıyla birlikte günışığına çıkıyor.

Ece Ayhan’ın askerden, kaymakamlık yaptığı Çardak’tan, hapisten, İstanbul’da bir süre çalıştığı De Yayınevi’nden, beyin ameliyatı için 1974’te gittiği Zürich’ten ve o yıllarda gezdiği çeşitli Avrupa kentlerinden gönderdiği mektuplar, kartlar şairin yaşantısının bilinmeyen yönlerine ışık tutuyor. Bir kısmı daktiloda, bir kısmı elyazısıyla yazılmış mektupların ve kartların görselleri, şairin kimi fotoğrafları ile elyazısı birkaç şiiri kitabı arşivlik bir öneme taşıyor.

SBF’de okurken intihar girişiminde bulunan, kaymakamlık yaparken başından “adam yaralama, mahkeme, durumu kurtarmak için psikiyatri kliniği, dövüşler vs. tam bir gizli serserilik hikâyeleri” geçen, “çarpık bir ağız ve yarı dikili bir gözkapağıyla” Avrupa’da kent kent dolaşan, birbirinden ilginç Ece Ayhan portreleri… Bir portreler galerisi…

ARKADAŞ Z. ÖZGER’in şiirleri nihayet vasiyetine uygun bir şekilde SAKALSIZ BİR OĞLANIN TRAGEDYASI adıyla yayınlandı!

DSC04329

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DSC04333

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DSC04336

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Müntehir şair ÖZGE DİRİK’in NOKTA DURAĞI adlı kitabı yayınlandı!

DSC04330

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DSC04334