Archive for the ‘Müzik’ Category

Günün Türküsü : ADIYAMAN..

geçen hafta doktorlardan kaçamak içerken hep ‘adıyaman’ türküsünü dinledim..  bugün bilgisayar başında cebelleşirken de bir ara yine kulağım ona takıldı , başladım yine onu dinlemeye.. gelin bugünün türküsü ’adıyaman’ olsun.. ama bulabilirseniz ‘grup tavır’dan dinleyin diyeceğim fakat ‘reis’ bir kıyak yaparsa müzik kutumuzdan da dinlersiniz kim bilir.. müzikle kalın..

Crockett..

ADIYAMAN.. 

düz tara yar düz tara
yar zülfün düz tara 
doksan dokuz yarem var
sen açtırdın yüz yara

oy aman aman aman
burası adıyaman 
alem düşman kesilir 
seni sevdiğim zaman 

düzdedir yar düzdedir
yar zülfün dizdedir 
nice güzeller sevdim 
hala gönlüm sendedir

 

oy aman aman aman
burası adıyaman 
alem düşman kesilir 
seni sevdiğim zaman..

(Anonim..)

dikkat askersiz bölge

Farklı olanı kendine benzetmek yahut görmezden gelinebilecek kadar marjinal ilan etmek iktidarcıkların, bizzat mevcudiyetleri için, sorgulanılamaz -sandıkları- yöntemleridir. Etrafında deniz olsun olmasın, adacıklardan vatan yaratmak, imal ettiği yavrucukların kayıtsız şartsız o mamul olmasını ve sadece kendisine ait olmasını istemek, iktidarın kurduğu hiyerarşide, hepimizi baştan bildik bir egemenlik kıskacına götürür.

Adacıklar hiçbir yere dönüşür; tarifini iktidarlardan, kurucularından, kurtarıcılarından alır, yabancılaşır, aynılaşır. Egemen, eşitsiz tahrip alanını böylece yaratır. Korku kokar, nefrete döner, neşe körelir, mana yiter, içten içe isyan eder. Yavrular kıskaçtadır ve özgürleşmek için çırpınır. Kanatları körpedir, yuvadan aşağı asla itilmez. Had safhada olan teşvik değil tehdit de olsa uçacağı anı kendi yaratır.

Faşizm kendini dayatır, en estetikleştirilmiş formlarda, şefkatliymişçesine, tam da gündelik yaşamda, sonsuzca.. Militarizm kokar her yer, çözümsüzlüktür tek muteber değer. Aksi dile gelmez, dile gelmedikçe düşlere girmez; umut kayıptır ve hiç kimse yalnızlaşır.

Coğrafyalar parsellenmiştir, hem de biz kimseciklere sorulmadan. Yüksek ve temsili iktidarlar arasına sıkışmış bir politika içinde yok olan insani, basit, tekil ve dolayısıyla kolektif yaşamlardır.

Süre giden çözümsüzlükse eğer, mevcut militer aparat sorgulanmalı ve askersiz bölgeler yaratılmalıdır. Sınır çoğalır ve yakınlaşır, daralır ve daraltır, sınıfsa uzaklaşır, gözden yiter; lakin sınırsızca oradadır ve bakmamızı bekler.

Doğru nota yok, notayı koymak, aramak, basmak yeter; silahsız bir dünya için şarkı söylemeye değer.


kayıt / recording: Bandista, Stüdyo Red / İSTANBUL editing: Bandista
miksaj / mixing:
Stüdyo Red / İSTANBUL mastering: Analog Dimension / Krakovany, PIEŠŤANY kapak / cover: Bandista ağustos / august 2010

… ya emperyalizmin zaferi, tıpkı kadim Roma’daki gibi tüm bir uygarlığın çöküşü, nüfussuzlaşma, perişanlık … büyük bir mezarlık. Yahut enternasyonal proletaryanın emperyalizm ve onun savaş yöntemleri karşısındaki şuurlu etkin mücadelesi demek olan sosyalizmin zaferi. Bu dünya tarihinin dilemması, tam bir ‘ya o ya o sorusu;’ ibrenin hangi yöne döneceği kararı sınıf-farkındalığındaki proletaryanın önünde duruyor. Uygarlığın geleceği ve insanlık, proletaryanın devrimci enstrümanlarını eline alıp bu terazi dengesini bozmasına bağlıdır. Bu savaşta emperyalizm kazandı. Onun kanlı soykırım kılıcı, ibreyi ızdırabın uçurumuna doğru gaddarca bükmüştür. Tüm sefaletin ve utancın yegâne telafisi proletaryanın kendi kaderinin hükmünü nasıl ele geçireceğini ve hâkim sınıflara uşaklık rolünden nasıl kurtulabileceğini kaybettiğimiz bu savaştan öğrenmemiz durumunda olabilir.

Fotoğraf çekmek , şarkılara eşlik etmek , işgallere karşı özgürlüğü haykırmak serbesttir  , gereklidir !

Daha fazlası ve albümü indirmek için lütfen ziyaret ediniz  : http://tayfabandista.org/blog/

BLACKHAWK

Tunay Bozyiğit – Seyduna & Şahrud 5

Yeni bir albümden bahsedeceğim sizlere gerçekten dinlemekten bıkmadığım iki gündür aralıksız dinlediğim bir albümden ; Seyduna & Şahrud Serisinin 5. Albümünü : Söz Ateştir , Her Ağız Taşıyamaz .

 

Yayın Tarihi : 30.07.2010
Türü : THM
Yapımcı : Güvercin
Süre : 1:17:35 Saat:dk:sn
Dili : Türkçe

Parça Listesi :

1- İlkay Akkaya – Dağ Var

2- Cevdet Bağca – Güle Bakan

3- Cevdet Bağca - Güvercin

4- Handan Aydın – Cana Katarım

5- Handan Aydın – Martılar

6- Oğuz Boran – Saklımda Yangınımsın

7- Özge Öz – Ömür Göçeğim

8- Burcu Yeşilbağ - Chebere

9- Kartuğ – Ceylan

10- Metin Yılmaz – Yakasız İstanbul

11- Metin Yılmaz – Avare

12- Metin Yılmaz – Ana

13- Metin Yılmaz – Şahrud

14- Tunay Bozyiğit -  Al Götür

15- Tunay Bozyiğit – Mor Yatan

16- Tunay Bozyiğit – Yüreğimde Yara Sesi

 

Bu kadar sanatçının emeği olan albümü lütfen internetten indirmeyiniz albümün orjinalini almanızı şiddetle tavsiye ediyorum .

BLACKHAWK

Günün Şarkısı : SABIR TAŞIM.. – HARİKA DEĞİRMENCİ

‘diğerine yazmıştım..

bu telefonu açmışsın..

seni seviyorum..

sana bir şey olmasın..

ben sensiz kalmayayım..

sensiz olmayı hiç düşünmemiştim daha..’

 

bitmeyen ve bitmeyecek gibi görünen yağmurlu , serin günlerde bu ‘sensizlik cehenneminin ateşlerinde’ yukarıdaki alıntıda yazdıkların gibi bana yazdığın ya da yazmadığın (kim bilir belki hepsi sonu gelmeyen bir rüyanın parçalarıdır) yüzlerce mesajı , maili ve yazıyı okuyarak yanarken ,  donuk bir ruh haliyle geceden kalma sarhoşluğumla yalpalayarak sabahleyin bilgisayarın başına oturdum.. kahvaltı etmemiştim ama içmek istiyordum.. içtikçe sana daha da yakın oluyorum.. anlattığımda komik geliyor belki herkese fakat benim hoşuma gidiyor artık bu durum..

bana saçma sapan bir ‘sensizlik’ biçtin.. amenna kabul ettik fakat biçtiğin bu ceza boşuna.. ben çözümünü buldum işte.. içiyorum ve hop senin yanında bitiveriyorum hemen.. hep yanındayım böylece.. aylar boyunca yanına , yaşadığın o deniz kenarındaki ‘kara’ şehre yaptığım günlük yüzlerce kilometrelik umutsuz yolculuklardan daha kolay bu yöntem.. içiyorum ve kopuyorum dış dünyadan ve sadece seninle kalabiliyorum.. öyle bir ruh hali işte yaşayan bilir.. ne sen ne başkası , senin yanı başındayken  , belki belki belki sana bir metre uzaktayken  seni görememenin acısını bilemez.. hissedebilseydin bu acımı ve yaşadıklarımı düşünebilseydin yanı başına her gün koşturup gelen bana bu ‘yok oluşu’ yaşatmazdın sen..  

işte bu ‘sağlıklı ruh halimle’ bitik mideme daha fazla eziyet etmemek için müzik dinleyerek esrikliğimi uzatmak istedim.. yarı sarhoş bir halde açtım eski şarkıların klasörünü.. dolandım şarkıların üzerinde.. harika değirmenci’nin ‘sabır taşım’ şarkısı gözüme çarptı , dinlemeye başladım.. mest oldum sabah sabah.. sana söylediğim sabah ‘duam’ oldu ‘sabır taşım’ şarkısı..

sonra harika değirmencinin güzelliği aklıma geldi.. şimdinin defolu , kendini beğenmiş şarkıcı , oyuncularına inat ışıl ışıl , duru bir güzellik : harika değirmenci..

1975 türkiye güzeli kendisi.. harika değirmenci ismiyle ve değişik isimlerle birçok 45’liğe imza atmış.. iki de sinema filmi var bu güzel ablamızın.. ‘sabır taşım’ şarkısı zaten oynadığı iki filmden biri olan ‘fırtına’ filminde söylediği bir şarkı.. harika değirmenci’nin sinema serüveni kısa sürmüş , evlendikten sonra film yapmamış.. hoş filmler konusunda pek olumlu şeyler yazamayacağım.. klasik zengin-fakir duygusal top çevirmeleri konu alıyor filmleri..

 

ama kesin olan şudur ki harika değirmenci sesiyle ve güzelliğiyle büyülemiştir herkesi yetmişli yıllarda.. dedim ya yukarıda : bir harika değirmenci’ye bakın bir de günümüzdekilere.. tamam tamam fazla sağa sola salça olup sataşmayacağım bugünlük..

‘reis’in katkılarıyla ilerleyen saatlerde ya da yarın belki de yarından yakın umarım dinleyebileceksiniz ‘sabır taşım’ şarkısını.. kim bilir belki de dinleyemeyeceksiniz.. yok yok bir ara dinlersiniz , dediklerimizi yapmadığımız olmadı şimdiye kadar.. oldu mu yoksa..

neyse bu kadar yeter..

şimdi ne yapıyorsanız hemen durun , boş verin  her şeye , koşturup çalışmayın.. basın gidin en yakın deniz kenarına , deniz yoksa mutlaka vardır yakınlarda sessiz sakin bir park , gidin , ağaçların altına koşun , oturun bir banka ve aylak aylak gökyüzüne , denize , ağaçlara neye istiyorsanız ona bakın , her şeyi unutun ve harika değirmenci ablamızı dinleyin ve müzikle kalın.. ben mi.. ben senin yanındayım işte.. yine oturmuş içiyorum seninle ve iliklerime kadar ’sensizliği’ yaşıyorum..

Crockett..

SABIR TAŞIM..

sensizliğim senden sonraki aşkım
yalnızlığım benim tek arkadaşım
sende kaldı mutluluğum arayıp da her bulduğum
rüyalarım umutlarım da sende..

seni hatırlar dururum kadehlerde sarhoşluğum
gelsen de bir hiç gelmesen de..

yavaş yavaş eriyor sabır taşım
yaklaşıyor kapıma adımların..

‘HARİKA DEĞİRMENCİ’

Bir Yalnız Adam , JACQUES BREL.. – MARİO LEVİ

‘j. clouzet : sizce nedir şefkatin anlamı..

jacques brel : şefkati seviyorum ben.. şefkati vermeyi de seviyorum almayı da.. ama genelde şefkatten yoksunuz hepimiz.. şefkati alma yürekliliğini gösteremiyoruz çünkü verme yürekliliğini de.. çünkü şefkat annelerimizden ve babalarımızdan gelmeliydi her şeyden önce.. aileyse bir zamanlar olduğu gibi değil artık.. yavaş yavaş yok oluyor şefkat ve en acısı , yeri hiçbir şeyle doldurulamıyor.. özellikle de kadınların eskisi denli müşfik olmadıklarını söylemek gerek.. bir tutkunun dışavurumudur aşk.. şefkatse bambaşka bir şeydir.. tutku yok olabilir günün birinde , şefkat hiç değişmez , hep olduğu gibi kalır.. öyle sanıyorum ki , şarkılarımdaki aşkla şefkati anlatmak istiyorum aslında.. bu hep böyle oldu ama ancak şimdi ayrımsayabiliyorum kimi gerçekleri..

j. clouzet : kadınların erkeklere önemsenebilecek birtakım şeyler getirebileceklerine inanıyor musunuz , dengeyi örneğin..

jacques brel : hayır.. kadınlar bir denge getirmezler erkeklere.. çünkü hep de verdiklerinden daha fazlasını alırlar , almak isterler sizden.. zamanla dengemizi yitirebilmemize de neden olurlar dahası.. sahip olduğumuz her şeyi kendilerine vermeye bizi zorunlu kılarlar da ondan.. bu oyunu oynamayı kabullenirsek , sonuçta bir boşlukta , yoksul ve soysuzlaşmış olarak buluveririz kendimizi.. ve oldukça sağlıklı mahluklar olduklarından , günün birinde bir başkası için terk ediverirler bizi.. aynanın karşısındadırlar.. biraz ruj sürerler dudaklarına.. yeniden başlar her şey.. hayır , kadınlar birtakım şeyler getirebilirler erkeklere , yadsıyamayız bunu.. ama bir denge değildir kuşkusuz getirdikleri..

j. clouzet : yalnızlığın size çok çekici geldiği doğru mu..

jacques brel : evet.. yalnız yaşamak günün birinde mutlaka gerçekleştireceğim bir tasarı.. tamıtamına bir yalnızlık isteği değil bu , kente yakın bir evde yaşayıp , kent merkezine örneğin haftada birkaç kez gidebileceğim bir yaşama düzeni daha çok..

bir münzevi olarak değil , kabuğuna çekilmiş bir kişi olarak yaşamak istiyorum yalnızca.. beni yavaş yavaş rahatsız etmeye başlayan kimi yanlış anlamaları kendimden uzak tutabilmek için böyle davranacağım.. böylelikle yalnız bir insan olmadığıma başkalarına inandırmak için umutsuzca sürdürdüğüm bu oyuna da son vermiş olabileceğim.. aslına bakılırsa sapına kadar bir yalnızım çünkü..’

BİR TEK AŞK KALINCA

bir tek aşk kalınca

paylaşılabilecek

aşkımızla birlik

yolculuk gününden

bir tek aşk kalınca

aşkım benim , seninle benimle

coşabilmesi için sevinçten

her saat ve her günün

bir tek aşk kalınca

yaşanabilelim diye sözlerimizi

ve söz verdiklerimize

inanmanın dışında

hiçbir zenginliksiz

bir tek aşk kalınca

çoğaltabilmek için tansıklarımızı

varoşların çirkinliğini

örtebilmek için güneşle

bir tek neden

bir tek şarkı

bir tek yardım için..

 

bir tek aşk kalınca

bir sabahın ilk saatlerinde

kadifeden paltolarla

giydirebilmek için yoksulları ve serserileri

 

bir tek aşk kalınca

yeryüzündeki tüm kötülüklere

basit bir ozan gibi

bir dua gibi sunulabilecek

 

bir tek aşk kalınca

tek dayanağı aramak olanlara

sunulabilecek

bir tek aşk kalınca

kavşakların her birinde

zorlayabilmek için yazgıyı

bir tek aşk kalınca

topa tüfeğe seslenebilmek

ve bir davula

söz geçirebilmek için

 

işte o zaman , işte o zaman

sevmek gücünden başka

hiçbir şeye sahip olmaksızın

ellerimizde tutacağız dostlar

ellerimizde tutacağız tüm dünyayı..

JACQUES BREL

‘Bir Yalnız Adam , JACQUES BREL..’ , MARİO LEVİ , Doğan Kitap , Mart 2010..

BU SES HİÇ SUSMAYACAK ! – GRUP YORUM

BU SES HİÇ SUSMAYACAK !

‘büyük bir onur yaşıyoruz. halkın sanatını yapmak üzere yola çıkışımızdan bu yana tam 25 yıl geçmiş. neler neler yaşanmış bu süre boyunca… ve işte şimdi, her şeye rağmen durmadan, hiç durmadan yürüyebilmeyi başarmanın onuruyla buradayız… 25 yılımıza dair söyleyeceklerimizi ruhi su ustamızın mezarı başında söylemek istedik. çünkü o’ndan ve o’nun gibi ustalarımızdan öğrendik halkın sanatını yapmayı. ve onlardan öğrendiklerimizle yürüyebildik 25 yıl boyunca…

yaşama sevincini, umudu, insanca bir yaşamı anlatmak istedik. bir şeylerin değişmek zorunda olduğunu ve bunu değiştirmenin insanların iradesi ile mümkün olduğunu söylemek istedik. piyasa denilen cangılın ortasında kirletilmemiş, yeni bir ses, yeni bir yol ararken; yüzümüzü anadolu halklarının binlerce yıldan bu yana süzülüp gelen seslerine çevirdik. ve orada ezgileriyle, sesleriyle ve hayatlarıyla sanatın ve müziğin bilinen yasalarını yeniden yeniden öğrenmemizi ve sorgulamamızı sağlayan anadolu’nun büyük ozanlarına rastladık…

müziğin, şiirin, genel olarak sanatın gönülleri geçici olarak hoş etme aracından ibaret olmadığını, halkın her derdini dile getiren kolektif sesi-soluğu olduğunu öğrendiğimiz yunuslara, karacalara, dadallara, pir sultanlara… ve o tarihin ve toprağın seslerini bize taşıyan ruhi sulara, mahzunilere, hayatın ve halkın içinde hak ve özgürlük kavgasının sesi olan devrimci ozanlara… and dağları’nın en temiz soluğunu, kentlerin sokaklarına taşıyan yeni şarkı’cılara, mercedes sosalara, victor jaralara, carlos pueblolara, violetta parralara, inti illimani’nin tutkulu üyelerine… ve amerika’da, avrupa’da, afrika’da, asya’da halklarının onurlu sesi-soluğu olmuş, direnerek yaşamış ve yaşadığı gibi üretmiş, özgürlüğe tutkulu bütün kültür emekçilerine ne kadar teşekkür etsek azdır…

bilincimizin ve duygularımızın mimarları olmayı sürdüren nazım hikmetlere, hasan hüseyinlere, ahmed ariflere, enver gökçelere… onların izinden yürüyüp gelen dil ustalarına, saz ustalarına, ses ustalarına binlerce kez teşekkürler.

öğrendikçe, daha öğrenmemiz gereken ne kadar çok şeyin olduğunu, ne kadar çok eksiğimizin olduğunu gördük… sanatın ille de bireyden çıkıp bireyde bitecek bir serüvenden ibaret olduğuna itiraz ettik. kolektif üretmenin müthiş yaratıcı gücünü ve hazzını en önemli hazinemiz saydık. çünkü bu mecrada mülkiyet ve çıkar hesabının yeri olamazdı, olmadı.

ortaköy kültür merkezi’nden başlayıp idil kültür merkezi’ne taşınan 25 yıllık birikimde her biri kolektifimizin ayrılmaz parçası olmuş olan grup ekin, özgürlük türküsü, günışığı, berfin… ankara, izmir, adana, diyarbakır ve daha birçok yerde, devrimci sanatın örgütlenmesi için harcanan bütün emeklere teşekkürler…

yurdun dört bir yanındaki direnişlerinde, eylemlerinde uykusuzluğa-yorgunluğa inat coşkuyla, karamsarlığa inat güleç yüzleriyle bizi aralarına kabul eden işçiler, memurlar, emekçiler, halkımız… aranızdaydık hep. yanınızda değil içinizde, içinizden olduğumuzu en ufak bir tereddüt göstermeden kabullenip, bir ana gibi bizi sarıp sarmaladınız. ürettiğimiz her şeyi sorgulayacağımız en doğru ölçüleri sundunuz. tarihsel ve güncel mücadelede bir evlat gibi sahiplenerek bizi 25 yaşımıza getirdiğiniz için teşekkürler…

hayatı bahara çevirme uğraşında sanat alanında bir kar makinesi diyerek bize büyük onur ve sorumluluk bahşedenlere layık olabilme kaygısı ve minnet borcumuz hiç bitmeyecek.

pir sultanlardan yunuslara, ruhi sulardan mahzuni şeriflere, victor jaralardan mercedes sosalara yüzyıllardır yankılanan bu ses hiç susmayacak..’

Türküler Susmaz Halaylar Sürer !
Grup Yorum

Yarım Kalan Şarkı VICTOR JARA.. – JOAN JARA

18 eylül 1973 , salı.. 

‘sokağa çıkma yasağının bitişinden yaklaşık yarım saat sonra ön kapı , sanki birisi zorla girmeye çalışıyormuş gibi sallandı..

kapı kilitliydi ; banyo penceresinden bakınca kapıda bir delikanlının durduğunu gördüm.. zarar verecek birisine benzemiyordu.. aşağı indim kapıyı açtım.. delikanlı alçak sesle , ‘victor jara’nın eşini arıyorum’ dedi.. ‘evi burası mı.. lütfen , bana güvenebilirsiniz.. dostum ben..’ kimliğini çıkarıp uzattı.. ‘içeri girebilir miyim.. sizle konuşmam gerekiyor..’ gergin ve tedirgin görünüyordu.. fısıldayarak , ‘komünist gençlik üyelerindenim..’ dedi..

içeri aldım , salonda karşılıklı oturduk.. ‘çok özür dilerim,’dedi , ‘sizi bulmam gerekiyordu.. maalesef.. victor’un öldüğünü bildirmek durumundayım.. bedenini morgda bulmuşlar..orada çalışan yoldaşlardan birisi tanımış.. lütfen cesur olun.. o mu , değil mi kesin anlamak için benle gelmelisiniz.. lacivert iç çamaşırı mı giymişti.. lütfen gelmelisiniz çünkü ceset kırk sekiz saattir morgdaymış ve kimse sahip çıkmazsa toplu mezarlardan birine gömecekler..’

yarım saat sonra direksiyonda , yanımda delikanlıyla santiago sokaklarını zombi misali geçiyordum.. adı hector’du ve bir haftadır morgda , her gün getirilen cesetlerin kimlik tanımlamalarını yapmaya uğraşıyordu.. kibar , duyarlı bir gençti ve beni almaya gelmekle büyük tehlikeye atılmıştı.. çalışan sıfatıyla giriş kartına sahipti ve bu sayede beni genel mezarlığın hemen yanındaki morgun küçük yan kapısından içeri soktu..

şoka rağmen bedenim işlemeyi sürdürüyordu.. belki dışarıdan bakanlara normal ve kendime hakim görünmüşümdür.. gözlerim görmeye , burnum koku almaya , ayaklarım yürümeye devam ediyordu..

karanlık bir geçitten büyük bir salona çıktık.. zemini kaplayan , köşelere yığılı , çoğu baştan aşağı yaralı , kimisinin elleri hala arkasından bağlı çıplak cesetlerin yanından geçerken yeni arkadaşım hector koluma girdi.. genci yaşlısı.. yüzlerce ceset vardı.. çoğunluğu işçi görünüşlüydü.. yüzlerce ceset , suratlarına kokuya karşı bez maskeler takılı morg çalışanlarınca ayaklarından sürüklenerek getiriliyor , yığınların üstüne fırlatılıyordu.. salonun ortasından , victor’u bulmamak istercesine durdum.. içimi öfke kaplamıştı.. haykıracağımı , sövmeye başlayacağımı fark eden hector , ‘lütfen ,’ dedi , ‘hiçbir şey belli etmemelisiniz.. başımız belaya girebilir.. lütfen sessiz kalın.. gidip ne tarafa bakacağımızı sorayım.. burası değil galiba..’

yukarı çıkmamız söylendi.. bina öylesine cesetle dolmuştu ki idari ofisler bile boş değildi.. uzun bir koridor.. kapılar.. kapılar.. yerlerde yatan , bu sefer giyimli , öğrenci görünüşlü on , yirmi , otuz , kırk , elli ceset.. ve işte orada , dizili cesetlerin ortasında victor’u buldum..

zayıf , kupkuru görünüyordu.. ama victor’du.. bir haftada bu kadar çökertecek neler yapmışlardı aşkıma.. gözleri açıktı ve kafasındaki ürkütücü yarayla yanaklarındaki morluklara rağmen meydan okurcasına hiddetle ileri bakar gibiydi.. giysileri yırtılmıştı.. pantolonu ayak bileklerine indirilmiş , kazağı koltuk altlarına sıyrılmıştı.. lacivert donu bir bıçak veya süngüyle delinmiş gibi görünüyordu.. göğsü delik deşikti ve karnında kocaman bir yar vardı.. elleri , bileklerinden kırılmış gibi tuhaf bir açıyla duruyordu.. ama bu victor’du.. kocamdı.. aşkımdı..

bir yanım o anda ölüverdi.. orada dikilirken içimdeki bir şeyin ölüşünü hissettim.. kıpırdayamıyor , konuşamıyordum..’

 VICTOR JARA , Yarım Kalan Şarkı – JOAN JARA , Çeviri : ALGAN SEZGİNTÜREDİ , VERSUS KİTAP , Mayıs 2010..

BEŞ BİN KİŞİYİZ BURADA..

beş bin kişiyiz burada

kentin bu küçük parçasında.

beş bin kişiyiz.

ne kadar olacağız bilemem

kentlerde ve tüm ülkede?

burada yapayalnız

on bin el, tohum eken

ve fabrikaları çalıştıran.

insanlığın ne kadarı

açlıkla, soğukla, korkuyla, acıyla,

baskıyla, terör ve cinnetle karşı karşıya?

yitip gitti aramızdan altısı

karıştı yıldızlara.

biri öldü, diğerini vurdular asla inanmazdım

bir insanın bir başkasına böyle vuracağına.

öbür dördü sona erdirmek istedi bu dehşeti

biri boşluğa attı kendini,

diğeri vuruyordu başını duvarlara

ama ölümün işareti var hepsinin bakışlarında.

nasıl dehşet saçıyor faşizmin yüzü!

kusursuz bir kesinlikle yürütüyorlar planlarını.

hiçbir şey umurlarında değil.

onlar için kan madalyadır,

kıyım kahramanlık gösterisi.

tanrım,  senin yarattığın dünya bu mu,

çalışıp hayran kaldığın yedi günlük emek bu mu?

dört duvar arasında tükeniyor ömürler

sanki hiç geçmiyor,

yakarı yalnızca ölümün bir an önce gelmesi için.

ama birdenbire içim sızlıyor

ve görüyorum bu akışı yürek vurusu olmadan,

yalnızca makinelerin nabzıyla

ve ortaya çıkıyor askerlerin ebelerinin yüzlerinin

yalancı tatlılığı.

ya meksika, ya küba ve tüm dünya

ağlıyorlar bu alçaklık karşısında!

on bir el buradayız

üretmekten yoksun bırakılmış.

ne kadarız hepimiz tüm ülkede?

başkanımızın kanı, yoldaşımızın,

daha güçlü vuracak bombalar ve makineli tüfeklerden!

işte böyle vuracak bizim yumruğumuz da yeniden!

 

ne zor şarkı söylemek

dehşetin şarkısı olunca.

dehşetti yaşadığım,

ölümüm dehşetti.

gördüğüm kendimdi oncasının arasında

ve oncasının sonsuzluk anı içinde

sessizliğin ve çığlıkların

ezgileridir şarkımın noktalandığı.

hiç görmemiştim böylesini

hissetmiş ve hissetmekte olduğum

yeni bir tohumun doğumu olacak bu..

 

(Şili Stadyumu,  Eylül 1973..)

VICTOR JARA

Çeviri : T. Asi Balkar

Müzik Kutusu..

Müzik Kutusu.. 

müzik kutumuzdan bazı konuklarımız bugün veda etti yine.. gidenlerin yerine yenileri geldi konuk olarak.. şarkılar değiştiği zaman bazen çok sert tepkiler alıyoruz ama değişim iyidir diyoruz ve yeni , değişik sesleri , ezgileri sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz..

 

Crockett..

 

Yeniler :     

1-     VIER MINUTEN – handacten act (soundtrack)

2-     VIER MINUTEN – jennys absschlusskonzert (soundtrack)

3-     AY CARMELA

4-     KOMA AMED – rinde

5-     MARCEL KHALIFE – ya oud

6-     VIER MINUTEN – samt el sout (soundtrack)

7-     TRIBUTE TO EZLN

8-     FORGIVENESS – je pense a toi (soundtrack)

9-     FORGIVENESS – kol gal (soundtrack)

10- FORGIVENESS – oi fun veig (soundtrack)

11- FORGIVENESS – malu huriye (soundtrack)

12- DAWERHA – hashihse

13- CYRANO DE BERGERAC-1 (soundtrack)

14- CYRANO DE BERGERAC -2 (soundtrack)

15- CAN YÜCEL – yaprak dökümü – (şiir)

16- YENİ TÜRKÜ – yaprak dökümü

17- CAN YÜCEL – bizim deniz (şiir)

18- KHALED ALJARAMANI - Sounounou

19-  ESTA – the iraqis

20- FAIRUZ – al bosta

(Fotoğraflar : Crockett.. – Kuşadası , Milli Park..)

üç albüm..

üç albüm..

 

bugün size üç albümden bahsedeceğim.. 

birincisi müzik kutumuzdan şarkılarını dinlediğiniz ‘boogie balagan’ grubunun ‘lamentation walloo’ albümü.. boogie balagan fransa’da yaşayan israilli ve filistinli iki müzisyenden oluşuyor.. sony music’ten çıkan bu albüm de grubun 12 şarkısı bulunuyor..  solist gabri , gitarist  azri ortadoğu müziklerini , seslerini  rock’n roll ile harmanlayarak çok değişik ve sımsıcak bir müzik yapıyorlar..

 fransızca , ingilizce , ibranice , arapça , yunanca şarkı sözlerine sahip grubun şarkıları ortadoğuda kanıksatılmaya çalışılan düşmanlık ezberlerini bozmaya çalışan neşeli şarkılar.. lamentation wallo albümünde müzik kutumuzdan aşina olduğunuz  biomekanicamel şarkısının yanı sıra , lamentation wallo , kings of the hill , mojo lady , ride on ride on shoofini ya nass , lonely hmar , shake the shooka gibi şarkıların yanı sıra lamentation walloo şarkısına ait bir klipte mevcut.. zor bulunan bu albümü bulabilirseniz kaçırmayın hemen kapın..

 

ikinci albüm ise mehmet çetin ve umut akar’ın kalan müzik’ten çıkardıkları ‘surêdar’ albümü.. dersimli şair mehmet çetin’in kendi dilinden ve sesinden şiirlerinin olduğu bu albüme umut akar’da ezgileriyle ve vokalleriyle eşlik etmiş.. daha önce aylakadamız’da mehmet çetin ustanın şiirlerinden örnekler sunmuştuk..

mehmet çetin’i kendi dilinden ve kendi sesinden güzel melodilerle dinlemek istiyorsanız bu güzel albümü hemen alın.. üstelik albüm özenle hazırlanmış bir kapağa ve albüm bilgilerine sahip.. hele albüm kapağının giriş sayfasındaki cemal taş’ın derlediği ‘ağaç ile karınca meseli’nden yapılan alıntı sizleri alıp götürüyor albümün derinliklerine doğru :

‘derler ki ; ‘ağaç , ateşte yandığında , karınca ağacı bırakmaz , kaçmazmış.. o da ağaçla birlikte yanarmış , zamanın birinde derler , ağaca ikrar vermiş karınca : beni kendinde sakla , ateşinde sakla , külünde..’

üçüncü albümümüz ise değişik kültürlerin , dillerin şarkılarını bir araya getiren ve ada müzikten çıkmış olan ‘anlat , beje , asa , isinapi..’ ve daha bir çok dilde adı olan bir albüm.. türkçe , arapça , adigece , kürtçe , rumca , ermenice  gürcüce , lazca ,  süryanice , hemşince 10 şarkı mevcut bu kardeşlik manifestosu albümde..

albüm kapağının girişindeki tanıtım yazısındaki iki cümle her şeyi özetliyor zaten : ‘biliyorduk bir arada olmanın baş döndürücü gücünü.. işte bir aradayız , barış ve hoşgörü içindeyiz..’

albümde ‘gülcan altan , ali nafile , beşköylü adem ekiz ,  zelal gökçe , mustafa biber , duygu rüzgar  , avedik ishakian , mücahit sahancı , utku demir , kenan yaşar , birol topaloğlu , yakup swirinoyo  hikmet akçiçek’ güzel sesleriyle yer alıyor..

albümde beni en çok sarmalayan şarkı doğal olarak ‘ya micana’ uzun havasıyla başlayan bir arap müziği klasiği olan ‘kaddouk al mayyas’ şarkısıydı.. şarkıyı söyleyen ve aynı zamanda albümün  prodüktörlüğünü de yapan hemşerim  ‘ali nafile’ beni bir kez daha büyüledi.. şarkının en güzel yorumlarından birisini dinlemiş oldum sayesinde..

albümdeki on şarkı da birbirinden güzeller fakat süryanice bir şarkı olan ‘ey sevgilim’ ve hemşince ‘yar yar’ şarkıları da beni çok etkiledi..

‘dayı’nın hep söylediği gibi ‘karışık bir adamım’ ben.. kendimle ilgili hep şüpheliyim zaten.. nereye hangi toprağa , hangi kültüre aidim bilemiyorum çoğu zaman.. hemşince bir türkü alıp beni götürüyor en büyük hüzünlere , mehmet çetin kürtçe şiirlerini okurken sanki anlıyormuşum gibi her bir kelimeyi kaçırmamak için dikkat kesiliyorum dinlerken ve süryanice şarkıyı dinlerken şarkının en neşeli yerinde gözyaşlarına boğuluyorum..

gerçekten karışık bir adam olabilirim fakat halklar , kültürler arasındaki hiçbir düşmanlığa inanmıyorum , herkesi seviyorum ve diyorum ki dillerimiz farklı ama kalplerimiz bir..

Crockett..

BANDİSTA YOLA DÜŞER..

‘..evet biraz geç olacak , atladık.. fakat ne yapalım.. özür dileyerek haber verelim : BANDİSTA yollara düştü , haberiniz yoksa haberiniz olsun.. BANDİSTA ta nerelerden kalkıp yanınıza kadar ulaşıp sizlere kulaklarınızın dibinde canlı canlı söylemeye geliyorlar.. türkiye’de ve avrupa’nın değişik ülkelerinde sahne alacak grubun programı aşağıda ama ayrıntılı bilgileri ve değişiklikleri www.tayfabandista.org dan takip edebilirsiniz..’

 Crockett..

BANDİSTA YOLA DÜŞER : 

‘1 Nisan Ankara – Eski Yeni

8 Nisan İzmir – Dice Performance Hill

9 Nisan Çanakkale – Yalı Hanı

11 Nisan Lefkoşa – Dr. Fazıl Küçük Parkı

13 Nisan Denizli – Avşar Düğün Salonu

14 Nisan Antalya – Samehouse

16 Nisan Mersin – Tribu

17 Nisan Adana

18 Nisan Diyarbakır – Roll

20 Nisan İzmit – Dost Bar – Fuar İçi

23 Nisan İstanbul – Kadife , Kadıköy

28 Nisan Bremen

29 Nisan Hamburg

30 Nisan Leipzig

1 Mayıs Berlin

2 Mayıs Bochum

3 Mayıs Marburg

4 Mayıs Ottersberg

5 Mayıs Wageningen

5 Mayıs Den Bosch

6 Mayıs Reutlingen

7 Mayıs Mannheim

8 Mayıs Mülheim an der ruhr

10 Mayıs Amsterdam

12 Mayıs Paris

15 Mayıs Ottensheim

16 Mayıs Kirchdorf

17 Mayıs Innsbruck

18 Mayıs Gaspoltshofen

22 Mayıs Viyana

23 Mayıs Linz

25 Mayıs Prag

27 Mayıs Berlin..