‘yine yollardayım günlerdir.. yalnız başıma.. bir başıma.. tek başıma.. seninle yollara alışmıştım.. senin sesine.. okuduğun şiirlere.. kahkahalarımıza.. ama şartlar elvermedi beraber çıkamadık son yolculuklara.. ama sen yine de yanımdaydın hep kenanım.. gittiğimiz yolların her metresindeki anılar canlanıyordu geçtiğim her yerde.. bazen dalıyordum, gözlerim açıkken uyuyordum ama sen birden yanımda kahkahanla ortaya çıkıveriyordun yine.. hemen kendime bir tokat atıyor ve kahkahaya eşlik ediyordum..
‘bebe’ çalıyor.. senin bildiğin dilde ispanyolca söylüyor.. bizim ‘lhasa’ gibi söyleyemese de kadife gibi yumuşacık sesinin içine alıyor beni.. ‘denizin yumuşak sesi hep ben de kalacak’ diyor ve ben yol alıyorum umutsuzluklarım içinde.. yollar akıyor önümde.. tekerlerimin altında eziyorum dünyayı ve hep kaçıyorum.. son zamanlarda fark ettim ki kaçtığım umutsuzluklarım değil kendimmiş..
ama bil ki bu mutsuzluklarım ve umutsuzluklarıma son iki senedir direnebildiysem bu senin sayendedir.. anlamsızlığımın içinde boğulup gitmeme izin vermedin..
en umutsuz anımda bir gece yarısı çıkıp geldin elinde çiçekler ve kahkahalarınla.. nasıl da gülüp kırılmıştık gözyaşlarımız arasında..
kadıköy’ün sokaklarını sabahın erken zamanlarında az mı uyandırdık yine kahkahalarımızla.. küf kokulu dükkanlarda ‘oza’ya ya da ingeborg’a rastladığımızda yaşadığımız sevinci, çığlıklarımızı senle benim dışımda kim anladı ki be kenanım..
st. simon’un tepesinde sarı bıyıklı bekçiye rağmen güneşi batırdığımızda, tuz gölünü karşıdan karşıya yürüyerek geçtiğimizde kalbimiz beraber ve tek atıyordu..
bolu gölcük’te suyun sesini dinlerken bana ‘elio vittorini’den ‘sicilya konuşmaları’nı okurken ben nedense umutsuzluklarıma gömülüp senin omzuma elini koyup ‘hadi yürünecek daha çok yolumuz var‘ deyişinle hayata dönüyordum..
‘musa dağında’ pilotun yerinde ‘mor dağların yalanı emrecan’dan büyük ve ölümcül ‘sırrı’ dinlerken attığımız kahkahalar dağın yamaçları arasında yankılanıp derin vadide kaybolurken yüreklerimiz yine bir atıyordu..
iki yüz kilometre hızla bolu dağlarından aşağıya inerken sesinde hayat bulan ‘ingeborg bachman’ bu kez kalplerimizde atıyordu.. bizim ikimizden başka kimse anlayamamıştır ‘ingeborg bachman’ı ve ‘ama biz nerede yoksak orada gece var..’ dizesini..
gecenin bir yarısı varılan antakya’nın ayazında ısınmak için aynı yatakta beş kat örtünün altında sabaha kadar kahkaha atarak ‘he ya he ya he ya’ deyip ısınmaya çalışmamız ve herkesi anışımız.. yazacak daha o kadar çok şey var ki..
bilmeni isterim ki son iki sene sen olmasaydın ben çoktan kaybolmuştum hiçliğimin derin sularında.. 1996’dan beri olan dostluğumuzun bu son iki senesi tüm hayatıma bedeldir kenanım ve sensiz geçen tüm vakitler benim için yaşanmamıştır.. bugün doğum günün diye içimdekileri biraz dökeyim dedim.. iyi ki varsın, iyi doğmuşsun kenanım..
şimdi ikimizin yürekleri ‘gelecek uzun sürer’de dağların tepesine nefes nefese dört nala koşup çıkan o siyah atın yüreğinde atıyor ve sonsuza kadar orada atacak bizler nerede olursak olalım..
ve son olarak bütün kötüler kahkahalarımızdan korksun diyorum.. daha önce de senin için yazmıştım yine yazıyorum : zaten bizim kahkahalarımız karşısında kim bozguna uğramadı ki..
iyi ki doğdun kenanım..’
Crockett..













