yıllarca 1 mayıs kutlamalarına katıldım.. bu sene mutlu olduğum ve eğlendiğim kadar bir 1 mayıs yaşamamıştım..
bir gün öncesinden kararlaştırdığımız gibi sabahın dokuzunda kadıköy’de iskelede toplanmaya başladık..
tabi herkes aylak olunca saat dokuz oldu on , hatta onu da geçti saat..
ilk gelenler ‘ciğerim’le bendim.. beş on dakika beklemeden sonra galiba sadece ikimiz gideceğiz diye espiri yapmaya başladık..
kimi aradıysak yoldayım diyordu ama ne araç sesi geliyordu ne başka ses.. yani uyanamadıkları belliydi..
bense uyanamama ihtimaline karşı uyumama yolunu seçmiştim.. üstelik stalin’in ‘aylaklık’ konusundaki engin çözümlemelerini ve sosyalizmin düşmanı unsurları arasında ‘aylaklığı’ saydığı yazısını okumuştum gülerek..
neyse ciğerimle kendimize gülüp sohbet ederken uzaklardan gülümseyerek ‘kenan ve canan’ kardeşlerimiz yanlarında arkadaşlarıyla geldiler.. ‘deniz’le , ‘ciğerim’ hemen tanış çıktılar.. dünya hep küçük fakat yüreklerimiz hep büyük..
sonra bir baktık uzaktan her zaman ki gülümsemesiyle ‘ulaş’ kardeşimiz geliyor.. kaç aydır ya da kaç senedir mi görüşmedik bilmiyorum.. sarılıp öpüştükten sonra ‘bu mu , bu kadar mı istanbul’daki aylak tayfası’ dedi.. ‘taksimde bekliyor on binler’ diye yanıtladım..
o sırada ‘reis’ baktım mesaj atmış , sonra da aramış , duymamışım.. aradım ‘reis’ uykulu bir sesle ‘aga uyuyakalmışım , beni bekleyin , bensiz gitmeyin sakın’ dedi.. ‘sensiz bir yere gidemeyiz’ diyip beklemeye devam ettik.. tek doğru konuşan , uyuduğunu itiraf eden her zaman ki gibi ‘reis’ti..
ardından ‘gürselim’le , ‘emel’ geldiler , onların yüzleri de güleç güleçti..
nedense en çok gülümseyip , kahkahalarla güldüğümüz bayram olmuştu..
sayımız artıyordu ama halen pankartımız ve ‘alkimiz’ yoktu.. onu aradık ‘lavabodayım , geliyorum’ dedi.. lavabo ve gelmek.. yalandı tabi o da yeni uyanmıştı.. sonra tekrar aradık ‘dört yoldayım geliyorum’ dedi ama yine gelmedi..
onunla konuşurken ‘ümo’ damladı zafer işaretleri yapıp , ağız dolusu küfürler edip ve ‘nerede lan millet , bu kadar mıyız’ diyerek yağdı hepimize..
o sırada ‘yüco’muzla , ‘çiçek’ gelip katıldılar aramıza.. ve ardından ‘hüseyin’ ve arkadaşları.. gerçi ‘hüseyin’ kardeşimiz ve arkadaşları yürürken bizden ayrılıp sendikalara takıldılar ama sorun değildi alanda tekrar birleştik..
sonra birden fark ettik ki ‘sarı’ bey yoklar.. aradım açmadı.. aha dedim uyuyor , duymuyor telefonu..
ama ‘sarı’sız 1 mayıs 1 mayıs olmazdı ki.. her şey boşuna olurdu.. tekrar aradım on dakika sonra neyse ki açtı , meğersem ‘sarımız’ sabah erkenden uyanmış arabayla geçmiş karşıya , bizi karaköy’de bekliyormuş arkadaşlarıyla..
ya hemen hemen yirmiyi geçmiştik ama hala pankartımız ve ‘alki’ yoktu.. tekrar aradık ‘geliyorum , ben sizi görüyorum’ dedi.. ama biz onu nedense göremiyorduk.. bunu demesinin yaklaşık on dakika ardından kendisini görebildik yanımızda.. epeyi güldük..
ama esas bomba kahkahalarımız ‘nerede pankart’ sorumuzdan sonra elindeki ufak poşeti gösterince patladı.. ‘bu mu la pankart’ dedik.. ‘bu’ dedi ‘daha ne istiyorsunuz..’
açtık pankartı harikaydı ama bir sorun vardı , büyük bayrak imalatçısı arkadaşımız pankart için sopa yapmamıştı.. hem kızdık hem dalga geçtik hem yıkıldık gülmekten.. ‘alki’ malzemeden çalmıştı.. yapılır mıydı bu bize be.. alanın yarısının bayraklarını , pankartlarını yapan ‘alki’ kardeşimiz bize iki sopayı çok görmüştü.. ‘alanda bulurum ben size’ dedi unuttuk sopaları o anlık..
neyse geleceklerin geldiğinden emin olduktan sonra atladık kızıl bayrak ve pankartlar giyinmiş beyaz vapura..
yolda ve karaköy’e ulaştığımız sırada klasik aylak davranışı olarak nereden alana ulaşacağımız konusunda konuşmaya başladık ve kimsenin yürümediği istiklal caddesi en yakın güzergahtı alana ulaşmak için.. ama iskelede buluştuğumuz ‘sarımız’ öyle bir yoldan istiklale çıkardı ki bizi on dakika içinde hepimizin dilleri bir karış dışarıda pilimiz bitmişti.. hele ‘kamando’ mu ‘komando’ mu ne bilmiyorum bir merdiven silsilesi vardı ki orada yağdık köpürdük istanbul’un tüm tepelerine ve yokuşlarına..
düze erdiğimizde istiklale varmıştık.. in cin top oynuyordu.. biraz yürüdükten sonra açtık pankartımızı ve bağırmaya başladık ‘yaşasın bir mayıs’ diye bağırmaya.. yanımızdan yürüyüp geçenler şaşkınlıkla önce pankarta bakıp sonra gülümsüyorlardı.. bizlerde bir yandan slogan atıp bir yandan gülüyorduk..
istiklal caddesinin o şaşılacak boşluğunda ve tenhalığında sloganlarımız camları , binaları titretip yankılanıyordu ve hepimizi de güldürüyordu.. ‘kenan’ kardeşimizin yaratıcılığı sloganlarımızda da baş gösterdi hemen.. ‘aylaklar burada işçiler nerede’yi atmaya başladık slogan olarak.. hemen akabinde de ‘işçiler nerede biz oradayız’ı attık ortalığı inleterek..
sonra ilk arama noktalarından birinde polisler pankartımızı açtılar üzerlerinde yazanları kontrol etmek için..
o anı fotoğraflayamadık ama çok ilginç bir görüntüydü.. polisler pankartı açıp bakarlarken ‘ümo’ dayanamadı espiriyi patlattı.. ‘ulan en aylak grubuz , en küçük grubuz ama polislere bile pankartımızı açtırıp tutturduk’ diyince polisler de kahkahayla gülüp , ‘güzel espiriydi’ dediler.. biz caddeye çıktığımızda polisler hala arkamızdan hem kendilerine hem bize gülüyorlardı.. ‘ümo’ her zaman ki espiri yeteneğini orada da sergilemişti.. en ciddi ortamları bile anında yumuşatan fakat bazen de o espirileriyle en yumuşak ortamları bile gerebilen ‘ümomuz’ yapmıştı yine yapacağını..
aramadan sonra yürümeye başladık tekrar , yine sloganlarımız aynıydı.. herkes gülerek geçiyordu yanımızdan.. bir ara dükkanlarını henüz açmayan bar sahiplerine tepki olarak ‘aylaklar burada bar sahipleri nerede’ diye slogan atmaya başladık ki kahkahalarımızda boğuldu o slogan..
sonra tekrar bir arama noktası.. orada da grup halinde caddeden yürüyemeyeceğimiz söylendi.. biz aylakça ‘tek tek girelim pankartı da kapatalım , tek tek takılalım caddede , ne olur yolumuz uzamasın’ dediysek de izin vermediler..
bunun üzerine sanki kabul etmiş gibi görünüp nevizadenin ara sokaklarına girdik.. oradan iki sokak yukarıdan tekrar manevra yapıp çıktık istiklale.. yine başladık sloganlarımıza.. o dillerden düşmeyen ‘ileri demokrasilerde’ çare tükenmiyordu işte.. daha sonra hiç kimse karışmadı alana kadar yürüdük bağıra çağıra ve güle güle..
ve bir mayıs alanına girmiştik işte.. pankartımızı kaldırdık en yukarılara.. bir o yana bir bu yana salladık.. ama o kadar tembel ve aylaktık ki pankart bayramda bize yük olmaya başlamıştı.. o sırada hemen ‘gürsel’ ve ‘sarı’ pankartı asalım bir yere orada altında takılalım dediler.. ‘sarı’ ip buldu geldi.. kazancı yokuşunun hemen yanındaki ışıklara ‘gürselimle , yücom’ astı pankartımızı..
oh be ne güzel olmuştu.. ama biz o sırada neye uğrayacağımızı bilmiyorduk.. çünkü pankartı görüp gelen hemen fotoğraf çektirmek için izin istiyordu..
onlarca kişi ailesiyle , çocuklarıyla , kardeşleriyle fotoğraf çektirdi altında pankartın.. turistlerin de ilgisini epeyi çektik.. çünkü alanın en küçük gurubuyduk ama en neşeli gurubuyduk.. ortalığı birbirine kattık.. bir ara bdp’li analar geldi yanımıza onlar fotoğraf çektirdi.. beraber halaya durduk , fotoğraf çektirdik sonra..
o sırada kaptırdık pankartı.. baktık pankartın altında tanımadığımız onlarca kişi fotoğraf çektirip duruyor kafasına göre..
kortejler alana girdikten sonra bayram etkinlikleri başladı.. konuşmalar , anmalar yapıldı ve sıra grup yorum’a geldi.. yüz binlerce kişiye konserler vermiş olan grup yorum bile böyle kalabalığı görmemişti müzik hayatında… bir milyonu aşkın kişiye öyle güzel şarkılar , türküler , marşlar söylediler ki alanın neşesi , mutluluğu , umudu daha da arttı..
burada kısaca alandaki kalabalığın sayısı konusuna biraz değinmek istiyorum.. biz alanın belki en küçük gurubuyduk.. istanbul’daki aylaklar olarak 22 kişiydik.. alanda bir ara gürselimin kuzeni ‘önder’ ve ‘hüseyin’in arkadaşlarıyla otuzu bulduk belki ama umurumuzda değildi bu.. hatta aramızda eskiden bu tür etkinliklerde partilerin , sivil toplum örgütlerinin kendi yayın organlarında kutlamalara kaç kişi katıldıklarına dair abartılı rakamlarını okuduğumuzda nasıl güldüğümüzü hatırlayıp espiriler patlatarak güldük.. biz de yarın aylak adamıza ‘22 kişiyiz diye 22 bin kişiydik’ diyelim dedik.. yıkıldık yerlere gülmekten.. ama benim esas değinmek istediğim medyanın ‘rıza üretim araçlarının’ bayrama yaklaşma biçimleriydi,… bazıları o kadar komikti ki.. haber altlarına on binler alanlardaydı yazmıştı.. yok bilmem ne.. yok canım binler bile değil onlar yüzler alanlardaydı ne on binleri abartmayın o kadar a utanmazlar.. on binlermiş.. sen milyonlar desene.. ya siz ne yaparsanız yapın , ne kadar görmezden gelirseniz gelin milyonlar sizin ipliğinizi pazara çıkardı rahat olun.. taksim taksim olalı bu kalabalığı görmemişti.. siz üç maymunu oynamaya devam edin.. maymunlar bile size sırtını çevirecek rahat olun..
neyse uzatmayayım fazla 1 mayıs 2011’in biz en kalabalık grubuyduk işte.. fotoğraflardan da gördüğünüz gibi bu açıkça belli.. kimse aksini iddia etmesin ispat edemez..
saatler aktı gitti.. ee biz hem aylağız hem artık epeyi yaşlanmışız , eskisi gibi değiliz anladık tekrar orada.. güzel güzel halaylarımızı çekip bitirdikten sonra toparlandık aynen geri uygun adım döndük kadıköyümüze..
çıktık mekanımıza ellerimizde bira poşetleriyle.. oturup bir durum değerlendirmesi yapmamız gerekiyordu.. ne durum değerlendirmesi yahu ayrılamıyorduk birbirimizden.. o kadar yorgun olmamıza rağmen bayram hiç bitmesin istiyorduk.. mekana gelirken ‘cahit ve berat’ kardeşlerimizde bize eşlik ettiler.. tabi yolda bazılarımız topukladı , mekana geldiğimizden on beş kişi ancak vardık..
açtık biraları sohbete başladık.. saatlerce konuştuk , güldük , eğlendik , estik , yağdık , gürledik hep beraber..
ve ayrılırken mekandan daima böyle bir arada olup , kahkahalarımızla her yerde her zaman dayanışıp , en umutsuz anımızda birbirimizi hatırlayıp gülmek , gülümsemek için söz verip yüzümüzdeki günün kazancı gülümseyişlerle dağıldık dört bir yana..
yukarıda isimlerini saymayı unuttuğum tüm aylak arkadaşlarımızdan özür dilerim.. gelen herkesin yüreğine sağlık.. gelmeyenler de kıskançlıktan çatlasın ne diyelim..
gülüşünüzle kalın..
Crockett..
(not : okurken bilgisayarlarınızın ayarlarıyla oynamayın alınan alkolden dolayı o günün zaman kronolojisinde yanlışlıklar olabilir.. olayların dizilişi yanlış olabilir bu yüzden sorumluluk kabul etmiyorum , başkaları daha güzelini yazar eminim.. ben durumu izah edeyim dedim.. yazıyı okurken kafanıza göre takılın hatta alkol alarak okuyun belki o zaman benim gibi hatırlarsınız o günü..)


























































