Archive for the ‘Emek’ Category

‘işçiler nerede biz oradayız..’ / ‘aylaklar’ 1 mayıs alanında..

yıllarca 1 mayıs kutlamalarına katıldım.. bu sene mutlu olduğum ve eğlendiğim kadar bir 1 mayıs yaşamamıştım..

bir gün öncesinden kararlaştırdığımız gibi sabahın dokuzunda kadıköy’de iskelede toplanmaya başladık..

tabi herkes aylak olunca saat dokuz oldu on , hatta onu da geçti saat..

ilk gelenler ‘ciğerim’le bendim.. beş on dakika beklemeden sonra galiba sadece ikimiz gideceğiz diye espiri yapmaya başladık..

kimi aradıysak yoldayım diyordu ama ne araç sesi geliyordu ne başka ses.. yani uyanamadıkları belliydi..

bense uyanamama ihtimaline karşı uyumama yolunu seçmiştim.. üstelik stalin’in ‘aylaklık’ konusundaki engin çözümlemelerini ve sosyalizmin düşmanı unsurları arasında ‘aylaklığı’ saydığı yazısını okumuştum gülerek.. 

neyse ciğerimle kendimize gülüp sohbet ederken uzaklardan gülümseyerek ‘kenan ve canan’ kardeşlerimiz yanlarında arkadaşlarıyla geldiler.. ‘deniz’le , ‘ciğerim’ hemen tanış çıktılar.. dünya hep küçük fakat yüreklerimiz hep büyük..

sonra bir baktık uzaktan her zaman ki gülümsemesiyle ‘ulaş’ kardeşimiz geliyor.. kaç aydır ya da kaç senedir mi görüşmedik bilmiyorum.. sarılıp öpüştükten sonra ‘bu mu , bu kadar mı istanbul’daki aylak tayfası’ dedi.. ‘taksimde bekliyor on binler’ diye yanıtladım..

o sırada ‘reis’ baktım mesaj atmış , sonra da aramış , duymamışım.. aradım ‘reis’ uykulu bir sesle ‘aga uyuyakalmışım , beni bekleyin , bensiz gitmeyin sakın’ dedi.. ‘sensiz bir yere gidemeyiz’ diyip beklemeye devam ettik.. tek doğru konuşan , uyuduğunu itiraf eden her zaman ki gibi ‘reis’ti..

ardından ‘gürselim’le , ‘emel’ geldiler , onların yüzleri de güleç güleçti..

nedense en çok gülümseyip , kahkahalarla güldüğümüz bayram olmuştu..

sayımız artıyordu ama halen pankartımız ve ‘alkimiz’ yoktu.. onu aradık ‘lavabodayım , geliyorum’ dedi.. lavabo ve gelmek.. yalandı tabi o da yeni uyanmıştı.. sonra tekrar aradık ‘dört yoldayım geliyorum’ dedi ama yine gelmedi..

onunla konuşurken ‘ümo’ damladı zafer işaretleri yapıp , ağız dolusu küfürler edip ve  ‘nerede lan millet , bu kadar mıyız’ diyerek yağdı hepimize..

o sırada ‘yüco’muzla , ‘çiçek’ gelip katıldılar aramıza.. ve ardından ‘hüseyin’ ve arkadaşları.. gerçi ‘hüseyin’ kardeşimiz ve arkadaşları yürürken bizden ayrılıp sendikalara takıldılar ama sorun değildi alanda tekrar birleştik..

sonra birden fark ettik ki ‘sarı’ bey yoklar.. aradım açmadı.. aha dedim uyuyor , duymuyor telefonu..

ama ‘sarı’sız 1 mayıs 1 mayıs olmazdı ki.. her şey boşuna olurdu.. tekrar aradım on dakika sonra neyse ki açtı , meğersem ‘sarımız’ sabah erkenden uyanmış arabayla geçmiş karşıya ,  bizi karaköy’de bekliyormuş arkadaşlarıyla..

ya hemen hemen yirmiyi geçmiştik ama hala pankartımız ve ‘alki’ yoktu.. tekrar aradık ‘geliyorum , ben sizi görüyorum’ dedi.. ama biz onu nedense göremiyorduk.. bunu demesinin yaklaşık on dakika ardından kendisini görebildik yanımızda.. epeyi güldük..

ama esas bomba kahkahalarımız ‘nerede pankart’ sorumuzdan sonra elindeki ufak poşeti gösterince patladı.. ‘bu mu la pankart’ dedik.. ‘bu’ dedi ‘daha ne istiyorsunuz..’

açtık pankartı harikaydı ama bir sorun vardı , büyük bayrak imalatçısı arkadaşımız pankart için sopa yapmamıştı.. hem kızdık hem dalga geçtik hem yıkıldık gülmekten.. ‘alki’ malzemeden çalmıştı.. yapılır mıydı bu bize be.. alanın yarısının bayraklarını , pankartlarını yapan ‘alki’ kardeşimiz bize iki sopayı çok görmüştü.. ‘alanda bulurum ben size’ dedi unuttuk sopaları o anlık..

neyse geleceklerin geldiğinden emin olduktan sonra atladık kızıl bayrak ve pankartlar giyinmiş beyaz vapura..

yolda ve karaköy’e ulaştığımız sırada klasik aylak davranışı olarak nereden alana ulaşacağımız konusunda konuşmaya başladık ve kimsenin yürümediği istiklal caddesi en yakın güzergahtı alana ulaşmak için.. ama iskelede buluştuğumuz ‘sarımız’ öyle bir yoldan istiklale çıkardı ki bizi on dakika içinde hepimizin dilleri bir karış dışarıda pilimiz bitmişti.. hele ‘kamando’ mu ‘komando’ mu ne bilmiyorum bir merdiven silsilesi vardı ki orada yağdık köpürdük istanbul’un tüm tepelerine ve yokuşlarına..

düze erdiğimizde istiklale varmıştık.. in cin top oynuyordu.. biraz yürüdükten sonra açtık pankartımızı ve bağırmaya başladık ‘yaşasın bir mayıs’ diye bağırmaya.. yanımızdan yürüyüp geçenler şaşkınlıkla önce pankarta bakıp sonra gülümsüyorlardı.. bizlerde bir yandan slogan atıp bir yandan gülüyorduk..

istiklal caddesinin o şaşılacak boşluğunda ve tenhalığında sloganlarımız camları , binaları titretip yankılanıyordu ve hepimizi de güldürüyordu.. ‘kenan’ kardeşimizin yaratıcılığı sloganlarımızda da baş gösterdi hemen.. ‘aylaklar burada işçiler nerede’yi atmaya başladık slogan olarak.. hemen akabinde de ‘işçiler nerede biz oradayız’ı  attık ortalığı inleterek..

sonra ilk arama noktalarından birinde polisler pankartımızı açtılar üzerlerinde yazanları kontrol etmek için..

o anı fotoğraflayamadık ama çok ilginç bir görüntüydü.. polisler pankartı açıp bakarlarken ‘ümo’ dayanamadı espiriyi patlattı.. ‘ulan en aylak grubuz ,  en küçük grubuz ama polislere bile pankartımızı açtırıp tutturduk’ diyince polisler de kahkahayla gülüp , ‘güzel espiriydi’ dediler.. biz caddeye çıktığımızda polisler hala arkamızdan hem kendilerine hem bize gülüyorlardı.. ‘ümo’ her zaman ki espiri yeteneğini orada da sergilemişti.. en ciddi ortamları bile anında yumuşatan fakat bazen de o espirileriyle en yumuşak ortamları bile gerebilen ‘ümomuz’ yapmıştı yine yapacağını..

aramadan sonra yürümeye başladık tekrar , yine sloganlarımız aynıydı.. herkes gülerek geçiyordu yanımızdan.. bir ara dükkanlarını henüz açmayan bar sahiplerine tepki olarak  ‘aylaklar burada bar sahipleri nerede’ diye slogan atmaya başladık ki kahkahalarımızda boğuldu o slogan..

sonra tekrar bir arama noktası.. orada da grup halinde caddeden yürüyemeyeceğimiz söylendi.. biz aylakça ‘tek tek girelim pankartı da kapatalım , tek tek takılalım caddede , ne olur yolumuz uzamasın’ dediysek de izin vermediler..

bunun üzerine sanki kabul etmiş gibi görünüp nevizadenin ara sokaklarına girdik.. oradan iki sokak yukarıdan tekrar manevra yapıp çıktık istiklale.. yine başladık sloganlarımıza.. o dillerden düşmeyen ‘ileri demokrasilerde’ çare tükenmiyordu işte.. daha sonra hiç kimse karışmadı alana kadar yürüdük bağıra çağıra ve güle güle..

ve bir mayıs alanına girmiştik işte.. pankartımızı kaldırdık en yukarılara.. bir o yana bir bu yana salladık.. ama o kadar tembel ve aylaktık ki pankart bayramda bize yük olmaya başlamıştı.. o sırada hemen ‘gürsel’ ve ‘sarı’ pankartı asalım bir yere orada altında takılalım dediler.. ‘sarı’ ip buldu geldi.. kazancı yokuşunun hemen yanındaki ışıklara ‘gürselimle , yücom’ astı pankartımızı..

oh be ne güzel olmuştu.. ama biz o sırada neye uğrayacağımızı bilmiyorduk.. çünkü pankartı görüp gelen hemen fotoğraf çektirmek için izin istiyordu..

onlarca kişi ailesiyle , çocuklarıyla , kardeşleriyle fotoğraf çektirdi altında pankartın.. turistlerin de ilgisini epeyi çektik.. çünkü alanın en küçük gurubuyduk ama en neşeli gurubuyduk.. ortalığı birbirine kattık.. bir ara bdp’li analar geldi yanımıza onlar fotoğraf çektirdi.. beraber halaya durduk , fotoğraf çektirdik sonra..

o  sırada kaptırdık pankartı.. baktık pankartın altında tanımadığımız onlarca kişi fotoğraf çektirip duruyor kafasına göre..

kortejler alana girdikten sonra bayram etkinlikleri başladı.. konuşmalar , anmalar yapıldı ve sıra grup yorum’a geldi.. yüz binlerce kişiye konserler vermiş olan grup yorum bile böyle kalabalığı görmemişti müzik hayatında… bir milyonu aşkın kişiye öyle güzel şarkılar , türküler , marşlar söylediler ki alanın neşesi , mutluluğu , umudu daha da arttı..

burada kısaca alandaki kalabalığın sayısı konusuna biraz değinmek istiyorum.. biz alanın belki en küçük gurubuyduk.. istanbul’daki aylaklar olarak 22 kişiydik.. alanda bir ara gürselimin kuzeni ‘önder’ ve ‘hüseyin’in arkadaşlarıyla otuzu bulduk belki ama umurumuzda değildi bu.. hatta aramızda eskiden bu tür etkinliklerde partilerin , sivil toplum örgütlerinin  kendi yayın organlarında kutlamalara kaç kişi katıldıklarına dair abartılı rakamlarını okuduğumuzda nasıl güldüğümüzü hatırlayıp espiriler patlatarak güldük.. biz de yarın aylak adamıza ‘22 kişiyiz diye 22 bin kişiydik’ diyelim dedik.. yıkıldık yerlere gülmekten.. ama benim esas değinmek istediğim medyanın ‘rıza üretim araçlarının’ bayrama yaklaşma biçimleriydi,… bazıları o kadar komikti ki.. haber altlarına on binler alanlardaydı yazmıştı.. yok bilmem ne.. yok canım binler bile değil onlar yüzler alanlardaydı ne on binleri abartmayın o kadar a utanmazlar.. on binlermiş.. sen milyonlar desene.. ya siz ne yaparsanız yapın , ne kadar görmezden gelirseniz gelin milyonlar sizin ipliğinizi pazara çıkardı rahat olun.. taksim taksim olalı bu kalabalığı görmemişti.. siz üç maymunu oynamaya devam edin.. maymunlar bile size sırtını çevirecek rahat olun..

neyse uzatmayayım fazla 1 mayıs 2011’in biz en kalabalık grubuyduk işte.. fotoğraflardan da gördüğünüz gibi bu açıkça belli.. kimse aksini iddia etmesin ispat edemez..

saatler aktı gitti.. ee biz hem aylağız hem artık epeyi yaşlanmışız , eskisi gibi değiliz anladık tekrar orada.. güzel güzel halaylarımızı çekip bitirdikten sonra toparlandık aynen geri uygun adım döndük kadıköyümüze..

çıktık mekanımıza ellerimizde bira poşetleriyle.. oturup bir durum değerlendirmesi yapmamız gerekiyordu.. ne durum değerlendirmesi yahu ayrılamıyorduk birbirimizden.. o kadar yorgun olmamıza rağmen bayram hiç bitmesin istiyorduk.. mekana gelirken ‘cahit ve berat’ kardeşlerimizde bize eşlik ettiler.. tabi yolda bazılarımız topukladı , mekana geldiğimizden on beş kişi ancak vardık..

açtık biraları sohbete başladık.. saatlerce konuştuk , güldük , eğlendik , estik , yağdık , gürledik hep beraber..

ve ayrılırken mekandan daima böyle bir arada olup , kahkahalarımızla her yerde her zaman  dayanışıp ,  en umutsuz anımızda birbirimizi hatırlayıp gülmek , gülümsemek için söz verip yüzümüzdeki  günün kazancı gülümseyişlerle dağıldık dört bir yana..

yukarıda isimlerini saymayı unuttuğum tüm aylak arkadaşlarımızdan özür dilerim.. gelen herkesin yüreğine sağlık.. gelmeyenler de kıskançlıktan çatlasın ne diyelim..

gülüşünüzle kalın..

Crockett..

(not : okurken bilgisayarlarınızın ayarlarıyla oynamayın alınan alkolden dolayı o günün zaman kronolojisinde yanlışlıklar olabilir.. olayların dizilişi yanlış olabilir bu yüzden sorumluluk kabul etmiyorum ,  başkaları daha güzelini yazar eminim.. ben durumu izah edeyim dedim.. yazıyı okurken kafanıza göre takılın hatta alkol alarak okuyun belki o zaman benim gibi hatırlarsınız o günü..)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yaşasın 1 Mayıs !

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘YAŞASIN 1 MAYIS !

 

TÜM AYLAKLARIN VE EMEKÇİLERİN 1 MAYIS EMEK VE DAYANIŞMA BAYRAMINI ŞİMDİDEN KUTLUYORUZ..

YARIN AYLAKLAR VE ‘AYLAK ADAMIZ’ TAKSİMDE ALANLARDA OLACAK..

HERKESİ , TÜM AYLAKLARI BEKLİYORUZ..

BU ARADA ‘AYLAK ALKİ’YE HAZIRLADIĞI GÜZEL PANKART İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUZ..

 

YAŞASIN 1 MAYIS !’

 

‘AYLAK ADAMIZ’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘bütün insanların göreceli algılama kalesinin kapısından çıkıp çayırlara koşarak müdahalesiz doğanın kalbine dönmesinden başka barışa giden bir yol yoktur.. yani kılıç yerine orağı bilemekten başka yol yoktur..’ – MASANOBU FUKUOKA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘insanlar öğrenim görürler , çünkü anlamazlar ama öğrenim görmek , kişinin anlamasına yardımcı olmaz.. çok çalışırlar ve en sonunda tek buldukları insanın hiçbir şey bilemeyeceği , anlamanın insanın erişebileceklerinin ötesinde olduğudur..

insanlar genellikle , ‘anlamam’ sözcüğünün  , örneğin , dokuz şeyi anlayıp bir şeyi anlamadığınız bir durum için kullanılabileceğini düşünürler.. ama on şeyi anlamaya niyetlenerek , gerçekte bir tek şeyi bile anlayamazsınız.. eğer yüz tane çiçeği biliyorsanız , bir tekini bile ‘bilmiyorsunuzdur..’ insanlar anlamak için zorlu mücadeleler verirler , kendilerini anladıklarına ikna ederler ve hiçbir şey bilmez halde ölürler..

gençler marangozluk işlerinden bir mola aldılar , büyük bir mandalina ağacının yanında çimenlere oturdular ve güney gökyüzünün ince bulutlarına baktılar..

insanlar , gözlerini yer yüzünden gökyüzüne çevirdiklerinde cenneti gördüklerini düşünürler.. portakal meyvesini , yeşil yapraklardan ayırt ettikten sonra yaprağın yeşilini ve meyvenin turuncusunu bildiklerini söylerler.. ama kişi yeşille turuncu arasında bir ayrım yaptığı an , gerçek renkler kaybolur..

insanlar şeyleri anladıklarını düşünürler , çünkü onlara aşina olurlar.. bu yalnızca yüzeysel bilgidir.. bu yıldızların adlarını bilen astronomun bilgisidir , yaprakları ve çiçekleri sınıflandırmayı bilen botanikçinin , yeşil ve kırmızının estetiğini bilen sanatçının bilgisidir.. astronom , botanikçi ve sanatçının her biri kendi zihninin menzili içinde , izlenimlerini yakalayarak yorumlamaktan başka bir şey yapmamıştır.. aklın faaliyetleriyle ne kadar ilgilenirlerse , kendilerini o kadar ayırırlar ve doğal bir şekilde yaşamaları o kadar zorlaşır..

trajedi şudur ki , insanlar temelsiz bir kibir içinde , doğayı kendi iradeleri doğrultusunda yönlendirmeye kalkışırlar.. doğal şekilleri yok edebilirler ama onları yaratamazlar.. ayrımlama , parçalanmış ve tam olmayan bir anlayış , her zaman insan bilgisinin başlangıç noktasını oluşturur.. insanlar doğanın bütününü bilmekten aciz bir şekilde , onun eksik bir modelini oluşturmaktan daha iyisini yapamazlar , sonra da kendilerini kandırarak doğal bir şey yaptıklarını düşünürler..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

doğayı bilmesi için kişinin yapması gereken , aslında hiçbir şey bilmediğini , herhangi bir şey bilmekten aciz olduğunu fark etmektir.. o zaman ayrımlayan bilgiye ilgisini kaybetmesi beklenebilir.. ayrımlayan bilgiyi terk ettiği zaman , kendi ayrımlamayan bilgisi onun içinde doğar.. eğer bilmek hakkında düşünmeye çalışmazsa , eğer anlamayı önemsemezse , anlayacağı zaman gelecektir.. egoyu yok etmekten , insanların cennetten ve dünyadan ayrı var oldukları düşüncesini bir kenara bırakmaktan başka bir yol yoktur..’

‘bu akıllı olmak yerine aptal olmak anlamına gelir’ diye patladım , yüzünde erdemli bir gönül rahatlığı taşıyan genç birine.. ‘gözlerindeki ne çeşit bir bakış.. aptallık açığa çıktığında zeki görünür.. akıllı mı yoksa aptal mı olduğundan kesinlikle emin misin , yoksa aptal-tipi zeki bir adam mı olmaya çalışıyorsun.. zeki hale gelemezsin , aptal hale gelemezsin , olduğun yere saplanıp kalmışsın.. şimdi bulunduğun yer bu değil mi..’

bunu der demez , aynı sözleri tekrar tekrar söylediğim için kendime kızdım ; bu sözler ki asla sessiz kalmanın erdemine erişemezler , öyle sözler ki kendim bile anlayamazdım..

sonbahar güneşi ufukta alçalıyordu.. alacakaranlığın renkleri yaşlı ağacın altına doğru ilerledi.. içdenizden gelen ışığı sırtlarına alan sessiz gençler , akşam yemeği için yavaşça kulübelerine döndüler.. gölgeler içinde , sessizce arkalarından izledim..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘insanoğlu kadar zeki başka bir canlı olmadığı söylenir.. bu zekayı kullanan insan nükleer savaş yapmaya muktedir tek hayvan haline geldi..’

‘başlangıçta insanın hiçbir amacı yoktu.. şimdi ,  o yada bu amacın hayalini kurarak yaşamın anlamını bulmaya çalışıyorken yaşamlarını mücadele içinde geçiriyorlar.. bu tek kişilik bir güreş müsabakasıdır.. insanın düşünmesi ya da arayışına çıkması gereken bir amaç yoktur.. eğer amacı olmayan bir yaşamın anlamsız olup olmadığını çocuklara sorsaydınız , çok iyi ederdiniz..

anaokuluna başladıkları zamandan itibaren insanların üzüntüleri başlar.. insan mutlu bir yaratıktı ama zor bir dünya yarattı ve şimdi onun dışına çıkma mücadelesi veriyor..

doğada yaşam ve ölüm var ve doğa neşe dolu..

insan toplumunda yaşam ve ölüm var ve insan üzüntü içinde yaşıyor..’

‘hiçbir çelişkinin ve hiçbir ayırt edişin olmadığı bir dünyada yaşayan çocuklardır.. ışığı ve karanlığı , güçlüyü ve zayıfı algılarlar ama bir yargıda bulunmazlar.. yılan ve kurbağanın var olmasına rağmen , çocuk güçlülük ya da zayıflıktan anlamaz.. yaşamın özgün hazzı buradadır ama ölüm korkusu henüz ortaya çıkmamıştır..

yetişkinin gözünde ortaya çıkan sevgi ve nefret , özgün halinde birbirinden farklı iki şey değildir.. aynı şeyin önden ve arkadan görüntüsüdür.. sevgi , nefretin malzemesini sağlar.. eğer sevgi madalyonunu ters çevirirseniz nefret olur.. yalnızca tarafların olmadığı mutlak dünyaya girerek , olgusal dünyanın ikiliğinde (dualitesinde) kaybolmak önlenebilir..

insanlar kendileri ve diğerleri arasında ayrım yaparlar.. ego var olduğu sürece , bir ‘öteki’ olduğu sürece , insanlar sevgi ve nefretten kurtulamazlar.. kötücül egoyu seven yürek , nefret edilen düşmanı yaratır.. insanlar için ilk ve en büyük düşman , bu denli sevdikleri ‘kendileridir..’

insanlar saldırmayı ya da savunmayı seçerler.. mücadeleyi sağlamak için , birbirlerini, anlaşmazlığı kışkırtmakla suçlarlar.. bu el çırpıp ardından sesi hangi elin çıkardığını , sağ elin mi yoksa sol elin mi çıkardığını tartışmaya benzer.. bütün münakaşalarda ne doğru vardır ne de yanlış , ne iyi vardır ne de kötü.. bütün bilinçli ayırt etmeler aynı zamanda ortaya çıkarlar ve tümü hatalıdır..

bir kale inşa etmek , en başından yanlıştır.. bunun şehrin savunulması için olduğu özrünü öne sürmesine rağmen , şato yöneticisi efendinin kişiliğinin bir sonucudur ve etrafındaki bölgelere dayatmacı bir güç yayar.. saldırıdan korktuğunu ve istihkamın şehrin korunması için gerektiğini söyleyen zorba , silah depolar ve kapıya kilit takar..

savunma eylemi halihazırda saldırıdır.. kendini savunma silahları , her zaman savaşları kışkırtanlara bahane olur.. savaş felaketi kendi/öteki , güçlü/zayıf , saldırı/savunma gibi boş ayrımların güçlendirilmesi ve büyütülmesinden kaynaklanır..

bütün insanların göreceli algılama kalesinin kapısından çıkıp çayırlara koşarak müdahalesiz doğanın kalbine dönmesinden başka barışa giden bir yol yoktur.. yani kılıç yerine orağı bilemekten başka yol yoktur..

çok eskilerin çiftçileri barışçıl insanlardı ,  ama şimdi et için avusturalya ile tartışıyorlar , balık için rusya ile münakaşa ediyorlar , buğday ve soya fasulyesi içinse amerika’ya bağlılar..

öyle görünüyor ki , japonya’daki bizler büyük bir ağacın gölgesinde yaşıyoruz ve bir fırtına sırasında büyük bir ağacın dibinden daha tehlikeli bir yer yoktur.. ve bir daha ki savaşta ilk hedef olacak ‘nükleer bir şemsiyenin’ altında sınmaktan daha aptalca bir şey olamaz.. bugün biz toprağı bu karanlık şemsiyenin altında sürüyoruz.. hem içten hem de dıştan , bir krizin yaklaştığını hissediyorum..

iç ve dış bakış açılarından kurtulun.. dünyanın her yerindeki çiftçiler özünde aynı çiftçilerdir.. biliriz ki , barışın anahtarı toprağa yakındır..’

‘EKİN SAPI DEVRİMİ , Doğal Tarıma ve Doğal Hayata Giriş’ , MASANOBU FUKUOKA

KAOS Yayınları , Çeviri : AYKUT İSTANBULLU ,  Eylül 2006 , 182 sayfa..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Teşekkürlerimizle

27 Nisan 2009 ‘ da başlamış olduğumuz bu serüvene siz değerli takipçilerimizin  desteği ve ilgisinden dolayı sitemizin bulunduğu sunucu yetmemeye başladı ve bugün aylakadamiz.com artık yeni sunucusuna taşınmış bulunuyor .

Siteyi kurarken önce kimse girmez takip etmez diye düşünüyordum ama bugün geldiğimiz noktayı inanın bende kestiremiyorum . İnanılmaz bir hit sayısı ve takipçi kitlesine ulaştı aylakadamiz.com sayenizde .

Burada bu siteyi her zaman beni destekleyen biricik ağabeyim , sevgili dostum güzel insan Crockett ‘ e huzurlanırzda teşekkürü bir borç bilirim . O’nun bu desteği olmasaydı bu site olmazdı .

Biz var oldukça , siz var oldukça aylakadamiz.com sonsuza kadar yaşayacaktır . Yakında aramıza katılmasını beklediğim sevgili kardeşim “Yüco” da burada yazılarıyla ve paylaşımlarıyla aramızda olacak . Kendisine şimdiden aramıza , ailemize hoş geldin diyorum  .

Normalde bu kadar uzun yazamam aslına bakarsanız ama bugün bir ayrı mutluyum , çok değişik duygular içindeyim . İlk defa bu hayata bir gol attım . Aylakadamiz.com bugün geldiği bu durumda en güzel şeyleri hak ediyor .

İyi ki varsınız sevgili dostlar .

BLACKHAWK

 

 

 

METİN GÖKTEPE.. (10 Nisan 1967 – 8 Ocak 1996)

metin’e metin bir metin..

metin’in kafasında bir darp var
polis karakolundan morga kadar
mosmor
bir darbe var
yüreğimizde beynimizde
soruyor bir işaret fişeği
biz ölerek mi yaşamayı
öğreneceğiz hala..

CAN YÜCEL

madenci..

madenci..

 

‘önce bursa mustafakemalpaşa , sonra balıkesir dursunbey’de arka arkaya meydana gelen maden ocağındaki grizu patlamaları ve göçüklerde onlarca işçimizi kaybettik.. dün ise yeni bir üzücü haber geldi.. 30 işçi zonguldak’daki madende meydana gelen grizu patlaması ve sonrasında meydana gelen göçükte mahsur kaldılar..

tuzlada tersanelerdeki katliam gibi kazalar hafızalarda.. iş kazaları hala emekçinin temel gündemi.. ama ‘pek değerli rıza üretim aygıtları’ medyamızın ve ‘sevgili siyasetçilerimizin’ ülke gündemi saçma sapan konular.. başka amaçlarla yapıldığı gün gibi ortada olan , yalan dolan göz boyamadan başka bir şey olmayan anayasa revizyonları , siyasetçilerin yatak odaları , top peşindeki ülkemin futbolda ‘anadolu ihtilali’ masalları , magazin geyikleri.. koskoca ülkenin gündemi bunlar-mış.. madencilere ve diğer iş kazalarına değinenlerde sabun köpüğü misali.. iki artistin bir yerde yemekte görülmesi onlarca dakikalık flaş spotlarıyla verilip saatlerce , günlerce gündemde tutulurken iş kazaları yarım dakikalık haberler olarak ya yer buluyor ya da hiç bulmuyor.. hatta aralarında bazı medya borazanları var ki akıllara zarar.. dursunbey’deki grizu patlaması sonrası bir haber spikeri kalkıp olayı ergenekonculara da yüklemişti ya gülelim mi ağlayalım mı çatlayıp yarılalım mı.. pes.. olayı iş güvenliği , iş yeri güvenliğine , alınmış yada alınmamış tedbirlere , ihmallere bağlayacağına nerelere götürüp bağlıyor arkadaş helal olsun ne diyelim..

ama ezilen emekçiler , memurlar , köylülerin gündemi , hayatı belli ; kelle koltukta günlük nafakasının , ekmeğinin peşinde hepsi..

iş kazaları olmasın artık , gerekli tedbirler alınsın ve beylik laflarla geçiştirilmesin bu katliam gibi kazalar.. ve şu lafı duymak istemiyoruz artık ‘devletimiz büyüktür , gereğini yapacaktır..’ her kazadan , her olaydan sonra çıkarlar aynı lafı ederler : devletimiz büyüktür.. devletimiz değildir büyük olan insanımız büyüktür.. devlet insanımız için vardır.. insanımız olmadan devlet olmaz.. insansız devlet olmaz.. devletin görevi insanların güven ve refahıdır.. devletin görevi büyük olmak değil insanının güvenliğini sağlamak , hayatını korumaktır..

zonguldak’daki 30 işçiden aldığımız üzücü haberler umarım kara habere dönüşmez , 30 işçimiz sağ salim evlerine , ailelerine dönerler ve kömür karası elleriyle çocuklarının başlarını okşarlar..’

 

Crockett..

MADENCİNİN ŞARKISI

Gider, gelir, iner, çıkarım

Bunların hiçbiri

Kendim için değil

Madenciyim ben

Madene giderim

Ölüme giderim

Madenciyim ben.

 

Kazar, çıkarır, terler, kanarım

Her şey patrona gider

Bir damla acı olsun değil

Madenciyim ben

Madene giderim.

 

Görün, duyun, düşünün, ağlayın

Bunda ne kötülük var

Her şey yolunda gidiyor

Madenciyim ben

Madene giderim

Ölüme giderim

Madenciyim ben.

VICTOR JARA

Çeviri : ADNAN ÖZER

MADENCİDEN

indim maden ocağına kara elmas diyarına
yeryüzü sıcak olsun diye dost
yıllar boyu kazma salladım suskunca bu zindanda
çocuklarım gülsün diye dost
oysa bizim evde gülen yok

yürü derler yürü derler açlığa yürü derler
kara elmas tabut olmuş gerekirse ölün derler
günü gelir utanmadan ağlaşana gülün derler
yalanlara artık sabrım yok

bugün maden ocağına kara elmas diyarına
inmedik selam olsun sana dost
ölesiye ışık hasretiyle solmuş bu yüzlere
grev grev güneş doğmuş dost
artık kaybedecek bir şey yok

 
yeraltında ezilenler yeryüzüne seslenirler
madenler bizim derler gerekirse ölüm derler
günü geldi grev derler dost
artık kaybedecek bir şey yok..

GRUP YORUM

1 MAYIS 2010′da TAKSİM’E ! 1 MAYIS ALANINA !

‘sendikal hak ve özgürlükler için , sosyal güvenlik yasasındaki haksızlıklara karşı durmak için , yoksulluğa , adaletsizliğe karşı durmak için , emperyalist işgallerin son bulması için , 1 Mayıs 1977’de Taksim’de katledilenleri unutturmamak için ve her türlü vesayete , her türlü darbeye karşı durmak için 1 MAYIS 2010’da TAKSİM’E ! 1 MAYIS ALANINA !’

Crockett..

(1 MAYIS 1977 , Taksim Meydanı , DİSK GENEL BAŞKANI KEMAL TÜRKLER konuşmasını yaparken..)

İŞTE AÇILIM : TEKEL İŞÇİLERİNE DESTEK VEREN 24 LİSELİ ÖĞRENCİYE TAKDİRNAME DEĞİL DE TASDİKNAME !

İŞTE AÇILIM : TEKEL İŞÇİLERİNE DESTEK VEREN 24 LİSELİ ÖĞRENCİYE TAKDİRNAME DEĞİL DE TASDİKNAME !

Hakkını arayanların yanında olmak da suç bu ülkede..

‘Açılım , demokrasi , hak , hukuk ve adalet’ kelimelerinin havada uçuştuğu günlerde hakkını arayan işçilere destek veren öğrenciler öğrenim yılının ortasında okulsuz kaldılar..

Seçme yaşının 18 yaşına , seçilme yaşının da 25’e indirildiği bir dönemde hangi parti olursa olsun yalnızca kendi partilerine yakın olduğu zaman gençliğin siyaset yapmasına ve hak aramayı öğrenmesine izin veriliyor.. Gençliği sadece oy deposu olarak görüyorlar..

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde Mehmetçik Lisesi’nde 25 Şubat 2010’da Tekel İşçilerine destek için sadece oturma eylemi yapan , slogan atmayan 200 lise öğrencisinden 24’üne tasdikname verilerek okudukları okullarıyla ilişkileri 16 Mart 2010’da kesildi..

‘Ders boykotu’ , ‘slogan atmak’ ve ‘öğretmenlere karşı gelmek’ iddialarıyla Ortaöğretim Kurumları Disiplin Yönetmeliği’nin 13/C maddesine göre okuldan atılan öğrencilerin karara, 1 hafta içinde yazılı olarak itiraz hakları var ama ceza çoktan kesilmiş durumda..

Sıra TEKEL işçilerinde..

Şimdi TEKEL işçileri ve tüm kamuoyu Mehmetçik Lisesi öğrencilerinin yanında onlara destek olmalı..

Okullarından atılan liselilerin eğitim hayatları , gelecekleri karartılmasın , yanlarında olalım..

Crockett..

NE OLURSAN OL SENDİKALI OL !

‘SENDİKALI OL !’

Petrol-İş sendikasının düzenlediği ‘SENDİKALI OL !’ kampanyasına destek olalım.. Hangi iş alanında çalışıyor olursak olalım sendikalı olalım ! Sendikanın önemini yakın zamanda Tekel işçilerinin direnişinde açıkça gördük.. Kapının önüne konmamak için , haklarımızı birlikte güçlü şekilde arayabilmek için sendikalı olalım..

Ayrıntılı bilgi için ‘www.sendikaliol.org’ ve ‘www.petrol-is.org.tr’ adreslerine göz atabilirsiniz..

Crockett..

 

‘SENDiKA ÜYE iŞÇiLERE NELER SAĞLAR?

Bir işçi yaşamının büyük bölümünü işyerinde geçiriyor.

Yani işyeri, evi kadar önemli, yaşadığı mahalle kadar ayrılmaz bir parçası. O halde ne bekler bir işçi işyerinden?.. Çalışırken, kendisinin fiziksel ve psikolojik durumunu bozan rahatsızlıklar, kendi başına çözemediği sorunlar varsa, bunların düzeltilmesini bekler… Yani çalışma şartlarının iyileştirilmesi onun öncelikli beklentisidir. Sendikalar bunu sağlamak, üyelerinin çalışma koşullarını iyileştirmek yaşam seviyelerini yükseltmek için çalışır.

Ayrıca sendikalar işyerinde işçilerin de söz hakkının olması, işyerinde keyfiliğe, eşitsizliğe, kayırmacılığa, güvencesizliğe son verilmesi için çaba harcar.

Sendika, üyeleri adına resmi makamları şikayette bulunur, mahkemeye başvurur, dava açar, hukuki destek verir, avukat sağlar.

İşçilerin çalışma ve yaşam koşullarıyla ilgili araştırmalar yapar, raporlar hazırlar, bunları öncelikle kamuoyunun bilgisine ve hükümet yetkililerine iletir, peşini bırakmaz, takip eder.

Sendika, işçilerin sorunları konusunda kamuoyu desteği yaratmak için yayın yapar, gazete, dergi çıkarır, broşürler ve kitaplar yayınlar.

Sendika, medya ile düzenli ilişki kurar, işçi sorunlarını dile getirir, destek sağlamaya çalışır.

Sendika, siyasi parti, kurum ve kuruluşlarla ilişki içinde olur.  Yasalarda işçilerin hak ve çıkarlarına yönelik değişiklikler yapılması için veya çalışanlar yararına yeni yasalar çıkartılması için çaba harcar.

Sendika, işçi sorunlarını uluslararası alanda da dile getirir. Diğer ülkelerin işçileri ve işçi kuruluşlarıyla deneyim alışverişi yapar. Ortak sorunlar için ortak çözümler geliştirilmesine çalışır. Uluslararası dayanışma sağlar.

Sendika, işçilerin, haklarını daha bilinçli savunmaları için eğitim faaliyetleri yürütür.

Tek tek işçiler, sendika sayesinde bir araya gelir, birlik olur.

SENDiKA ÜLKEYE NELER SAĞLAR?

Sendika, aynı ışıklı, güzel yolda bir arada yürüyen insanların birliği ve dayanışmasıdır.  

Sendikanın faaliyetleri, sadece kendi üyelerinin hayatını değiştirmekle kalmaz… Bu faaliyetler aynı zamanda, tüm ülkede işsizliğin önlenmesi; açlığın, yokluğun, yoksulluğun ortadan kaldırılması; işçilerin ve tüm emeğiyle geçinenlerin toplum içinde onurlu yaşayabilmesi; herkesin geleceğe güvenle bakabilmesi için; adalet ve eşitlik için, insanın insan olması için kalıcı adımlar atılmasının önünü açar.’