Archive for the ‘Dergi’ Category

‘eğer hayal kuruyorsa , umudu vardır ve bu bile bir direniş biçimidir..’ – ELIA SULEIMAN

‘bu iktidarın , gücün kendi küstahlığından dolayı asla anlayamadığı bir durum.. özgürlüğün tüm biçimlerini tutuklayamayacağını anlayamıyorlar.. örneğin kendi kafamızda var ettiğimiz özgürlüğün.. direniş yöntemleri sonsuz çeşitte aynı zamanda.. hücredeki bir mahkumu asla ele geçiremezsiniz , rüyalarının ne olduğunu bilmeniz imkansızdır.. eğer hayal kuruyorsa , umudu vardır ve bu bile bir direniş biçimidir.. iktidar yapıları çok küstahtır ve aynı zamanda anlayamadıkları kültürel yapılar , şiir tarafından destabilize hale getirilirler.. bu filistinliler’in başardığı bir yöntemdir.. başlangıçta israil çok yoğun bir sansür uygulamaya çalıştı.. örneğin 70’lerde mahmud derviş’in kitabıyla yakalanırsanız hapse atılırdınız.. israil , filistinliler’i kendi varlığından , köklerinden koparmaya çalıştı.. bugün bile devam ediyor , birbirimizle ilişkimizi koparmaya çalışıyorlar.. çünkü filistinliler’in birbirleriyle kurduğu ilişkiler , filmler , festivaller bazen onları bombalardan daha çok korkutuyor.. benim filmlerimin orada ve dünyanın dört bir yanında gösterilmesi son kertede onların iktidar yapısına karşı bir tehdit olarak görülüyor.. bu aynı zaman bizim de hayatta kalmamızı sağlıyor , her şeyi kontrol etme çabalarına  rağmen.. onlar baskıyı arttırdıkça biz de mücadelemizi arttırıyoruz.. onlar için en kolayı gelip ‘sen teröristsin’ demek.. fakat bana nasıl terörist diyecekler , filmimde bir tankı patlattığım için mi..’ 

ELIA SULEIMAN

(Tüm röportaj için : Yeni Film Dergisi , Sayı 20 , Haziran / Eylül-2010..)

BİR+BİR’in 4. sayısı çıktı..

bir+bir’in dördüncü sayısı nihayet çıktı.. derginin tam olarak ne zaman çıktığı , ne zaman bayilerde yer alacağı hala bir muamma.. bir ay geçince gözlerimiz raflarda hep onu arıyor ama ara ara yok.. bekle bekle yok.. neyse şükür tekrar kavuştuk dergiye.. derginin bu sayısının kapağı dünya kupası nedeniyle olsa gerek gelmiş geçmiş en büyük futbolcu ‘maradona..’ dergide dünya kupası ile ilgili yazılar da mevcut.. derginin arka kapağında ise ölümünün 40. yıldönümü vesilesiyle orhan kemal’e saygı duruşu var..

derginin bu sayısında yapıtları onlarca dile çevrilmiş olan amerikalı düşünür judith butler’la yapılan ‘homofobi adlı ruhsal bozukluk’ başlıklı söyleşiyle ‘eşcinsel onur haftası’ hatırlanıyor (bu söyleşide bülent ersoy’un 12 eylül’de gözaltına alınışıyla ilgili öyle bir fotoğraf var ki ağlamak geliyor içimden fotoğrafa her baktığımda) , yakınlarda kaybettiğimiz bağlamanın büyük ustası talip özkan’ı da ‘bin yaylanın zeybeği’ ve ‘bağlamanın tanpınar’ı’ başlıklı iki yazıyla anıyor dergi.. yine dergi de grup yorum, göksel, sakareller, paul weller ve courtney love’ın konuk olduğu müzikle ilgili sayfalar var.. feminist louise bourgeois’ya ve jose saramago’ya , ‘ermeni tabusu üzerine diyalog’ kitabının konuşmacılarından erzurum kökenli siyaset bilimci michel marian’la yapılan ‘milli gurur neyin gururu?’ başlıklı söyleşi de bulunuyor dergide.. ayrıca neler var neler.. ne duruyorsunuz hemen koşun bitmeden kapın dergiden bir tane..

Crockett..

 

‘çünkü bürokrasi , bütün diktatörlüklerin temel dayanağıdır..’ – MARCO BECHIS

MARCO BECHIS – SIRRI SÜREYYA ÖNDER Söyleşisinden :

‘filmde gördüğümüz gibi olimpo garajı şehrin göbeğinde.. küçücük kapısının önünden her gün rutin günlük yaşantısını sürdüren sıradan insanların ellerinde alışveriş fileleri ya da bebek arabalarıyla anne babaların geçip gittiği bir caddeye açılıyor..

tabi olimpo garajı yeraltında.. üstelik kent merkezinde.. zaten buenos aires’in merkezi ve her semti böyle yer altı gözaltı ve işkence merkezleriyle doluydu.. daha sonra bütün arjantin’de bu işkencehanelerden en az 350 tane olduğu öğrenildi.. ayrıca ülkenin güney bölgelerinde çok özel hapishaneler inşa edilmişti.. arjantin ordusu , cuntası , şili’de olduğu gibi yakalananların hepsini bir stadyuma doldurmadı.. dolayısıyla , şili’deki gibi her şey herkesin gözleri önünde yürütülmedi..

arjantin cuntasının arzusu insanları gerçekten kaybetmekti.. onun için bütün operasyonları gizlice yeraltında sürdürüyorlardı.. bu aynı zamanda ortalığa daha sinsi bir korku atmosferinin hakim olmasına yol açıyordu tabii..’

‘her filmde seyircinin filmle kurduğu bir bağ vardır.. beni en çok etkileyen ve herhalde hikayeyi gerçek kılan en önemli bölümlerden birisi , maria’nın kendisini denize atan uçağa bindirilmeden önce , işkencecisinin refakatinde şehrinden içinde dolaşırken salıncağa binmesi.. bunu baskı altında tutulan bir kişinin çocukluğa dönme sendromu olarak mı yorumlamalıyız..

sanıyorum , sorduğunuz düzlemde bir cevabım yok.. hatta daha pratik bir durum söz konusuydu.. filmin yapımcısı bize bir armağan kabilinden bir gün daha çekim hakkı tanımıştı , biz de o gün içerisinde bu çekimleri yaptık.. dolayısıyla senaryoda var olan bir bölüm değildi ; fikir doğaçlama olarak çıktı..

bazen , bilinçli olarak düşünmeden de attığınız adımlarla filminiz belirli kavşaklardan dönmüş olur.. bazen eksiltir , bazen çoğaltırsınız ; önemli olan , eklenen ya da çıkarılan bölümlerin filmin genel izleğine nasıl bir katkıda bulunduğudur..’

‘garage olimpo’nun verdiği mesajlardan birisi , direnme hakkının meşruluğu, doğruluğu , vazgeçilmezliği.. öyle ki , film en başında bir suikast hazırlığıyla , bir adamın yatağının altına bomba yerleştirilmesiyle başlıyor.. seyirci ilk başta bu sahneyi yadırgayabilecek bir havadayken , aynı bölümü filmin sonunda tekrarladığında seyirciler olarak tek tek hepimizin bombayı kendimizin patlatmak istediğimiz bir duygu halinde oluyoruz..

filmde neyi anlatmak istediğimi şöyle toparlayabilirim : ana karakterimiz bir ilkokul öğretmeniydi.. okuma yazma bilmeyen sıradan insanlara gönüllü olarak da yardımcı oluyordu.. üst kademelerde yer alan biri değil , sosyal hizmet alanında katkıda bulunan biriydi..

öbür taraftan gerilla mücadelesi yürüten kişiler vardı.. gerçi onlar arasında da arkadaşlarım , yoldaşlarım vardı , ama ben tam anlamıyla onların safında yer almadım.. fikirlerim itibariyle onlardan ayrılıyordum..

ikinci dünya savaşı dönemini düşünün.. nasıl öldürülen 1 almana karşılık naziler onlarca kişiyi öldürerek misillemede bulunuyorlarsa daha düşük ölçekte buna benzer bir durum arjantin’deki mücadele için de geçerlilik taşıyordu.. üstelik eninde sonunda gerillaların düzenlediği eylemlerin bedellerini bir noktaya gelince maria gibi en düşük seviyelerde mücadele eden insanlar ödeyeceklerdi..

böyle düşünüyordum.. onlar zaten bedel ödeyeceklerdi , fakat saldırgan eylemler tabandaki insanların daha kolay devre dışı bırakılması gibi bir sonuç doğuruyordu..’

‘bu filmi nasıl yapmam gerektiğini düşünürken godard’ın ‘siyasal film yapmanıza gerek yok , bütün filmleri siyasal bir yorumla çekebilirsiniz’ düşüncesinden yola çıktım.. dolayısıyla böyle bir hikayeye siyasal bir boyut katmanın tek ve en doğru yolu , filme yerlilerin kendilerini ve hikayelerini dahil etmekti..’

‘benim gözümde siyasal sinema ‘dil’den ibarettir.. içerik çok da önemli değildir.. bağlam ile konunun çok da çakışması gerekmez..’

‘bizim filmdeki bu tür diyaloglara da başvurarak asıl teşhir etmek istediğimiz yan bürokrasin betimlenmesiydi.. çünkü bürokrasi , bütün diktatörlüklerin temel dayanağıdır.. ve bürokrasi normal insanlardan oluşur.. canavarlar sadece amerikan filmlerinde görülür..’

MARCO BECHIS – SIRRI SÜREYYA ÖNDER Söyleşisinden..

Daha fazlası için MESELE KİTAP DERGİSİ’nin MAYIS 2010 – SAYI :41’i edinmeniz gerekecek..

‘bir+bir’in yeni sayısı çıktı..

‘bir+bir’in yeni sayısı çıktı..

‘bir+bir’in üçüncü sayısı çıktı..

kaçırmayın ‘bir+bir’i derim çünkü dergide yavaş yavaş taşlar yerine oturuyor ve dergi rayına giriyor..

bu sayı da dolu dolu..

11 sayfalık uzun bir ‘engin günaydın’ röportajı var ki okurken nasıl keyif aldığımı anlatamam.. bu güzel  söyleşiyi yapan yücel göktürk’e çok teşekkür ediyoruz.. engin günaydın’a ise söylenebilecek tek şey var ‘hastasıyız’.. ‘zabıta irfan’ tiplemesiyle başlayıp ‘burhan altıntop’ tiplemesiyle oyunculukta yükselen engin günaydın ustanın esas ‘yazı tura’ , ‘takva’ ve ‘yazgı’ sinema filmlerindeki performansı görülmeye değerdi.. ama senaryosunu yazdığı ‘vavien’ filminin başarısı ve bu filmde canlandırdığı ‘celal’ tiplemesi engin günaydın’ın gelecekteki başarılarının ve yeni eserlerinin haberini veriyor bizlere.. neyse engin usta ile yapılan bu güzel röportaj için bile kaçırılmaz derginin bu sayısı..

dergi de ayrıca alex ferguson , arsene wenger ile ilgili bir yazı , arthur h ile ile ilgili bir yazı , aynur’la yeni albümü üzerine yapılan bir söyleşi , geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz moğolların usta davulcusu ‘gülen davulcu’ engin yörükoğlu ile ilgili bir yazı , ayrıca mgmt grubuyla , daniel cruz ve cemal kadarla yapılan söyleşiler de var dergide..

kaçırmayın ‘bir+bir’in üçüncü sayısını , tam anlamıyla arşivlik bir sayı.. her ne kadar gözlerimiz hala raflarda ‘roll’ dergisini arasa da ‘bir+bir’ de ‘kardişimiz’..

Crockett..

”EŞBER AĞBİ ‘YENİ ANAYASAYI’ ANLATIYOR..”

EŞBER AĞBİ ‘YENİ ANAYASAYI’ ANLATIYOR.. 

‘akp varlığını borçlu olduğu anayasaya bir kutsalına dokunur gibi saygı ve minnetle dokunuyor , ‘ihtiyacım kadarını alıyorum , beni bağışla’ diyor..

 

bu gelişmelere umut bağlayanlar , bütün bir toplumun sivil bir anayasaya ulaşma yönündeki beklentileri ile en azından 12 eylül gibi karanlık dönemlerde , 17 bin faili meçhul cinayeti vb. işlenmiş suçlar üzerinden yapılması gereken gerçek bir hesaplaşmanın ertelenmesine destek olduklarını göreceklerdir.. 

milli iradenin savunucusu akp’nin en büyük korkusu milli iradenin meclise yansımasıdır..

 

anayasa bu haliyle kabul edilirse ne olacak ? 

sonsuza kadar meclis çoğunluğuna sahip akp , meclis üzerinden kafileler halinde hsyk’ya yargıç gönderir.. onlar da cemil çiçek’in ruhuyla mücehhez adalat bakanlarının riyasetinde yargıya kendileri gibi bağımsız düşünen savcı ve yargıçlar atarlar..

kaydı hayat şartıyla görev yapacak olan sayın abdullah gül ise , esnaf sanatkar odalarından , tüccarların , müsiad’dan , hademe-i hayrat cemiyetinden vb seçtiği yargıçları onar onar anayasa mahkemesine gönderir..

anayasa mahkemesinin bir ‘yüce divan’ yetkisi var.. eh ! o da kime niyet , kime kısmet !

bizim için mi ? bizim için değişen bir şey olmaz.. yine büyük çoğunluğunun yaşı 15’i geçmeyen binlerce çocuk polise taş attıkları için hapse konur ve onlarca yıllık ağır cezalara çarptırılır.. yine başbakana karşı ‘parasız eğitim istiyoruz’ diye pankart açan üniversiteli gençler derhal alınıp hapsedilir.. yani kendi sıradan hayatlarımıza dair gerçekler hiçbir şey değişmeksizin varlığını sürdürür.. o halde bu ‘yargıyı bağımsızlaştırma’ iddiasında bir samimiyetsizlik var demektir..

 

demokratik bir toplumun asli unsuru olan emek , çalışanların hakları , grevli toplu sözleşme , sendikal özgürlükler ; siyasal özgürlükler vb. yani , özgürlükler listesinde yer alan konulardır ki , bunlar ile aralarına koydukları mesafe , şeytanla aralarındaki mesafeden çok daha uzaktır.. 

akp , bu anayasanın vesayetçi karakterine sığınarak başkalarına ait bir vesayeti kaldırıp , onun yerine kendi vesayetçi rejimini ikame ve tesis etmek istiyor..’

EŞBER YAĞMURDERELİ ile YENİ HARMAN dergisinin son sayısında BAŞAR BAŞARAN tarafından yapılan röportajın tamamını okumak için ve ‘bağımsız yargı , demokratikleşme , yeni anayasa , özgürlükçü anayasa’ haplarını yutmadan önce bir de hapların öyküsünü şeker insan EŞBER AĞBİ’den dinlemek için koşun kendinize bir bol dumanlı YENİ HARMAN kapın..

Crockett..

‘BİR+BİR’ nisan sayısı çıktı..

(Fotoğraf : JEANNE MOREAU.. bu fotoğraf BİR+BİR’in bu ay çıkan 2. sayısının kapak fotoğrafı..)

‘BİR+BİR’in ikinci sayısı çıktı..

 yine aynı nakaratla yazmak istemem ama ne yapalım ROLL dergisinin yerini alması biraz zaman alacak ve zor olacak BİR+BİR’in.. ne kadar kızgın olsak da , ROLL çıkmayan bir kafeste bırakılsak da , yine de BİR+BİR’in arkasında duracağız.. belki bir gün ROLL dergisinin ‘ikizi’ deriz BİR+BİR için.. aradaki soğukluk zamanla geçer umarım..

BİR+BİR nisan 2010 sayısı bayilerin raflarında yer aldı.. dolu dolu bir sayı yine.. oğuz atay’ın iki oyunu ile ilgili röportajlar ve yazılar var.. hayko-cepkin & hatice gökçe , peter gabriel , cemal kafadar , kerem güney , istanbul film festivali , john lennon , joseph losey , hindi zahra , jean ferrat ile ilgili yazılar ve röportajlar da var.. tabi sabit köşelerde yine güzel , ilginç yazılar mevcut..

BİR+BİR’in bu sayıdaki kapağı çok güzel bir ‘JEANNE MOREAU’ fotoğrafı ve ‘arzuhal’ yazısı da ona ayrılmış.. kaç kişinin kalbini yakıp geçtin ‘JEANNE MOREAU’ ve hala kaç kişiyi yakıp geçiyorsun bilinmez ama beni ilk kez yüce tanrım truffaut’nun ‘jules et jim’ filminde yakmıştın ve yanmaya devam ediyorum..

neyse özele girmeyelim daha fazla.. ee daha ne duruyorsunuz , daha çok kopya verelim mi dergiden , hafta sonu  da geliyor hadi koşun kendinize BİR+BİR almaya..

Crockett..

(Fotoğraf : ‘Jules et Jim’ – Yönetmen : François Truffaut..) 

ROLL..

(roll birinci sayı..)

ROLL..

 

hayatımda sevdiğim şeyler son zamanlarda birer birer yok olup tarihe karışıyor.. önce VİRGÜL dergisi yayın hayatına son verdi.. bir kolum kesilmiş gibi oldum..

sonra durup dururken 2009 kasım ayında o tarihe kadar 144 normal sayı , 6  özel sayı olarak çıkan ROLL dergisi kapanma kararı aldı.. 144. sayının içindeki ‘ROLL OVER.. ROLL IS OVER..’ veda yazısını okuduğumda inanamadım.. ‘müsadenizle bir veda sigarası yakalım..’ diye başlıyordu ve ‘tenk yu şeytan’ diye bitiyordu yazı..  ve kapanışla ilgili başka bir takım yazılar daha okudum sağda solda.. hiç birisi doyurucu ve okuyucuyu inandırıcı bir açıklama içermiyordu.. kusuruma bakmasınlar ama bu veda yazıları sadece bir şeyler geveliyordu.. gerçek belli ki gizleniyordu okuyucudan.. çok üzüldüm.. araştırdım durdum.. bulamadım gerçeği.. veda yazılarının içinde yeni bir isim altında yeni bir dergi müjdesi de vardı sanki , ama bu müjde hiç beni mutlu etmedi..

yıllarca express ve postexpress dergileriyle omuz omuza çıkan ROLL dergisi bize çok şey kattı , çok şey verdi.. müzik kültürümün gelişmesinde sevgili ‘mirza’nın ve onun bir zamanlar program yaptığı ‘açık radyo’nun ve ROLL dergisinin büyük katkıları emekleri olmuştu..

ve işte ROLL dergisi de kapandı.. kalakaldık ortada..

şimdi mart ayının başlarında  yeni bir isim altında : ‘BİR+BİR’ olarak ROLL dergisini çıkaran ekip yeni bir dergi çıkardı..

koştum aldım dergiyi , içerik olarak dolu dolu ve sarardıkça daha taze olan bir dergi gibi görünüyor.. ‘yanisi abilerim , ablalarım , kardeşlerim’ hemen hemen ROLL’ün aynısı.. kapak ve düzenleme değişmiş sadece..

bu muydu yani.. madem aynı dergiyi çıkaracaktınız , neden..

içimiz kan ağlayarak ‘BİR+BİR’in ROLL’ün yerini doldurmasını umalım ve çıkaran sevgili ekibe sonsuz kolaylıklar , başarılar dileyelim ama ben bağnazca ROLL’ün yerini hiçbir derginin dolduramayacağına inanıyorum.. en azından şimdilik..

çıkmayacağını bile bile dergilerimi aldığım yerlerde gözlerim hala ROLL’ü arıyor express dergisinin yanında.. ama YOK YOK YOK.. KAPANMIŞ..

Crockett..

(roll son sayı , 144..)

(yeni çıkan BİR+BİR dergisinin ilk sayısı..)