Archive for the ‘Başyapıt / Müzik’ Category

Günün Şarkısı : ‘SENİ BEN ELLERİN OLASIN DİYE Mİ SEVDİM..’

‘seni ben ellerin olasın diye mi sevdim..
ah ellerin olasın diye mi sevdim..
her şeyimi  uğruna ben boş yere mi verdim..
ah boş yere mi verdim..
yalan sözlerle aldatıp seninim derdin
yalan sözlerle aldatıp seninim derdin
her şeyimi  uğruna ben boş yere mi verdim..
ah boş yere mi verdim..’

 

(güfte : gonca gül, beste : baki duyarlar..)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘uzun zamandır günün şarkısı yazısı yazmamış kimse..

istanbul akşamlarından birinde iş bana düştü yine..

neyse..

seversiniz..

severiz..

delicesine..

bazen ölümüne..

değil mi..

yalan mı..

her şeyden çok severiz..

herkesten çok severiz değil mi..

onsuz yaşamak değil nefes almak bile mümkün değildir..

onsuz bir hayat ölümdür, vesairedir..

şiirler yazarız, yazılmış şiirleri okuruz büyük efkarla..

ağlarız..

yıkarız kendimizi..

onsuzluğun her şeyin sonu olduğunu düşünür ve söyleriz..

fakat o sadece bir tesadüftür..

kocaman bir tesadüf..

sizin, benim, onun yoluna çıkmış erkek ya da kadın bir tesadüf..

ama o tesadüf hayatımızı kaydırır..

ölürüz, haberi olmaz o tesadüfün..

öldüğümüzle kalırız..

tüm ‘öldüğümüzle kaldığımız tesadüflerimiz’ için günün şarkısı bu sefer zeki müren’imizden (paşamız ya da başka şeyimiz değil o bizim ZEKİ MÜREN’imiz..) değil NESRİN SİPAHİ’mizden..

‘seni ben ellerin olasın diye mi sevdim’ şarkısı bugünün, bu gecenin şarkısı olsun..

dileyenler çabalayıp 480 küsür şarkı arasından müzik kutumuzdan bulup dinleyebilir bizimle birlikte bu gece..

ben de hayatımı alt üst edip, geri dönülmez şekilde yörüngesinden çıkaran ve bana utanmadan, sıkılmadan, çekinmeden 12 sene boyunca ‘evren aşkım’ diye hitap etmiş ve dün gece rüyamda uzun uzun sohbet edip gülümsediğim ’soytarıma’ bu sefer hüzünlenerek değil gülümseyerek armağan ediyorum bu şarkıyı..

sana her şeye rağmen saygı duyuyorum ve duyacağım..

‘tesadüfleriniz’ ve gülüşünüzle kalın..’

Crockett..

 

Les Passants… Yoldan Geçenler…

Geçecek, geçecek… geçecekler.
En son gelen, kalacak geriye…
 
sahaflar, kırtasiyeler ve eskiciler dolaşmaktan, gezmekten en büyük keyif aldığım mekanlardır. hele ki kırtasiyeler; kalemlerin, defterlerin, kutuların, silgilerin içinde hayat bana öyle güzel ki…
onun renk cümbüşünün içinde ne kadar grim ve siyahım varsa kaybolur…
babamın çok güzel kalemleri olurdu, şimdi düşündüğümde babamın kalemi olması dışında hiçbir özelliği olmayan kalemler aslında.
babam onları gömlek cebinde özenle sakladığından mı, yoksa boyu 6 santimetreyi geçmeyen ve sürekli ucu kırılan kurşun kalemlerimiz olmasından mı nedir, sadece ben değil tüm kardeşlerim çok heves ederdi babamın kalemlerine.
hatta okula götürüp arkadaşlara hava atma planları kurar ve hep başarısız olurduk.
o kalemlere sadece, babama lazım olduğu zamanlarda, gömlek cebinden babama kadar olan mesafede eşlik edebilirdik.
o gün bu gündür hiçbir kırtasiyeye kayıtsız kalamıyorum…
yine bir gün kayıtsız kalamadığım bir kırtasiyede, geçen yıl ağustos aylarında, harika bir sese rastladım…
”Isabelle Geffroy…” sahne adı ise ”Zaz…”
ona göre Zaz’ın anlamı a dan z ye müziğin tüm sesleri demekmiş, ya da tam tersi z den a ya…
5 yaşından beri müzikle ilgilenen fransız şarkıcı Zaz, konservatuar eğitimi almış. kemandan piyanoya birçok enstrüman çalabiliyor.
birçok grupta solistlik yapmış, üstelik tamda adına yakışır bir şekilde, caz, endülüs, latin, küba ve afrika ritimlerini harmanlayan gruplarda.
özgürlüğü çok hissetmek istediği zamanlarda ise paris’in montmartre sokaklarında ve kabarelerde söylemiş. bu kadar bilinmesi ve konuşulması da en çok sokak performansları sayesinde olmuş.
ve sonunda 2010 yılında je veux isimli bir albüm çıkarmış.
albümde birbirinden güzel şarkılar var, benimse en beğendiğim Les Passants…
o gün o kırtasiyede duyar duymaz içimde sarı sıcak, çocukluk günlerinden hatırladığım bir kıpırtı oldu, kendimi çokta iyi hissetmediğim o gri istanbul gününe sesi ve şarkıları pasiflora gibi geldi.
kalbinde müziğe ne kadar duyarlılık varsa hepsini sesine taşıyan, üstelik giyiniş tarzı ve doğallığı ile de gözdem olan Zaz
22 ekim 2011 uluslararası caz festivalinde istanbul da sahne alacak.
bu şansı yakalayabilen  aylaklarımızdan ricam Les Passants en çok benim için dinlesinler…
çok sevin, çok gülümseyin…

‘BULUT’

‘lan gardaş bu nasıl yara ? kanar her yerimden..’

Bir su başında durmuşuz  .. her deniz kıyısında  oturduğumda bunu hissederim.. su ne güzeldi. deniz olmasa ne doldururdu yerini.. su başında durmuşuz.. ahmet kaya’nın sesi yankılanıyor..  söylüyor..  söylüyor biz hiç bıkmıyoruz.. her dinleyiş başka bir şarkısına türküsüne hasret bırakıyor… 

Yağmurdan mı yoksa aşktan mı ..

 Ağladıkça ağladıkça, dağlarımız yeşerecek..

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ağlamaklı oluyorum.. boğazımda bir düğüm.. gerçekten yeşerir mi bozkırlarımız ağlasak ağlasak..  sonra üstüne rakının beyazına karışıyoruz yeniden.. üstüne  bir de bakmışız ahmet kaya olmuşuz hep bir sesten.. başımızda martı kuşları.. denizlerin serseri çocukları.. martılar ki sokak çocuklarıdır denizlerin” der can şairimiz.. biz severiz sokağa ait olan her şeyi.. iyi hissederiz sokakta kendimizi.. dağlar gibi saklar kendine sığınanı.. kavgasını da sevdasını da  savunur.. göstermez kimseye gözyaşını kalp ağrısını yürek yangınını..

sonra.. o güzel sesiyle bir de attila ilhan şiirinden söyler.. insan bir şarkı dinlerken bir de kulağa gelen  o şiir tadı yokmu ..  hep kendinden birşeyler kattığın o dinlemeler durdurulamaz hiç.. bir tane daha gelir aklına..  anılar gelir… anılar gider.. bazen uğurlanır sonsuza kadar bir  çırpıda .. bazen yeniden yüreğe düşer bütün sıcaklığıyla..

Sen benim hiç birşeyimsin..  varlığın yokluğun anlaşılmaz..

hep 1 eksiğiz diye mi? .. insan tarafımızın hüzün beyazı hep aramızda..   yine de bu kadar içlenirken ve 1 eksikken insan nasıl kendini bu kadar iyi hissedebilir ki.. bu kadar kuvvet ve yaşama sevinci gelebilir ki.. gelir ahmet kaya sesiyle.. onun sesi gençliğimizdi.. sevdiğimizdi.. heyecanlarımızdı.. kaybettiğimiz düşlerimiz ve umutlarımızdı.. büyüdüğümüzdü…

sonra..  hüseynikten yola çıkmadan olur mu ? nasıl da severim bu türküyü..

Yazık oldu yazık şu genç ömrüme.. Bilmem şu feleğin bana cevri ne..

Ahmet Kaya sevgisi bitmez.. ölümüne duyulan isyan bitmez.. uğradığı saldırılar , iki dilde de anlaşılmaması bitmez..

Hep hasret kalınır türkülerine..  okuduğu şiirlere.. sesine..

Bir de yaralarımız için söylesin.. o hep kanayan yaralarımız için söylesin.. gayrı gider oldum desin bir de..  bir yara bu kadar mı güzel olur onun dilinde..

lan gardaş bu nasıl yara..

bir şiir bu kadar mı güzel okunur..  enver gökçe’nin kelimelerini  haykırsın..

ümmiydiler, gurbetçiydiler
gülmemişti hiç biri…
ve soğuk asvan pulur hıdıröz
ve huni su payriği zalbar ve pul ve güci
kırani haksini henisik hulmin
karapınar ecüzlü  vahşin venk
ve payamlı ve süderek
haritadan silindiler bir sabah…

lan gardaş bu nasıl yara?
kanar her yerimden..”

suskunluktu..

Korkarım dönmez yüreğim , korkarım güzelim korkarım..’

‘TAFLAN’

Yasmin Levy…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘içsiz kanamalı bir iç çekişin sesi yasmin levy..çığlıklarında savrulduğum zamansızlık anlarım o kadar çok ki.. kırılıp yatıyorum yerde gölge boyu yalnızlık misali.. ne zaman kulaklarıma sesi dolsa bu kadının küçücük ama yüreğinde büyücek bir kadın taşıyan bir hiç oluyorum. anlatamadıklarım gözlerimden süzülüp bir okyanustan uzağa atılmış bir deniz yıldızına dönüşüyor.

ahhh yasmin.. ahhh… kıyılarına tutundum da tutunuşlarımın şahlanışını duyumsuyor musun ,
biriktirdiklerimi soluğuna işte böyle bırakıyorum. bak soluksuzum soluğunda yalpalanırken..
ahh yasmin ahh… bak ve duy beni kadın neler biriktirdim avuçlarımda sana.

yara hep açıktır ve kimsesiz bir koridorda sesi kendine çarpan yalnızlık kadar ağır aksak bir kanayıştır.
hayat denen bu sahtekarı hep kendi gibi sanmakta direnen bu küçük muzip kadın , yara kadar eski ve yara kadar bir yanılsama.. sokaklar, sokaklar hala karanlık sevdası kör lamba olan kadın.
koca dünyaya sığdım da bir kendime mi sığmak bu kadar güç ve bu kadar sığ ….
içi boşaltılmış bir beden yığınıyım şimdi arta kalanlardan. duvarlarındaki sese çarptıkça daha
bölünüyor ve ufalanıyorum eteklerinden bu kadının…

ağlamak diyorum… tıkanıyorum soluğuna yasmin’nin. soluğuyla soluksuz bırakan kadınlar tapınağından kaçmış bir yıldız olmalı diyorum. yoksa onca göğe asılmış yıldızların içinde nasıl göz kırpardı ki bize..
içimde salyalar içinde kalmış aç köpeklerin uğultusunu duyumsuyorum onla savrulurken.
bilmem kaçıncı kez tarumar oldu bu kevgir yürekli yaşam ben de anlamlandıramadım. bilmem kaçıncı kez oldu göğü yarıp yeryüzüne saldım bu cinnet karası yalnızlıkları da kurtulamadım..’

‘Mavi Çığlık’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mabel Matiz..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘uzun zamandır müzik veya şarkılar üzerine bir şey yazmıyordum.. anıların arasında dolaşmak için bir ‘louise attaque’ yazısı yazıyordum ama önceliği ‘mabel matiz’e verdim..

yıllardır sağda solda dinlediğimiz ‘mabel matiz’in albümü geçen ay sessiz sedasız yer aldı raflarda.. sessiz sedasız bu girişten sonra benim sessiz sedasız günlerime eşlik etmeye başladı.. hepsi birbirinden güzel 12 şarkı var albümde ve çoğunun söz ve bestesi mabel matiz’e ait.. ben en çok ‘zaman’ ve ‘hercai menekşe’ şarkılarına tutuldum.. diğerleri de sıkılmadan sonsuza kadar dinlenilecek çok güzel şarkılar.. 

‘mabel matiz’i hala dinlemeyen var mı bilmiyorum ama dinlemeyenler çaktırmadan hemen gitsin en yakın müzik marketten albümünü alsın ve dinlemeye başlasın.. hemen hemen koşun.. aman duymasınlar kınarlar sizi çok kötü.. ‘aa sen dinlemedin mi matiz’i..’ falan filan gibi cümlelerle muhatap olmayın..

merak etmeyin pişman olmayacaksınız ve hem kendinize daha önce niye dinlemedim diye kızacaksınız hem de ‘matiz’ daha önce niye albüm yapmamış diye ‘matiz’e kızacaksınız..

‘mabel matiz’in sesi kadar şarkılarının müzikleri ve sözleri de ayrı ayrı güzel.. nitelikli müzikal alt yapısı kadar özgün ve çeşitli duyguların yumağı olan şarkı sözleri de takdiri hak ediyor.. hele hele mabel matiz efendi sen tut git ‘birhan keskin’in ‘zaman’ şiirini bestele ve mükemmel bir şarkı haline getir.. e biz daha ne diyelim , ne yazalım be ‘mabel matiz’ senin hakkında.. en hassas yerimizden yakalayıp kendine bağlıyorsun birhan’ın ‘zaman’ıyla..

sevgili ‘mabel matiz’ yüreğine , sesine sağlık diyelim ve önünde saygıyla eğilip yere uzanıp gökyüzüne yüzümüzü dönerek senin şarkılarını dinleyelim..

unutup gidelim her şeyi senin o güzel sesinde..

yapımcılığını ‘engin akıncı’nın yaptığı bu güzel albüm ‘zoom’ ve esen music’ tarafından bizlere sunulmuş durumda..

çok da güzel bir albüm kutusu (hadi kartonet diyelim de cahil kalmayalım) ve kapağı olan bu albüm de emeği geçen herkese aylak adamız ailesi olarak yürek dolusu teşekkürler..

iyi ki varsın ‘mabel matiz..’

‘mabel’le , ‘birhan’la ve de gülüşünüzle kalın..’

Crockett..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘şimdi yakanızda bir hercai menekşe olsam

rakınızın beyazında şöyle bir kaybolsam

dökülür mü ciğerinizden o denizin taşları

üzülüp yaşarırken siz , ben sararıp solsam..’

MABEL MATİZ (Hercai Menekşe..)

 

Koca Yürekli İnsan : Ahmet Kaya

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazıya açıkçası nasıl başlamalıyım bilemiyorum , Ahmet Kaya benim hayatımda önemli yere sahip bir sanatçı’ydı . Çocukluk çağlarını hızla ilerlerken ben onun şarkılarıyla büyüdüm . Bir başkadır Ahmet Kaya dinlemek ve sevmek . Hüzünlü olduğum zamanlarda , sevinçli olduğum zamanlarda , kederli anlarımda bile hep Ahmet Kaya vardı hayatımda .

Onun yerini kimse dolduramadı . Sanıyorum bundan sonraki ilerleyen yıllarda da yerini kimse dolduramayacak !

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Karar vermek zor ” şarkısındaki ” ilker kardeşi canından , canından vurdular yaşasak mı ölsek mi karar vermek zor ” dizeleri beni kaldırıp yerden yere vurur her dinlediğimde .

İçerdeki , dört duvarın arasına sıkışıp kalmış insanlara ve onları bekleyen analara ” Nevzat Çelik’in ” Şafak Türküsü şiirini besteleyerek yürekleri dağlamıştır Ahmet Kaya .

Ahmet abimizin şarkılarında herkes kendi hayatına dair şüphesiz bişeyler bulmuştur , yeni gelecek olan nesiller de bulmaya devam edecektir . Hayatımda yapamadığım içimde her zaman bir yaradır bir Ahmet Kaya konserine gidememek . Çok istediğim şeylerden birisiydi belki tanışma fırsatımız olsaydı eminim bir kaç duble rakı içerdik . Ol(a)madı .

 

 

 

 

 

 

 

 

Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen hala şarkıları yerden yere vuruyor beni dinledikçe . Ahmet abiyi yazmakla , anlatmakla ne satırlara ne sayfalara ne de hayata sığdırabilirim .

 Ahmet Kaya’ya Magazin Gazetecileri ödül töreninde çatal kaşık fırlatan ve askerliğini yapmayıp da ’vatan sevgisi’ naraları atan , söz hakkı ve yaşam hakkı tanımayan faşistlere inat AHMET KAYA hep var olacak ama o faşistler tarihin çöplüğünde hiçbir zaman hatırlanmayacak.

  

 

 

 

 

 

 

 

Yıl 1995 – 1996 o zamanlar memlekete gidiyoruz annem babam ve ben kardeşlerim arabanın teybinde klasik Ahmet abinin kasetleri var… Her nedense Şafak Türküsü albümünü çok severim . O albümün yeri bende çok farklıdır , neden diyecek olursanız bir hafta yada on gün tatilden sonra dönüş yolu İstanbul’a gelmek arkadaşlardan kopmak çocuk yaşta insanlar için epey bir zordur .  Hiç unutmam hep Şafak Türküsü albümü olurdu onu dinlerdik yol boyunca sanki başka kasetleri yokmuşçasına ama belki de tüm albümleri içerisinde en beğendiğim albümü de odur …

 Aksaray yolundan Ankara’ya doğru ilerlerken “Tutuşur Dizelerim” şarkısı ile hep bir hüzün çökmüştür bana , yumruk gibi oturur kalbimin taa orta yerine . Ne zaman uzun bir yola gitsem dinlediğim şarkıdır , bende çok farklı bir yeri vardır .

 Yirmi küsürlü yaşları geçtikce ve CD yaygınlaşmaya başladıkça dedim oğlum bu adamın tüm albümlerinin hepsini satın almalısın kasetlerin bir çoğu zaten kayboluyordu her gelen alıyordu ve teknoloji olarak kasetlerin Compact Disc’lere gore bozulma oranı daha kolaydı .

 Bir çok albümü tamamladıktan sonra eksik alan 3 veya 4 albümdü sanırım onları hiçbir yerde bulamıyordum kasetçiler getirtiriz diyorlardı her sormamda gelen giden bişey olmuyordu . Sonra gittim Unkapanı’na o eksik olan CD’leri de tamamladım . Şimdi bende bütün albümleri orijinal
olarak var belki de Ahmet abinin hatrına güzel bir anıdır gözüm gibi bakıyorum o CD’lere …

 Tek emanet o kaldı bize ondan ve bir de şarkıları , gülüşü …

‘BLACKHAWK’

 ” Korka korka , yana yana

Her gün biraz daha derinden

Her gün biraz daha kapkara duyarak ölümü

Aç ve arkasız

Köpekleşerek yaşamak dersen

Bu yürek

Çat diye çatlasın ulan ! “

 

 

HUZUR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HUZUR

Bülent Ortaçgil nasıl bir çağrışım yapabilir zihnimizde? Ben de yapıyor ; bunu dillendirmek gerekirse isim de verebilirim: Birsen Tezer.

Huzur bulmak ve müziğe kendini kaptırabilmek için onun büyüleyen sesine kulak vermek kafidir. Bir reçete olarak algılayın bunu, mümkün olduğunca mübalağasız anlatmaktan yanayımdır ama Birsen Tezer’i anlatmak için mütevazi kelimelerden uzak duracağım bir nebze.

Caz’ın sevilen ismi Birsen Tezer yorumlu Ortaçgil şarkıları ile tanışıyoruz kendisiyle. İstanbul’da yaşayanların ve müzikle ilgili olanların muhtemel bildiği mekanlardan biri olan İndigo’da çıkıyor bildiğim.

Bir tanışma girizgahı yapalım evvelinden;

Ortaokul yıllarında müzikle tanışıp lisans eğitimi de müzikten yana kullanarak yoluna devam eder. En büyük hayallerinden biri olan müzik aleti çalmak’ta tercihini Kanun’dan yana kullanan sanatçı, Bodrum’dan sonra İstanbul’un çeşitli mekanlarında bir çok performans sergiler. Bülent Ortaçgil’in Light adlı albümünde bir araya gelirler ilkin. Sonraları bir çok çalışmada yan yana görmek mümkündür.

Bana kalırsa Çığlık Çığlığa şarkısını Bülent Ortaçgil’den daha güzel icra edebilen muhteşem sestir kendisi. Kendi bestelerinin yanı sıra Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur ve İlhan Şeşen eserlerini de yorumlayan Tezer’in 2009 yılında dinleyicilerle buluşan albümü CİHAN ile ilgili detayları şuraya iliştireyim;

Birsen Tezer – Ask Bu Degil
Söz: Rüstü Sardag     Müzik: Avni Anil
Birsen Tezer – Balikesir
Söz & Müzik: Zafer Cinbil
Birsen Tezer – Bilsen
Söz: Birsen Tezer    Müzik: Erkan Ogur
Birsen Tezer – Çal Kapimi
Söz & Müzik: Birsel Tezer
Birsen Tezer – Çiglik Çigliga
Söz & Müzik: Bülent Ortaçgil
Birsen Tezer – Degirmenler
Söz & Müzik: Bülent Ortaçgil
Birsen Tezer – Di Gel Yanima
Söz & Müzik: Ilhan Sesen
Birsen Tezer – Istanbul
Söz & Müzik: Birsel Tezer
Birsen Tezer – Seher Vakti
Söz: Birsen Tezer     Müzik. Erkan Oguz
Birsen Tezer – Sus Pus
Söz & Müzik: Birsel Tezer

Sanatci: Birsen Tezer
Albüm Adi: Cihan
Albüm Tarzi: Folk
Albüm Dili: Türkçe
Yapim Sirketi: Kalan Müzik

Kalite: 320 KBits
Yayinlanma: 01/07/2009

Onun varlığı ile tanışmanın bir şans olduğunu düşünüyorum, ben de duymak isterim diyenler için bu akşam 20:00 civarında Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde olmanız kafi. Kaçıranlar için güzellik niyetine 9 Nisan’da Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde dinlenebilir,

Huzur için tavsiye olunur ,

Sevgiler.

‘HERDEM’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Günün Şarkısı ve Bu Vesileyle Sayıklamalar..

Günün Şarkısı : ‘Because The Night’ – PATTI SMITH..

‘canım hep sıkkın.. nasıl yenilmez , bitmez , tükenmez bir sıkıntı bu anlamıyorum.. canımın sıkıntısı artık nereden , kimden kaynaklanıyor düşünemiyorum bile..

eski adıyla ‘ikizim’ yeni adıyla ‘yalanım’ belki en büyük can sıkıntısı sebebim.. belki de tek sıkıntım.. yüklenmek de istemiyorum ona fazla.. o benden kırılgan.. gülüyorum işte şimdi hin hin.. hem onun için canımın sıkılmasının belki tek sebebi diyorum , hem yalanım diyorum , bir de ona hala üzülüyorum , çok kırılgan diyorum..

kırılgan insan yalan söyler mi.. boş ver bunu başka zaman tartışırız..

‘ikizim’ yada  yeni adıyla ‘yalanım’la müzik dinlemeyi çok severdik.. herhangi bir gölün kenarına (en çok da o kara şehrin yanındaki göl) ya da boğazın en yüksek noktasında bir uçurum kenarına arabayı çekip konuşmadan saatlerce müzik dinlerdik..

bazen bazı şarkıları onlarca defa dinlerdik.. o dalıp giderdi başka yerlere.. maviliğe bakarak ben de ona dalar giderdim.. bazen de onun kafasının içinde gezinmeye çalışırdım bir salak gibi..

omzuma yaslanır ya da dizlerime uzanır uyurdu , yanımdaydı ama sonra anladım ki hiç yanımda değilmiş , çok uzağımdaymış..

yakalayamamışım hiçbir zaman onu ve düşüncelerini..

en çok şiir okurken severdim onu.. ya da araya bir iki dize sokuşturduğu zaman edip’ten ya da turgut’tan..

‘saatlerce konuşsa keşke derdim , hiç susmasa..’ bu cümle aynı zamanda onun benim için en çok söylediği ve yazdığı cümleydi.. ne tesadüf , ne komik ve ne acı..

hele sayfalar uzunluğundaki şiirleri elinde kitap varmış gibi ezbere okuması ve sonra gülümsemesi..

sadece o gülümsemesi ve susuşu üzerine yazmak isterim binlerce sayfa.. ve bitmesin o yazdıklarım , sona gelmeyeyim hiçbir zaman.. son nefesime kadar sadece onun o gülümseyişini yazayım..

ona bir kere çok ağır yazmıştım.. bana bir kalp borçlusun diye.. gerçekten o zamanlar buna inanıyordum.. kalbimi delik deşik eden , ona en çok zarar veren ve her geçen saniye kalbimi kemirmeye devam eden oydu.. öyle düşünüyordum..

sonra lütfetti onu gördüm bir ara.. gözlerine baktım.. bana ‘sana gerçekten bir kalp borçlu muyum’ diye sordu.. kıyamadım kendisine , evet diyemedim.. hayır dedim.. borçlu değilsin.. kim bilir belki bir karaciğer ya da pankreas ya da mide borçludur.. yazarken bunları yine gülüyorum , gülerken bir yandan da gözlerimden yaşlar akıyor.. bizim ‘güneşe’ benziyorum böyleyken.. hem ağlarım hem gülerim hesabı..

‘yalanıma’ kıyamadım işte o anda , kendimi inkar ettim , kendime ‘yalan’ söyledim.. oysa suratına haykırmak istiyordum..

şimdi yine diyorum bana bir kalp borçlusun ‘yalanım’.. çünkü öyle bir hale getirdin ki bu kalbi.. kalp denmez.. bir enkaz bile değil..

pazar günü kitaplarımın arasında dolanırken elime bana verdiğin kitaplardan biri geçti.. bulunduğum her yerde karşıma çıkıyorsun ya evde de çıktın işte..

edip’in kitabı.. hatırlarsın..  kitabın sayfalarını ayakta karıştırırken birden sanki bir el kalbimi avuçladı ve güçlü bir şekilde sıkıp bıraktı.. belki de senin elindi.. dedim tamam.. buraya kadarmış.. son.. the end.. khalas..

elim ayağım boşaldı.. tutunacak bir yer aradım.. uzandım hemen.. dakikalar değil saniyeler geçmiyordu.. o el bir daha sıkacak mıydı.. bekliyordum.. hayatımda böylesini yaşamamıştım sanırım..

uzandığım yerde bu bir uyarı mıydı acaba dedim.. hoyratça kullandığım vücudumun bir uyarısı.. demir olsa dayanamazdı bu uykusuzluğa , içkiye.. hemen karar verdim içkiye uzun bir ara yine.. çok kararlıydım.. çok kararlar veririm böyle içkiyle ilgili.. bazen beş dakika sonra o kararı ezer geçerim.. işte o gün böyle düşüncelerle boğuştum durdum , hiç evden çıkmadım..

ertesi gün sabah korkarak çıktım çöplüğüme , kadıköy’e geldim.. hep tetikteydim , sanki bir şeyler yapabilirmişim gibi bekledim o elin kalbimi tekrar sıkmasını..

ama bir şey olmadı..

kadıköy’de gün boyu abidin dayı ile dolaştık , modaya çıktık.. çay bahçesinde ayazda dışarıda denize karşı oturup eskilerden konuştuk denize bakarak.. modadan dönüşte ümo kesti yolumuzu.. yürürken kendi kendime devamlı ‘ yanımda abidin dayı ve ümo varken kalbimi kimse sıkamaz’ diyordum.. rahata aldım yani bir anda..

halbuki gece bir düğün vardı.. esas o canımı sıkıyordu.. düğünleri hiç sevmem.. katılmak istemem.. yanlış anlaşılmasın evlenenlerden dolayı değil düğün ortamları sıkıyor beni.. bir de çok şey yapmacık geliyor.. tüm düğünler özünde aynı.. hep aynı nakarat..

bu aralar sanki benim inadıma düğünler arka arkaya.. ama hepsi sevdiğim kardeşlerimin mutlu günleri , katılmamak olmaz.. memo’nun nişanında olanları ‘halo’ burada anlatmış ayrıntılarıyla.. bana laf etmek düşmez o yazı üzerine.. sadece memo’ya ve neslihan kardeşime ömür boyu mutluluklar diliyorum buradan tekrar.. ve son söz olarak ‘halo’muzun eşine ‘halo’ya aldığı o sağlam çoraplar için tebriklerimi iletiyorum buradan.. gerçekten yarım saat boyunca bir çorabın lastikleri nasıl bir yetmişlik rakı şişesini tutar hala hayretler içindeyim-z..

neyse bu hafta başında olacak düğün içkili ve yemekliydi.. ama ben karar vermiştim içmemeye ya.. pehh.. akşam kalktık gittik düğüne.. oho kimler yoktu ki.. yirmi yıl öncesinden arkadaşlar.. masamıza kurulduk.. mükellef bir meze tabağı zaten hazır bekliyordu.. ne ararsan var tabakta.. yarısı memleketten mezeler..

ben yan gözlerle girişeyim mi hemen tabağa diye bakarken işte o an geldi.. garson bey yaklaştı.. ‘içecek ne alırdınız..’ rakı , şarap vs.. ne istersen var sınırsız..

bir an zaman durdu.. yanımda bizim oralı canım arkadaşlarımdan ‘tt’ vardı , benden önce yerime cevap verdi : ‘rakı içer o rakı’ dedi.. göz kırparak ‘la bugün kandil’ dedim.. hemen başladı harabi’den ‘kandil geceleri kandil oluruz’ diye türküye.. sonra arkadaş ‘hem bugün sevgililer günüymüş my honey’ diyince ben kahkahayı patlatmadan önce garsona kafamla getir dedim..

masamız oldukça kalabalıktı.. bazı arkadaşlar eşleriyle gelmiş doğal olarak.. biz de üç erkek arkadaş yanlarına oturmuşuz.. artık bizi idare edeceklerdi..

neyse az sonra garson elinde ‘şerbet’ şişesiyle geldi.. yanımdaki hemşerimle ben aynı ekoldeniz.. garsonun elinden şişeyi kaptık.. canım suyu da getir dedik.. hiçbir zaman garsonlara ya da başka birisine rakı doldurtmaz gerçek demci.. (‘demci’ lafını da güzel insan aydın boysan üstattan öğrendim.. aydın boysan bir derya.. gerçi bizim ‘halo’ onu beğenmiyor.. içmeyi bilmiyor diyor onun için ve biz gülüyoruz bunu dediği zaman..)  çünkü bilen var bilmeyen var.. bir de her demcinin kendine göre bir içişi ve ayarı var..

önce arkadaş doldurdu kendi kadehini sonra ben aldım , önce kendiminkini sonra yanımda oturan diğer arkadaşın rakısını doldurdum.. ben doldurdum diğer arkadaşınkini çünkü o içmeyi zaten bilmiyor.. sonra verdik garsona şişeyi..

yanımdaki hemşerimle en son üç ay önce yine bir düğünde boğaza karşı içmiştik.. düğün içkisizdi.. biz düğünden kaytarıp yandaki işletmeye gidip orada bir büyüğü yirmi dakikada devirip sonra düğün mekanına dönüp düğüne neşe saçmıştık..

ve işte yine biz başlıyorduk içmeye.. ama benim hep aklım göğsümde.. el sıkar mı diye bekliyorum tetikte.. sonra ‘tt’ hadi sağlığına kardeşim dedi ve kadehler kaktı , ilk kadehlerimiz hep fondiptir ‘tt’yle.. masadakilerin şaşkın bakışları ararsında rakı kadehleri boş olarak masaya iniş yaptı.. ‘tt’ arkada duran garsona sadece ‘canım’ dedi ve şişe tekrar geldi.. ikinci kadeh , üçüncü kadeh ve tam gaz devam.. ‘tt’yle durmaksızın içeriz istesek , bayılana kadar ya da ölene kadar belki.. şimdiye kadar bayılmadık ya da ölmedik hiç onunla.. ama hiç bozmadık kendimizi.. belki de hemingway’in ‘alkolik , kendisinden fazla içemeyen adamdır’ sözündeki gibiydik.. kim bilir..

içtikçe unuttum gelip kalbimi sıkacak eli.. bir ara sanırım masaya damatla gelin gelmiş , tebrik etmişiz , gülücüklerle dolu fotoğraflar çektirmişiz.. hatırlamıyorum.. sadece ‘tt’nin o kara gözlerini gülümseyerek kısması ve sağlığına diyişi aklımda kalmış.. zaman nasıl akıp gitmiş anlamadım bir baktık masada ikimiz kalmışız , bir de göğsümde sımsıcak ‘yalanım’..

(göl fotoğrafları : crockett..)

canım arkadaşım ‘tt’ gece yarısından sonra uçacaktı memlekete.. ‘hadi biz de ikileyelim’ diyip , bir başka düğüne kalmasın görüşmelerimiz temennileriyle kalktık masadan.. düğün sahipleriyle vedalaşıp attık kendimizi sokağa.. sonra sarıldık birbirimize gecenin ayazında..

sabah olduğunda rakının lezzeti hala damağımda geziniyordu.. ama arkası kesilmeyen öksürüklerden sonra karar verdim tekrar bir süre içmemeye.. tabi canım içmeyiz..

kahvaltı etmeden çöplüğüme geldim.. kimse yoktu.. çayı demledim ve pastanelerimden pastane seçip gidip ne kadar zararlı şey varsa aldım geldim , tıkınmaya başladım..

sonra günlük rutinler başladı.. her şey aynı.. gün boyu içmemek için kendimi motive ediyordum.. ama akşamüstü olduğunda hüzün çöktü yine..

canım nasıl bir kadeh rakı ya da buz gibi bir bardak bira çekti kimse anlayamaz.. bir alkoliğin çırpınmaları ya da istekleri değil bunlar.. ‘yalanım’la tartışmalarımız hep bana ‘alkoliksin’ demesi üzerine başlardı.. ben alkolik değilim derdim o da ısrar ederdi.. ben de ona ‘sen sigara bağımlısısın , ben alkol almadan durabilirim ama sen sigara içmeden duramıyorsun’ derdim.. ‘halo’ ekolünden gelenler alkolik değildir , kabul edemem bunu.. ayrıca herkes bilir içkiye verdiğim radikal ara verişleri.. bu bambaşka.. ama yendim kendimi , hemen gittim bir tur attım moda’da..

sonra döndüm çöplüğüme müzik dinleyeyim dedim.. hep yanımda duran ‘yalanım’ gülümseyerek fısıldadı birden.. ‘deep purple dinlemek istiyorum’ dedi.. gülümseyen yüzüne dokunmak istedim hep öpmek istediği parmaklarımla.. ama elim boşlukta kayboldu.. ve deep purple çalmaya başladım.. sonra jefforson airplane’e geçtim ve sonra patti smith’de takıldım , kaldım..

patti smith’in yorumuyla white rabbit’i dinledim defalarca.. çaldı çaldı.. patti smith çalıyor ve ben daha beter hüzünleniyorum..

hüzün , isyan , öfke  dolduruyor içimi.. içmek istiyorum..

kahretsin diyorum ve içmek istiyorum.. 

patti smith..

çok şeyi alevlendiriyor içimde yine..

adela’dan sonra beni en çok heyecanlandıran , içimde bir şeyler uyandıran kadın herhalde patti smith’dir..

white rabbit’le artık uçuşa geçiyorum.. uçmaya başlıyorum gökyüzünde yalanıma doğru.. arkamdan adela kollarını açıp kendisine çağırıyor.. adela’ya ‘üzgünüm’ diyorum ve denizin üstünden ‘yalanım’a doğru yol alıyorum..

o an aklıma yine saçma sapan düşüncelerimden birisi geliyor.. dünyanın en güzel şarkı söyleyen  kadını kim janis joplin mi , patti smith mi karar veremiyorum.. karar vermek de istemiyorum zaten.. neye karar verdiysem altında kalmadım mı o kararların..

içmedim..

zaten patti smith sarhoş etmişti beni yeterince..

dedim yarın bir günün şarkısı yazısı yazayım.. epeydir yazmıyorum günün şarkısı ve içmediğim bugünün anısına günün şarkısı olarak patti smith’den seçeyim..

ama hangisini seçeyim ki.. işte yine bir karar verme işkencesi..

‘dead man walking’ filminin şarkılarından olan ‘walkin blind’mı olsun , jefforson airplane coverı ‘white rabbit’mi.. karar veremedim uzun süre..

ama sonunda tabi ki ‘because the night’ta karar kıldım..

bugünün şarkısı dünyanın en güzel şarkı söyleyen iki kadınından birisi olan patti smith’den ‘because the night’.. müzik kutumuzdan hem  ‘because the night’ şarkısını hem de ‘white rabbit’i dinleyebilirsiniz..

bir bruce springsteen şarkısı ve patti smith yorumu.. 

sonsuzluğun şarkısı ise yine onun yorumuyla ‘white rabbit’ olsun..

ve son sözler..

‘yalanım’ bana bir kalp borçlusun..

sizler ise aylaklar hiçbir şey borçlu değilsiniz , biz size çok şey borçluyuz..

‘adela’m seni unutmadım.. kırılma.. ben sana hayatımı borçluyum adela.. başka bir yazımda bitirdiğim gibi bitireyim yine.. senin dizelerinle.. ‘ayaklarının dibindeyim hep ben.. uzun bir süredir nefes alamıyordum zaten..’

müzikle ve gülüşünüzle kalın..’

 

Crockett..

 

(Patti Smith , ‘Horses’ albümünü ‘marjinallere , ucubelere ve toplumdan dışlanmışlara yapılmıştır bu albüm’ diyerek bizlere armağan etmiştir..)

BECAUSE THE NIGHT.. 

take me now baby here as i am
hold me close, try and understand
desire is hunger is the fire i breathe
love is a banquet on which we feed..

 

come on now try and understand
the way i feel when i’m in your hands
take my hand come undercover
they can’t hurt you  now,
can’t hurt you now, can’t hurt you now..

 

because the night belongs to lovers
because the night belongs to lust lovers
because the night belongs to lovers
because the night belongs to us..

have i doubt when i’m alone
love is a ring, the telephone
love is an angel disguised as lust
here in our bed until the morning comes..

come on now try and understand
the way i feel under your command
take my hand as the sun descends
they can’t touch you now,
can’t touch you now, can’t touch you now..

with love we sleep
with doubt the vicious circle
turns and burns
without you i cannot live
forgive, the yearning burning
i believe it’s time, too real to feel
so touch me now, touch me now, touch me now..

because tonight there are two lovers
if we believe in the night we trust
because tonight there are two lovers
because the night belongs to lust
because the night belongs to lovers
because the night belongs to us..

Mavi Göç

Karadeniz Ezgilerini Yürekten Haykıranlar …

Vokal : Faik Pala
Tulum : Muhammet Arnavutoğlu
Kemençe : Semih Aytaç
Bas Gitar : Jiyan Dabakoğlu
Klasik ve Elektro Gitar : Gökhan Çakmak
Yan Flüt ve Saksafon : Fırat Şahverdi
Perküsyon : Cabbar Cabbar
Davul : Okay Ayter
  
Plak Şirketi : Güvercin Müzik
 
 
Bu güzel albümü bana tavsiye eden sevgili kardeşim Yüco ‘ ya en derin sevgilerimle … Albümden “Moçkar” adlı parçayı müzik kutusunda dinleyebilirsiniz . Ayrıca bu albümü ; D&R , Mephisto , Ada Müzik , Seyhan Müzik , ve internet üzerinden Esenshop’tan satın alabilirsiniz .
 
 

GRUP YORUM 25. YIL KONSERİ..

‘yazıma başlamadan önce aramıza yeni katılan ‘kevok’a hoş geldin diyorum.. umarım sana aylak adamız’ı tanıtan ‘sarı’ gibi yazıların yıllık olmaz.. güzel yazınla güç kattın bize.. ‘sarı’ya da umarım örnek olur.. yeni yazılarını sabırsızlıkla bekliyoruz ‘kevok’..

12 haziran 2010 da elli beş bin kişilik koroyla inönü stadyumunda 25. yılını kutlayan grup yorum’un bu tarihi konserinin dvdsi kalan müzik’in özenli ve titiz çalışmasıyla raflarda yerini aldı nihayet..

grup yorumla birlikte her türlü baskı ve zulme birlikte direnen ve yıllar önce imç’de ‘umudo’yla birlikte tanıştığımız ve bu tanışıklığımızın henüz ilk yarım saati bitmeden peşimizden hem gülerek hem küfür ederek imçdeki o zaman ki dükkanından bağırıp kovalayan hasan saltık ustaya bu konser kaydının bize ulaşmasını sağladığı için binlerce kez teşekkür ederiz.. o kovalamayı hasan usta hatırlamaz ama ben ve umudo çok iyi hatırlarız.. umudo ve ben kötü niyetli değildik.. elimizde çok iyi bir grup vardı ve hasan saltık abimize bu grubun kayıtlarını dinletmeye gitmiştik.. o dinlemem diye ısrar edince umudo daha da ısrar etmeye başlamıştı.. iş sertleşmeye başlayınca ben devreye girip ‘peki usta sen bu kayıttan o zaman bize bin tane basıver parası neyse verelim’ dediğim an oturduğu masadan gülerek fırlayıp bizi kovaladı.. ee biz daha liseyi yeni bitirmişiz her şeyi halletmişiz menajerliğe başlayıp bir de ‘umudo’yla onun teyze oğlunun kurduğu grubun kaset işine girmişiz.. kafaya bak işte.. yaşlar küçük ama hayaller o zamandan büyük.. hasan saltık ustaya naçizane beş dakikalık bir menajer eskisi olarak son bir önerimiz bu konser kaydı müzik cdsi olarak da yapılırsa bence çok iyi bir çalışma olur ve raflardan kapışılır diyorum..

her neyse tekrar gelelim grup yorum’a..

tam 25 yıl olmuş grup yorum yola çıkalı..

tam çeyrek asır dile kolay..

dün dvdyi görüp alınca reis’e mesaj attım hemen , dedim ki ‘tam 25 yıl olmuş reis ben daha ortaokula yeni başlamış çocuktum ilk dinlediğimde..’

neler yaşamışım bu 25 yıllık sürede düşünüyorum da ve hep grup yorum olmuş yanımızda.. uğradığı onca zulme , baskıya , işkenceye , hapislere , sürgünlere rağmen grup yorum hep var olmuş..

grev çadırlarında , öğrenci eylemlerinde , bir mayıs alanlarında direnişin olduğu her yerde yanlamadan , vınlamadan , dimdik durarak ‘türküler susmaz halaylar sürer’ demiş grup yorum..

grup yorum’u ilk olarak diyarbakır’da yaşadığımız sırada hemşerimiz olan ve ingilizce öğretmenliğinde okuyan ‘meryem hocam’ vermişti.. odamda zülfü livaneli dinlediğimi duyunca odaya gelmiş bizimkilere çaktırmadan çantasından çıkararak haziranda ölmek zor-berivan albümünü bana uzatmıştı.. dinle belki beğenirsin demişti.. beğenmek ne demek grup yorumla soluk alıp vermeye başlamıştım sanki.. zülfü livaneli’den ve diğer ustalardan çok farklı gelmişti..

aylar boyunca o albümle yatıp kalkmıştım.. sonra bir gün babama yakalanmıştım , babam o ana kadar dinleyip ses çıkarmadığı grup yorum’a eve gelen o zamanın hızlı solcularından şimdinin amerika’sında kapitalizmin ve emperyalizmin çarklarında ona destek veren  mithat abinin boşboğazlığı sonucu ‘oooo.. abi sizin evde yorum çalıyor hayırdır’ diyince grup yorum’un ne olduğunu babam aşağı yukarı anlamış ‘gel lan buraya’ diyerek küçük bir sorgu sualden geçirmişti beni misafirlerin önünde.. mithat abi gülmekten yerlere yıkılmıştı zevkle ‘abi yapma müzik dinliyor çocuk , sen de dinle beğenirsin’ demişti.. babam ona da manalı bir bakış fırlatmıştı.. babam epeyi bir sorguladı ama kaseti kimden aldığımı söylemedim , çözülmedim.. ilk direnişim bu olmuştu belki de hayatımda.. ha babam kasede bir şey yaptı mı diye soracaksınız hayır hiçbir şey yapmadı.. aynı dünya görüşlerini pek paylaşamasak da sağolsun babama çok şey borçluyum hayatımda.. özelikle kitap okuma sevgisini kazandıran , aziz nesin , rıfat ılgaz ve muzaffer izgü ustalarla beni tanıştıran ve o kızıl zehrin kanıma karışmasına sebep olan babama ne kadar teşekkür etsem azdır.. hiçbir zaman ne okuduğuma ne dinlediğime karışmadı , engellemedi.. bazı konularda fikren çok çatışsak da bir kere bile engel koymadı..

işte grup yorum’la bu tanışmamızın ardından daha önceden kanıma bulaşmış zehrin daha da hızla vücuduma yayılmasına yol açtı grup yorum..

kim ne derse desin , kim hangi yakıştırmayı yaparsa yapsın ve kim hangi çamuru atarsa atsın güneş balçıkla sıvanamadı ve grup yorum tam 25 yıldır hep ezilenin yanında olmaya devam etti..

insanlar piyasa koşullarında savrulurken grup yorum hep aynı çizgide yoluna devam etti.. faşizmin en şiddetli dönemlerinde yüzlerce kez konserleri iptal edilmesine rağmen , üyeleri topluca ya da bireysel olarak gözaltılarla , işkencelerle ve uzun süren hapisliklerle yıldırılmaya çalışıldıysa da yok edemediler grup yorum’u…

aile büyüdü , genişledi gittikçe.. yeni sesler , yeni müzik emekçileri ağabeylerinden ablalarından aldıkları bayrağı daha da ileriye taşıdılar.. kolektif üretimle unutulmaz eserler kazandırdılar bizlere..

‘sıyrılıp gelen’ albümünde gülbahar uluer , ayşegül yordam , efkan şeşen , tuncay akdoğan , taci uslu  , kemal sahir gürel ve diğer yol arkadaşlarıyla  yola çıkan daha sonra serdar keskin ,  ejder akdeniz , ilkay akkaya , hilmi yarayıcı gibi onlarca ismin grup yorum kervanına katıldığı ve 21 albümün ve onlarca yeni şarkı , türkünün üretildiği bir süreç yaşandı..

grup yorum’a engeller koyan , baskılar yapan , zulmedenler tarihin çöplüğünde üzerlerine atılan yeni çöplerin altında unutulup yok olup gittiler ama grup yorum büyüyen ailesiyle dimdik ayakta ve türküler susmaz halaylar sürer şiarıyla yoluna daha güçlü devam ediyor..

dün dvdyi alıp izlemeye başladığımda tüylerim diken diken oldu her şarkıda.. şarkılarla birlikte kendi tarihimde gözlerimin önünde canlandı ve fark ettim ki grup yorum hep benim de yanımda yer almış , bana en zorlu zamanlarımda yaşama gücü vermiş , kaybolan umutlarımı yeniden canlandırmış..

grup yorum’un 25. yılını 55 bin kişilik korosuyla kutladığı bu muhteşem konserin titiz bir çalışmayla sunulduğu bu arşivlik dvd çalışmasını bir an önce alıp izleyin..’

Crockett..