Archive for the ‘Yazar : ‘KENAN’’ Category

Sonsuzluğa Açılan Ayraç

                       Hayalet Oğuz için…

 

 

acısı kimselere açmayan bir gül

 

mekânsızlığı mesken edinmiş rüya

yurtsuzluğu yurt tutmuş bir rüzgâr

zamansızlığa çakılmış bir çivi o

 

kusurlarını bir madalya gibi taşıyor

göğsünde, masalar onunla masal

 

bilinmezlik, üstünde yedi kat giyit

 

kaçtığı avcı yanı başında yürüyor

işte ayak sesleri… göğsünde

ayırtılmamış o dönüş bileti, yırtılan

bir göğü taşıyor durmadan uzaklara

 

yarısına dek okunmuş bir kitap

kaldığı yeri işaretleyen bir kan lekesi

 

kapanmıyor, sonsuzluğa açılan ayraç

 

Kenan Yücel

 

 

ARKADAŞ Z. ÖZGER’E MEKTUP

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                         

 

 

 

                                                           18 Şubat 2008, Kadıköy

 

Merhaba Arkadaş,

Karlı bir İstanbul akşamında yazıyorum bu satırları sana. Ölü bir şaire yazmak zor, tuhaf, yaralayıcı. Ölümle tamamlanan, ölümle yarım kalan bir hayat, bir şair, bir şiir var karşımda. O yarım kalmışlığın hüznü bulaşıyor işte yazarken ellerime, sonra bütün benliğimi sarıyor… Senin o hiç duymadığım incecik, kırılgan sesin yankılanıyor içimin sokaklarında. O çok sevdiğin şarkıyı söylüyorsun yine: “açık bırak pencereyi”. Pencereyi açıyorum, içimde yüzlerce pencere açılıyor bir anda. Avucuma intihar dalışı yapan kar tanelerini izliyorum, ellerimin ağır ağır hüznün rengine çalışını. Açık pencereden sokağa doğru yayılırken sesim, elimde kitabının sayfaları dönüyor. Sokak lambasına bakıyorum, solgun, titrek… Ağlamaklı oluyorum birden. Ben zaten ne zaman ölü bir şairden yaşam dolu dizeler okusam, bir ölünün hayat kokan ağzını öpüyorum, gözümden süzülen yaşlarla. Karda izler bırakan bir çift geçiyor sokaktan sarmaş dolaş. Cilveleşerek, sarmal bir yay gibi uzanıyor ayak izleri. Gecenin sessizliği içinde ölümü düşünüyor, şiirin ölümsüzlüğüyle avunuyorum.

İlk nerde tanışmıştık seninle, anımsayamıyorum. Kitabın nasıl ve nerden gelip girmişti kitaplığımıza kim bilir. Okunmaktan yıpranmış bir nüshasının nasıl elden ele dolaştığını, yüksek sesle ve heyecanla nasıl okunduğunu gün gibi anımsıyorum (Şarabı helvayla içmeyi de Merhaba Canım’dan sonra denemiştik ilk defa, güzeldi, ama elmayla içmeyi daha bi severim ben). Öğrenci evimizin o derin yoksulluğunda en büyük zenginliğimizdi okumak. Nasıl şiir gibi dövüşürdük yoksa! Umutluyduk, sevgi doluyduk, uğruna yaşadığımız düşlerimiz vardı, Rosinante’ın sağrısıydı bacaklarımızın arasında seğiren. İsyandık, başıbozuktuk “esas duruş”a. Nice arkadaşımız gencecik yaşlarında ölümle tanıştırıldı bu yüzden… Nicemiz gökyüzüne hasret yıllar geçirdik içerde… “Göğü kucaklayıp getirdim sana / kokla açılırsın” diye çınlayan görüş kabinleri tanıktır gücüne dizelerinin.

Üniversite yıllarımda senin ironiyle yüklü, çocuksu, o güzelim “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” adlı şiirini bestelemiştim, şarkımı Kadıköy sokaklarında bağıra çağıra nasıl söylediğimi Gökçeçiçek kardeşim gözlerinde sevinçli bir ışıltıyla anlatır hâlâ: “yanaklarım Yul Bryner şimşir tarak ister misiniz?”.                   

Doksanlı yılların ortalarında Kadıköy’de açtığımız kafeteryaya senin adını vermiştik: “Arkadaş Kafe”. Sonrasında araya hapislik girdi, uzun yıllar buralardan uzak kaldım. Çıktığımda hiçbir şeyi bıraktığım gibi bulamamanın burukluğuyla sokaklarda dolaşırken, kafeteryanın defalarca el değiştirmesine karşın hâlâ aynı adla varlığını sürdürdüğünü görmek beni nasıl da mutlu etmişti.

Yaşasaydın nasıl bir şiir yazardın acaba? Ölümünle yarım kalan şiirin nerelere evrilirdi? Ne acı, bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

“alnını/ dağ ateşiyle ısıtan/ yüzünü/ kanla yıkayan dostum/ senin/ uyurken dudağında gülümseyen bordo gül/ benim kalbimi harmanlayan isyan olsun”. Aşkla Sana adlı şiirinin bu dizeleri geçtiğimiz yıl yeniden yankılandı, bir kardeşimizi sokak ortasında, sırtından, güpegündüz, kalleşçe vurduklarında… Ortada birkaç sümüklü tetikçi vardı, onlara yardım eden, yakalandığında eline bayrak tutuşturdukları katille birlikte hatıra fotoğrafı çektiren bazı kolluk güçleri vardı, lafı götünden anlayıp onun Türk düşmanı olduğuna kanaat getirenler vardı (oysa kardeşliği el üstünde tutan bir güvercindi o), hedef gösteren gazeteler vardı, yalnızlaştıran bir suskunluk vardı, göz göre göre gelen bir cinayet vardı ve aslında hepimiz, hepimiz biraz katildik! Susmak, sessiz kalmak, onaylamaktı, ortak olmaktı çünkü. Yeni cinayetlerin suskun ortakları olmamak için, cenazesinde “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz!” diyerek mahşeri bir kalabalıkla yürüdük. Olağanüstü bir gündü, Arkadaş. Sen de aramızdaydın, o nice ergen cenazesine eşlik eden dizelerinle: “alnını/ dağ ateşiyle…”

Gökdelenler nasıl da yükseliyor her yerde, sana bunu söyleyecektim… Yurdun üvey doğusunda bitmek bilmez bir iç kanama, sana bunu…

Yine de umudu bir pankart gibi dalgalandırıyorum gözlerimde, yönetenler kapıları sımsıkı kapatsa da, halkların kapıları, pencereleri ardına dek açık çünkü, barışa, kardeşliğe, dostluğa!

“Sahi bizim yüreklerimiz var bir de”, Arkadaş… Sahi bizim şiirimiz var bir de! Çiçekli dallarını kör kuyuya uzatan bir ağaç değil midir şiir? Çiçeklenir insan da…

Seni bu karlı İstanbul akşamında şiirin ateşi, direnci, ölümsüzlüğü ve çoğaltan güzelliğiyle selamlıyorum. Arkadaşça…

 

Kenan Yücel

 

(Şairini Arayan Mektuplar, Dönence Yayınları, 2008)

 

(http://www.kenanyucel.com/Site/)

Güvercİnsan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Güvercİnsan

       

                  Hrant Dink için…

 

ıssız yollardan gelirdik dudaklarımız blues

öyle soru işareti dururduk karşısında zamanın

 

bir sefa gecesi açmıştı gözümüzde dünya

umudun ölümsüzlüğüne yoruyorduk atlarımızı

 

iman tahtamız hedefindeyken ulumaların

durup su vermedik mi barış ağaçlarına

 

en sesinden vurdular barışı

güvercinler geç geç geçiyor üstümüzden

hüzünleniyoruz

 

Kenan Yücel

 

Sabahsız Bir Gecenin Uykusuzu, Digraf / Şiirden Yayınları, Nisan 2011, 86 sayfa, Kapak Tasarımı ve Desen: Canan Güldal..

ANNE

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ANNE

 

                        Bülent Ersoy için…

 

o imkânsız anne, tersine akan ırmak

şarkılar doğurmuştur

 

yüreğini aldırmamış, aldırmaz

kimsenin ne dediğine

 

cuntanın sahne yasaklarını

hızla sollamıştır netekim!

 

oğlum olsa askere göndermezdim deyip

klişelere insancıl bir kroşe savurmasın mı!

 

kuzuların sessizliğindeki keçi

inadı iki kanat barışa!

körüklüyor umudu:

 

ölüm değil çözüm!

 

size anne diyebilir miyim ölü çocuklar adına?

 

Kenan Yücel

Kadıköy, 2008

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

(1. fotoğraf: 12 Eylül darbesinden 7 gün sonra Bülent Ersoy cuntacılar tarafından tutuklandığı zaman… 2. fotoğraf: ‘oğlum olsa askere göndermezdim’ dediği için  yargılanırken…)

Sarsıcı Sorular

Zafer Yalçınpınar sarsıcı sorular hazırlamış (“yıkıcı” diye mi nitelemeli yoksa). Ucu kime dokunursa dokunsun, üzerlerinde ciddiyetle düşünülmeli…

O, kimi sahte “şair”ler gibi takma isimlerle birilerine çamur atmıyor, birilerini isim vermeden eleştirmek gibi sinsice davranışlara hiç tenezzül etmiyor; isim vererek, nedenlerini göstererek eleştiriyor, en önemlisi de yazdığı her yazının altını imzalıyor. Kimilerince görmezden gelinmeye ve itibarsızlaştırılmaya çalışılması, yazın ortamında yitirdikleri tüm değerlerini devletin eşiğini aşındırarak geri kazanabileceğini sanan kimi zavallıların hedefi haline gelişi hep bu yüzden.

Hazırladığı bu sorular ve yakında yayınlamaya başlayacağını belirttiği yanıtlarıyla Yalçınpınar yazın tarihçiliğine soyunuyor âdeta; “Yeni Sinsiyet” kavramını -kimi isimlerle ilişkilendirerek- ete kemiğe büründüreceğinin ve bunları kitaplaştıracağının sinyallerini veriyor.

Kenan Yücel

 

‘Yeni Sinsiyet’e Karşı: “Sorular, sorular, sorular, sorular…’

  1. 2005’ten bugüne, Enver Ercan ve kurduğu oligarşik düzen, hangi edebiyat yarışmalarına hangi jüri üyelerini seçiyor? Yarışmaları düzenleyen kurumlar ya da “aileler” ile Enver Ercan’ın arasındaki bağlayıcı ilişkiler (hukuk) nasıldır? Edebiyat yarışmalarında “Jüri Üyeliği” hizmeti karşılığında alınan bir bedel var mıdır? İşin içindeki/amacındaki paranın meblağı ne kadar? Bir yazar/şair, jüri üyeliği müessesesinde jürilik yaparak ya da yarışma organizasyonlarında yer alarak bir senede ne kadar bir yekün kazanır, nerelere turistik geziler gerçekleştirebilir? Anadolu’daki bir ilimizde (lafın gelişi olarak, örneğin Kastamonu’da) gerçekleştirilen bir edebiyat etkinliğinin bütçesi nasıl belirleniyor? Mevcut yekünü ve “gezi hakkını” kazanmak için -diğer mesleklerle karşılaştırıldığında- “yoğun ve yorucu çalışmak” gerekiyor mu? Jüri üyeleri, yarışmalara katılan eserleri -gerçekten- okuyorlar mı, -gerçekten- değerlendiriyorlar mı? Türk Edebiyat Tarihi, sözkonusu jüri oligarşisinin -kolaylıkla- kazandığı bazı menfaatler neticesinde özünü nasıl kaybediyor, Türk Edebiyat Tarihi’nin özü nasıl, kimler tarafından değiştirilmek isteniyor?
  1. Enver Ercan’dan önce Varlık Dergisi’nin editörü kimdi? Enver Ercan, Varlık Dergisi’ne nasıl editör oldu? Varlık Dergisi’ne şiir gönderen genç yazar ve şairlere hangi “keramet”leri öğütledi, öğütlüyor? Bir yayın koordinatörü olarak Enver Ercan’ın, Varlık’a eser gönderenlere karşı tavrı nasıldır? Yaşar Nabi Nayır’ın kızı Filiz Nayır Deniztekin’in Varlık Dergisi’ndeki yönetsel konumu, tavrı ve söylemleri nasıldır?
  1. Doğan Hızlan ile Enver Ercan arasındaki bağın geçmişi nasıldır? Enver Ercan, Hürriyet Pazarlama’da “pazarlama elemanı” olarak çalışırken Doğan Hızlan’ın Hürriyet’teki pozisyonu/görevi neydi? Enver Ercan’ın elinden kim, nasıl tuttu? Enver Ercan’ı bir “kurtarıcı” olarak Varlık Dergisi’ne “kim”, “nasıl” yöneltti? Sözde kurtarılmış bir Varlık Dergisi’nin bugünkü yazar-şair tipolojisi ve edebiyat yayıncılığı tavrı nasıldır?
  1. İzmir’den endam göstermeye çalışan bazı şiir heveslilerinin Varlık Dergisi ile ilişkileri nasıldır?
  1. Hangi siyasal parti, 10-15 yıl boyunca, Varlık Dergisi’nin baş/lokomotif abonesiydi? Varlık Dergisi hangi siyasal partiden “abonelik”le destekleniyordu? Söz konusu siyasal partiyle taban tabana ters olan başka bir ideolojinin mutat yayın organı neden Varlık’a reklâm verir? Bu karşıtlıkta ve çelişkide neler gizlidir? Bu çelişkinin beslediği bir “Yayıncılık İstismarı” atmosferi, “karakter aşınması” var mıdır?
  1. Son 2-3 senedir Varlık Dergisi ile Zaman Kitap Eki arasındaki metinsel ve içeriksel ilişki nasıldır? Varlık Dergisi, içinde bulunduğumuz dönemin yozlaşı retoriğine nasıl kanalize oldu? Zaman Gazetesi, Varlık Dergisi’ne neden reklâm verir?
  1. 2000-2010 yılları arasında Varlık Dergisi oligarşisinde editör, düzeltmen, çevirmen ve koordinatör (junior seviyesinde birer edebiyat kâhyası) olarak çalışan şiir heveslileri kimlerdir? Zamanında kimlerden, hangi ödülleri almışlar? Edebiyat çevresinde hangi retoriği yaygınlaştırmakla görevlilerdi?
  1. Varlık Dergisi -sözde- “tarihsel önem”ine nasıl sahip oldu? 1940-1965 arası düşünüldüğünde “Dost”, “Yeditepe”, “Yeni Ufuklar”, “Yenilik”, “Seçilmiş Hikâyeler” ve “Türk Dili” gibi dergiler ile Varlık Dergisi arasındaki temel farklılık nedir? Tarihteki hangi statükocu oligarşi, Varlık Dergisi’ni nasıl desteklemiştir ve yönetmiştir? Varlık, mevcut statükocu tavrını hangi enstrümanlar aracılığıyla devam ettirmeye çalışmaktadır?
  1. Yaşar Nabi Nayır, bir editör ve yayıncı olarak hakikaten “çok önemli” miydi? Yeditepe Dergisi’nin editörü Hüsamettin Bozok ve çevresi hangi enstrümanlarla nasıl etkisizleştirilmiştir, unutturulmuştur?
  1. Komşu Yayınları’ndan çıkan ve sonrasında kapanan “Eşik Cini” dergisinin oligarşik çizgisi neydi? Nalan Barbarosoğlu kimdir? Kimlerden “danışmanlık” desteği aldı? Barbarosoğlu, hangi edebiyat yarışmalarında jüri olmuş, oluyor?
  1. YasakMeyve Dergisi’nde yayımlanan şiirleri kim, nasıl seçiyor?
  1. Geçmişte, 2000’li yılların ortasında İstanbul Uluslararası Tüyap Kitap Fuarı’na onur yazarı olarak seçilen ve “Tüyap Kitap Fuarı Onur Yazarlığı” kurumunu anlamsızlaştıran, içsizleştiren “köşe yazarı” kimdir? İtibarsızlaştırma yönündeki seçim bilerek mi yapılmıştır, bu seçimin içinde siyasal bir yönlendirme ya da erk uzantısı olmuş mudur?
  1. Enver Ercan ve Faruk Şüyun, 90’lı yılların başında Kadıköy Gençlik Kitabevi’nde hangi etkinlikleri düzenlediler?
  1. Feridun Andaç’ın bugünlerdeki duruşu, verdiği pozlar nasıldır?
  1. Edebiyat Turizmi’nin mucitleri kimler? İstanbul Şiir Festivali’ni kimler projelendirdi? Diğer festivalleri kimler, hangi kurumsal yapı aracılığıyla destekliyor, yönetiyor? Söz konusu etkinliklere katılacak konukları kimler, nasıl belirliyor? Yabancı konuklar hangi söylemlerle ve vaatlerle davet ediliyor? Bu organizasyonlara ilk kez kim onur konuğu oldu, kimler katılımcıydı? Bu festivallerin “şiire” hakiki bir katkısı oluyor mu? Bu festivallerin organizasyonundan nemalanan yan-müesseseler var mı?
  1. Türkiye’nin odak/konuk ülke olduğu  2008 Frankfurt Uluslararası Kitap Fuarı’na ülkemizden katılacak yazar, şair ve yayınevlerini kim belirledi? Yazarlar ve şairler hangi yayınevi sahipleri tarafından nasıl puanlandı ve listelendi? 2008 Frankfurt Kitap Fuarı’na katılan Türk Yayınevleri’nin çeviri/telif başarısızlığının maddi boyutları nedir? Fuara harcanan bütçe heba edildi mi? Enver Ercan, Zaman Kitap’a Frankfurt Fuarı öncesinde hangi açıklamaları yaptı?
  1. Kuru/derinliksiz/içsiz edebiyatın lideri Selim İleri, edebiyat dünyasına kimleri soktu, hangi yöntemlerle, kimleri, nerelerde piyasalandırdı? Selim İleri’nin piyasalandırdığı isimler hangi eserlerden, hangi intihalleri yaptı, yapıyor?
  1. Zafer Doruk’un oğlu Taner (Cin)Doruk kimdir? Hangi motivasyonla kimlere tehditvari konuşmalar savuruyor, kimleri korkutmaya çalışıyor? Hangi dizide oynuyor? Hangi retoriği kullanıyor? Yakın zamanda kimden, hangi ödülü aldı? Taner (Cin)Doruk’un babası Zafer Doruk, hangi edebiyat ödülünde jürilik yapıyor? Taner (Cin)Doruk kimle yüzleşmekten, nasıl kaçtı?
  1. Yayıncılık istismarlarının temel bileşenleri nelerdir? Hangi edebiyat heveslileri, hangi sözde editörler tarafından nasıl yemleniyor? Okuyucu bu durumun farkında mı? Okuyucu neler düşünüyor, neyi okumak zorunda kalıyor?
  1. Küçük İskender’in Varlık Dergisi’ndeki rolü/görevi nedir? Varlık Dergisi ve Enver Ercan, Küçük İskender’i nasıl görüyor? Küçük İskender’in Varlık Dergisi çevresine eklemlenmesine hangi olay neden oldu? Hangi olaylar Küçük İskender’i hâlâ Varlık’ta tutuyor?
  1.  Enver Ercan’ın 70’li yıllardaki özgeçmişinde yer alan önemli ifadeler nelerdir?
  1. TYS üyeliğimin askıya alınmasıyla sonuçlanan süreci (daha doğrusu “askılama işkencesi”ni) başlatan Salih Bolat kimdir? Salih Bolat hangi gerekçeyle benden şikayetçi oldu? TYS tarafından cezalandırılma sürecimi Enver Ercan nasıl yönetti? Bu dilekçeyi vermesini Salih Bolat’tan kim istedi? TYS’den bana hangi evraklar, hangi imzalarla gönderildi? Evrakların içeriği neydi? Ben suçlamalara nasıl karşılık verdim? TYS nasıl bir örgüttür, ne işe yarar? Edebiyat ödüllerinde ve jüri seçiminde TYS’nın rolü nedir? TYS üyeliğimin “askılanması” işkencesi daha ne kadar sürecek?
  1. TYS’nın yeni başkanı Mustafa Köz olayların neresinde durur, ne düşünür, nasıl durur? Kendisinin başkanlığından önceki dönemde -Enver Ercan’ın başkan seçilişinde- Mustafa Köz’ün rolü neydi? Enver Ercan’ın yönetimi döneminde Mustafa Köz’ün TYS’ndaki görevi neydi?
  1. Enver Ercan’ın genel başkan seçildiği 19-20 Mayıs 2007 tarihli  TYS Genel Kurulu’ndaki şaibeler nelerdi? Genel kurulun usulsüz olduğu iddisıyla kim TYS’na dava açtı? Davanın sonucu ne oldu? TYS’nın 2007 genel kuruluna ilişkin mahkeme kararı nasıldır? Kendisini eleştirenlere Enver Ercan, işbu konu hakkında hangi söylemlerle cevap verdi?
  1. Mevcut TYS üyeleri, TYS’nı nasıl görüyor? TYS bir “yazarlık-şairlik tescil merkezi” midir? TYS nasıl çalışıyor?
  1. “Düşle” İnternet Platformu’nun düzenlediği bir etkinlikte Enver Ercan, TYS için hangi acz ifadeleriyle birlikte hangi piyasalandırma çözümlerini önerdi?
  1. Kadavralaşmış yazar örgütleri var mıdır? Var ise bunların yönetim anlayışı, savunu söylemleri nasıldır? Üyelerine ve genç yazar-şairlere karşı davranış biçimleri nasıldır? Kadavralaşmış yazar örgütlerinin söylemleri ile eylemleri arasındaki büyük çelişkilerin nedenleri nelerdir? Hangi genç yazarlar hangi kadavra örgütlere hangi çözümsel önerilerde bulundu? Bu öneriler nasıl “sümen altı” edildi? Öneriler nasıl dışlandı?
  1. Başlangıçta, Şeref Bilsel edebiyat dünyasına kendini kabul ettirmek için hangi gazetenin kitap ekinde, ne tip yazılar yazdı? Şeref Bilsel, edebiyat kâhyalığı ve “üleştiri” denemelerine -bugünkü retorik arsızlığının temelini atmaya, şiir-şair değerlendirme yazıları yazmaya- ilk kez hangi edebiyat dergisinde başladı? Bu yazılardaki tavrı, yaklaşımı, söylemleri nelerdi? Şeref Bilsel’i kimler destekledi?
  1. Şeref Bilsel 2003 yılında yazdığı bir “değerlendirme” yazısında Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi ve yayıncıları için ne dedi, hangi övgüleri savurdu? Aradan iki sene geçtikten sonra, 2005 yılında, Şeref Bilsel,  Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi için ne dedi, hangi sövgüleri savurdu?
  1. Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi, özel bir Özge Dirik sayısı hazırladığında Şeref Bilsel, neden “Ölü edebiyatı yapıyorsunuz!” dedi? Hangi sövgüleri savurdu?
  1. 2-3 yıl boyunca Özge Dirik’i ve şiirlerini çeşitli sövgülerle dışlayan Şeref Bilsel, “Yasakmeyve” adlı derginin “Müntehir Şairler” sayısında neden Özge Dirik hakkında yazı yazmaya gerek duydu? Yeni Sinsiyet’in “fırsatçılık” ve “karakter aşınması” yaklaşımı nasıldır? Enver Ercan, Şeref Bilsel’in yazısını neden yayımladı?
  1. Artshop  Yayınevi tarafından, hatalarla dolu, özensiz, herhangi bir editöryal çalışma olmaksızın ve en önemlisi de Özge Dirik’in vasiyetini zerre kadar umursamadan basılan “Özge Dirik Şiirleri” adlı kitabın fikir babası kimdir? Artshop Yayınevi’ne Özge Dirik Şiirleri’ni yayımlaması yolunda kimler öneride bulundu?
  1. Artshop Yayınevi, “Özge Dirik Şiirleri” adlı kitabı yayımladıktan sonra hangi söylemlerle ve etkinliklerle işbu kitabı pazarlamaya çalıştı?
  1. Yeni Sinsiyet’in “Biz Söylemi”ndeki retorik arsızlığı ve karakter aşınması sistematiği nasıl çalışıyor, nasıl yaygınlaşıyor?
  1. Şeref Bilsel’in çelişkili ve tuhaf söylemlerinin nedenleri nelerdir?
  1. Cenk Gündoğdu ya da Özcan Erdoğan benzeri tiplerin Yeni Sinsiyet Tipolojisi’ndeki önemi ve görevi nelerdir? Cenk Gündoğdu hangi gazetede “düzeltmen” olarak çalışıyor, bu gazetede hangi şairleri kimlere övüyor, Gündoğdu’nun öğrenim geçmişi, dergicilik geçmişi nasıldır, siyasi görüşü nedir? Özcan Erdoğan’ın dergicilik geçmişi nasıldır, siyasi görüşü nedir?
  1. Beni savcıya kim, hangi gerekçeyle ve delillerle şikayet etti?
  1. Şeref Bilsel, Cenk Gündoğdu ve Özcan Erdoğan üçlüsünün taşradaki yazar ve şairlerle ilişkileri nasıldır? Taşradaki şiir heveslileri hangi vaatlerle, nasıl yemleniyor?
  1. Şeref Bilsel ile Baki Ayhan T. arasındaki benzerlikler nelerdir? Yeni Sinsiyet’in paydaş/yandaş yelpazasinde (geniş meşrebinde) hangi yayınevleri, hangi kitaplar ve antolojiler yer alıyor? Yeni Sinsiyet’e nasıl biat edilir? Yeni Sinsiyet, hangi şiir kitaplarını piyasalandırmaya çalışıyor? Yeni Sinsiyet’in internetteki uzantıları kimler? Yeni Sinsiyet’in internet aktiviteleri ve kullandığı platformlar hangileri? Özcan Erdoğan’ın internet yayıncılığı bilgisi ve geçmişi nasıldır? İnternet’te hangi yazar ve şairler hangi mahlasları kullanıyorlar? Kim, kimi hangi araçlarla tehdit ediyor? Bu tehditlere ilişkin örnekler nelerdir?
  1. “Baki Ayhan T.” kimdir? Gerçek soyadı nedir? Baki Ayhan T., 80’li yıllarda neler yaptı, 90’lı yıllarda neler yazdı, 2000’li yıllarda neler yapıyor? Baki Ayhan T.’nin akademik hayatı ve çalışmaları nasıldır? Edebiyat öğrencileriyle akademik paylaşımları nasıldır?
  1. Şeref Bilsel ve Baki Ayhan T. hazırladıkları şiir yıllıklarında hangi dergilere ve isimlere yer veriyorlar? Yıllıkların kapsamında yer alan isimlerin, dergilerin, şiirlerin ve konu başlıklarının istatistiksel dağılımı nasıldır? Sözkonusu dağılım, hangi oligarşik ideolojinin kavramsal ve imgesel arkaplanına hizmet ediyor?
  1. Uzun yıllar boyunca Adam Yayınları için, ardından da Yapı Kredi Yayınları için şiir yıllığı hazırlayan M.H. Doğan’ın poetik ve politik görüşü nasıldı? M.H. Doğan’ın vefatının ardından YKY için şiir yıllığı hazırlamaya devam eden Baki Ayhan T.’nin poetik görüşü, bilgisi, sezgisi nasıl? Baki Ayhan T. hangi şairleri ve poetikayı tasfiye etmeye çalışıyor? Baki Ayhan T. ve planladığı tasfiyeye karşı hangi eylemler gerçekleştirildi? Hangi gazetelerde hangi yazarlar ve şairler Baki Ayhan T.’ye karşı durarak ortak metinler imzaladı? Baki Ayhan T. kendisine karşı olan yazılara nasıl cevap vermeye çalıştı?
  1. “Üç Nokta” dergisinin yayımlanış amacı nedir? “Üç Nokta” dergisi hangi özel dosyalarla Türk Edebiyat Tarihi’nin yakın geçmişini biçimlendirmeye (daha doğrusu değiştirmeye) çalışıyor? Üç Nokta dergisinin “2000’li yıllar” konulu dosyasında kimler, neler yazdı? Dergide kullanılan retoriğin özellikleri nelerdir?
  1. Seyhan Erözçelik, 2009 yılında beni telefonla arayarak kimin “destur”unu/sözlü uyarısını iletti? Ne dedi?
  1. Enis Batur’un uzaklaştırılması sonrasında, Yapı Kredi Yayınları’nın görüntüsü nasıldır? Şiir ve edebiyat alanında hangi cemaatvari oligarşi, hangi masaları işgal ediyor? Yapı Kredi Yayınları, şiir ve edebiyat alanında itibar kaybetti mi?
  1. “Esrariler” kimdir? Günümüzdeki uzantıları kimler, oluşturdukları “ağ” nasıl çalışır?
  1. “Sıcak Nal” adlı dergiyi -gerçekte- kim yönetiyor? “Siyahi” adlı dergiyi -gerçekte- kim yönetiyordu? Bu iki dergi hangi görüşe hizmet ediyor?
  1. Haydar Ergülen ile Elif Şafak arasındaki tipolojik benzerlikler nelerdir? Radikal Gazetesi’ndeki köşe yazılarıyla yıldızı parlayan Haydar Ergülen, Radikal’in ardından BirGün’de oradan da Cumhuriyet Gazetesi’nde yazmaya nasıl başladı? Haydar Ergülen’in Cumhuriyet Gazetesi’nden sonraki durağı neresi olacak? Haydar Ergülen neye, nasıl hazırlanıyor?

Yeni Sinsiyet Tipolojisi’ne karşı dile getirdiğim bu sorular “devede kulak” misalidir. 2012 yılı içerisinde yayımlamak üzere yukarıdaki soruların cevaplarını ve diğer her şeyi ihtiva eden bir yazı dizisi (kitapçık) kaleme almaktayım. 2000’den 2011’e kadar edebiyat ortalığında gördüğüm, duyduğum, şahit olduğum her şeyi, tüm yaşadıklarımı, tüm duyumsadıklarımı, tüm içtenliğimle, sahiciliğimle, teker teker isimler vererek, olaylarla, şiirlerle ve belgelerle -acele etmeden- anlatacağım.

“İnsanlık Tarihi” devam ettiği sürece birileri çıkacak ve böylesi sorular sormaya, direnen yazılar yazmaya devam edecektir. Üstelik söz konusu karşı duruşu, direnişi ve haysiyeti hiçbir menfaat gözetmeden, aksine, karşı olduğu Yeni Sinsiyet’in melanet zevatları tarafından yaşamına ve ailesine zarar geleceğini “bile bile” sergileyecektir. Gelecekte kalemim, gözüm, kalbim benden alınsa da -ki bu acz içine düşmem muhtemeldir- başka birileri her zaman olacak; sahici edebiyat adına, hakikate uzanan kalb ile vicdan yolu adına çıkacak ve “şiir”i savunacak: Kaleminin ucundaki gözünü, kalbini ve vicdanını savunacak, dile getirecek. Çünkü “haklılığın inadı” diye bir şey vardır ve bu direniş bitirildiğinde -biterse eğer- “İnsanlık Tarihi” de (tarih de) bitmiş demektir. Ve o günlerde -hâlâ nefes alıp verebiliyorsanız, becerebilirseniz- kendinize “Ben bir eşya mıydım, yoksa, insan mıydım?” diye yüksek sesle sorun. Cevap veremeyeceksiniz, kendinize… Hatırlamayacaksınız. Cevap uydurmaya gerek de kalmamıştır:- zaten, biraz önce dedim ya, insanlık tarihi bitmiştir ve soru sormanın -düşünüyor olmanın- bir anlamı yoktur. Sorular dile gelmeyecektir. Tarih de şiir de…

Dile gelmeyecektir.’

Zafer  Yalçınpınar


11 Kasım 2011 / İstanbul / http://evvel.org/

Şiirden Dergisi tavrı ve duruşu olan bir dergidir, fincancı katırlarını ürkütür…

Şiirden dergisine yine “sahte” edebiyatçılardan, “sahte” isimlerle saldırılar var (bu “sahte” ismin/isimlerin arkasına saklanan “vasat” “şair”lerin kimler olduğu artık biliniyor). Ahlaki bir duruşları olmayan, söylediğinin altına imza atacak, arkasında duracak cesaretten yoksun bu zavallı kişiler ya sanal ortamda “takma” isimlerle dergimize saldırıyorlar ya da isim vermeden dergiyi çıkaran şairlere ve dergiye hakaretler savuruyorlar. Şiirden dergisini itibarsızlaştırmaya yönelik bu nafile girişimleri gözümüzü kırpmadan izliyoruz. 

Onları saman altından su yürütmeye, kötülük dayanışmalarına girişmeye zorlayanın dergimizin doğru bildiğini söyleyen, isim vererek eleştiren, iyiyi de kötüyü de işaret etme cesaretine sahip eleştirel yaklaşımı ve devrimci tutumu olduğunun farkındayız. Sırtını şiire, hakikate ve gençliğe dayamış olan Şiirden dergisi bu düzeysiz saldırılara, bu “sahte” edebiyatçılara ve vasat “şair”lere hak ettikleri yanıtı, dergiyi nitelik olarak her sayıda daha da ileriye taşıyarak, kararlılıkla vermeyi sürdürecektir. Okurlarımızın, destekçilerimizin, has ve hakiki şairlerin bundan hiç kuşkusu olmasın. 

Has ve hakiki şiirin onurlu mevzisinden, kararlılıkla…

Kenan Yücel

                                                         * * * 

Şiirden Dergisi tavrı ve duruşu olan bir dergidir, fincancı katırlarını ürkütür…   

“Şiirden dergisi çıktığında yazdığımız yazılarda ve soruşturmalarda, bir şiir dergisinin yapması gerekeni yapmış, ülkemizdeki şiir dünyasının bir görüntüsünü çizmeye çalışmıştık. Bu tutumumuz birçok kişiyi rahatsız etmiş, rahatsızlıklarını karalama, iftira, çamur atma, gözden düşürme ve daha benzeri akla gelmedik, edebiyat ve etik dışı sözüm ona yazılarla belli etmişlerdi.(…)

Peki, biz ne demiştik de rahatsız olmuşlardı bazı çevreler? Gençlere seslenmiş, onlara içinde yaşadıkları şiir ortamının gerçek yüzünü anlatmaya çalışmıştık. Şiirin hızla okur kaybettiğini, artık okunmaz duruma geldiğini, şiir yazanların şiir dergisi almadıklarını (öyle ki artık dergi almayı şiirinin yayımlanması koşuluna bağlayan rüşvetçiler bile türedi!), şiirdeki yenilikçi atılımların yenilikçi olmayı öne çıkardığını; nesnel bağlılaşığı (objective correlative) olmayan, işlevsiz, hayatı ya da gerçekliği üretme gücünden yoksun, hakikat üretemeyen bir tür yığma dizelerle (sözde imge, sahte imge, imge salatası) şiirimsi metinler yazıldığını; şiirin tekniğe indirgendiğini, deyim yerindeyse sözün “güme” gittiğini;  ortamın yıllıklarla iyice bulandırıldığını, yıllığın özellikle de gençler üstünde erk oluşturmaya dönüştüğünü; ödüllerin kendine düşeni yapamadığını; eleştirinin yerini övgüye, tanıtım yazılarına bıraktığını vb. yazmıştık.”

Şiirden Dergisi, Sayı 6, ‘Dergiden’ başlıklı yazı 

                                           * * *

NOT: “Sahte” isimlerle Şiirden dergisine saldıran “sahte” edebiyatçılar, bunların moderatörlük yaptıkları sanal çukur ve çalışma yöntemleri hakkında fikir sahibi olmak için aşağıda linki bulunan yazı da okunabilir  (Şiirden dergisi, Sayı: 6, Temmuz-Ağustos 2011):

·         KÂĞITTAN KULELER ÇÖKERKEN (Kenan Yücel)

 

                                            ***

“Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim!” (Ece Ayhan)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aslan Sütünden Bir Sütun

Nedim’le ben

iki mecnun, iki aylak

uzun bir yılanı öldürüyorduk

Antiochia’ya varmak için

(siz İthaka anlayın)

 

kentin pençesinde sıkılmıştık

bir sünger gibi emiyorduk sessizliği

göl kıyısındaki o ilk molada

 

bir uçtan bir uca çekik

gözleriyle dolaşan turistler arasında

aldı bizi kollarına o sütbeyaz kadın

 

bir sonbahar yaprağıydı güneş

göğün dalından düşen

 

buz değil tuzdu, göl değil çöldü

altımızda uzanan tül, güldük

mahcubiyetten hep gonca kalan

 

bu beyazlık öylesine kışkırttı ki bizi

Antiochia’da ok yaydan çıktı

aslan sütünden bir sütun inşa ettik göğe ulaşan

tırmandık, terk-i dünya koyduk adını (Ah Aziz Simon!)

gün batarken aydınlandık!

 

ay mıydı Fairuz muydu o şarkıyı söyleyen?

 

gözlerimiz, kadim kentin tozlu sokaklarında

parlayan mozaikleriydi yağmur sonralarının

 

 

Kenan Yücel

Eylül 2011, Antakya-Kadıköy