Archive for the ‘Şiir’ Category

Bırakıp gittin beni..- Louis Aragon

 

DSC04743

BIRAKIP GİTTİN BENİ

bırakıp gittin beni bütün kapılarda
bütün çöllerde tek başıma kodun
şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim
vardığım hiç bir yerde değildin
sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam
hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını
denizde dalgakırandan da boşluğunu bir günün
seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği

bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz
her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni
yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin
düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden

başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç
bana bakıp görmediğin için
ben yokken içini çektiğin için

ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen ?

LOUIS ARAGON

‘..evren yalnızlıktan da küçükmüş , düşlermiş asıl sonsuz olan..’

……

evren
yalnızlıktan da küçükmüş
düşlermiş asıl sonsuz olan.
……
evren
umutlardan da küçükmüş
mutsuzluk daha büyükmüş meğer.
……
evren
sekizinci renge sarınan
metaforlarmış meğer.
……
evren
hiçlikten de küçükmüş meğer
yaşamı ve ölümü ezberleyecek kadarmış
……
evren
küçük bir okyanusmuş meğer
kıyısında yelkenliler batan……’

 

AHMET TELLİ

(KÜÇÜK YILDIZIN SON BALADI şiirinden.) 

nf-1

(Fotoğraf : ‘Uzak’ filmi , Nuri Bilge Ceylan.)

NAZIMDAN..

Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun…

 

Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.

 

Gözledik…

 

Hoş geldin!
Biz bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta…

 

Hoş geldin.

Yerin hazır.

 

Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.

Fakat uzun söze vaktimiz yok.

 

YÜRÜYELİM…

Nazım Hikmet

AYAKLARINI AKINTIYA SARKITAN ÇOCUK – MEHMET YAŞIN

Fotoğraf-0032

AYAKLARINI AKINTIYA SARKITAN ÇOCUK 

Ayaklarını akıntıya sarkıtan çocuk

lüferler geçer senin içinden

küçük göçmen balıklar

-ama nereye giderler sisli sularda-

Gemilerle gezen bu şehrin sesini

ikimiz iki dilden duyarız da

duymaz gemiler.

Bir yerli-yabancı burada, bir yabancı-yerli orada

ayaklarını akıntıya sarkıtan çocuk

dünyada bir anayurt bulunmaz sana, bana.

Ayaklarını akıntıya sarkıtan çocuk

teslim olan sokaklardan geçtim koşarak

elimde altmış vaftiz şekeri koşarak koşarak

-ama nereye gidebilirdim başka-

bir sen sağ kalmıştın

bir de iki gözü iki renkli bir kedi

Ayaklarını akıntıya sarkıtan çocuk

dünyaya yenildikçe güzelleşir insan

inan bana

Kim bilir kimleri taşır

denizde ışıklar yüzdüren şu batık gemi

kimlere açılır lambaları yanan evlerin pencereleri

“sizi seviyorum” desem çıkar mı bir işiten

insan daha uzak yıldızından

daha yalnız dünyadan.

Ayaklarını akıntıya sarkıtan çocuk

hangi yoldan geçsen incirler dokunurdu sana

vişne dalları, karadutlar

sana, bana dokunurdu yaprak döken ağaçlar

-ama nereye gidecektik ki iki başımıza-

ayaklarını akıntıya sarkıtan çocuk

ayak izlerimizdi saçılan yapraklar

yoksa birer lüfer miydiler suda?

Donakaldık

donakaldık,

karşı karşıya sur kapılarını tutan ak mermerden iki insandık

çekip gitsek yıkılacak bu şehir

kalsak

kalsak diyoruz ama

gemilerin halat attığı taşlar tanır da ikimizi

gemiler tanımaz

çığlık çığlığa dumanlar soluyarak

geçip giderler aya’ucumuzdan

-boş yere uçar martılar-

Boş yere bütün yolculuklar

ayaklarını akıntıya sarkıtan çocuk

gemiler onu almaz

kalmak ister İstanbul şehrinde, kalamaz.

Gemiler onu almaz

kalmak ister İstanbul şehrinde, kalamaz.

M.YAŞIN

İstanbul, 1987

mehmetyasın

Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın..- ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın,
Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;
Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın.

 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

 

umityasaroguzcan-4

 

BEN SENİ SEVDİM Mİ 
Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne 
Tuttum, ta içime oturttum seni 
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm 
İçtim yudum yudum güzelliğini 
 
Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette 
Bendeydi özlemlerin en korkuncu 
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan, 
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu 
 
Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu 
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim 
Biri vardı ağlayan gecelerce 
Biri vardı sana tutkun; o bendim 
 
Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük 
En solmayan güller açtı içimde 
Ömrümü değerli kılan bir şeydin 
Sen benim bozbulanık gençliğimde 
 
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya 
Bir çizgiye vardım seninle beraber 
Ve bir gün orada yitirdim seni 
Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni? 

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

umityasaroguzcan-3

GÖÇEBE DENİZİN ÜSTÜNDE..- MELİH CEVDET ANDAY

GÖÇEBE DENİZİN ÜSTÜNDE
I

Sen, ben ve balkonda saksımız:
Hamarat Elizabet. İşte ilk üçgeni yapının.
 

Ne eski, ne yeni. Sanki yazgımızın
En saydam dakikası titriyor

Göçebe denizin üstünde. Farkında değiliz.
Taşın sesi insan sesine benziyor.

Balkondaki saksı, bir bakıyorsun,
Bulutun yerini almış. Bulutlar

Atlara dönüşüyor köpük içinde…
Ve seninle ben koşuyoruz, önümüzde

Demin kör bir çocuğun baktığı
Yaşlı mürver ağacını sallayan kırmızı bir kuş.

Sonra bulut gene saksı oluyor, atlar
Solumaya başlıyorlar, dinleniyoruz, kulaklarımızda

Duvarların çözülmeyen sözleri gibi
Bir mırıltı. Bugünün, bu sabahın.

Ne anımsama, ne unutuş. Bir ucucalık,
Kıyıların al rengi kokuları ile

Kötürüm bir bülbülün şakıması gibi büyüyen
Bakışlarımızın ağır simgelerinde.

Ve ben sana göçüyorum an an
Göçüp dönüyorum titreşim gibi,

Arıyorum dudaklarının taşını,
Arıyorum yağmurda yazdığım adını.

Bir yok oluyorsun sen, kendi vadinin
Yarıklarında, bir fışkırıyorsun

Yok olan vadinin üstüne.
Kaç kez yitiyorum ben kendi kendime.

İşte hepsi bu. Ne eski, ne yeni.
Yazgımızın en saydam dakikası sanki.

III

İşte avuç avuç serpiyorum bütün
Sözcükleri kuşlara, gül diplerine,
 

Güneşin dudağına, sıçrayan sabahın
Eteğine, kırmızı kadifesine kayaların,

Ayın boynuzlarına ve saçlarının
Parmaklığından sarkan hanım ellerine …

Ben tek başıma yansıyorum bütün biçimlere
Ve şaşı diplerine suların.

V

Freud bir ağacın bilinç-altına oturmuş
Toprağın düşlerini karıştırıyor.

Bu düşleri aydınlatan gelincikler var.
Deniz, kuş, yağmur ve rüzgâr.

Düş, hareketin sütlü incir yatağından
Damlayan gecikmiş bir yıldız,

Gecikmiş ya da erken, dünkü günün
Suyunda birden sıçrayan balık;

Gündüzü ters yüz etmiş bir al çalkantı,
Uyuyan ve uyumayan daracık kuyunun yüzü.

Zamanlar sanki tohumlara saklanmış
Toprakta gıcırdayan salıncaklar.

Deniz, kuş, yağmur ve rüzgâr.
Ve çarmıha gerilmiş buldum kendimi

Geçmişle gelecek arasında, düş gibi.
Ne eski, ne yeni. Sanki düşüncemizin

En saydam dakikası titriyor
Yok olmuş sularında denizin.

 

MELİH CEVDET ANDAY

melihcanday-2

Ama kavuşmalar ayrılıktır..-KAAN İNCE

GECE ŞİİRLERİ 
1. D E V R İ K    Y Ü R E K    S A V U N M A S I
Çiy doladım kasnağına gecenin. Işıksızlığın hep
yoksul  yalnızlıklara çıkması doğurur o rüzgârı.
Giz dizilmiş çardaklar incir kokulu, çiçek hattı
gözlerine doğru. Kokunda korku. Kafka; mürekkebini
içtiğim mevsimsiz aşk. Ölümün önünde yayılan;
çıbanı yüzümün. Devrik yürek savunması ömrüm.
Yaşlı bir adam vurgun yemiş. Kuşlar. Düşler.
Kapılma saatleri, basamaklarında ateş yatan zaman
merdiveninin dik soluğuna. Ve çekip giden bir ben,
aynı denize, irkilen iskeleden. 
2. I S S I Z L I K    S Ü R Ü S Ü
Sıcak bir buğu düşürdüler ceplerinden, kışın gelişini
gözlerime yıkan gölgeler, ölüme giderken. Sonuna vardım
ufuk renginin, gündüz rüyalarımda gördüğüm. Gün sayıyor
kör eşgalim. Sönüyor gülüşüm, gülün bağrında ikindi vakti.
Zaman çağlıyor, ömrümü biçmeden. Çölde ıssızlık sürüsü
gecelerim. Pencerelerden akan yollarda usulca büyüyor
hüzün. İsyan dumanları. Bir kıyı, boğulduğum. Suçluyum.
Talan edilmiş sokaklara yeleler taktım, yenilgilerimi
asmak için. Korku salmış düş dudaklarına. Üzgünüm. 
3. B U Y R U K 
Gecenin deniz kanatlarında, bir kuşun sesine dalmış
düş topluyorum, gözlerime öpücük. Kendine açan bir ışığı
emiyor kalbim. Kara tren, sisler durağında akıntısı
kavuşmanın. Ten, sahili gurbetin. Dalga dalga köpürüyorum
aşka. Buyruk: Tez boynu vurula!
 
4. H A R İ T A
 
Haritası parçalandı ellerimde gecenin, bir yitiriş değil
bu, sınırları tutamadım yerinde, gözlerime doldu sular,
şimdi zaman oynak bir gölge. Nasıl başlasak geri dönmemek
için? Hüzünkıran  ardında saklanan kalbimle, artık, okyanuslara
açılmak geçmeli içimden. Biliyorum. Ama kavuşmalar ayrılıktır
bazen.
KAAN İNCE
kaanince-1

Kaan İNCE

2 Şubat 1970 tarihinde Ankara’da doğdu, 11 Ağustos 1992 yılında İstanbul’da kendi isteğiyle yaşamdan ayrıldı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde okudu.

Şiirleri Çağdaş Türk Dili, İzlek, Promete, Yazılı Günler gibi dergilerde yayımlandı. Ölümünden sonra İzlek dergisinin girişimiyle Kaan İnce Vakfı kuruldu.

sut-2

(Fotoğraf : SÜT filminden - Semih Kaplanoğlu)
Ağustos 1992’de ömrünü kendi isteğiyle noktaladığında
sadece 22 yaşındaydı genç şair. Nisan 1992’de Yaşar Nabi
Nayır Gençlik Ödülleri birincisi MEKTUP adlı şiiri:
Mektup
Yarım kalmış acılar denizi pencereme konardı geceyle, savrulurdum. 
Gözyaşı kokusuyla dolu bir kuğu, zamanın sonuna kalkan, sürgünümdü; göz mavisi duman, sessizliğim. 
Aktım ölü deniz kızıyla gökkuşağı saklı mektubun içine, pulumuz rüzgar oldu, postacımız güvercin. 
Civa gibi eridik kabımızda. 
Kırmızıya gittik. 
Hemen yokladım yüzümü yağmurun yuva yaptığı ellerimle. 
İyice şaşırmıştı alıcısı vapur ıslığımızın. 
Saplandı gözlerimin ışığı yeni güne. 

Mermer bir kayıkla geri döndük
diğer yarısına acının,
usulca çekildi deniz,
son bulduk, yenildik. 

Artık yataksız bir liman yüreğim, soğuk ve loş. Kırık
düşlerim. Serçelerde gözlerimin buğusu. Buruk içim. 

Böylesi bir yenilgiyi beklemediğim için
sabahın en serin ucunda bağıran ben
intihar edecekmiş gibi sıkılıyorum
düşük boynuma asılı sonbaharı. 

Çekildi yaşanan hıçkırıklara, yaşanmayan düş kırıntılarımızla boğulduğumuz odaya. 
Düştü saat duvardan, telefon diye çevirdim yelkovanı: 
İmdat. Akrep soktu kendini. 
Çan sesleri, ezan sesleri, mart sesi, çatılarda kaldı gecenin gizi. 
Unuttum mektubun içinde boğulduğumu. Elveda.

KAAN İNCE

sut-1

(Fotoğraf : SÜT filminden – Semih Kaplanoğlu)

Şiirimiz gül kurutur abiler.. – ECE AYHAN

MEÇHUL ÖĞRENCİ ANITI 
Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür
 
Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
-Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.
 
Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım
 
O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler
 
Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.
 
ECE AYHAN
eceayhan-2 
MOR KÜLHANİ
1.Şiirimiz karadır abiler
 
Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir
 
Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler
 
2.Şiirimiz her işi yapar abiler
 
Valde Atik'te Eski Şair Çıkmazı'nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir
 
Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler
 
3.Şiirimiz gül kurutur abiler
 
Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga'ya kaçan
Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir
 
Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler
 
4.Şiirimiz erkek emzirir abiler
 
İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir
 
Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler
 
5.Şiirimiz mor külhanidir abiler
 
Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.
 
Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler
 
6.Şiirimiz kentten içeridir abiler
 
Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla
 
Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?
ECE AYHAN
eceayhan-1
ECE AYHAN 

Tam adı Ece Ayhan Çağlar’dır. Datça’da doğdu. Ailesinin asıl memleketi ise Çanakkale’nin Eceabat ilçesine bağlı Yalova Köyü’dür. 1940 yılında Çanakkale’den ailesiyle beraber İstanbul’a göç eden Ayhan, ilk (Hırkaişerif İlkokulu), orta (Zeyrek Ortaokulu) ve lise ( Erkek Lisesi) öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1959 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, aynı yıl İstanbul maliyet memurluğunda stajını tamamladı ve kaymakamlık kursunu bitirdi. 1962’de Sivas’ın Gürün ilçesinde, 1963’te Çorum’un Alaca ilçesinde kaymakamlık ve belediye başkanlığı yaptı. 1963-65 yılları arasında askerliğini yedek subay olarak yaptıktan sonra, Denizli’nin Çardak ilçesi kaymakamlığına atandı.

1966’da memurluktan ayrılması üzerine İstanbul’a geldi ve çeşitli yayınevlerinde redaktörlük ve editörlükle uğraştı. Meydan Larousse Ansiklopedisi’nde çevirmen olarak çalışan Ayhan, bir süre de Türk Sinematek Derneği’nde ve e Yayınları’nda çalıştı. 1974’te hastalandıktan sonra tedavisi için İsviçre’ye giden şair, burada beyin ameliyatı geçirdi ve üç yıl tedavi gördü. Ardından da 1977 yılında, Türkiye’ye döndü. Bodrum, İstanbul ve Çanakkale’de yaşadı.

 

Ece Ayhan ilk şiirleriyle birlikte eleştirmenlerin ve genel olarak şiir okurlarının ilgisini çekmiş, İkinci Yeni akımının en çok tartışma yaratan şairlerinden biri olmuştur. 1960’lı yılların başından itibaren yenilikçi ve genç şair kuşaklarını, özellikle Devlet ve Tabiat adlı kitabıyla, derin bir biçimde etkilemiştir. Türk şiirinin önemli şairlerinden olan Ayhan, İzmir Büyükşehir Belediyesi Gürçeşme Huzurevi`nde hayata veda etti.

 

ESERLERİ

Şiir Kitapları:

Kınar Hanım’ın Denizleri (1959),

Bakışsız Bir Kedi Kara (1965),

Ortodoksluklar (1968),

Devlet ve Tabiat (1973),

Yort Savul (Toplu Şiirler, 1977),

Zambaklı Padişah (1981),

Cok Eski Adıyladir (1982),

Sivil Şiirler (1993),

Son Şiirler (1993).

eceayhan-2

Anabasis (1) ama henüz değil…-ERGİN YILDIZOĞLU

n508942409_141883_6249

(Fotoğraf : NURİ BİLGE CEYLAN – UZAK filminden..)

ANABASİS  (1)  AMA HENÜZ DEĞİL…

Dieses
schmal zwischen Mauern geschriebne
unwegsam-wahre
Hinauf und Zurück
ın die herzhelle Zukunft (2) 

-I-

Adreslerini yitirmiş evlerin soğuk odalarına sığınır artık
Yetmişli yıllardan kalmış kırık melodiler,
Anlaşılmaz söylentilerle dolu sokaklardan kaçarak
Boyunları kırılmış başların kapalı gözlerinden uzakta ölmek için.
Eski tüfeklerin nostaljik ilgisi de koruyamaz onları,
Birileri bazen mırıldansa da nemli gözlerle rakı masalarında
Ya da bir reklam klibine sokuştursa bir başkası.
Arkalarında hiç bir şey kalmaz – Şimdi, Yarın, yıkılmış bir şeydir-
Yalnızca kanıksanan apseler ve “unutmanın tuhaf renkleri”…

Her gece, son kez, yeniden terk edilen bir travesti
Yırtık eteğini çekiştirir bacağındaki çürüğün üstüne doğru
Korkuyla bakarken aynadaki buğulu gözlerine taksi şoförünün
Dışarıda İngilizce reklam panoları, Arapça dualar- “II. Cumhuriyet”
“Bir an evvel eve dönsem… Kurtlar Vadisi. Kaçarsa, Yabancı Damat,…”
“Sigara içsem, dumandan rahatsız olur musun abla?”
Trenler bir ok gibi saplanır kasabanın tedirgin uykusuna
Gittikçe büyüyen, yayılan ve yakınlaşan bozkırdan fırlayarak
Zaten zor uyuyan çocuklar aniden uyanır ağlayarak
Duvarlar kireç rengidir, resim yoktur, yalnızca çerçevesiz aynalar
Ağza alınamaz günahlar işlenir yan odadaki adamın rüyalarında
Kadının solukları giderek hızlanır ve durur, titreşimleri ulaşınca trenin
Siyah bir inciri ısırır yakut gözlü sivri kulaklı siyah bir köpek
Sütünü akıtarak dişlerinin arasından kırmızı toprağın üzerine.

Masadaki adamın yüzünü aydınlattı boş beyaz kağıt
Bu odalar hep alkol, sigara ve biraz da soğan kokardı
Yağlanmaya başlayan saçlarını karıştırırken bir eliyle
Aklı kaleminin ucuna ulaşamadan kaçıp gitti
Bilmediği kadınların nemli, ılık bedenlerine doğru
Ve vakitlerin ne kadar çabuk tükendiğine dair bir şeylere
Halbuki sabaha karşı bile değildi, oda karanlıktı
Perdeyi okşuyordu, uzun etsiz parmaklarıyla
Adamı ve ipi bekleyen erguvan ağacının gölgesi…

(…)

Yazın sonuydu, ama henüz kış değildi.
Gizleyen örten beyaz sessizliğiyle kış…
Üstelik su yoktu ve belki de artık hiç olmayacaktı…

-II-
Sokak lambasının sodyum ışığında
Dans ediyordu, ağzından çıkarken sigaranın dumanı
“Ah! Ruhunun onu çoktan terk ettiğini sanıyordu”
Sonra durdu ve saydamlaştı – ironileri bile yavanlaştı
Bir özne değildi artık, giderek bir bireye dönüştü.
Yıllar önce yola çıktığı limana mı geri dönmüştü?
Ama, bir gemi yoktu orada, demir almayı bekleyen
– Yalnızca katran rengi bir nehir ve tek bir kayık-
Başını kaldırıp da, eğer cesaret edebilirse,
Ufka baktığında, yabancı, yabanıl haritasız bir menzil
Dönüp, arkaya baktığında
Artık ne bir yeri, ne de kimseyi tanıyordu…
“I have neither hope nor trust…

My heart is a handful of dust”(3)

İşte tam da bu noktada başlanır
-Şaşkınlık ve derin bir kafa karışıklığı-
“yukarı doğru ve geriye” sürgünden,
Tırmanmaya yamacı, “yüreği-aydınlık geleceğe” doğru
– Dostluk- dayanışma ve sadakat –
“Ben”i, “Biz”e dönüştürmeyi, ama ayrımı kaybetmeden
“Hep birlikte” Evet “hep birlikte”
ve kaçınılmaz şiddeti baştan kabul ederek (4) .

 

ERGİN YILDIZOĞLU

 
(1) Xenophon, The Anabasis , MÖ 399-401, (On binlerin Dönüşü)Yokuşu tırmanmak, eve dönmek- sürgünden, dönmek üzere gemiye binme. (2) Paul Celan, Anabasis, Die Niemandrose, 1963, Paul Celan Selected Poems (Micheal Hamburger çevirisi) Penguin, 1998 içine, sf 203. Bu dar işaret duvarların arasında/ geçilemez – doğru/ Yukarı doğru ve Geriye/yüreği aydınlık geleceğe doğru. (İngilizce’den benim çevirim).
(3) Alfred Lord Tennyson, Maud, I, II
(4) Paul Celan’ın Anabasis şiırini burada kullanabilmeyi Alain Badiou’ya borçluyum: The Century, Bölüm -8, “Anabasis”, Polity, 2007

erginyildizoglu-1

Eskişehir,Nice,Göteborg

İçi boş elbise poşetleri ,
Elsiz mankenler ,
Boş dolap , binlerce askı ,
Çarşafsız yatak ,
İçinde bir damla içecek su olmayan ev ..

Marketler ,
Kaldırımlar ,
Olabileceğin en kötüsü ,
Pire için yorgan satın almak ,
Sahip olmadığını kaybetmek ,
Üzülmek …

Ben kaybetmeyi arzulayacak kadar
istemiyorsam eğer ,
Hiç istemiyorumdur .

Bir kez olsun düşünmeyi dene ,
Bir kez olsun ekrana değil ,
Toprağa bak ,
Islak .

Peki senin hayatının konusu ne ?

Kendi filmlerinin yıldızları
güzel şarkılarla güneşe yürürken ,
İşsiz bir figüran olarak tek isteğim var .
Önümden geçmeyin .

Şiir :Altuğ Altan