Archive for the ‘Şiir’ Category

Hayatı doğrulamalıyız seninle- İNÖNÜ ALPAT

HAYATI DOĞRULAMALIYIZ SENİNLE

Bitti bitecek arkadaşlığı değil

Sarsılmaz dostluğu

İkincisini tabi..

 

Çocuklar gibi sığınmayı değil

Seni çocuğum gibi sevmeyi

İkisini de..

 

Omzuna kapanıp ağlamayı değil

Omzunda vurulup ölmeyi

İkisini de..

 

Gözlerimle sana bakmayı değil

Gözlerimle ufkunu açmayı

İkisini de..

 

Dizlerimde yalnızlığı yenmeyi değil

Dizlerimde sevinci bulmayı

İkisini de..

 

Çocuksu yalanlar söylemeyi değil

Yalansız yaşamayı

İkisini de..

 

Yanlış ilişkileri değil

Taşralığı saflığı , saf aşkı

İkincisini tabi..

Seninle hayatı doğrulamayı..

İNÖNÜ ALPAT

(Kendini Anlatırsa Bir Kız , BELGE Yayınları – 1993)

DSCF4299

İKİ DÜŞ ARASINDA BEKLENTİ – EDİP CANSEVER

İKİ DÜŞ ARASINDA BEKLENTİ 

ablan çiçekli şapkalar yapıyor mu gene
üzerine buğulu yaz tülleri yerleştiriyor mu
kadife sesleri, ibrişim kokuları
dolduruyor mu dört bir yanı
küçük küçük güneşler halinde
makaslarda geziniyor mu parmak izlerin
onca uzaklığındaki ben
geçiyor muyum belli belirsiz
gözlerinin iç denizlerinden
nasıl mı
nasıl yaratılmışsa boşluk
kendine bakan irice bir vişneden.

hani elini alnına koyup
daldığın olurdu ya bazen
dalgınlığının ipekli giysinle birlikte
hiç değişmeyen bir hışırtısı olurdu ya
kime duyuruyorsun o sesi şimdi
kime
– yokluğuma bakarak
çizilmiş bir taslak gibi
uçup giden bir taslak gibi
dağılan, toz olan bir taslak gibi –
 
pencerenden baktığında – ara sıra –
– ah bu kımıltısız yaz uzaklıkları –
sana küçük küçük armağanlar verilirdi de sanki
sen onları (sözgelimi bir tümsek,bir yavru karga,yere
düşen bir yaprak,ağır ağır yayılan bir duman
parçası – şapkaların birinden kopmuş bir
kurdele? olabilir – karşı pencerede bir
ayna, bir sürahi; birbirine karışmış iki tek
gözyaşı gibi)
dolduruyor musun çantana özenle
çantana,çekmecene,ne bileyim,hiçbir yere belki de
işte,tıpkı,dilsiz bir kadın sana bir şey söyledi
söyledi de
yineler gibisindir kendi kendine.

anımsıyorum bir de
senden biraz ötede birtakım devinimler
görüyorum nerdeyse – gövdenin çok yakınında –
sen onları tutup tutup bırakıyorsun
demirin pası kavradığı
bir yavaşlıkla
bunlar ellerin senin, kirpiklerin , ağzın aslında
dağılıp yitiveriyor birden hepsi
‘bu benim kayganlığım’ derdi bir balık olsa
ama sen diyemezsin,ben de diyemem
çünkü sen yoksun,ben de yokum
ya da biz ikimiz de varız,varız da
bekliyoruz sanki düşlerimizden birinin yargısını
bakışımlı iki düş arasında

işte,şimdi,şu anda
yaşamın aynasında – ah şu küçük yaz uzaklıkları –
bir terzinin yeni bitirdiği bir giysiyi
seyretmesi gibi uzun uzun
bakıyorsundur – bakışlarına sığan ne varsa –
öyleyse
iliştirir misin göğsüne
bir çiçek uzatsam – uzatmak denirse buna –
gülersin alırken – sahiden güler misin –
biliyor musun seni ben
görmedim hiç gülerken
gülsen de pembesi bol bir resim yapıyorsun gibi gelir bana
gittikçe koyulaşan – kendini dışa vuran irice bir vişne ?
neden olmasın –
ya ağlarken gördüm mü, hayır, görmedim
gördüğüm yalnız
nasıl yansırsa buğulu bir cama bir elma
öylece bir şey
şunu da söyleyeyim,sen benim
bilmemin başlangıcısın olsa olsa.

çiçekli şapkalar, buğulu yaz tülleri
şimdi hepsi birden – uzaktan uzağa –
bir çocuk ağlaması gibi
her şey bir çocuk ağlaması gibi
her şey,ama her şey
bir çocuk ağlaması gibi
her şey ,her şey, her şey.

EDİP CANSEVER

edip-1

Senin İçin..- YILMAZ ODABAŞI

Senin İçin

“Her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni,
yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin,
gelişigüzel bir nesne, bir iskemle gibi,
yazla birlikte biten kısa bir tatil,
çekmecede bir kart gibi bırakıp gittin…”
-L. Aragon -

 
Senin
için
yaz,
hep aynı bulutlarla geliyor.
Gönlüne sokulan yeşiller sararıyor
ve yazgısı iklimlerin
hep daracık pencerende kalıyor…

Senin
için
şu upuzun sokaklardaki daracık bahçelerde
kısacık güller oturuyor;
sahillerde takalar,
şehirlerde kışkırtıcı sevinçler dolaşıyor…

Senin
için
yalnızlık,
kalbine kırbacıyla giriyor
eski güftelerin sözleri birden ayaklanıyor…

Senin
için
odalar, sofalar utanıyor;
o saat bulvarlara serseri yağmurlar yağıyor…
Yağıyor…
Sen eskiyen bedenini kederle ovuşturuyorsun;
sen şehrin dinmez uğultusunda
geceye şarkılar söylüyorsun…

Senin
için
yoksul ve mahcup evlerde fokurdayan demliklerin buğusu
gözlerine düşüyor;
anılar defter sayfalarında kurutulmuş çiçekler gibi susuyor…
Susuyor!

Senin
için
terk edilmiş bir adam şimdi şiirler yazıyor;
göğsünde yerin bomboş duruyor…

/Herkes seçti adamını ey kadın
Herkes sana bıraktı yalnızlığını! /

Senin
için
sensiz her günümü bir yüzyılla saydım,
yeni bir yangına milat var artık;
düştü tetiği yüreğimin yığıldım kaldım.. 

YILMAZ ODABAŞI

yilmazodabasi-2

Bir düşün içinde bir düş.. (A dream within a dream..) – EDGAR ALLAN POE

BİR DÜŞÜN İÇİNDE BİR DÜŞ

alnına konsun bu öpüş!
ve  şimdi senden ayrılırken,
itiraf edeyim ki-
günlerimi bir düş
sayarken yanılmıyorsun ;
ama , umut gitmişse uzaklara
bir gece ya da bir gün
bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın
fark eder mi bu yüzden?
bütün gördüğümüz ve göründüğümüz
yalnızca bir düşün içinde bir düş.
kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının
haykırışları içinde duruyorum:
ve altın kum taneleri tutuyorum avucumda-
ne kadar az! ama nasıl da
süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlere
ben ağlarken- ben ağlarken!
ah tanrım! daha sıkı
tutamaz mıyım onları?
ah tanrım! tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan?
bir düşün içinde bir düş mü
bütün gördüğümüz ve göründüğümüz? 

EDGAR ALLAN POE (19 Ocak 1809 – 7 Ekim 1849)

poe-1

A DREAM WITHIN A DREAM

take this kiss upon the brow!
and, in parting from you now,
thus much let me avow-
you are not wrong, who deem
that my days have been a dream;
yet if hope has flown away
in a night, or in a day,
in a vision, or in none,
is it therefore the less gone?
all that we see or seem
is but a dream within a dream.
i stand amid the roar
of a surf-tormented shore,
and i hold within my hand
grains of the golden sand-
how few! yet how they creep
through my fingers to the deep,
while i weep- while i weep!
o god! can i not grasp
them with a tighter clasp?
o god! can i not save
one from the pitiless wave?
is all that we see or seem
but a dream within a dream? 

EDGAR ALLAN POE

poe-2

Kuzgunların şairine : ‘kuzgunlar yalnız yaşarlar.. onları birleştirmek zordur..’ – CROWS ZERO (Takashi Miike)

‘iyi olsun her şey , belki bir kuş daha konar yollarımıza..’ diyen İKİZİME : Kuş koysunlar yoluna..- Nilgün Marmara

KUŞ KOYSUNLAR YOLUNA

Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu?
Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum,
kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer.’.. Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü ben’im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! Paniğini kukla yapmış
hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir. Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
“Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” bir çocuk demiş. 

NİLGÜN MARMARA

nmarmara-2

Edip Cansever’in ‘Ben Ruhi Bey Nasılım’ şiirinden..

BEN RUHİ BEY NASILIM ?

edip-1

 

‘..Korkmuyorum artık solmaktan
Solmaktan ve solgunluktan
Gelmişim nerelerden böyle
Kurumuş bir dere yatağı gibi
Ya da pek kurumamış da
Baygın, hasta ya da cançekişen
Çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında
Ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini
Yorgun düşerek taşımaktan
Ve ne çıkar ayırmasam kendimi
Suların büyük içkilere kavuştuğu koylardan..
 

Koylardan
Kapsayan o sevimsiz, o küçük aşkları da
Eskiyen turunçlar gibi ilk rengini pek aratmayan
Ayırmasam kendimi
Diyorum ayırmasam
Köhnemiş bir geminin -izine pek rastlanılmayan-
İçindeki bir yolcudan da, değerli taşlarla dolu cepleri
Cepleri yüreği cepleri
Ayırmasam da ben
Kim görürdü o yolcuyu, yani kim farkederdi beni
Sıradan acılardır çünkü bütün ilgileri toplayan
Oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan
Bu kımıltısız gövde
Görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi
Görülmediği gibi gündoğumundan havalanan kuşların
Ya da bir oda kapısını açtığınız zaman
O müşiş öğle sıcağında
Pencerenin önünde örgü ören birinin
– Örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-
Görülmediği gibi
Ama var mıydı sanki görülmek isteyen
Var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden..

……

Nerdeyim
Kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim
Para bozduranların az çok bildiği
Adres soranların gene bildiği
Bir sokakta bir aşağı bir yukarı
Saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği
Amansız bir güceniğim..’

EDİP CANSEVER

Bir Sözcük..- Yannis Ritsos

euginedelacroix-liberty

(Resim : Liberty – Özgürlük , Eugène Delacroix , 1830)

BİR SÖZCÜK

 

Bir şey bilmiyorum – dedi – bir şeyim yok, bir şey değilim
buradaysam, dünyanın içinde, çakılmış bir büyük kanatla göğsüme,
o’dur öğrendiğim tek sözcük, söyler ağlarım-
onu tanıyorum, onunla varım, onu haykırırım rüzgâra-
uykusuz ıssız gecelerde öldürenlerin öğrettikleri
onca taşın taşlanmanın altında – yalnız bir sözcük:
Özgürlük, Özgürlük, Özgürlük.

 

YANNIS RITSOS

(Çeviren : Ahmet Yorulmaz)

yannis-1

Flaş.. – Edip Cansever

FLAŞ 

……………….
Yaşlandık da ondan mı
Susarak katlanıyoruz her mutsuzluğa
Saatlendiriyoruz günü
Bölüyoruz dakikalara
Bir hiç oluncaya kadar bölüyoruz onu.
Bölüyoruz yani bütün mutsuzluklara
Bir yaprak saniyesi geçiyor usul usul
Penceremizden
Mavi mavi hatmiler parlıyor dışarıda
Dışarıda küçük bahçemizde
Ayak izleri gibi gökyüzünün
Hatmiler
Bırakıyoruz bu sessiz uyuma kendimizi
Derken bir mavi damar, bir dudak büküş
İyi anlaşılamayan bir ses sokaktaki
Çırpına çırpına yükselen duman
Bir tutam saçın öne düşüşü
Sanki bir sardunya bir yaz boyu ne kadarcık uzarsa
Kaça alınırsa bir tükenmez kalem
Doluyor içimize öyle
Hayatın birdenbire anlaşılması gibi bir duygu gürültüsü
Yağmur yağacak.

…………………………….

Yorulduğun zaman söyle
Susalım, hiç konuşmayalım istersen
Sussak da, hiç konuşmasak da, sözlerin senin
Açık denizler gibidir zaten elimde
Her zaman ama her zaman bir kıyıyı sezdiren
Hatırlıyorum da kelimelerini bir bir:
Şairlerin flaşları kalpleridir
Dışarıya da parlamalı biraz
Kaldı ki ben içimde gezinmekten yoruldum
Sensin, iyi anlarsın beni
Gözlerine başka türlü bakıyorum
Ben bütün gözlere başka türlü bakıyorum şimdi
Nemli bir tülbent olup buğulanıyor
Ve yaslı ve mahzun
Ve devrilmiş bir boya kabı gibi de yoğun
Memleketimin gözleri
Yağmur yağacak.
……………………..

EDİP CANSEVER

edip-3

Zamanla.. – Süreyya Berfe

DSC02053

Zamanla

Düşününce uzaklarda olduğunu
öyle uzuyor ki zaman…
Bugün ne?
Hafta bitti bile.
Bana sorarsan daha günler var.
Ne acı
günlerle ölçülüyor ayrılıklar.

Duyunca uzaklarda olduğunu
öyle duruyor ki zaman…
Saat kaç?
Gün bitti bile.
Bana sorarsan daha saatler var.
Ne tuhaf
saatlerle ölçülüyor ayrılıklar.

Bilince uzaklarda olduğunu
öyle ağırlaşıyor ki zaman…
Güneş doğdu mu?
Sabah bitti bile.
Bana sorarsan birkaç dakika var.
Ne korkunç
dakikalarla ölçülüyor ayrılıklar.

SÜREYYA BERFE

Bırakıp gittin beni..- Louis Aragon

 

DSC04743

BIRAKIP GİTTİN BENİ

bırakıp gittin beni bütün kapılarda
bütün çöllerde tek başıma kodun
şafakta arayıp öğle vakti yitirdiğim
vardığım hiç bir yerde değildin
sensiz bir odanın sahrasını nasıl anlatsam
hiçbir şeyin seni andırmadığı bir pazar kalabalığını
denizde dalgakırandan da boşluğunu bir günün
seslenip de senden cevap alamadığım sessizliği

bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz
her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni
yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin
düşen hep ben oldum en küçük kımıldanışında senden

başını çevirdiğin için ağladığımı görmedin hiç
bana bakıp görmediğin için
ben yokken içini çektiğin için

ayağına düşen gölgene acıdın mı hiç sen ?

LOUIS ARAGON