Archive for the ‘Müzik’ Category

‘Bir çocuk , bütün oyunlara yazılır’

İnsan, varlığını sürdürebilmek için önce şeylere değer biçti -şeylerin anlamını o yarattı, insanca bir anlam yarattı. Bu yüzden ‘insan’ diyor kendine; değer biçen demektir bu. -Friedrich Nietzsche

kendisi ile ilgili bir hikayeyi anlatmaya başlarken, tarihleri saatleri tam olarak veren insanlara her zaman hayranlık duymuşumdur.. kitaptan okur gibi  yaşadıklarını  an be an  anlatan arkadaşlarım vardı.. benim için ise  3 cümleyle özetlenebilecek  birşeydi herşey.. daha fazlasına içim razı olmazdı anlatmaya.. nedense hep kendime saklardım..  ama insanın öyle herşeyi de anlatılmaz ki canım.. örneğin aşkı anlatmaya kalkışsam.. bana göre ; aşk akan bir nehir gibidir her baktığında gördüğün başka bir su’dur.. oysa biz hep aynı suya baktığımızı sanırız.. aşk akan bir nehirde, hep aynı suya bakamamaktır.. nehrin suyu hep akar ve değişir..  her gün yenilenen birşeydir.. o yüzden de hep  aynı değildir..  bir an severken, bir an nefret ederken, bir an özlerken, bir an kaçarken, bir an onsuz yaşayamamaktır.. o yüzden de anlatamamaktır..

ama bugün bir enteresan bir gün’dü… geçmişten bir sürü anı karşıma çıktı.. filmleriyle birlikte..
1990′lı yıllardı .. köprü üstü aşıkları filmi.. Yönetmen ve senaryo  Leox Carax .. Fransız Devrimi’nin 200. yıl kutlamaları için restore edilmeye başlanan Paris’in en eski köprüsü olan Pont-Neuf, sokağa düşmüş alkolik bir sirk cambazı olan genç Alex  ve başarısız bir ilişkinin ardından çektiği üzüntünün giderek körleştirdiği güzel ressam Michèle..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

juliette binoche’u ilk  defa o filmde izlemedim tabii. ondan öncesi varolmanın dayanılmaz hafifliği’nde benim hayata çok yakıştığım, ve yaşamımın o en  anlaşılır  dönemlerine yakışan bir güzel filmin ortasında rastladım.. ve benim de hayatımın kadınlarından biri oldu..  evet  aslında biz kadınların da, hayatının kadınları vardır.. bir kadın aslında hiç sezdirmeden başka bir kadından feyz alır durmadan.. yolunu çizerken.. seçimlerini yaparken.. birini severken..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

köprü üstü aşıkları olağanüstü filmini ise anlatmak yetersiz kalır.. keşke bir kere daha izleyebilsem.. bir ara çok uğraştım ama ulaşamadım hiç bir yerde.. sonra o da hayatımdaki her şey gibi silikleşti.. keza dalgaları aşmak filmi de öyle.. Yönetmen Lars Von Trier..  daha sonra müptelası olacağım yönetmenim.. ve tabii ki  Emily Watson bir düş gibiydi..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

sinema sanırım bir ritüel benim için.. bir filme başlarken daha yaşadığım  heyecan kadar sonrasında yaşadığım o yıkanmak, yenilenmek ve başka dünyalara dahil olmak,  ancak tek bir kelimeyle anlatılabilir..huzur..  benim sinemalarım daha sonra da hiç bitmedi.. hep üstüne eklendi..

şu anda ezginin günlüğü ‘rüya’ şarkısını söylüyor.. tatlı bir esinti gibi..

‘Bir kuş uçar gökyüzünde süzülür
Bir çocuk bütün oyunlara yazılır
Bir gül kokar, tüm çiçekler ezilir
Bir tel kopar, ahenk ebediyen kesilir…’

‘TAFLAN’

Güneşe Yolculuk, “Senem” vakti…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Teknolojiden hiç bir vakit hazzetmedim diyebilirim. Ama yoğun haftaları geride bırakırken ekranın ışığından istifade ederek okuduklarım ve dinlediklerim katlanmam için yeterli neden oluyor çoğunlukla.

Senem Diyici’nin fon olduğu okumalarda, okumaların fon olduğu türkü dinlemelerine dönüştü zaman(ım).

Müziksiz olarak dinlediğim nefis İstanbul Türküsü, halk müziği ile caz ezgilerini harmanlayan ve bu şehirde dünyaya gelen sanatçıyla tekrar haşır neşir olmama sebep oldu, iyi ki de oldu. Senem Diyici, Küçük yaşta müzik dehası farkedilir ilkin. 10 yaşındaysa İstanbul Konservatuarı’na başlamasıyla perçinlenir bu yetenek. Ruhi Su ustanın ışığıyla beslenir uzun bir vakit. Hatta Ruhi Su dinlerken onu ararsınız müzikte farkında olmadan.

Yurtdışında yaşamını sürdüren ses-nefes eğitmeni sanatçı, ülkemizde de bir çok konser vermektedir. Aynı zamanda Senem Diyici ve Alain Blesing,  2011 yılı içerisinde “Wonderbike Tour” ismiyle hızla kirlenen dünyamıza vurgu yapmak amaçlı 10′u aşkın Avrupa ülkesini bisikletleriyle katederek yol üstündeki bir çok köyde konser verme planları ile yollarına devam etmektedirler.

Anadolu’yu köy köy dolaşıp biriktirdiği yüzlerce türkü oluşturur. Çeşitli ürünler verir, müzik haricinde de. 

tell mı trabizon albümü dikkate değerdir, bunun yanında Güzeller Duası sayısız dinlenebilecek güzellikte bir türküsüdür, şiddetle tavsiye olunur, huzur için…

‘HERDEM’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘hiçbir şarkıdan kaçmayacaksın’

bu ara tek yol arkadaşım şarkılar. bir adım ötemi görmediğim bir yolda onlara tutunarak el yordamıyla ilerliyorum. öyle çok da değil, üç beş şarkıdan bir dünya kurdum kendime. sabah kalkıyorum başlıyorum bir tanesiyle, sonra sırasıyla diğerleriyle yola devam ediyorum. bitince yeniden en başa dönüyorum. bir şarkıya daha ihtiyacım yok. tam ihtiyacıma göre üç beş şarkılık mütevazı, kendi halinde, kalender bir playlist. bazen iç geçiriyoruz birlikte, bazen dertleniyoruz, bazen neşemiz yerine geliyor. ben ve şarkılarım kendi küçük dünyamızda olabildiğince mutlu, çoğunluk hüzünlü, yer yer bulutlu, yer yer güneşli, geçinip gidiyoruz. elbette bazıları var ki biraz daha sık çalınıyor. ismini söyleyip de diğerlerini daha az önemli gibi göstermeyeyim ama bazen kimseye çaktırmadan bütün gece arka arkaya aynı şarkıyı dinliyorum. hatırlattıklarını seviyorum. hatırlattıklarına üzülüyorum. hatırlattıklarını unutmak istemiyorum. aynı şarkıyı tekrar tekrar dinlerken vaktin birinde  içimden geçen duyguların altını çizip çizip duruyorum. o duygular an gelip ruhuma kalbime yük de olsa, bir türlü dinlemekten vazgeçemiyorum. daha önce de yazmıştım, takıntı gibi bir şey bu benim için. ben ki hayatta hiçbir şeyin tiryakisi olmayan biri olarak hayatımda ilk kez bir şeylere nedensiz bağlanıp onlarla vedalaşmamak konusunda inat etmenin ne menem bir şey olduğunu görüyorum. istemsizce aynı notaların beynimin içinde dönüp durmasından sadistçe bir zevk alıyorum. bıkmak diye bir şey de yok. ki beni hayatta en çok bıktıran şey tekrar da olsa, bunca tekrarın beni nasıl olur da bu ana kadar yıldırmadığına şaşıp kalıyorum. bir süredir bu döngüden çıksam mı, yoksa gittiği yere kadar devam etsem mi diye düşünürken bugün bir yazı çıktı karşıma. sanki yazının içinde bana sunulan bir cevap olduğundan eminmiş gibi hızlı hızlı okurken, bir paragrafta takılıp kaldım. daha ondan önceki paragrafı okurken altta gözümün kenarıyla yakaladığım “şarkı” kelimesinden bir şeylerin yaklaşmakta olduğunu anlamıştım ama bu pek muhterem paragrafın üzerimde gökten zembille inmiş bir hediye, hatta vahiyle gelmiş bir kutsal kitap etkisi yaratacağı aklıma gelmemişti. kafamı yukarı kaldırıp içimden geçeni söyleyebilseydim belki anca böylesi “cuk” bir şey hazırlayıp gönderebilirdi yukarıdaki sevgili dostlarım. okudum. bir daha okudum. başa gittim. yazıyı en baştan bir daha okudum. o paragrafa gelince yavaşladım. tane tane okudum. içimden okudum. dışımdan okudum. alacağımı aldım. en çok bu yüzden şu anda fonda yol arkadaşım üç beş şarkılık playlistim belki bininci kez çalıyor. durması gerektiği zamana kadar da çalacak gibi görünüyor.

 ‘lucy in the sky’

“Hiçbir şarkıdan kaçmayacaksın. Üstüne üstüne gideceksin seni en fazla yakan, seni en fazla korkutan şarkıların, sözlerin. Kaçmadan söylenenlerden; başa alacaksın bütün o şarkıları. Yeri gelecek haftalarca, aylarca sabah akşam aynı şarkıyı, aynı şarkıları dinleyeceksin. Çileci bir keşiş gibi tekrarlayacaksın, dolayacaksın diline onları. Tekrarladıkça, korkmamaya başlayacaksın o şarkıların getirdiklerinden, hatırlattıklarından. Bir bakacaksın; korkularınla dost olmuşsun çağıra çağıra yanına, yamacına. İyi geçinmeyi öğrenince korkularınla, şarkılarla sana ebedi bir gençlik, mümkün mertebe uzun bir gençlik armağan edilecek. Hemen yaşlanmayacaksın öyle.” Ahmet Tulgar / Romantik gerçek

Yazının tamamını merak edenler için:

 http://jiyan.org/2011/05/romantik-gercek-ahmet-tulgar/

Hiç bitmez Pinhani şarkıları.

Yalnız kaldıysan, kalkıp pencerenden bir bak 
Güneş açmış mı, yağmur düşmüş mü 
Dön bak dünyaya…

Sahnede Pinhani. Kulaklarımdan içeri sızıp beynimi ele geçiren şarkısını söylüyor Sinan: Dön Bak Dünyaya. Öylece kalabalığın içinde duruyorum. Bazı şarkılarda aynen böyle kalabalığın içinde öylece durmak gerek diye düşünüyorum. Bir şey yapmadan, içkinden yudum almadan, kimseye sesini duyurmaya çalışmadan, şarkıya bile eşlik etmeden öylece durmak. Kelimelerin, notaların, Sinan’ın sesinin kulaklarından içeri sızıp beynini ele geçirmesine izin vermek. 

Bundan beş yıl önce uzun bir ayrılıktan sonra memlekete döndüğüm zamanlarda tanışmıştım Pinhani’yle. Yılların Türkçe hasretiyle Türkçe yazılmış ne varsa dinlediğim günlerde duyar duymaz alıp kalbimin bir köşesine özenle yerleştirdiğim Pinhani şarkılarıyla o gün bugün aynı yolun yolcusuyuz. Arada döner döner dinlerim. Hiç bıkmam. Hiç eskitmem. “Yenisi ne zaman” diye meraklanmam. Çünkü Pinhani şarkılarını bir kere dinlemek yetmez bana. Şarkı tam biter, hemen başa dönerim. Bazen her seferinde başka bir şarkı dinliyormuş gibi başka başka kafalar yaşarım. Bazen ilk dinlediğimde hissettiğim şey her dinlediğimde katmerlenir, artar. Yükselip öyle bir noktaya varır ki beni ancak aynı şarkıyı bir kere daha dinlemek kendime getirir. Pinhani şarkılarını fonda çaldıkları anı dondurmak ve daha sonra canım istediğinde çözüp tekrar tekrar yaşamak için de kullanırım. Şarkılara binip o an’a giderim. Zamanda yolculuk ederim. Bazı şarkılarınsa başı sonu yok gibidir. Sonsuza kadar kesintisiz dinleyebilirmişim gibi gelir. Bu Pinhani’nin tetiklediği obsesif kompulsif bozukluk gibi bir şeydir. Tedavi olmam gerekmez. Bozukluğumu severim. Bozukluğum bana iyi gelir.

‘lucy in the sky’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HUZUR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HUZUR

Bülent Ortaçgil nasıl bir çağrışım yapabilir zihnimizde? Ben de yapıyor ; bunu dillendirmek gerekirse isim de verebilirim: Birsen Tezer.

Huzur bulmak ve müziğe kendini kaptırabilmek için onun büyüleyen sesine kulak vermek kafidir. Bir reçete olarak algılayın bunu, mümkün olduğunca mübalağasız anlatmaktan yanayımdır ama Birsen Tezer’i anlatmak için mütevazi kelimelerden uzak duracağım bir nebze.

Caz’ın sevilen ismi Birsen Tezer yorumlu Ortaçgil şarkıları ile tanışıyoruz kendisiyle. İstanbul’da yaşayanların ve müzikle ilgili olanların muhtemel bildiği mekanlardan biri olan İndigo’da çıkıyor bildiğim.

Bir tanışma girizgahı yapalım evvelinden;

Ortaokul yıllarında müzikle tanışıp lisans eğitimi de müzikten yana kullanarak yoluna devam eder. En büyük hayallerinden biri olan müzik aleti çalmak’ta tercihini Kanun’dan yana kullanan sanatçı, Bodrum’dan sonra İstanbul’un çeşitli mekanlarında bir çok performans sergiler. Bülent Ortaçgil’in Light adlı albümünde bir araya gelirler ilkin. Sonraları bir çok çalışmada yan yana görmek mümkündür.

Bana kalırsa Çığlık Çığlığa şarkısını Bülent Ortaçgil’den daha güzel icra edebilen muhteşem sestir kendisi. Kendi bestelerinin yanı sıra Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur ve İlhan Şeşen eserlerini de yorumlayan Tezer’in 2009 yılında dinleyicilerle buluşan albümü CİHAN ile ilgili detayları şuraya iliştireyim;

Birsen Tezer – Ask Bu Degil
Söz: Rüstü Sardag     Müzik: Avni Anil
Birsen Tezer – Balikesir
Söz & Müzik: Zafer Cinbil
Birsen Tezer – Bilsen
Söz: Birsen Tezer    Müzik: Erkan Ogur
Birsen Tezer – Çal Kapimi
Söz & Müzik: Birsel Tezer
Birsen Tezer – Çiglik Çigliga
Söz & Müzik: Bülent Ortaçgil
Birsen Tezer – Degirmenler
Söz & Müzik: Bülent Ortaçgil
Birsen Tezer – Di Gel Yanima
Söz & Müzik: Ilhan Sesen
Birsen Tezer – Istanbul
Söz & Müzik: Birsel Tezer
Birsen Tezer – Seher Vakti
Söz: Birsen Tezer     Müzik. Erkan Oguz
Birsen Tezer – Sus Pus
Söz & Müzik: Birsel Tezer

Sanatci: Birsen Tezer
Albüm Adi: Cihan
Albüm Tarzi: Folk
Albüm Dili: Türkçe
Yapim Sirketi: Kalan Müzik

Kalite: 320 KBits
Yayinlanma: 01/07/2009

Onun varlığı ile tanışmanın bir şans olduğunu düşünüyorum, ben de duymak isterim diyenler için bu akşam 20:00 civarında Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde olmanız kafi. Kaçıranlar için güzellik niyetine 9 Nisan’da Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde dinlenebilir,

Huzur için tavsiye olunur ,

Sevgiler.

‘HERDEM’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

‘ondan sonra her şey bulanıktı..’ : IAN CURTIS..

‘ian sadece duymak istediğini söylerdi’ diye anımsıyor morris.. ‘bir spiral içindeydi , ve durumu kötüye gidiyordu.. bazen düşünüyorum da yapabileceğimiz en iyi şey ‘bak , sen kendine gelene kadar yaptığımız şeye bir ara verelim’ demek olurdu..

ian bir seferinde arayıp ‘hollanda’ya yerleşip bir kitapçı açmak istiyorum’ dedi , 5 dakika sonra ‘hadi ama cumartesi bradford’dayız..’ dedi.. tek bir konuşmaydı ve hiçbir zaman gerisi gelmezdi..

sumner’in hatırladığı şekilde ‘çok kararlı bir insandı..’ ‘bir şey yapacak olursa kesinlikle kimseyle paylaşmazdı.. bir kere hatırlıyorum provadan döndüğümüz zaman bir mezarlığın yanından geçerken ‘bak eğer geçen hafta başarsaydın ismin şu taşların üzerinde yazılı olacaktı’ dedim.. insan gerçekten bu konuda düşünmek istiyordu.. ama o ‘ha , evet’ diyerek geçiştirdi.. cevapla bir bağlantısı yoktu..

joy division çalışmaya ‘love will tear us apart’ için bir klip çekerek , birmingham üniversitesi’nde canlı bir gösteriyle , yeni demoları kaydederek ve 20 mayıs 1980’de başlayacak amerika turnelerine hazırlanmakla devam etti..

18’i cuma günü grup yeni sahne kıyafetleri için alışverişe gitti.. ertesi gün curtis , barton street’teki evinde kendini öldürdü..

ailesi ve arkadaşları için yıkıcı bir darbeydi bu.. ‘ondan sonra her şey bulanıktı’ diyor hook..’

‘KARANLIK YILDIZ : JOY DIVISION ÜYELERİNİN GÖZÜNDEN IAN CURTIS’İN SON GÜNLERİ’ , Çeviri : ANIL KAROL..

(bu röportaj ve daha fazlası için ‘UNDERGROUND POETIX’in 7. sayısını tükenmeden hemen edinmelisiniz..)

KARMATE , Nayino..

‘sevenlerine müjde.. karmate fazla ara bırakmadan ‘nani’ albümünden sonra yeni bir albüme imza attı : ‘nayino..’

albüm raflarda yerini alalı bir kaç hafta oldu sanırım , haberini vermek ancak şimdiye kısmet oldu.. resul dindar’ın kendine has sesi ve tarzıyla karmate yine türküleri nakış gibi ince ince işlemiş yüreklerimizde birer sevgili gibi yerleri olsun diye.. resul dindar , ismail avcı , oktay üst , gökhan özkan , muhterem sur , yıldırım yalçınkaya’dan oluşan karmate grubunun ‘nayino’ albümüne grup dışından da yaklaşık 23 kişilik bir müzisyen , sanatçı grubu destek verip katkıda bulunmuş..

albüm de  toplam 17 şarkı , türkü var.. benim tutulduğum parçalar açılış parçası olan yağmur ve albüme adını veren ‘nayino’ parçası.. ha 17 parçadan ikisine mi tutuldun sadece ya diğerleri nasıl diye soracaksanız şunu diyeyim diğerleri de kaçkarlar kadar güzel ve hüzün dolu , karadeniz’in dalgaları gibi hırçın ve neşeli..

albümü gördüğümde asık suratım birden gülücüklerle doldu yerimde duramaz oldum.. reis’e hemen bir mesaj çaktım golü attım kendisine , müjdemi isterim dedim.. o da heyecanlandı hemen.. zaten kimse benle , reis’in anlamaz karadeniz müziklerine olan aşkımızın nedenini.. gerçekten ikimizin de karadenizle bir ilgisi yok kültürel bazda ya da memleket olarak.. ben güneyliyim , reis orta anadolu’dan ama ikimizde karadeniz türkülerinin , horonlarının hastasıyız hastası..

neyse fazla traşa gerek yok seçkin ve güzel müziklerin adresi ‘kalan müzikten’ çıkan bu albümü tükenmeden gidip alalım ve karmate’yle özgürlüğe , emeğe , paylaşıma , ortaklaşmaya , sevgiye , aşklara yelken açalım..’

 

Crockett..

 

KARMATE , Nayino.. 

1- Yağmur

2- Nayino

3- Kız Horonu

4- E Asiye

5- Hasta Oldum Derdune

6- Çhela

7- Sevdaluk

8- Yaylalar

9- Arabanun Egzosi

10 – Oy Çalamadum Gitti

11- Halanun Dereleri

12- Gandagana

13- Verteri

14- Dereler Akar Akar

15- Ela Gözli Sevduğum

16- Arja Bargış

17- Hopşera

 

Albüm Kapağından : 

‘karmate emeği ve paylaşımı simgeler.. emek ve paylaşım ise dostluğu , kardeşliği.. insan elinin değdiği her şey bozulurken günümüzde , bizler kültürel değerlerimizi korumak amacıyla çıktık yola.. karmate nedir , kimdir.. karmate biziz , karmate sizsiniz , karmate hepimiziz ve de hepimizin.. binlerce kişiden oluşuyor bu grup.. hepimiz bir şeyler yapıyoruz.. kimimiz türkü söylerken , kimimiz dinliyoruz.. kimimiz enstrumanıyla hayat verirken kimimiz alkışlayarak ve eşlik ederek tamamlıyor o büyülü ezgileri.. biz bir bütünüz.. sizler de bu bütünün en güzel parçaları.. buraya elinizde öğütülecek sevginizle , kardeşliğinizle , emeğinizle , dostluğunuzla , mutluluğunuzla , hüznünüzle , kültürünüzle , coşkunuzla geldiniz.. değirmeni biz kurduk , şimdi hep beraber çevirelim.. karmate’ye hoş geldiniz..’

 

KARMATE..

Günün Şarkısı : POLITIK KILLS – MANU CHAO..

Günün Şarkısı : POLITIK KILLS – MANU CHAO..

televizyonlardan , radyolardan , gazetelerden akan politika cıvıklıklarından bıkanlar için bugünün şarkısı manu chao’nun anlamlı ve tekerleme gibi olan ‘politik kills’ şarkısı olsun.. baş döndüren hızda değişen dünya ve ülkemiz politika gündemi cıvık olduğu kadar suya sabuna dokunmayan bir kapsamda ve hep aynı konular üzerinde dönüp dolaşıyor.. yıllardır hep aynı nakarat..

referandum hikayesi sürecinde niye aylakadamiz’da referandumla ilgili bir yazı olmadı diye tepkiler de geliyordu.. neden olmadı , neden renk verilmedi gibi tepkilerin yanında korkaklıkla da suçlandık.. güldük geçtik.. günümüz burjuva siyasetinin kompedanlarının kendi aralarındaki güçler dengesi savaşı için taraf gösterecek değildik..

zaten şu demokrasi ve oy kullanma meselesi kadar beni güldüren bir mekanizma yok.. bazıları işi o kadar ciddiye alıyor ki , mesela mesela mesela kim diyelim örneğin bay j.. beğenmediniz mi o zaman bay q olsun.. ha cinsiyetçilik mi oldu durun o zaman bayan x ve bay q olsun.. bunlar böyle seçim geceleri uyku uyuyamıyor.. yatakta bile , birbirilerine değil de tavana bakarak  kime ya da nasıl oy vereceğiz diye konuşup , planlar kuruyorlar , tartışıyorlar.. e tabi kolay değil ertesi gün ikisi ülkenin yönetimini ve gidişatını belirleyecekler..

uykusuz gecenin sabahında erkenden yataklardan kalkılıyor , traşlar olunuyor , saçlar toplanıyor , makyajlar yapılıyor , güzel kıyafetler giyiliyor , parfümler sıkılıyor , kimlikler ve seçmen kartları alınıyor , yola çıkılıyor..

ama ama ama , amanin o da ne.. şarrrr.. bereket yağıyor bardaktan boşanırcasına.. sanki yüce gök ‘ulen pazar pazar rahat mı rahatsız etti sizleri , ne işiniz var gidip oy kullanacaksınız , başka işiniz mi yok’ der gibi yağmuru boca ediyor üzerlerine.. bir yandan en ufak yağmurda bile göle dönen kaldırımlarda sürpriz kaldırım taşlarına basınca fışkıran suya ve yapanlara  küfrederek , bir yandan ıslanarak ve arabaların fışkırttığı sulardan kaçarak o yüce amaç uğruna sandıklara doğru yola devam ediliyor..  

yolda hala kafada dönüp dolaşıyor kime versek kime versek.. acaba doğru mu yapıyoruz.. yoksa öbürü mü daha iyi..  ve o anda kendisini o kadar güçlü hissediyorlar ki , oylarının değeriyle gurur duyuyorlar..

sırılsıklam vaziyette sandığa varan bayan x ve bay q bir de upuzun kuyruğu görünce dizlerinin bağı çözülüyor yorgunluktan , sinirden.. buğulanan gözlükler , ıslanan saçlarla , kapanmayan şemsiyelerle uğraşılıp vakit geçiriliyor.. sonra sıra yavaş yavaş kendilerine geldikçe heyecan ve gerilim artıyor.. ve sandığa doğru oy pusulası alınıp gidiliyor.. en güzeli de burası.. sandık başında da bir müddet düşünülüyor elde mühür.. şuna mı buna mı kime bassam mührü.. kolay değil ülkenin geleceği parmaklarının arasındaki mühürde.. dann diye vuracaksın mührü ve ertesi gün bambaşka bir ülkeye uyanacaksın.. aman bir kaç saniye daha düşün bayan x , bay q..

ama tabi o kadar da değil yahu , fazla düşünürsen de arkadan homurdanmalar artmaya başlar.. ‘hadi kardeşim ne yapıyorsun iki saattir , mührü mü yuttun yoksa..’ o anda birden heyecanla ve telaşla dann diye mühür vurulur.. ha bitti mi bitmez.. televizyonda gösterdikleri gibi mürekkep diğer taraflara sıçrayıp oy geçersiz olmasın diye pusula üf üf üflenir güzelcene , sonra kuruduğundan emin olunduktan sonra oy pusulası ters tarafa doğru katlanır ve zarfa özenle konulup cumbur lop sandığa atılır.. işte bu be , işte bu.. başardınız bayan x ve bay q.. bravo sizlere..

sonra çiftimiz çıkar evlerine doğru yol alırlar ve o heyecanlı bekleme süreci başlar.. seçim gecesi ve ertesi gün ise ayrı uzun hikayeler içerir.. kısacasını söyleyeyim : bayan x ve bay q’nun hayatında bir şey değişmez.. yine aynı kaldırımlardaki çamurlu su tuzakları , yine aynı kredi kartı sorunları , yine aynı çocukların okul giderleri , yine aynı sıkış tıkış belediye otobüsleri yine aynı geçim derdi , yine aynı trafik sorunları , yine aynı politik sorunlar dedikleri politika malzemeleri , yine aynı yine aynı yine aynı.. e değişen ne oldu.. p partisi gitti mesela pp partisi geldi ne değişti.. hiçbir şey.. o zaman kasmayın rahatta olun..  manu chao günümüz dünyasındaki politika zırvaları ve kandırmacaları için çok güzel yazmış ve söylemiş.. hep beraber dinleyelim nakarat kısmında en azından eşlik  edelim manu chao’nun ‘la radiolina’ albümündeki ‘politik kills’ şarkısına.. son olarak da ‘sarı’nın dipnotuna cevap vereyim : hoş geldin ‘sarı’ şekerim , hoş geldin..

 

Crockett..

  

POLITIK KILLS..

politik kills politik kills politik kills
politik kills politik kills politik kills
politik kills politik kills politik kills
politik need votes
politik needs your mind
politik needs human beings
politik need lies

thats what my friend is an evidence politik is violence
what my friend is a evidence politik is violence

politik kills politik kills politik kills
politik kills politik kills politik kills

politik use drugs
politik use bombs
politik need torpedoes
politik needs blood
thats what my friend is an evidence politik is violence
what my friend is a evidence politik is violence

politik need force poltik need cries
politik need ignorance politik need lies

politik kills politik kills
politik kills politik kills

politik need force politik need cries
politik need ignorance politik need lies

politik kills politik kills
politik kills politik kills..

MANU CHAO..

R.E.M – Drive

Tindersticks grubunun Jism şarkısından sonra keşfettim bu şarkıyı belkide ilk iki sırayı paylaşacak kadar güzel  .  Odanın loş ışığında yakılır  bir sigara dumanı karışır havaya belki bir kadeh şarap yada viski ve bu şarkı bilgisayarda sabaha kadar çalınır . Gözler kapatılır artık ne düşünürsünüz bilemiyorum . Müzik kutusundan R.E.M grubundan Drive şarkısını dinleyebilirsiniz . Bu şarkı benden tüm aylakadamiz ‘ cılara gelsin . Keyifli dinlemeler ….

 

Smack, crack, bushwhacked.
Tie another one to the racks, baby.Hey kids, rock and roll.
Nobody tells you where to go, baby.

What if i ride? What if you walk?
What if you rock around the clock?
Tick-tock. Tick-tock.
What if you did? What if you walk?
What if you tried to get off, baby?

Hey, kids, where are you?
Nobody tells you what to do, baby.

Hey kids, shake a leg.
Maybe you’re crazy in the head, baby.

Maybe you did. Maybe you walked.
Maybe you rocked around the clock.
Tick-tock. Tick-tock.
Maybe i ride. Maybe you walk.
Maybe i drive to get off, baby.

Hey kids, shake a leg.
Maybe you’re crazy in the head, baby.

Ollie, ollie.
Ollie ollie ollie.
Ollie ollie in come free, baby.

Hey, kids, where are you?
Nobody tells you what to do, baby.

Smack, crack. Shack-a-lack.
Tie another one to your back, baby.

Hey kids, rock and roll.
Nobody tells you where to go, baby.

Maybe you did. Maybe you walk.
Maybe you rock around the clock
Tick-tock. Tick-tock.
Maybe i ride. Maybe you walk.
Maybe i drive to get off, baby.

Hey kids, where are you?
Nobody tells you what to do, baby.

Hey kids, rock and roll.
Nobody tells you where to go, baby, baby, baby.

BLACKHAWK

Modern Folk Üçlüsü – Kırk Yılın Öyküsü 2010

Ahmet Kurtaran, Doğan Canku ve Selami Karaibrahimgil’den oluşan üçlü, özellikle Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziğinden esinlenerek yaptıkları düzenlemeler ve özgün yapıtlarıyla, popüler müziğimizin en sevilen grupları arasında yer aldılar…

40 yıl boyunca, birbirinden başarılı 45’lik ve albümler yayınladılar. Yurt dışında ülkemizi başarıyla temsil ettiler… Türk pop müziğinin en önemli temel taşlarından biri oldular.

 

MODERN FOLK ÜÇLÜSÜ’NÜN “40 Yıllık Öyküsü” 1969 sonlarında Ankara’da başladı…

 

Modern Folk Üçlüsü; müzik araştırmacısı bir babanın oğlu, konservatuar eğitimli Doğan Canku, diş hekimi-akademisyen Ahmet Kurtaran ve İtalyan Filolojisi eğitimi görmüş, ardından Londra ve New-York’ta ülkemizi Turizm Ataşesi olarak temsil etmiş ve aynı bakanlıkta Tanıtma Genel Müdürü olmuş Selami Karaibrahimgil’den oluşmaktadır.

 

Modern Folk Üçlüsü, kurulduğu günden bugüne, kadrosunu aynen muhafaza eden, ülkemizin ön önemli vokal guruplarından birisidir.

 

Türk Folkloruna, yaptığı çalışmalar ve yorumlarla yepyeni bir kimlik kazandıran Modern Folk Üçlüsü, kısa bir zaman içinde ülkemizde büyük bir beğeni kazanmış, geniş halk kitleleri tarafından sevilir ve takip edilir olmuştur. Sonraki yıllarda da, pek çok müzisyen ve müzik topluluğuna ilham kaynağı olmuştur.

 

Folklorumuzun monofonik yapısını tahrif etmeden, uyumlu, kurallara bağlı bir armoni ve vokal anlayışı, Modern Folk Üçlüsü’nün vazgeçilmez karakteridir… Eserleri, çok sesliliğe uygunluğu açısından titizlikle seçerek seslendirir; abartı ve gösterişten uzak olarak. Her yorumda, sağlam bir ses ve enstrüman uyumu  mevcuttur.

 

Modern Folk Üçlüsü’nün, bu yeni yorum anlayışı daha sonraki yıllarda Doğan Canku’nun “Klasik Türk Müziği” eserleri ile “Türk Halk Müziği”nin özünü bozmadan armonize etmesi ile devam ettirmiştir.

 

Kendi akustik düzenlerinde; 3 vokal sesinin yanı sıra, gitar, banjo ve 12 telli gitardan oluşan yapılarına ek olarak, pek çok konser ve plak kayıtlarında, ülkemizin geleneksel enstrümanları olan bağlama, cura, tar, darbuka, kanun, ud, tambur, kemençe ve keman gibi enstrümanları da kullanmışlar ve bu yolun öncüsü olmuşlardır. Başlangıçta, müzik denetleme kurulları

 

tarafından yadırganan bu uygulama, gene Türk Müzikseverleri tarafından büyük beğeni ile karşılanmıştır..

 

Modern Folk Üçlüsü’nün bugün radyo ve televizyonlarımızda dinlemekte olduğumuz pop müziğimizdeki, Batı sazları ile Türk sazlarının beraberce kullanılmasının öncülerinden olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Türk hafif müziğimizin bu köklü topluluğunun kendi adlarını taşıyan ve 45’likleri ve konser kayıtlarından oluşan ilk “LP’leri, Odeon tarafından Türk müzikseverlere sunulmuştur.

 

Modern Folk Üçlüsü’nün 40. yılında; 1969 yılından başlayarak müzikseverlerin beğenisine sunulan bu 16 eserin büyük kısmı, döneminde liste başı olmuştur. Grup da, aktif olduğu tüm bu yıllar boyunca, hep “en sevilen grup” unvanını azimle korumuştur.

 

Müziğe başladıkları ilk yıllarda Odeon’da yayınlanmış olan plaklarından, orijinal halleriyle, 16 eserlik bir audio CD hazırlandı.

 

Odeon Modern Folk Üçlüsü üyelerinin büyük titizlikle toplayarak günümüze taşıdıkları, zengin ve geniş arşivlerinden de, sizlere “40 YILIN ÖYKÜSÜ”nü DVD olarak sunuyor. Bu çalışmaya ayrıca; bundan 5 yıl önce 2 Ağustos2005’de, gurubun İstanbul Açıkhava Tiyatrosu’nda, Orhan Şallıel yönetimindeki “Senfoni Orkestrası ve Korosu” eşliğinde gerçekleştirdiği “35.yıl Konseri”ni de ilave ettik… Bu konserde bazı şarkılarda kendilerine solist olarak Esin Afşar, Timur Selçuk, Nükhet Duru, Ayşegül Aldinç ve Brillant Dadaşova eşlik etmişti.

 

Arşiv tutkunları için eşsiz değeri olan bu yapım, sadece Modern Folk Üçlüsü’nün değil, pop müziğimizin de 40 yıllık bir özeti niteliğini taşımaktadır.

 

Bu 40 yıllık anıların toplandığı DVD’de ülkemizin pek çok sanatçı, besteci, söz yazarı, yorumcu, kompozitör, gazeteci, köşe yazarı ve ünlü simayı göreceksiniz…

 

1. Ali Paşa Ağıtı
2. Deriko
3. Su Gelir Ark Uyanır
4. Tello
5. Sarhoş Oğlan
6. Leblebi
7. Gelin Ayşe
8. Diley Diley Yar
9. Dududilli
10. Dözerem
11. Klasikler -1 Kız Sen Geldin
12. Ağlamak Geliyor İçimden
13. Unutalım Her Derdi
14. Hiç Belli Olmaz
15. Kim Ayırdı Sevenleri
16. Arkadaş Dur Bekle