<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AYLAK ADAMIZ &#187; Başyapıt / Sinema</title>
	<atom:link href="http://www.aylakadamiz.com/archives/category/basyapit-sinema/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aylakadamiz.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Feb 2012 14:33:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>her dönemin faşizmine karşı : romanıyla : ‘Z.. ÖLÜMSÜZ..’ &#8211; VASSILI VASSILIKOS.., filmiyle : COSTA GAVRAS, müziğiyle : MIKIS THEODORAKIS..</title>
		<link>http://www.aylakadamiz.com/archives/8724</link>
		<comments>http://www.aylakadamiz.com/archives/8724#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 19:02:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başyapıt / Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Tadımlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aylakadamiz.com/?p=8724</guid>
		<description><![CDATA[  &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160;   &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160;   &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160;   &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-8725" title="z-1" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/z-1.jpg" alt="" width="310" height="475" /> </strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-8726" title="Z1z-11" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/Z1z-11-333x500.jpg" alt="" width="333" height="500" /> </strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-8727" title="z-2" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/z-2.jpg" alt="" width="250" height="362" /> </strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><img class="alignleft size-full wp-image-8728" title="z-3" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/z-3.jpg" alt="" width="348" height="490" /> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><img class="alignleft size-large wp-image-8729" title="z-4" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/z-4-361x500.jpg" alt="" width="361" height="500" /> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><img class="alignleft size-full wp-image-8730" title="VASSILI VASSILIKOS-12" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/VASSILI-VASSILIKOS-12.jpg" alt="" width="287" height="491" /> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>&#8220;akşamın başta gelen konuşmacısı, tarım bakanı, pas hastalığıyla mücadele konulu konuşmasını tamamlamak üzereyken general saatine baktı :</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>-sonuç olarak konuşmamızı şöyle özetleyebiliriz : bağlara sıvı halindeki bakır sülfat püskürtmekle pas hastalığının önüne geçilebilir.. en bilinen terkipler de bordaux ve burgonya karışımı adı verilen, sıvı halindeki ilaçlardır.. ikinci karışım, adını hazırlandığı bölgeden, burgonya’dan alır.. burası aynı zamanda, gerçek bir ün kazanmış şarapların çıktığı bölgedir.. bordaux karışımı ise, sönmemiş kireç katılarak hafifletilmiş yüzde iki ya da iç oranındaki bakır sülfattan meydana gelir.. birinci karışım ikincisinden, sönmemiş kirecin yerine bakır karbonat konmasıyla ayrılır.. bu çok bilinen karışımlara çeşitli jelatinimsi maddelerin katılmasıyla yağmur suyundan eriyip gitmeleri önlenir..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>özel kalem müdürünün bir hademeyle yolladığı bulanık sudan bir bardak içip (bu 22 mayıs 1963 günü, bir haftadan beri devam eden sıcak, ağzını iyice kurutup sözlerini anlaşılmaz hale getirebilirdi) sözlerine devam etti :</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>‘yine aynı hastalığı önlemek için, bakır tuzlarından yapılan toz halindeki ilaçlardan yararlanılır ki, bunlar çok daha kullanışlıdır.. bu ilaçlar, özel tulumbalarla yılda üç kere püskürtülür.. ilk püskürtme, filizler on iki ile on beş santim yükseldiği sıra; ikincisi çiçeklenmeden az önce ya da hemen sonra, üçüncüsü de ikincisinden bir ay sonra yapılır.. ama yağmurlu geçen yıllarda ya da rutubetli bölgelerde püskürtme işlemi sık sık tekrarlanmalıdır..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>çoğunluk vali ve jandarma komutanlarının doldurduğu salondaki dinleyiciler uyuklamaya başlamışlardır.. iyi adamdı şu tarım bakanı ama, konuşma yeteneğini ilk kez deneyden geçiriyordu sanki! her şeyden önce dili bilim adamı diliydi.. hem pas hastalığıyla kim ilgilenirdir? bakan, makedonya ve özellikle bu toplantının yapıldığı selanik şehrinde bağların, kendi seçim bölgesi peloponez’deki kadar önemli yeri olmadığını unutmuştu sanki.. burada en önemli tarım ürünü tütündü ve bakan bu konuya değinmemişti bile.. oysa hepsi, alınacak tedbiri biliyordu.. pas hastalığından anlamazlardır ama kendi il ya da ilçe merkezlerine bağlı köylerde doğrudan doğruya doğu ülkelerinden gelme bir hastalığın söz konusu olduğunu yaymış, sözlerine inanan pek çok köylü çıktığından, komünizmle mücadelede başarı sağlama olanakları iyiden iyiye artmıştı.. ne yazık ki, tüm köylüler sözlerini dinlemiyorlardı.. yine de çürütülmez bir kanıt vardı ellerinde : tarlalara yayılıp ürünü mahveden pas hastalığı komünizmle aynı zamanda ortaya çıkmıştı.. aynı yaştaydılar.. uçaklarda attırdıkları beyannamelerde –bu uçakları, tütün tarlalarına ilaç püskürtmekte kullansalar daha iyi ederlerdi ya- kocaman kırmızı harflerle, pas hastalığının bir komünist hastalığı olduğu belirtilmekteydi..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>‘patron’un bu çok parlak bilimsel incelemesini, yalnız, kuzey yunanistan bakanlığı tarım servisinde görevli müdürler büyük bir ilgi ve dikkatle dinliyorlardı..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>-püskürtme sırasında yaprakların ilaçla sıvanmasına dikkat edilmelidir.. püskürtme, hastalığı önleyici nitelikte olmakla birlikte hiçbir zaman da ihmal edilmemelidir. baylar, pas hastalığıyla mücadelede izlenecek yollarla ilgili konuşmama burada son verirken, konuşmam boyunca gösterdiğiniz ilgiye candan teşekkürlerimi sunarım..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>tek tük akış sesleri duyuldu ve bakan kürsüden indi..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>general yerinden kalktı.. konuşmacının, dinleyiciler arasında yerini, almasını bekledikten sonra, sırtı kürsüye dönük, çoğu kabak kafalı ve şişko, vali ya da emri altındaki jandarma subayı olan kalabalığın küçük bir bölümünü, tarım kesiminde görevli müdürleri hiçe sayarak şunları söyledi :</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>-sayın bakanın büyük ilgiyle izlenen sözlerine ben de birkaç şey katmak istiyorum.. ben, içimizdeki pas hastalığından, komünizmden söz edeceğim.. kuzey yunanistan jandarma kuvvetlerinin başkomutanı sıfatıyla siz, devlet hizmetindeki yüksek memurlara, ülkemizi kırıp geçirmekte olan ideolojik pas hastalığını anlatmak, benim için çok güç ele geçen bir fırsattır..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>şahsen komünistlere hiçbir düşmanlığım yok.. her zaman onlara acımışımdır.. onları hep, hristiyan –elen uygarlığımızın doğru yolundan sağmış, yolunu kaybetmiş zavallılar olarak görmüşümdür.. her zaman da onlara yardım etmek, yol göstermek ve milliyetçiliğin doğru yoluna sokmak için çalışmışımdır.. hepimiz çok iyi biliriz ki, yunanistan ve komünizm, özü itibarıyla birbirleriyle uyuşamayan iki kavramdır..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>pas hastalığı gibi komünizm de, baş vermeden ezilmelidir.. pas hastalığı gibi komünizm de, çeşitli asalak unsurların yol açtığı mariz bir şeydir.. bağlara, üç ayrı devrede ilaç püskürtmekle pas hastalığının önüne geçildiği gibi, komünizmi önleyici bir takım ilaçların da insanlara püskürtülmesi zorunludur.. bu yönde, okullar ilk dönemi teşkile derler.. sayın bakanın kullandığı terimlere başvurmak gerekirse, bu dönem filizler daha on iki ya da on beş santimi bulmamıştır.. ikinci püskürtme dönemi –jandarma kuvvetlerinin yıllardan beri başında bulunmanın bana sağladığı tecrübelere dayanarak, bu dönemin en güç dönem olduğunu söyleyebilirim- çiçek açmadan kısa bir süre önce ya da sonrasına rastlar.. söz konusu, bir takım sorunları bulunan öğrenciler, işçiler ve gençlerdir.. bu ikinci püskürtme işlemi başarılı sonuç verirse, pas-komuna hastalığının, yıkıcı eylemiyle elen özgürlüğünün ağacına yayılıp onu soldurması, imkansız demesek de çok güçtür.. üçüncü ve son püskürtmenin bir ay sonra yapılması gerektiğini sayın bakandan öğrendik.. bir aylık sürenin yerine beş yıllık bir süre koyun, bu kuralın söz konusu durumda geçerli olduğunu görürsünüz..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>vardığımız sonuç şu : bu yöntemle, yunan toprağının verimli tarlaları hep sağlam meyve verecek çağımızın komünizm ve pas gibi iki önemli hastalığı da, bir daha ortaya çıkmamak üzere  yenilecektir.. hepinize, gerek pas hastalığı ve gerek komünizmle mücadele gibi bu oldukça güç işte cesaret vermek için söyleyeceklerim bu kadar..’</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>generalin söylevi bir alkış tufanıyla karşılandı.. toplantı sona erdi.. büyük bir düzenle, valiler, komutanlar, bakanlık müsteşarları yerlerinden kalktılar, sigaralarını yaktılar, gerindiler ve üstlerinin ardından dışarı çıkmaya hazırlandılar..”</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: x-large;"><strong>VASSILI VASSILIKOS</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: x-large;">‘ÖLÜMSÜZ..’ , VASSILI VASSILIKOS, Çeviri : AYDIN EMEÇ, E Yayınları, Şubat 1970, 420 Sayfa..</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: x-large;">Filmi : ‘Z.. ÖLÜMSÜZ..’ , Yönetmen : COSTA GAVRAS, Senaryo : Vassili Vasssilikos’tan uyarlayan Jorge Semprun ve Costa Gavras, Oyuncular : Yves Montand, Jean-Louis Trintignant, Irene Papas, Jacques Perrin, Müzik : Mikis Theodorakis, 1969..</span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: x-large;"><img class="alignleft size-large wp-image-8731" title="Z-12" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/Z-12-500x281.png" alt="" width="500" height="281" /> </span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: x-large;"><img class="alignleft size-large wp-image-8732" title="Z-18" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/Z-18-500x254.png" alt="" width="500" height="254" /> </span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: x-large;"><img class="alignleft size-large wp-image-8733" title="Z-22" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/Z-22-500x304.png" alt="" width="500" height="304" /> </span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: x-large;"><img class="alignleft size-large wp-image-8734" title="Z-24" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/Z-24-500x278.png" alt="" width="500" height="278" /> </span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: x-large;"><img class="alignleft size-full wp-image-8736" title="z-7" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/z-71.jpg" alt="" width="446" height="261" /> </span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: x-large;"><img class="alignleft size-large wp-image-8737" title="Jean-Louis Trintignant in Costa-Gavras' Z. Credit: Rialto Pictur" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/z-10-500x332.jpg" alt="" width="500" height="332" /> </span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: x-large;"></span></em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aylakadamiz.com/archives/8724/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘ZENNE..’</title>
		<link>http://www.aylakadamiz.com/archives/8596</link>
		<comments>http://www.aylakadamiz.com/archives/8596#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 10:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başyapıt / Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar : 'Crockett']]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aylakadamiz.com/?p=8596</guid>
		<description><![CDATA[  &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; ‘dürüstlük bazen öldürür..’   ‘zenne’ adlı filmle ilgili aylardır yazılan çizilenleri okuyorduk.. gösterime girmesini sabırsızlıkla  beklediğim filmlerden birisiydi.. olumlu olumsuz bir sürü yazı yazıldı film hakkında, tehdit boyutuna varan saldırılar da vardı.. daha gösterime girmeden infaz edilen bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: x-large;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-8609" title="zenne-2" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/zenne-21.jpg" alt="" width="345" height="475" /> </strong></span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: x-large;"><strong>‘dürüstlük bazen öldürür..’</strong></span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘zenne’ adlı filmle ilgili aylardır yazılan çizilenleri okuyorduk.. gösterime girmesini sabırsızlıkla  beklediğim filmlerden birisiydi.. olumlu olumsuz bir sürü yazı yazıldı film hakkında, tehdit boyutuna varan saldırılar da vardı.. daha gösterime girmeden infaz edilen bir film..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>bir haftayı geçen hastalığım bir yandan, babamın üç gündür hastanede olması bir yandan hüzün ve üzüntü boğuluyordum günlerdir.. üstüne üstlük hastayım diye uzun alkolsüz günler.. bari bir iki yudum bir şey içebilseydim üzerimdeki moral bozukluğunu bir ölçüde az hasarla atlatabilirdim.. ama nerde.. varsa yoksa antibiyotik yutmaya devam.. neyse ki öksürüğüm kesildi.. babam da bugün yarın hastaneden çıkacak, bakalım artık ben de bugün yarın babamın hastaneden çıkışını antibiyotiğe rağmen kutlarım bir kadeh ‘arak’ parlatarak..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>işte böyle bir ruh hali içindeyken dün akşam ‘zenne’yi izleme fırsatı buldum.. keşke dün izlemeseydim.. sıfır olan moralim uzun bir süre geri gelmeyecek şekilde yok oldu.. çünkü anlatılan hikayeler ve film insanı bir açıdan büyük bir umutsuzluğa sürüklüyordu.. ama tek bir cümle ile özetlemek gerekirse film mükemmel bir film ve mutlaka izlenip desteklenmesi gereken bir başyapıt.. çok etkilendim..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>filmden sonra sabaha kadar huzursuz bir şekilde gözlerim dolu dolu, içim buruk, tek başıma oturdum.. bir şeyler yazmak istedim ama elim varmadı ‘ahmet yıldız’ı, ‘can’ı, ‘cihan’ı, ‘sevgi’yi ve filmdeki tüm karakterleri düşünmekten..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>film 2008 yılında öz babası tarafından eşcinsel olduğu için öldürülen ‘ahmet yıldız’ın gerçek hayat hikayesinden esinlenerek kurgulanmış bir senaryodan yola çıkıyor ve ona ithaf ediliyor..</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><img class="alignleft size-large wp-image-8598" title="ahmet yıldız-18" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/ahmet-yıldız-18-500x333.jpg" alt="" width="500" height="333" /></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong><span style="color: #cc99ff;">(2008 yılında katledilen ve katili hala yakalanmayan AHMET YILDIZ..)</span></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>tesadüf eseri karşılaşıp tanışan urfalı ‘ahmet’, zenne ‘can’ ve bir süreliğine istanbul’da yaşayan alman fotoğrafçı ‘daniel’in hikayelerini anlatılırken bir yandan da alt öyküler de mevcut filmde.. 99 dakika içinde o kadar hayat hikayesi ve toplumsal sorun öyle bir sadelik ve büyük bir başarı ile anlatılıyor ki filmin bir saniyesi için bile fazlalık diyemiyorsunuz..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>askerlik problemi olan ‘can’ hayatını fal bakarak kazanırken bir yandan da ücretsiz olarak çok sevdiği ‘zenne’ sanatını çeşitli gece kulüplerinde icra ederek dans etmektedir.. ‘ahmet’ urfalıdır, muhafazakar bir ailesi vardır ve kız kardeşiyle birlikte istanbul’da yaşamakta ve üniversiteyi bitirmeye çalışmaktadır.. ‘daniel’ ise başarılı bir fotoğrafçıdır.. dünyanın belalı bölgelerine giderek fotoğraflar çekmektedir.. en son gittiği bölge afganistan’dır.. ‘afganistan’da yaşadığı üzücü bir olaydan sonra ‘istanbul’a gelmiş ve geçici süre burada yaşamaya ve dinlenmeye karar vermiştir.. birbiriyle alakası olmayan üç insanın yolları bir gün tesadüf eseri kesişir ve olaylar gelişir..</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-8600" title="zenne-16" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/zenne-16-500x375.jpg" alt="" width="500" height="375" /> </strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-8601" title="zenne-12" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/zenne-12-500x281.jpg" alt="" width="500" height="281" /> </strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-8602" title="zenne-14" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/zenne-14.jpg" alt="" width="450" height="359" /> </strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>herkes sadece ‘ahmet yıldız’ın hayatının anlatıldığı bir film olarak düşünüyor bu filmi.. ancak 99 dakikalık bu filmde bu toprakların hemen hemen bütün sorunlarına değiniliyor ve çarpıcı şekilde bu sorunların yol açtığı olaylar anlatılıyor..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>film hoşgörünün ismi ‘mevlana’nın ‘kendi kanında dans et / özgürleşince dans et..’ dizeleriyle açılıyor.. ‘dürüstlük bazen öldürür’ sloganını kullanıyor film.. bu slogan belki cinsel kimlikler için gerici bir ifade olarak adlandırılabilir ancak öyle değil kesinlikle.. sadece film özelinde kullanılan ve ‘ahmet yıldız’ın katledilmesine yönelik üzüntülerin bir ifadesi bu slogan..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>ayrıca ‘zenne’ türkiye sinemasında yapılmış bence en antimilitarist film.. hem ‘ahmet’in hem de ‘can’ın askerlik sorunu vardır.. ikisi de askere gitmek istememektedir.. ancak önlerindeki tek çözüm mide bulandırıcı bir şekilde özel hayatlarının devlet adına görevli insanların önüne konulmasıdır.. askerlikten muaf olabilmelerini sağlayacak raporu alabilmek için özel hayatlarına ve cinsel tercihlerine dair heyete sunmaları gereken bazı özel fotoğraflar vardır.. ikisi de bir tercih yapmak zorundadırlar.. üzerlerindeki ailevi ve toplumsal baskılar yanında bir de askerlik meselesiyle uğraşmaktadırlar..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘daniel’ ise tanıştığı zenne ‘can’ın fotoğraflarını çekmek istemektedir.. ancak kendisine ‘ahmet’in gösterdiği ilgi de karşılıksız kalmaz ve o da ‘ahmet’e aşık olur..</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-8603" title="zenne-20" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/zenne-20.jpg" alt="" width="400" height="267" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-8604" title="zenne-18" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/zenne-18.jpg" alt="" width="290" height="298" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>filmin ana öyküsünün dışında alt öyküler de vardır.. örneğin can’ın aynı evde birlikte yaşadığı eski ‘gurbetçi’ teyzesinin trajik hayatı, yine ‘can’ın babasının güneydoğuda yaşanan savaşta ölen bir binbaşı olması ve abisin de yine güneydoğu’da savaşmış ama yaşadıkları nedeniyle savaş travması sonucu alkolik olup, psikolojisi bozulan eski bir asker olması ve bunların yanında bu iki çocuğunu kaybetmek istemeyen anneleri.. ‘can’ ve ‘cihan’ı kaybetmemek için elinden geleni yapan annelerinin öyküsü gerçekten çok etkileyiciydi.. oğlu ‘can’ı askere göndermemek için elinden geleni yapan ve militarizm ile askerlik vazifesini sorgulayan annenin ellerine sarılıp öpmek istedim filmi izlerken.. söylediği her cümle annelik içgüdüsüyle söylenmiş cümleler değil aslında, her insanın söylemesi gereken insan olmanın gerektirdiği bir görev.. ancak annelikten kaynaklanan duygularla bu cümleler daha da etkileyici olarak dile getirilmiş..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>filmde hesaplaşılan devlet, askerlik kurumu, töre ve hep dile getirdiğim gibi çökmüş ve çürümüş aile kurumu tamamen deşifre ediliyor.. toplumsal sorunlarımızın temel köklerine iniliyor filmde.. birbirimizi ‘ötekileştirmemizi’ isteyen devlet ya da toplumsal yapı ne derseniz diyin onun ipliğini pazara çıkaran bir film bu..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>herkes ‘zenne’ isminden yola çıkarak bir ‘öteki’nin hayatından, sorunlarından kesitler izleyeceğimizi düşünüyor.. ancak anlatılanlar bizim hikayemiz, hepimizin hikayesi.. değinilmeyen bir sorun yok filmde.. cinsel ayrımcılıklardan, mecburi askerlik görevine, ekonomik sorunlara, dünyayı saran vahşi savaşlardan, çocuk ölümlerine, çökmüş aile yapısından muhafazakar toplum yapısına, töre saçmalıklarından gulyabani gibi tepemizde dikilen eli sopalı devlet aygıtına ve bu toprakların doğusunda otuz yıldır yaşanan savaşa ve onun yarattığı toplumsal ve bireysel travmalara kadar her şey anlatılıyor..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>filmdeki oyunculuklar kadar, senaryo, kurgu ve müzikler de mükemmel.. filmde zerre kadar yapmacık bir sahne ya da rol göremeyeceğiniz gibi, saçma veya fazlalık bir yeri yok.. özellikle başrollerdeki kerem can (can), erkan avcı (ahmet), giovanni arvaneh (daniel), can’ın annesini canlandıran tilbe saran (sevgi) ve can’ın abisini canlandıran tolga tekin (cihan)’in performansları en üst seviyede.. açık söyleyeyim ayrım yapmak istemiyorum fakat beni en çok etkileyenler ‘can’ı oynayan kerem can, yine ‘can’ın annesi rolündeki tilbe saran ve abisi ‘cihan’ rolündeki tolga tekin’di.. filmde oynamamışlar sanki yaşamışlar..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>aslında bir belgesel olarak yapılması düşünülen proje daha sonra sinema filmine dönüşmüş ve proje hayata geçirilmiş.. küçük bir anektod olarak şunu da belirteyim ‘zenne’ filmi kurumsal olarak sadece ‘hollanda kraliyeti’nin istanbul başkonsolosluğundan’ destek alabilmiş.. bu da ayrı bir üzüntü verici ayrıntı..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>bu başyapıtın yönetmenleri ‘m. caner alper’ ve ‘mehmet binay’ın şahsında filmin tüm ekibine buradan aylak adamız ailesi olarak sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.. film birçok festivalden ödüllerle döndü ve festivallere katılmaya devam ediyor.. ancak bu ödüllerin yanı sıra filme yönelik karalama kampanyası ve tehditler de gerici, faşist çevrelerden yoğun bir şekilde devam ediyor.. ‘sapıkların filmi’ diye bazı basın organlarında film infaz ediliyor..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>bu saldırılara karşı destek olabilmek ve film ekibini ilerdeki projeleri için cesaretlendirip destek olabilmek için herkese bu filmi aynı zamanda kendisi için mutlaka izlemesi gerektiğini söylüyorum, tavsiye etmiyorum, önermiyorum, izlemezseniz eksik kalırsınız diyorum..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>bu ülkenin ‘eşcinsellik hastalıktır’ diyen bakanların normal karşılanıp, övüldüğü bir ülke olmaması için ve birbirimizi ‘ötekileştirme’ projelerine karşı durabilmemiz için bu filmi izlememiz ve destek olmamız gerekiyor..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>bu filmle ilgili ve katili halen yakalanmamış ‘ahmet yıldız’la ilgili çok şey yazmamız gerekiyor, bu bizim insanlık görevimiz.. ben en azından kendi adıma daha çok şey yazacağım bu filmle ilgili diyorum..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>film boyunca gözlerimin dolmasına yol açan ve içimi acıtan bu başyapıtı bizlere kazandıran tüm film ekibine tekrar sonsuz teşekkürlerimi sunuyor, yüreklerine sağlık diyor ve önlerinde saygıyla eğiliyorum..      </strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: x-large;"><strong>Crockett..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: x-large;"> </span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: x-large;"><img class="alignleft size-large wp-image-8605" title="zenne-22" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/zenne-22-500x291.jpg" alt="" width="500" height="291" /> </span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: x-large;"><img class="alignleft size-large wp-image-8606" title="zenne-24" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/zenne-24-500x311.jpg" alt="" width="500" height="311" /> </span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: x-large;">‘ZENNE..’</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;"> </span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Yönetmen : M. Caner Alper, Mehmet Binay</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Senaryo : M Caner Alper</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Oyuncular : Kerem Can Ccan)</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Erkan Avcı (Ahmet)</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Giovanni Arvaneh (Daniel)</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Rüçhan Çalışkur (Kezban)</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Tilbe Saran (Sevgi)</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Ünal Silver (Yılmaz)</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Görüntü Yönetmeni : Norayr Kasper</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Kurgu : Jasmin Guso</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">2011, 99 dakika..</span></em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aylakadamiz.com/archives/8596/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;ELENA..&#8217; &#8211; Andrei Zvyagintsev</title>
		<link>http://www.aylakadamiz.com/archives/8570</link>
		<comments>http://www.aylakadamiz.com/archives/8570#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 18:25:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başyapıt / Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar : 'Crockett']]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aylakadamiz.com/?p=8570</guid>
		<description><![CDATA[  &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; ‘dönüş (2003), sürgün (2007)’ filmlerinden tanıdığım ‘andrei zvyagintsev’in en son filminden yine dört sene sonra çektiği ‘elena’yı (2011) izleme şansına sonunda sahip oldum.. ‘dönüş’ü ilk izlediğimde müthiş etkilenmiştim.. eski rus yönetmenleri andıran tarzıyla ‘tarkovski’ye bile benzetilen ‘andrei zvyagintsev’in bence kendine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-8571" title="elena-2" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/elena-2-353x500.jpg" alt="" width="353" height="500" /> </strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘dönüş (2003), sürgün (2007)’ filmlerinden tanıdığım ‘andrei zvyagintsev’in en son filminden yine dört sene sonra çektiği ‘elena’yı (2011) izleme şansına sonunda sahip oldum..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘dönüş’ü ilk izlediğimde müthiş etkilenmiştim.. eski rus yönetmenleri andıran tarzıyla ‘tarkovski’ye bile benzetilen ‘andrei zvyagintsev’in bence kendine özgü bir sinema dili vardı ve her yeni filmiyle bu dili geliştiriyordu..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>benim gibi muhakkak aranızda sevdiğiniz yönetmenlerin yeni filmlerini sabırsızlıkla bekleyenler vardır.. benimkilerin arasında  ‘andrei zvyagintsev’ en başlarda gelir.. üstelik ‘andrei zvyagintsev’in uzun aralıklarla film çekmesi nedeniyle de bu sabırsızlık ve bekleyiş bazen umutsuzluğa da dönüşür..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘dönüş’ ve ‘sürgün’ filmleriyle doğaya ve taşraya kamerasını çevirmişken insanlar arasındaki iletişimsizliğin vardığı boyutları, yabancılaşmanın, umutsuzluğun ulaştığı boyutları da irdeleyip anlatan ve ayrıca sevgi, fedakarlık, yalnızlık, ihtiras gibi insani duygu ve tepkiler ile aile kurumunun çürümüşlüğüne değinen, ancak bunlarla ilgili çözümleri cevapsız bırakarak seyirciyi kafasında sorularla salondan çıkaran ‘andrei zvyagintsev’ son filmi ‘elena’da da yine aynı yolu izleyerek aynı problemler çerçevesinde bu kez kamerasını şehir yaşamına çevirmiş..</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><img class="alignleft size-full wp-image-8572" title="andrei zyvganitsev-12" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/andrei-zyvganitsev-12.jpg" alt="" width="500" height="323" /> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: medium;"><em><span style="color: #cc99ff;">(fotoğraf : andrei zvyagintsev) </span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>filmin konusuna gelince, ‘elena’ emekli bir hemşiredir.. on yıl önce zengin ‘vladamir’ ile çalıştığı hastanede tanışan ‘elena’ bir süre sonra onun evinde çalışmaya başlar.. on yıllık ilişkilerinin son iki yılında da resmi olarak evlenmişlerdir.. ancak bu evlilik duygusallıktan uzak ve her anı tamamen planlı, programlı bir ilişkidir.. bu durum da arada duyguya dayanmayan tamamen karşılıklı çıkarlar üzerine kurulu satranç tahtasındaki hamlelere benzer bir evlilik ortaya çıkarır..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>zengin ‘vladamir’in daha önceki evliliğinden olan kızı ‘katherine’ hayattaki tek yakınıdır.. ‘elena’nın ise evli bir oğlu vardır.. bu oğlu işsizdir ancak geçindirmek zorunda olduğu bir ailesi ve iki çocuğu vardır.. çocuklardan birisi askerlik çağına gelmiş lise öğrencisidir.. askere gitmemesi için üniversiteye kayıt yaptırması ve bunun için de yüklü bir para gerekmektedir.. bu para bulunmazsa askere gidecektir.. ancak ‘elena’nın ve diğerlerinin tek korkusu o sırada süren osetya savaşında cepheye gönderilmesidir.. ‘elena’ bu kadar duyarlı olmasına rağmen ne torunu ne de oğlu ‘elena’yı hiç düşünmemektedir.. oğlunu ve ailesini hep arayıp soran ve onların yanına giden hep ‘elena’dır.. yanlarına her gidişinde bir miktar para ve marketten  alışveriş yapıp yiyecek içecek götürür..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘elena’ torununun üniversite sorununu çözmek için zengin kocası ‘vladamir’den yardım ister ancak ‘vladamir’ kabul etmez, ‘elena’nın oğlunun eskiden aldığı borçları bile ödemediğini, bir asalak gibi yaşadığını, derhal bir iş bulup çalışması gerektiğini ve oğlunun eğitim sorununu kendisinin çözmesi gerektiğini söyler.. umutsuzluğa kapılan ‘elena’ ne yapacağını şaşırır..</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><img class="alignleft size-large wp-image-8573" title="elana-1" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/elana-1-500x332.jpg" alt="" width="500" height="332" />  </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><img class="alignleft size-large wp-image-8574" title="elena-3" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/elena-3-500x272.jpg" alt="" width="500" height="272" /> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘vladamir’ sahip olduğu zenginlikle günlük yaşantısını tek düze ve asosyal bir varlık olarak kimseye bulaşmadan sürdürmeye devam eder.. kızı bile kendisini görmeye gelmez.. sabah kahvaltısını ettikten sonra sporunu yapmaya lüks arabasıyla gider, sonra eve gelir televizyon karşısına oturup göbeğini kaşımaya başlar.. hayat böyle devam eder gider..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>ancak bir gün yüzerken kalp kriz geçiren ‘vladamir’ sonunun yaklaştığını düşünüp bir vasiyet yazmaya karar verir.. bu vasiyette ‘elena’ya sadece aylık olarak ödenecek bir maaş bırakacağını, geri kalan tüm mirasını kızına bırakacağını evde sadece ‘elena’ varken söyler ve kendisinden kağıt kalem ister.. o sırada sadece oğlunun ve ailesinin geleceğini düşünen ‘elena’ bu vasiyete karşı bir çözüm düşünür.. çünkü yasal olarak hakkı olan eşinin mirasının yarısını almak varken sadece bir maaşa talim edecek ve oğlunun maddi problemlerini de  çözemeyecektir.. ‘elena’ tecrübelerini kullanarak tüm sorunlara kesin bir çözüm bulmaya karar verir.. bu karar hayatının en önemli kararıdır.. tereddüt etse de ve üzülse de planı uygulamaya başlar..</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><img class="alignleft size-large wp-image-8575" title="elena-6" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/elena-6-500x333.jpg" alt="" width="500" height="333" /> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>filmin bu kırılış anından sonra olaylar arka arkaya gelişir..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘andrei zvyagintsev’ tüm filmlerinde olduğu gibi bu filminde de seyircinin gözüne gözüne soktuğu insanların arasındaki yabancılaşmayı ve aile kurumunun çürümüşlüğünü bu filmde seyirciyi rahatsız edecek şekilde işler..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>filmde ayrıca sosyal adalet ve siyasal gidişat hakkında da değinmeler var.. ‘vladamir’in lüks arabasıyla giderken tulumlu ve baretli bir işçi grubunun yolu geçişi sırasında mecburen durup beklediği sahne, yine ‘vladamir’in karısıyla tartışırken ‘siz fakirlerin inandığı incil’ diye karısı ‘elena’yla dalga geçtiği sahne ve ‘vladimir’in devamlı televizyondan maç ya da eğlence programları izlerken ‘elena’nın kendi odasında sosyal içerikli programlar ya da haber bültenlerini izlediği sahneler gibi özenle filme yedirilmiş sahneler de ‘andrei zvyagintsev’in ince mesajları olarak algılanabilir..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>yabancılaşmanın sebeplerinden en önemlisinin anlamlı bir şekilde anlatıldığı ve filmde devamlı tekrar edilen sahne ise evdeki ‘televizyonların’ karşısında insanların hipnotize olmuş şekilde oturdukları sahneler.. öyle ki hem ‘elena’nın hem de oğlunun yaşadığı evlerde herkesin odasında bir televizyon, mutfaklarda da ayrı bir televizyon bulunmaktadır.. neredeyse banyo ve tuvalette bile televizyon izleyecek bir toplum tasviri yapılıyor filmde.. hoş bu pek de ütopik ya da imkansız değil, kaldı ki ülkemizde örneklerini artık görüyoruz.. istanbul-ankara arası yol yapanlar bilirler, devasa büyüklükte yeni bir dinlenme tesisinin erkekler tuvaletindeki elliye yakın pisuvarın her birinde istediğiniz haber ya da müzik kanalını izleyebileceğiniz lcd ekranlar dizilmiş durumda.. yani artık tuvalette bile beyin yıkamadan kaçış yok kimseye.. beyninizi 24 saat etki altında bırakmak ve yönetmek için çaba sarf ediyor kapitalizm..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>neyse filme geri dönecek olursak son olarak şunu söyleyeyim son yıllarda izlediğim en şiirsel filmlerden birisi olan ‘torino atı’na abuk sabuk eleştiride bulunup saçmalayan arkadaşlarıma önerim şu : ‘torino atı’ adlı  filme katlanamadıysanız bu filme sakın gitmeyin ya da izlemeyin çünkü sakince ama suratımıza şamar ata ata bizlere yaşadığımız hayatı gösteriyor bu film..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>ilk iki filminden tek farkı ‘andrei zvyagintsev’in güvendiği ve devamlı başrolde oynattığı ‘konstantin lavronenko’nun bu filmde olmayışı.. ‘konstantin lavronenko’ 2007’de cannes film festivalinde ‘sürgün’ filmindeki performansıyla en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görülmüştü.. </strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>artık 2015’i bekleyelim çünkü sanrım usta bir sonra ki filmini yine dört yıllık periyodunu tamamladıktan sonra çeker.. ne yapalım üç başyapıtıyla idare edeceğiz dört sene..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>sinemayla ve gülüşünüzle kalın..’</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: x-large;"><strong>Crockett..</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: x-large;"><img class="alignleft size-full wp-image-8576" title="elena-4" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/02/elena-4.jpg" alt="" width="460" height="307" />  </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">&#8216;ELENA..&#8217;</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">‘Yönetmen: Andrei Zvyagintsev</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Senaryo : Oleg Negin</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Oyuncular: Yelena Lyadova,</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Nadezhda Markina,</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Aleksev Rozin,</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Andrey Smirnov</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">Rusya, 2011</span></em></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">35 mm, Renkli, 109 dakika..’</span></em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aylakadamiz.com/archives/8570/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“soluk alıp verir gibi çekerim : sonsuzluk ve bir gün..”</title>
		<link>http://www.aylakadamiz.com/archives/8510</link>
		<comments>http://www.aylakadamiz.com/archives/8510#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 16:55:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başyapıt / Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Tadımlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aylakadamiz.com/?p=8510</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; gabrielle schulz : son filminiz “sonsuzluk ve bir gün” daha öncekilerden daha duygusal ve şahsi.. bu film bir otobiyografi mi.. theo angelopoulos : benim bütün filmlerim biyografimin ve hayatımın birer parçası ve ifadesidir.. deneyimlerim ve gördüğüm rüyalar.. bazıları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-8511" title="theo angelopulos" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/01/theo-angelopulos-500x494.jpg" alt="" width="500" height="494" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : son filminiz “sonsuzluk ve bir gün” daha öncekilerden daha duygusal ve şahsi.. bu film bir otobiyografi mi..</span></em></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : benim bütün filmlerim biyografimin ve hayatımın birer parçası ve ifadesidir.. deneyimlerim ve gördüğüm rüyalar.. bazıları zihni meşgalelerime, bazıları gerçek hayatımdaki olaylara daha yakındır.. orada burada okuduğum sözcükler ve cümleler vardır.. “sonsuzluk ve bir gün”, öteki filmlerimden daha fazla otobiyografik değildir ama, düşüncelerimden çok duygularımı ifade ettiği için daha şahsidir.. son filmlerim hep yaratma sürecindeki oyuncular ve krizler üzerine olduğundan otobiyografik yanı daha ağır basmaktadır.. eğer ısrar edecek olursanız, “megalexandros”tan sonra ve “kitara’ya yolculuk”la başlayan bütün filmlerimin belli bir derecede otobiyografik olduğunu söyleyebilirim.. aslında yaptığım altı filmi iki ayrı üçlü olarak ayırıyorum.. benim için “kitara’ya yolculuk” tarihin suskunluğu’dur.. “arıcı” sevginin suskunluğu, “sisli manzara” ise tanrı’nın suskunluğu’dur.. “sisli manzara”da küçük çocuk, ablasına, “sınırların anlamı nedir..” diye sorar.. ondan sonraki üç filmde onun sorusuna bir cevap bulmaya çalıştım.. “leyleğin adımı” ülkeleri ve insanları ayıran coğrafi sınırlarla ilgilidir.. “ulysses’in bakışı” insan vizyonunun sınırlarından, hatta kısıtlamalarından söz eder.. “sonsuzluk ve bir gün” hayat ile ölüm arasındaki sınırları tartışır..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : bu filminizin kahramanı şair “alexander” derin bir kriz içindedir.. bütün ömrünü geçirdiği deniz kıyısındaki evinden ayrılmak zorundadır.. ağır hastadır ve ertesi gün ameliyat olmak üzere gireceği hastaneden sağ çıkamayacağını bilmektedir.. bu durumdayken küçük arnavut çocuğuna rastlar ve onunla birlikte hayatının önemli anlarında bir yolculuğa çıkar.. bize “alexander’ın iç çatışmasını anlatabilir misiniz..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : filmin tümü zaman içinde, günümüzde ve geçmişte sürekli bir yolculuktur.. gerçek ile hayal arasında kesin sınırlar yoktur.. “alexander”ın yolculuğu gerçekte başlar.. çocuğu, çocukları zengin ailelere satan bir çetenin pençesinden kurtarır.. ancak zamanda belli bir noktaya kadar yolculuk, içsel bir yolculuktur.. örneğin, ikisi birlikte arnavutluk sınırına vardıklarında.. sizler içindeki sahneyi hatırlarsınız; tel örgüye asılı insanlar vardır.. kuşkusuz sınır öyle değildir.. bu olaylar ve görüntüler sadece “alexander”ın hayalindedir.. bu bir hayaldir.. tehdit edici dikenli teliyle sınır “alexander”ın içindedir.. çocuk sadece onun iç çatışmasıyla yüz yüze gelmesine yardımcı olur; ona hayatının önemli anlarında yolculuğa çıkması, ölmüş karısı “anna”yla mutlu anlarını hatırlaması için bir sebep verir..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : bir monologda “alexander”, “hiçbir şeyi tamamlamamış olmaktan pişmanım” der.. bu monologda kendimizden mi söz ediyordunuz..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : hiçbir şeyi istediğim şekilde bitiremediğimi itiraf ederim.. hep fiziksel ve duygusal engeller, beni tam bir tatmine erişmekten alıkoyan engeller olmuştur.. yüzeysel bir bakışla, “alexander” hiçbir şeyi tamamına erdiremeyen bir insana benzemektedir, ancak kendi içine bakmaya başladığında, hedeflerinin hep elde ettiği sonuçlardan büyük olduğunu görür.. ben de kendi payıma aynı şeyi söyleyebilirim..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : daha önce bu filmin hayat ile ölüm arasındaki sınırlar hakkında olduğunu söylediniz.. ama aynı şey “arıcı” için de söylenebilir..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : aynı şey değil.. “arıcı”da kahraman ölmeye karar verir.. “sonsuzluk ve bir gün”de “alexander”, ölümü aşmasına izin verecek bir köprü bulmayı umar ve bu köprünün kendisi yaşasa da yaşamasa da onu canlı tutacak sözcükler olduğuna inanır..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : zamanın sizin gözünüzdeki anlamı nedir..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : “zaman, bir kumsalda çakıllarla oynayan bir çocuktur..” filmimin karakterleri zaman ve mekân içinde, sanki zaman ve mekân yokmuşçasına yolculuk ederler.. en önemli soru şudur : ‘yarın ne kadar sürecek..’ ve cevap : ‘sonsuzluk ve bir gün..’ talihliysek, bugün yanımızda taşıdığımız geleceğin görüntüsüne ulaşabiliriz..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : bu filmdeki rol dağılımı.. “bruno ganz”a nasıl karar verdiniz ve “ahilleas skevis” adındaki çocuğu nasıl buldunuz..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : senaryo bittikten sonra aklımda “marcello mastroianni” vardı.. “arıcı”da birlikte çalıştıktan sonra çok yakındık birbirimize.. “ulysses’in bakışı”nda oynayamadığı için düş kırıklığına uğramıştı ve rol için ideal görünüyordu.. italya’da sahnedeyken kendisine rastladığımda sağlığının çok bozuk olduğunu gördüm.. bunu kendisine söyleyemezdim ama sonunda o bana oynayamayacağını söyledi.. bu onu son görüşüm oldu.. kısa süre sonra da öldü.. “ganz”ı paris’te sahnede “ulysses”i oynarken gördüm ve bunun hayırlı bir işaret olduğunu düşündüm.. hele rol için düşündüğüm tipe çok benziyordu.. çocuğa gelince, birlikte çalıştığım insanlara benzer deneyimleri yaşamış birini istediğimi söyledim.. pek çok kişiyi denedik, bir gün “ahilleas” içeri girdi.. o anda aradığım kişiyi, bulduğumu anladım.. gerçekten de kendisi en iyi seçim olmanın yanı sıra bütün film boyunca gerçek bir profesyonel gibi davrandı..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : bu filmde “ganz” gibi yunanca konuşmayan ama yunanlı karakterleri oynayan aktörlerle bir sorununuz oluyor mu..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : “mastroianni”yle nispeten kolaydı. kendi sesiyle oynamakta ısrar ederdi ve yunanca diyalogları doğru telaffuz etmesini öğrenmişti.. “harvey keitel”la daha güçtü ama “ulysses’in bakışı”ndaki karakterin bir mazereti vardı; uzun yıllar amerika’da kaldığı için çoğunlukla ingilizce konuşabilirdi.. “ganz” çekimde almanca konuştu -en rahat konuştuğu dil odur- , bir yunan aktörüne dublaj yaptırttık.. aslında onun ağzından başkasının sesinin çıktığını duyunca hâlâ huzursuzluk duyarım..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : geçmiş filmlerinizin özellikle hatırladığım bir sahnesi var.. “sisli manzara”da küçük kızın, ‘korkuyorum’ demesi.. oğlan ‘korkma, sana bir hikâye anlatacağım’ der.. ‘başlangıçta kaos vardı, sonra ışık karanlığı deldi..’ sis dağılır, ufuk görünür ve çocuklar bir ağacın gövdesine sarılırlar.. filmlerinizle kaosa biraz ışık getirmeye mi çalışıyorsunuz..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : evet, film yapma sebebim bu.. ben misyoner değilim.. insanları eğitmek istemiyorum; kaostan aydınlığa giden bir yol bulmak istiyorum.. değerlerin artık var olmadığı karışık bir dünyada.. karışıklık ve yönünü şaşırmışlıkla melankoli el ele gidiyor.. ama insanalar kendilerine hâlâ aynı soruyu soruyorlar.. nereden geldim, nereye gidiyorum.. hayat, ölüm, sevgi, dostluk, gençlik ve yaş hakkında sorular..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>sözünü ettiğiniz sahnenin sonu özgün haliyle daha karamsardı.. çocukların sisin içinde kaybolmalarını istiyordum.. ama senaryoyu okuyan kızlarımdan biri, ‘çocukların babaları nerede.. evleri nerede..’ diye sordu.. bunun üzerine daha iyimser bir son yazdım.. iki çocuk yolculuk boyunca kendi dünyalarına inanmayı öğrenirler.. ayrıca, ilk bakışta görülmeyen şeyleri görmeyi de..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>her neyse, ben zamanımızın karışıklığından çıkma yolları bulabilmemiz konusunda aynı derecede karamsar ve iyimserim.. ama insanların yeniden hayal kurmayı öğrenmelerini yürekten diliyorum.. hiçbir şey hayallerimizden daha gerçek değildir..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : filmlerinizin ana motifi yunanistan kırsalı.. manzaraları bir kadastrocu gibi ölçüyorsunuz âdeta, sonra da anlar aracılığıyla karakterlerinizin duygusal yansımalarını açıklıyorsunuz..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : yunanlılar bana çok kere şunu sormuşlardır : bu manzaralarda görülen yerler nerede.. aslında filmlerinde gördüğünüz manzaralar yoktur.. doğru, bazı kısımları gerçektir.. ben yunanistan’ı karış karış dolaştım.. bu yolculuklarda hoşuma giden yerler keşfettim : bir ev, bir sokak, bir tepe, bir köy.. bütün bunları bir kolaj içinde topluyorum.. kimi zaman renkler, kimi zaman biçimler birlikte uyum sağlıyor.. bir bakıma bir ressam gibi görüntü yaratıyorum, böylece hayalimi bir tuvale yansıtıyorum.. ben gerçeği anlattığım iddiasında değilim; kendi hayalimi gerçeğe yansıtıyorum.. sonuç ikisinin arasında bir şey  oluyor.. sürekli olarak kendi kendime sorduğum bir soru var : kişisel deneyimlerimi şiire nasıl dönüştürebilirim..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : şiirden söz ettiniz, “sonsuzluk ve bir gün”de on dokuzuncu yüzyıl şairlerinden yunanistan’ı dolaşıp şiirleri için sözcük satın alan “dyonisios solomos”un harika bir hikâyesi var.. bu gerçek bir hikâye mi..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : kısmen.. “solomos” büyük bir şairdi, iyonya adalarından bir soylunun oğluydu, zamanında italya kültürünün ve aşağı sınıftan bir kadının etkisi altında kalmıştı.. proleter köklerini kesmek isteyen babası, henüz dokuz-on yaşlarında bir çocukken onu eğitimi için bir italyan manastırına gönderdi.. “solomos” orada yetişti, tam eğitimini tamamlamak üzereyken ve italyanca şiir yazmaya başlamışken yunanlıların türklere karşı ayaklandıklarını duydu.. çocukluğunun anlarını, annesini, annesinin kendisine söylediği şarkıları hatırladı ve yurduna dönüp milli mücadeleye katılmaya başladı.. ancak bir şair olduğu için elinden yazmaktan başka bir şey gelmezdi.. devrimci şiirler, kahramanların ölümlerine ağıtlar yazması, unutulmuş özgürlük imajını canlandırması gerektiğini düşündü.. yunanca’sı çok kıt olduğundan ülkede dolaşıp hiç bilmediği sözcükleri toplayıp defterine yazdı.. gerçek budur işte.. her sözcüğe para  vermesini ben uydurdum.. burada benzetme açıktır.. ana dilimiz, tek gerçek kimlik kartımızdır.. “heidegger”in bir sözü vardır : “tek meskenimiz, dilimizdir..” her sözcük onu kullanana yeni kapılar açar ama o kapıdan geçmek için bedelini ödemeniz gerekir..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : filmlerinizin her birinde öne çıkan ve insanın soluğunu kesen tılsımlı, unutulmaz anlar var.. bu filmde, o yağmurlu gecede selanik’teki otobüs yolculuğu..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : bu sekans senaryo da çok farklıdır.. perdede gördüğünüz setteki doğaçlamanın sonucudur.. özgün halinde hem görüntü hem de ses olarak da çok gerçekçi bir sekans olacaktı.. ama çekerken buraya zamanın durduğu hissini vermemin daha doğru olacağını düşündüm.. özgün sahnenin değişme sebebi buydu..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : filmlerinizde yolculuklar ve eve dönüşler çok sık yer alıyor.. bunların sizin için anlamı nedir..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : yolculuk değişiklik, yeni başlangıçlar getirir.. kendinizi daha iyi tanırsınız.. ben yolculuğa çıktığımda iç dünyamda dolaşırım.. yolculuk arzum aynı zamanda dönüş isteğimi de belirtir..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : yunanistan sizin yurdunuz mudur.. yoksa kendini bütün ömrünü sürgündeymiş gibi geçirdiğini söyleyen “alexander” gibi mi düşünüyorsunuz..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : yunanistan’da hâlâ kendi yurdunu arayan bir yabancı gibi hissediyorum kendimi.. hep bunu hissettim ve sebebini bilmiyorum.. kendi içimde tekrar sınırlar aşıyorum.. ve soru hâlâ aynı : hedefime varana kadar daha kaç sınır aşacağım.. yunanistan’da kendimi yabancı hissetmeme rağmen buradan ayrılamam.. her yerde aynı duygulara kapılacağımdan eminim..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : bir keresinde soluk alıp verir gibi film çekiyorum demiştiniz.. nasıl soluk alıp verirsiniz..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : film çekerken hiçbir şeyi zorlamam.. zaman mekân, mekâna da zaman katmak için çok uğraşırım.. çekim sırasında soluk alıp vermeye zaman tanırım..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="color: #ff9900;"><em><span style="font-size: large;">gabrielle schulz : cannes’ın en büyük ödülü altın palmiye’yi neden “ulysses’in bakışı”na değil de, “sonsuzluk ve bir gün”e verdiklerini anlayabiliyor musunuz..</span></em></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><span style="font-size: large;"><strong>theo angelopoulos : altın palmiye’yi almak bir kadınla buluşmaya benzer.. “ulysses” ile ben randevu yerindeydik, ama palmiye gelmedi.. bu defa herhalde beklemediğim için olacak, geldi işte..</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><strong><span style="font-size: x-large;">Theo Angelopoulos</span></strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><strong></strong><em><span style="font-size: x-large;">Röportaj : “Theo Angelopoulos” – “Gabrielle Schulz”, Şubat 1999 , Die Zeit..</span></em></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><em></em><em><span style="font-size: large;">“THEO ANGELOPOULOS” , Derleyen : “DAN FAINARU”, Çeviri : “MEHMET HARMANCI”, AGORA Yayınevi, Şubat 2006, 199 sayfa..</span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #99ccff;"><em><span style="font-size: large;"><img class="alignleft size-full wp-image-8513" title="theo angelopulos - kitap" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/01/theo-angelopulos-kitap1.jpg" alt="" width="198" height="298" /> </span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aylakadamiz.com/archives/8510/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;dürtme içimdeki narı.. üstümde beyaz gömlek var..&#8217;</title>
		<link>http://www.aylakadamiz.com/archives/8352</link>
		<comments>http://www.aylakadamiz.com/archives/8352#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 12:54:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başyapıt / Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar : 'Taflan']]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aylakadamiz.com/?p=8352</guid>
		<description><![CDATA[“Her şey bitti.. canım artık eskisi gibi yanmıyor.. yok yok yanmıyor.. sadece sıkıldım sanırım son zamanlarda olan bitenlere.. geçer birkaç gün sonra.. geçer.. çünkü bazen acı çekerken bile sevdiğimiz duygular var.. ben artık bazı kişilere, bazı şeylere  ait hiçbir duyguyu sevmiyorum.. beni bırakıp gitsinler artık  o duygular.. yoksa yanıyor mu canım hala.. neden bu tuhaf [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>“Her şey bitti.. canım artık eskisi gibi yanmıyor.. yok yok yanmıyor.. sadece sıkıldım sanırım son zamanlarda olan bitenlere.. geçer birkaç gün sonra.. geçer.. çünkü bazen acı çekerken bile sevdiğimiz duygular var.. ben artık bazı kişilere, bazı şeylere  ait hiçbir duyguyu sevmiyorum.. beni bırakıp gitsinler artık  o duygular.. yoksa yanıyor mu canım hala.. neden bu tuhaf iç bulantısı.. görmek istemediğim, duymak istemediğim her şey niye bu kadar bana sadık.. beynime üşüşüyor.. kelimeler dilimin ucuna.. kendi kendime söylenmeye başlıyorum..  hatıraların sadece iyi olanları kalsın bana.. diğerleri gitsin.. istemiyorum.. istemiyorum.. ben iyiyim böyle..  bir şarkı dinliyorum. Gripin ..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;">‘sorma, sorma doldur boğaziçini</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;">sen doldur ben içerim efkarımla kana kana</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;">durma, durma doldur boğaziçini</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;">sen doldur ben içerim yalanlara kana kana</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;">durma, canım cayır cayır yanıyor</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;">söndür yalvarırım durma n&#8217;olur durma</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;"> </span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;">durma, yağmur durma</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;">sorma, sen de onu sorma’</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>çok seviyorum bu grubu.. tam gripin gibi.. iyileştirici.. eskiden gripin vardı ağrı kesici kocaman bir şey.. nasıl yutarmışız onu hala aklım almıyor.. hala da var sanırım.. bakkaldan alırdık o zamanlar. Eczanelerde de satılırdı.. ama ben bakkal çağında büyüyen bir çocuğum.. bakkalların, tuhafiyelerin, manav ve kasapların olduğu mahalleydi benim için İstanbul.. dondurma arabaları, yoğurtçular, macuncular, pamuk şekerciler, sütçüler geçer.. sokakta oynar, kırkıncı seslenişte evlere giderdik.. bağırış çığırış.. bizimkiler dindar olmadığı için öyle ezan okununca gel muhabbeti yoktu.. ama biz yine de diğer arkadaşların çoğu çekildiği için ezan okununca eve giderdik.. eskiden daha dayanıklıydık, korkusuzduk.. sokakta kavgayla büyüyen çocuk güçlü olur.. o hesap..  ben ufacık bir çocukken, bizim bakkalda ekmek yoksa koca semti dolanır bulurdum o ekmeği ve eve yetiştirirdim.. hiç korkmazdım o akşam saatlerinde.. bugüne göre daha güvenli olsa bile istanbul’un tehlikeleri hep bakiydi.. kardeşim kaybolmuştu defalarca.. onu ağlaya ağlaya sokaklarda arayışlarım geldi aklıma.. bana emanetti.. annemler fark etmeden bulmam gerekiyordu.. bütün çocuklar seferber olurduk.. en sonunda bir yerlerde bulurduk.. sıpa takılır bir at arabasının arkasına gidermiş.. o zamanlar at arabaları da vardı istanbul’da.. bir keresinde yine takılmış öyle dizleri neredeyse parçalanmıştı.. çok yaramazdı.. sonra büyüdü aslan gibi bir adam oldu.. karşı komşumuzun anneme seslenerek kahvaltıya çağırışları.. şimdiki gibi iki  gün önceden randevulaşma yoktu o zamanlar.. elişini alır, yününü alır komşuya oturmaya giderdin.. ben o zaman  çok mutlu bir çocuktum.. büyüme sancıları hiç yaşamadık biz.. nerde öyle ergenlik falan.. hormonlarımız ne alemdeydi bilmem.. yoktular galiba..  azıcık mızıklan anne ya da baba ağzına çakarlardı bir tane kendine gelirdin.. ne bunalım kalır ne bir şey… bayramlarda kart yazardık birbirimize.. bir çanta dolusu tebrik kartlarım var.. biz telefonun ortalama 10 senede çıktığı bir zamanda büyüdük..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>hiç unutmam.. beğendiğimiz çocuklar  vardı.. çocukluk aşkı işte.. o zaman çıkmak derdik sevgili olmaya.. çıktığın var mı ? aynı semtin çocukları olurdu genelde sevgililer o zaman.. arka sokak alt sokak falan.. mahallenin kızları birbirine ıslık çalarak haber verirdi birinin sevgilisi geçince sokaktan.. evet evet aynen öyle.. telefon yoktu kimsede.. o yüzden büyüdüğüm sokağa gittiğimde o görüntü gelir gözümün önüne.. şu an bile gülümsüyorum sevinçle.. ne güzel zamanlardı.. yokluk vardı ama kocaman duygular, ıslığımız, mahalle aşklarımız,  kocaman yürekler ve gerçek insanlar vardı.. incir olduğu zaman herkese dağıtan komşularımız vardı. Akşam çaylarının demlenerek sokakta kapı önünde içildiği muhabbetler vardı..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>acılardan haberim yoktu.. sadece okul ve kendi dünyamız vardı.. biz   güçlü çocuklardık.. şimdiki çocuklar gibi kırılgan değildik.. peki ne oldu zamanla bizim bu güçlü çocukluğumuza.. çok sert bir dünyaya büyüdüler.. insanın yok sayıldığı, duyguların kolayca sömürüldüğü, aşkın yalan olduğu, dostlukların, insanların çoğunlukla ikiyüzlü olduğu,  teknolojinin  yalnızlaştırdığı bir yaşama bu saf, masum ve yiğit  çocuklar uyum sağlayamadı.. hayatı bu kadar doyasıya yaşarken yalnızdılar.. dostları varken yalnız hissediyorlardı.. duyguları hep başka bir zamanda kalmış gibiydi.. o yüzden kendimi çok sıkkın hissettiğimde çocukluğumun olduğu anılara uzanırım.. o semtlerden geçerim.. ana rahmi gibidir.. güvenlidir.. ilk doğuş gibidir.. bu bir terapi bana göre..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>ama gerçek hayat hep yanı başımızda duruyor işte.. 35 kişinin uluderede bombalanarak öldürülmesi üzerine, canımın çok yanması.. yine sessizliğe gömülmek ve yeni bir anma günü eklenmesi şanlı tarihimize.. bu minvalde aklıma gelen bir film.. basında da işlendi bu film.. yönetmen ‘bahman ghobadi’,  ‘Sarhoş Atlar Zamanı / Zamani Barayé Masti Asbha (2000)..’  hayatta kalma mücadelesi.. kaçakçılık yapılarak yaşama tutunmaya çalışanların hikayesi.. gerçek hayatlar.. ve kaçakçılık öyle illegal bir kelime değil.. söylenip biten bir kelime değildir.. aşkları, yiğitlikleri, efsaneleri, acıları, kahramanlarıyla, kahramanlıklarıyla bambaşka bir dünyadır.. milyon tane film yaparsın.. şiir yazarsın.. şarkı yaparsın..  kaldı ki 100 metre öteye akrabalarına tarlasına geçmeye de kaçak denilen bir coğrafya orası.. ve ben yine filmlerime gömülüyorum.. bazen mutluluk , tamamen insansız olmakta..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>çerçöpleri atın.. güzel anılarınızla kalın..”</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: x-large;"><strong>&#8216;Taflan&#8217;</strong></span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-8353" title="bahman ghobadi-sarhos atlar zamani-18" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/01/bahman-ghobadi-sarhos-atlar-zamani-18.jpg" alt="" width="400" height="248" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-8354" title="bahmanghobadi-sarhosatlar zamani-26" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/01/bahmanghobadi-sarhosatlar-zamani-26-500x372.jpg" alt="" width="500" height="372" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-8355" title="bahman ghobadi-sarhos atlar zamani-12" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/01/bahman-ghobadi-sarhos-atlar-zamani-12-500x333.jpg" alt="" width="500" height="333" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;">‘Belinde Diyarbekir kuşağı ..</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;">Zulasında kimbilir hangi hınç, hangi mısra</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;">Yürür namus bildiği yolda&#8230;</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;">Yürür yine de yalınayak ve</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: large;">ayakları yanarak..’</span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: x-large;">Ahmed Arif</span></em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aylakadamiz.com/archives/8352/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;esas sorun, esas hesaplaşma vicdanlarda aslında ama bu mesele bitsin, yirmi yıl sonra tv’lere çıkıp hiçbir şey olmamış gibi konuşacaklarından eminim..&#8217; &#8211; ÖZCAN ALPER</title>
		<link>http://www.aylakadamiz.com/archives/8343</link>
		<comments>http://www.aylakadamiz.com/archives/8343#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 12:41:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başyapıt / Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Tadımlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aylakadamiz.com/?p=8343</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; “senaryoyu yazarken tek bir çizgide ilerlemiyorum.. o süreçte çok emek harcıyorum.. filmi yazma ve çekme süreçlerinde ben de öğrenmesem, heyecanlanmasam belki de film yapamam diyebiliyorum kendi kendime döndüğüm zaman.. çünkü sadece setin mekanikleşen bir tarafı var.. bense film [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #99cc00; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-8346" title="gelecekuzunsurer-18" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/01/gelecekuzunsurer-181-356x500.jpg" alt="" width="356" height="500" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #99cc00; font-size: large;"><strong>“senaryoyu yazarken tek bir çizgide ilerlemiyorum.. o süreçte çok emek harcıyorum.. <em><span style="font-size: x-large;">filmi yazma ve çekme süreçlerinde ben de öğrenmesem, heyecanlanmasam belki de film yapamam diyebiliyorum kendi kendime döndüğüm zaman..</span></em> çünkü sadece setin mekanikleşen bir tarafı var.. <em><span style="font-size: x-large;">bense film yapmak istediğim andan itibaren kendimce alt kazılar dediğim 4-5 katman belirliyorum.. bu hem hikaye, hikayenin geçtiği mekanlar, beslendiğimiz sinema, edebiyat..</span></em> bu etkilenmeyi olumlu bir şey olarak görüyorum.. yönetmen görüşünü, hikayenin ilk halini yazdığım zaman rahatlıyorum.. işin temeli çıkmış oluyor.. ondan sonrası emek yoğun bir süreç oluyor.. kentin kendisini de, doğanın kendisini de bir karakter gibi düşünmeyi ifade ediyorum ve bunun üzerine çalışıyorum.. yazma sürecinde o mekanlara ve kente daha çok gidip gelmeye başlıyorum hatta orada yaşamaya başlıyorum.. o kentin görünürdeki hikayelerini değil derinliğini yakalamaya çalışıyorum.. sabah erkenden kalkıp sokaklarında dolaşıyorum, ruhunu yakalamaya çalışıyorum.. ‘sonbahar’da örneğin ‘john berger’in ‘avrupa üçlemesi’ benim için yol gösterici oldu.. ölmekte olan köylülük hakkında yazdıkları.. birinin senden önce yapmak istediğini edebiyatta yaptığını görüyorsun.. ‘john berger’in bunun için çamlıhemşin’de yaşaması gerekmiyor.. alpler’in altındaki fransız köylerinde de aynı şeylerin yaşandığını görüyorsun..</strong></span></p>
<p><span style="color: #99cc00; font-size: large;"><strong>..</strong></span></p>
<p><span style="color: #99cc00; font-size: large;"><strong>filmi büyük bir ev olarak düşünmüştüm.. bana bunu hatırlatan ‘tül akbal’ın kitabı oldu sanırım.. bizim çamlıhemşin’deki evleri düşünün.. odaların açıldığı ortadaki odaya ‘hayat’ denir bizim orada.. orta kısım geniştir, odalar ise dar olur.. ‘sonbahar’daki ‘yusuf’un odası çok küçüktü örneğin, bir usta bulup büyütmek zorunda kaldık.. yine de bir hapishane hücresinden daha büyük olmadı.. düşündüğüm şuydu : bir sorun çıkıyor bir odayı kapatıyorsun, türkiye de böyle.. bir süre sonra bir yaşam alanı kalmıyor.. ev ve oda konusu üzerine düşünmüştüm.. kendi yaşam alanını da yok ediyorsun aslında..</strong></span></p>
<p><span style="color: #99cc00; font-size: large;"><strong>yası nasıl tutacağız meselesi aslında.. ağıtlar da bunun bir parçası.. türkiye’de aslında etnomüzikoloji diye bir bölüm yok.. antropologlar ilgileniyor..</strong></span></p>
<p><span style="color: #99cc00; font-size: large;"><strong>buradaki esas sorun ülkenin kendisinin aslında bir kayıplar ülkesine dönüşmesi ama bununla nasıl baş edilecek,  yası nasıl tutulacak belli değil.. o yüzden ‘john berger’in ‘efendilerin’ sözünü kullandım ve ’musa anter toplumsal hafıza merkezi’ni kurdum filmde.. bütün otuz yılda çok ağır koşullar yaşanırken bir arşiv tutulmamıştı aslında.. tabi 1,5 milyon ermeni’nin öldüğüne resimlerini görünce mi inanacaklar.. <em><span style="font-size: x-large;">esas sorun, esas hesaplaşma vicdanlarda aslında ama bu mesele bitsin, yirmi yıl sonra tv’lere çıkıp hiçbir şey olmamış gibi konuşacaklarından eminim..</span></em> filmin bir yerinde, filmin kendisi de sadece kayıt altına almayı amaçlıyor, sadece bunu yapsa yeter dedim.. o yüzden kayıplarla ilgili kayıtları uzun uzun çektik..</strong></span></p>
<p><span style="color: #99cc00; font-size: large;"><strong>film esnasında onlarca kişiyle kayıt yaptık.. bir kopyasını bir kurum olsa da versek diye düşündüm.. ama orada fark ettim ki , ağıtlar, dengbejler de bu hafızanın korunmasını sağlıyor.. <span style="font-size: x-large;"><em>yaşar kemal ağıtların bir direniş biçimi olduğunu da söylüyor..</em></span> başka kültürlerle de karşılaştırıyor.. <em><span style="font-size: x-large;">faili meçhul cinayetlerde kaybedilen insanların fotoğrafının üzerine bir tülbent örtülüyor evlerde.. ölüm yaşanmıyor, kabullenilemiyor..</span></em> bu durumda ciddi travmalar yaratıyor.. bir mezarı olsa her şeyi affedecek hale geliyor kadınlar.. o mezara gidebilse neredeyse yarı yarıya bağışlayacaklar..”</strong></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><em><span style="font-size: large;"><strong>‘<span style="font-size: x-large;">YENİ FİLM Dergisi</span>’nden SERAY GENÇ ve YUSUF GÜVEN’in ÖZCAN ALPER’le yaptıkları röportajdan bir bölüm.. </strong></span></em></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><em><span style="font-size: large;"><strong>Röportajın tamamı için ‘<span style="font-size: x-large;">YENİ FİLM DERGİSİ..</span>’, Sayı 24, Kasım 2011,  Sayfa 14, 15, 16, 17, 18, 19..</strong></span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #99cc00;"><em><span style="font-size: large;"><img class="alignleft size-full wp-image-8344" title="yeni film-18" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/01/yeni-film-18.jpg" alt="" width="139" height="200" /></span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aylakadamiz.com/archives/8343/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğan Ergül&#8217;ün &#8216;UNUTU&#8217; şiiri ve Majid Majidi&#8217;nin &#8216;BARAN&#8217; filmi..</title>
		<link>http://www.aylakadamiz.com/archives/8267</link>
		<comments>http://www.aylakadamiz.com/archives/8267#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2012 18:18:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başyapıt / Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Tadımlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar : 'Crockett']]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aylakadamiz.com/?p=8267</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; UNUTU   unuttum seni senden dönen işaretini aşkın   adını duyduğumda seğiren ellerimle kaldım   kaldım ve unuttum ormanları, çıplak dağlarını, ezilmiş yeşili, kokunu yamaçlarında hayvanların saklandığı vadini…   bana vaat-edilen yaşamı usul usul unuttum   unut [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-8269" title="dogan ergul" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/01/dogan-ergul.jpg" alt="" width="291" height="488" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>UNUTU</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>unuttum seni</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>senden dönen işaretini aşkın</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>adını duyduğumda seğiren ellerimle kaldım</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>kaldım ve unuttum</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>ormanları, çıplak dağlarını, ezilmiş yeşili, kokunu</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>yamaçlarında hayvanların saklandığı vadini…</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>bana vaat-edilen yaşamı usul usul unuttum</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>unut dedin unuttum adımı</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>yılları saydım unuttum</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>artık bir ölüm biçimidir adımız…</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>hiç görüşmemiş olmak nasıldır unuttum</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>köprülerde</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>köprülerden akan incelmiş sularda</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>akşamda yoksul bir telaş</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>suskun</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>deniz fenerini, balıkçı kayıklarını</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>rıhtımlarının usta kedilerini unuttum</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>hiç öpmemiş gibiyim çürümüş bir bankta dudakları mor bir</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>kadını</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>bana uzanan ellerini, yaşamı telaşı gibi bitmeyen yollar,</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>otobüsleri</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>bir koltukta geçirdiğim uzun geceleri unuttum</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>unuttum neresiydi gece geçtiğim dünya</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>eteğini rüzgara dolayan kadınımın yüzünü küçücük ellerini</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>dünyanın beni unuttuğunu unuttum</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>yağmurlu bir günde bir patikayı yürüdüğümüzü..</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>omuzlarında taşıdığın karaları, su yollarını</strong></span></p>
<p><em><span style="color: #99ccff; font-size: x-large;"><strong>ayaklarının bıraktığı çukurlara dolduğumu</strong></span></em></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>oradan baktığım dünyayı unutmadan unuttum..</strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff;"><em><span style="font-size: x-large;"><strong>DOĞAN ERGÜL</strong></span></em></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong>‘UYKULU YAĞMUR..’ , DOĞAN ERGÜL, Yitik Ülke Yayınları, Haziran 2007, 56 Sayfa..</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-8270" title="dogan ergul-12" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/01/dogan-ergul-12.jpg" alt="" width="300" height="433" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #99ccff; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-8271" title="dogan ergul-18" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/01/dogan-ergul-18.jpg" alt="" width="270" height="390" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>“doğan ergül 20 mart 1968’de kars’ın arpaçay ilçesinde dünyaya gelmiş.. yıldız üniversitesi, mimarlık fakültesi şehir ve bölge planlama bölümünden 1992 yılında mezun olan doğan ergül’ün şiirleri çeşitli dergilerde yayınlanmıştır.. ilk şiir kitabı olan ‘aşkın ve suların öğleni’ adlı kitabı 2005 yılında babil yayınları’ndan çıkmıştır.. genç bir yaşta yakalandığı kanser hastalığı sonucu 2 haziran 2007’de istanbul’da vefat etmiştir.. ikinci şiir kitabı olan ‘uykulu yağmur’ kitabı vefat ettiği haziran ayında yitik ülke yayınlarından çıkmıştır.. </strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>kendisinin şiirini bana tanıtan ‘kenanım’ olmuştu ilk kez.. daha sonra bana iki kitabını getirip ‘doğan ergül’ün dünyasını daha iyi tanımamı sağlamıştı.. </strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>geçenlerde mekanda ‘kenanım’la demlenirken masanın üzerinde duran kitapların arasından ‘uykulu yağmur’ kitabını çekip ‘unutu’ şiirini okumaya başlayınca şirin sonuna doğru birden kafamda şimşekler çaktı.. ‘doğan ergül’ün bu güzel şiirinin ‘ayaklarının bıraktığı çukurlara dolduğumu’ dizesi birden aklıma büyük usta ‘majid majidi’nin 2001 yılı yapımı ‘baran’ adlı başyapıtının final sahnesini getirdi.. bu filmi izleyenler bilir filmin son sahnesi veda anıdır.. ‘lateef’, sevdiği ‘baran’ı bir bilinmeze doğru uğurlarken yağmur yağmaya başlar.. sevdiği ‘baran’ın lastik ayakkabısı çamurlu yolda derin izler bırakır ve o izlere yağmur suları dolmaya başlar.. işte ben o sahneyi hiç unutamam.. ‘ankaralı cevo’yla kaç kere o sahneyi oturup konuştuk hatırlamıyorum.. ‘majidi’nin sinema dehasının farkına vardığım birçok sahneden birisidir o.. sinemada şiirin izidir işte bu sahne.. ve bu sahneye yıllar sonra ben ‘doğan ergül’ün 2007 basımı ‘uykulu yağmur’ kitabında rastlamış oldum.. ‘doğan ergül’ün büyülü şiir dünyasında ‘majid majidi’nin izine rastlamak beni daha da duygulandırdı ve şiirlerini başka gözle okumaya başladım.. ‘doğan ergül’ün sinemayla çok  ilgilendiğini de ‘kenanım’dan yine o gece öğrenmiştim.. ve belli ki ‘majidi’nin bu filmi ‘doğan ergül’ü de çok etkilemişti.. çok erken yaşta kaybettiğimiz bu değerli şairimizi saygıyla bu vesileyle anıyoruz burada.. ayrıca gür ve umut dolu sesiyle bu şiiri okuyan ‘kenanım’a da sonsuz teşekkür ediyorum ve ufkuma ufuk katmaya devam ettiği için tüm kalbimle iyi ki varsın diyorum..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>şiirle ve sinemayla kalın..”</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: x-large;"><strong>Crockett..</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: x-large;"><img class="alignleft size-full wp-image-8272" title="baran - majid majidi - dogan ergul" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/01/baran-majid-majidi-dogan-ergul.jpg" alt="" width="490" height="270" /> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: x-large;"></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>(majid majidi&#8217;nin &#8216;baran&#8217; filmindeki yazıya konu sahne..)</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><img class="alignleft size-full wp-image-8282" title="baran-12" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/01/baran-121.jpg" alt="" width="400" height="327" /> </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><img class="alignleft size-full wp-image-8283" title="baran-majidmajidi" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2012/01/baran-majidmajidi1.jpg" alt="" width="335" height="475" /></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aylakadamiz.com/archives/8267/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Torino Atı’ filminden..</title>
		<link>http://www.aylakadamiz.com/archives/8014</link>
		<comments>http://www.aylakadamiz.com/archives/8014#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2011 18:20:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başyapıt / Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Tadımlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar : 'Crockett']]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aylakadamiz.com/?p=8014</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; “hiç ‘palinkam’ kalmadı da.. bir şişe verebilir misiniz.. fırtına her tarafı darmaduman etti.. mahvoldu diyorum.. çünkü her şey yıkık dökük hale getirildi.. her şey bozulmuş durumda.. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #999999; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-8015" title="the turin horse-16" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2011/12/the-turin-horse-16-352x500.jpg" alt="" width="352" height="500" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #999999; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-8016" title="the turin horse-22" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2011/12/the-turin-horse-22-500x297.jpg" alt="" width="500" height="297" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>“hiç ‘palinkam’ kalmadı da.. bir şişe verebilir misiniz.. fırtına her tarafı darmaduman etti.. mahvoldu diyorum.. çünkü her şey yıkık dökük hale getirildi.. her şey bozulmuş durumda.. ama her şeyin yıkık dökük ve bozulmuş hale getirildiğini söyleyebilirim.. çünkü bu sözde ‘masum insan yardımı’ denilen şeyden meydana gelen alelade bir afet değil.. tam aksine tüm bunlar insanın kendi hükmünü kendi benliğinden önde tutması ile alakalı.. tabii bu işte tanrının da bir parmağı yok değil.. biraz cüretkar olmak gerekirse bu işte bizzat yer alıyor ve bizzat rol aldığı şeyse hayal edebileceğin en korkunç oluşumlardan birisi..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>çünkü anlayacağın dünyanın çivisi çıkmış durumda.. bu sebeple söylediklerimin pek de ehemmiyeti yok çünkü her şeyin yozlaşması onların bunları elde etmesi ile alakalı..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: x-large;"><strong>her şeyi sinsice ve gizli kapaklı bir mücadele neticesinde elde ettiklerinden  her şeyin ayarını bozmuş durumdalar..</strong></span></em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong><em><span style="font-size: x-large;">çünkü neye dokunurlarsa, ki her şeye dokunuyorlar</span></em>, <em><span style="font-size: x-large;">anında kurutuyorlar..</span></em></strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>son zafere kadar işler bu şekildeydi.. muzaffer bitişe kadar..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>elde etme, yozlaştırma.. yozlaştırma, ele geçirme..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>ya da eğer istersen farklı bir şekilde ifade edebilirim : dokunma, yozlaştırma ve akabinde de ele geçirme ya da dokunma, elde etme ve neticesinde de yozlaştırma..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>asırlardır bu şekilde devam ediyor..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>sürer, sürer ve sürer..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>sadece bu, bazen gizli gizli, bazen kaba bir şekilde, arada sırada usul usul, arada da vahşice.. tek değişmeyen şey bunun durmadan devam ettiği..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>lakin sadece tek bir şekilde pusuda bekleyip saldıran bir sıçan gibi çünkü bu mükemmel zafer için önemli olan başka bir şey de diğer tarafın  her şey mükemmel, yer yer harika ve soyluca olsa da başka türden bir kavga içine bulaşmaması.. başka türden bir mücadele olmamalı.. bir tarafın aniden ortadan kaybolması yani o mükemmelliğin, harikalığın ve soyluluğun ortadan kaybolması..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>böylece şimdiye dek hep pusu kurarak saldıran bu kazananlar dünyaya hükmeder.. ve insanların onlardan saklayabilecekleri şeyler için en ufak köşe bucak kalmaz.. çünkü ellerini uzattıkları şeyi bir şekilde elde ederler.. ulaşamayacaklarını düşündüğümüz şeyler bile –ama ulaşırlar- en sonunda onların olur.. çünkü gökyüzü ve tüm hayallerimiz zaten halihazırda onlarındır.. o kısır döngü, doğa, bitmez sessizlik, ölümsüzlük bile onların elinde anlıyor musun..  her şey ama her şey sonsuza dek uçup gitmiş durumda.. o birçok soylu, harika ve mükemmel şey sadece durdular tabii böyle açıklamak doğruysa.. bu noktada duruverdiler.. ve tanrı ya da tanrılar olmadığını anlamak ve kabul etmek durumunda kaldılar.. bu mükemmel, harika ve soylu kişiler bu doğruyu daha en başından anlayıp kabul etmek durumunda kaldılar.. tabii bunu anlama yönünde yetersiz kaldılar.. buna inandılar, kabul ettiler ama hiç anlamadılar..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>öylece şaşkın şaşkın ama bıkmadan durdular ta ki beyinden kopup gelen bir kıvılcım onları en sonunda aydınlatana kadar.. böylece birden bire tanrı ya da tanrılar olmadığının farkına vardılar.. birden bire iyi ya da kötü diye bir şey olmadığının farkına vardılar..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>neticesinde de durum böyleyse kendilerinin de aslında var olmadıklarını görüp anladılar.. sanırım bu anın onların sönüp yok oldukları anlamına geldiğini söyleyebiliriz..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>sönüp yok oldular aynı çayırlık bir alanda için için yanan bir alev gibi..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>bir tanesi daimi kaybeden diğeri de daimi kazanandı..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>yenilgi, zafer..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: large;"><strong>yenilgi zafer..</strong></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: large;"><strong>ve bir gün – bu civarda- yanıldığımı anlamak zorunda kaldım ve bunu yaptım..  bu dünyada herhangi bir türden bir değişim olmadığını, bir değişim olmadığını ve olmayacağını düşünürken tamamıyla yanılıyordum.. çünkü inan bana bu değişimin artık gerçekten meydan geldiğini artık biliyorum..”</strong></span><span style="font-size: large;"><strong> </strong></span></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><em><span style="font-size: x-large;"><strong>‘The Turin Horse – Torino Atı..’ , BÉLA TARR</strong></span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #999999;"><em><span style="font-size: x-large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-8017" title="the turin horse" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2011/12/the-turin-horse-500x281.jpg" alt="" width="500" height="281" /></strong></span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;"><strong>(bu filmi izleyip eleştiren, festivallerde filmi izlerken sıkılıp filmi terk eden, hatta ‘kumpir esprisi’ yapan tanıdık, tanımadık herkese yuhlar olsun diyorum.. nasıl filmler istiyorsunuz bilmiyorum fakat zorla izletmiyorlar sizlere bu filmleri.. sabun köpüğü filmler bolca var piyasada, onlara özgürce takılabilirsiniz ‘özgür ve demokratik’ ülkemizde.. bu filmleri biz izleriz merak etmeyin.. ‘béla tarr’a ve filmde emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.. yakında bir béla tarr yazısı şart oldu.. gerçek sinemayla ve gerçek hayatla kalın.. Crockett..)</strong></span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aylakadamiz.com/archives/8014/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;JEAN SEBERG..&#8217; &#8211; Maurice Guichard</title>
		<link>http://www.aylakadamiz.com/archives/7866</link>
		<comments>http://www.aylakadamiz.com/archives/7866#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 13:49:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başyapıt / Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Oyuncu]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Tadımlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar : 'Crockett']]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aylakadamiz.com/?p=7866</guid>
		<description><![CDATA[&#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; &#160; ‘yazacak çok şey var.. bir önceki yazıda ‘bir zamanlar anadolu’danın ‘altyazı’ dergisinin okurlarına bir hediyesi olarak yayınladığı ‘kurgu günlüğü’nde ‘nuri bilge ceylan’ ustanın yazdığı gibi hayatı o kadar hızlı yaşıyoruz ki yazılması gerekenler, yapılması gerekenlerin çoğu erteleniyor ve ertelendikçe bir kısmı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-7867" title="jeanseberg-4" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2011/11/jeanseberg-4-500x362.jpg" alt="" width="500" height="362" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘yazacak çok şey var.. bir önceki yazıda ‘bir zamanlar anadolu’danın ‘altyazı’ dergisinin okurlarına bir hediyesi olarak yayınladığı ‘kurgu günlüğü’nde ‘nuri bilge ceylan’ ustanın yazdığı gibi hayatı o kadar hızlı yaşıyoruz ki yazılması gerekenler, yapılması gerekenlerin çoğu erteleniyor ve ertelendikçe bir kısmı zamanın derinliklerinde kaybolup gidiyor..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>hayatta istediğim şeylerden birisi de güzel insan ve büyük sinema oyuncusu ‘jean seberg’le ilgili bir şeyler üretebilmek ya da yapabilmek.. hayatımda bazı şeyleri değiştiren nadir insanlardan birisi ‘jean seberg’.. ona bir şeyler borçlu olduğumu hissediyorum ve bunun ağırlığı altında eziliyorum hep..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>kırk yıllık yaşamına sığdırdığı onca filmiyle, siyasi konulardaki tavrı, ödün vermez dik duruşuyla ve şüpheli ölümüyle herkese örnek olması gereken bir insan..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>bu lanet dünyadan erken ayrılışı hepimize, dünyaya çok şey kaybettirmiştir..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>onsuz bir dünya gerçekten eksik bir dünya..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>fotoğraflarına bakmadığım gün yok..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>odamdaki ‘godard’ın ‘a bout de souffle’ filminin posterine gözümün her takılışında dakikalarca ondan gözümü ayıramayışım.. ve gözlerimin dolması..</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-7868" title="jeanseberg-29" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2011/11/jeanseberg-29-333x500.jpg" alt="" width="333" height="500" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘jean seberg’le ilgili bir şeyler yapabilmek için yakın zamanda çalışmaya başlamıştım.. ufak ufak kaynak taramaları ve okumalar yapıyordum.. onunla ilgili bir kısa film yapabilmek ya da bir yazı dizisi yazabilmek bile biraz rahatlatacaktı belki beni..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>cuma günü ‘seberg’in fotoğrafları arasında dolanırken mekanın telefonundan ‘zaferim’ aradı, ‘başkan akşama mekanda mısın, müsait misin’ diye sordu.. ben de onun için her zaman müsait olduğumu söyledim..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘zaferim’ akşama kalbime güç veren birbirinden güzel ve güzel oldukları kadar hiçbir yerde bulamayacağım, baskıları tükenmiş kitaplarla ve bizleri daha da güzelleştiren ateş suyuyla gelmişti.. biz gürselle bira ve ‘asbach’ takılırken onun viskisi de güneş gibi doğmuştu.. ‘zaferim’le içmek bir şenliktir, sizi dolu dolu sohbetiyle neşelendirdiği kadar verdiği bilgilerle, anekdotlarla sizlere çok şey katar.. hele şiir okumaya başladığında bulutların üzerinde gezinmeye başlarsınız onunla birlikte..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>neyse işte ‘zaferim’ ve diğer arkadaşlarla o gün çok güzel içtik.. herkes bir şekilde mekandan ayrıldıktan sonra ‘zaferim’le içmeye devam ettik.. zaman nasıl geçmiş fark edemedik bile.. sabaha doğru mekanı nasıl kapattık, nasıl eve gittik bilmiyorum ama güzeldik ve neşemiz yerindeydi.. bize de bu gerekli zaten.. ne kadar içtiğimiz değil nasıl içtiğimiz önemli bizim için.. ‘en kısa zamanda yine……..’ diye ayrıldığımızda bile yüzümüzde hüzün yerine gülümseme vardı..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>eve geldim ‘zaferim’in getirdiği kitaplara daldım.. dalış o dalış öğlene doğru uyanmışım kitaplarla kucak kucağa.. neyse ki kitaplara zarar vermemişim iki kuruşluk uykum sırasında..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>uyandığımda kitapları gördüğüm anda aklıma mekan geldi direk.. eyvah dedim ulan nasıl bıraktık acaba mekanı.. ‘ciğerim’ gelmeden mekana yetişip ortalığı toplamam gerekiyordu.. yirmi dakika sonra mekandaydım.. oh neyse ki bir şekilde mekanı toparlayıp çıkmışız ve ben geldiğimde henüz kimse gelmemişti..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>camları açtım, güzel bir çay demledim.. kafam kazan gibiydi, bunun tek ilacı iyi demlenmiş bir çay ve sıkı bir kahvaltı.. kimyasal ilaçlar ağrılara sadece bir perde çeker.. mecbur kalmadıkça ilaç içmiyorum uzun süredir..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>çay, kahvaltı derken yakın zamanda edindiğim ganimetleri okumaya başladım.. sessizlik bir an rahatsız etti beni.. bir gün önce sabah saatlerinde her şeyim  ‘komşi’m ‘fran(sı)z’ ile keşif ataklarımız sırasında rastladığımız ‘ibrahim maalouf’ üstadın yeni albümü ‘diagnostic’i dinlemeye başladım.. henüz kimse yoktu o yüzden sesi açtım bayağı.. sonra lan komşular dedim.. adamlara geceleri rahat vermiyorsun sabahları da.. güldüm ama ‘uyanma vakitleri gelmiştir, hem böyle bir müziğe bayılırlar’ dedim kendi kendime..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘abidin dayı’ geldi önce, sonra da ‘ciğerim’.. sabah sohbeti.. akşam raporlarımızı birbirimize verdik.. benim raporumu dinleyince ‘ciğerim’ keşke ben de olabilseydim sizinle dedi.. şans işte..</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-large wp-image-7869" title="jeanseberg-7" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2011/11/jeanseberg-7-345x500.jpg" alt="" width="345" height="500" /></strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>sabah sohbetinden sonra gittim oturdum ‘jean seberg’ dünyasına attım kendimi yine.. telefonun titremesiyle kendime geldim, arayan ‘kenanım’dı.. kadıköy’e ineceğini ve istersem beraber kitapçılarda beraber keşif yapabileceğimizi söyledi.. reksin önünde buluştuk kitaplara, dergilere doğru yola çıktık.. gecenin ağırlığını en çok bacaklarımda hissediyordum, sanki on saat falakada kalmış gibiydim, yorgunluktan yürüyecek halim yoktu aslında.. ama ‘kenanım’ın omzuna elimi attım çocukluğumuzda hepimizin arkadaşların omzuna eline atıp yürümesi gibi yürümeye başlayınca ‘kenanım’ aldı tüm yorgunluğumu..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>neyse ilk girdiğimiz kitapçıda kitapların arasında kaybettik birbirimizi.. daha doğrusu kaybetmişiz.. çünkü ben elimde tuttuğum kitabı ona heyecanla göstermek için etrafımda döndüğümde fark ettim ki o dergi reyonunda ben yeni kitapların arasındayım..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>neşeyle ona doğru kitabı sallayarak ‘hey jean seberg bu, jean seberg kenanım’ diye bağırdım.. sevinçten gözlerim dolmuştu, ‘jean seberg’le ilgili bir kitabı agora kitaplığı basmıştı.. inanamıyordum, şaka gibi gelmişti..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘maurice guichard’ın, ‘jean seberg’ adlı kitabını ‘ender bedisel’ türkçe’ye kazandırmış ve agora kitaplığı da bizlere ulaşmasını sağlamıştı.. o anda yeniden doğmuş gibi oldum.. uzun zamandır bu kadar neşelendiğimi hatırlamıyorum.. kitabı uzun süre karıştırıp mıncıkladım ve tabi ki hemen aldım ve gece içinde kayboldum bu güzel çalışmanın..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>kitabın yazarı ‘maurice guichard’a ve bizlere bu kitabı okuma imkanı sağlayan ‘ender bedisel’ ve agora kitaplığının tüm çalışanlarına ne kadar teşekkür etsek azdır.. ayrıca sizlerle bir şey daha paylaşayım : yine agora kitaplığının yayını ‘mesele’ dergisinin kasım ayı sayısında kitabın yazarı ‘maurice guichard’ın kitapla ilgili bir yazısı var.. ‘jean seberg’in kendisiyle paris’te tesadüf eseri karşılaşıp, tanışmasını da anlatıyor bu yazıda.. kitabı da, dergiyi de kaçırmayın..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>ödün vermeyen sanatsal duruşu, politik tavrı, ‘kara panterler’i desteklerken hayatını bile ortaya koyabilecek kadar korkusuz kişiliği, amerikan istihbarat servisi tarafından takibe alındığını öğrendiği zaman hamile olduğu ikinci çocuğunu düşürüp kaybetmesi, yaşadığı bunun gibi onlarca kötü olaydan sonra pençesine düştüğü alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, intiharı ve kısa saçlarıyla o bizim unutmamamız gereken yüce insanlardan birisi..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>kendisini çok seven ‘jean seberg’in eşi ünlü fransız yazar ‘romain gary’ eşinin ölümünden sonra düzenlediği basın toplantısında eşinin ölümünden direk amerikan iç istihbarat servisi federal polis fbi’ı sorumlu tuttu ve açık açık ‘onun ölümüne sebep, abd’nin federal polisidir’ dedi.. yine bu basın toplantısında şunları diyor ‘romain gary’ :</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>‘büyük bir amerikan gazetesi kendisinin fbi tarafından takibe alındığını açıkladığı zaman jean çılgına dönmüştü.. doğacak çocuğunu bu yüzden düşürdü.. çocuğun camdan yapılı şeffaf bir tabutta gömülmesini istedi; onun ‘beyaz’ olduğunu göstermek istiyordu.. o olaydan sonra, psikiyatrik tedavi için hastane hastane dolaştı, intihardan intihara teşebbüs etti.. yedi kez kendini öldürmek istedi; bunu özellikle küçük kız çocuğunun ölümünün yıldönümlerinde yapıyordu..’</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>bu acı açıklamaları ve daha nice bilgileri ‘maurice  guichard’ın kitabı ve agora kitaplığı sayesinde okuyoruz..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>ve beni en çok yıkan yerlerden birisi de ‘jean seberg’in kocası ‘romain gary’nin yaptığı basın toplantısından dolayı bazı çevrelerce kendi reklamını yapmakla suçlanmasıydı.. peki basın toplantısından sonra ne mi oluyordu.. ‘jean seberg’le sahip oldukları tek çocuk olan ‘diego’nun okulunu bitirmesini ve reşit olmasını bekliyor ‘romain gary’.. ve ve ve ‘jean seberg’in ölümünden yaklaşık bir sene sonra 1980’nin aralık ayında ‘romain gary’ de tabancasının namlusunu ağzına dayayarak intihar ediyor..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>ne hayatlar değil mi..</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: large;"><strong>lafı fazla uzatmadan sizlere kitabı ve mesele dergisinin kasım ayı sayısını kaçırmamanızı tekrar öneriyorum ve ‘gülten akın’ın unutulmaz dizeleriyle bitiriyorum..’</strong></span></p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: x-large;"><strong>Crockett..</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: x-large;"><em><img class="alignleft size-full wp-image-7870" title="jean seberg-24" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2011/11/jean-seberg-24.jpg" alt="" width="322" height="392" /></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: x-large;"><em>‘saçlarımı hep kestim</em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: x-large;"><em>tutacak kadar kalmasın dedim</em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: x-large;"><em>çünkü bir başkaldırma ancak</em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000; font-size: x-large;"><em>saçlarından tutulur..’</em></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: x-large;"><em>GÜLTEN AKIN</em></span></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><span style="font-size: x-large;"><em><img class="alignleft size-full wp-image-7871" title="jean seberg-12" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2011/11/jean-seberg-12.jpg" alt="" width="245" height="347" /></em></span></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: x-large;">‘JEAN SEBERG..’ , MAURICE GUICHARD, Çeviri : ENDER BEDİSEL , AGORA Kitaplığı, Kasım 2011, 224 Sayfa..</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #cc99ff; font-size: x-large;"><img class="alignleft size-full wp-image-7872" title="jeanseberg-agora-21" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2011/11/jeanseberg-agora-21.bmp" alt="" /></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aylakadamiz.com/archives/7866/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİR ZAMANLAR ANADOLU’DA..</title>
		<link>http://www.aylakadamiz.com/archives/7858</link>
		<comments>http://www.aylakadamiz.com/archives/7858#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 11:06:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başyapıt / Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Tadımlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aylakadamiz.com/?p=7858</guid>
		<description><![CDATA[01 Ocak 2010, Cuma ‘yeni yıla girdik.. bugün öğleden sonra normalde pek yapmadığım şekilde, adeta yılların yorgunluğuyla, yatağa uzandım.. öylece elbiselerimle birkaç saat uyuyakalmışım.. gözlerimi açtığımda çok tuhaf hissettim.. deyim yerindeyse, yeni bir algılama biçimine uyanmışım gibi geldi.. öyle güzeldi ki.. sessizliğin içinde gözümün önünde flu bir şekilde hareketsiz duran odamın nesneleri beni sonsuz bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #99cc00; font-size: large;"><strong>01 Ocak 2010, Cuma</strong></span></p>
<p><span style="color: #99cc00; font-size: large;"><strong>‘yeni yıla girdik.. bugün öğleden sonra normalde pek yapmadığım şekilde, adeta yılların yorgunluğuyla, yatağa uzandım.. öylece elbiselerimle birkaç saat uyuyakalmışım.. gözlerimi açtığımda çok tuhaf hissettim.. deyim yerindeyse, yeni bir algılama biçimine uyanmışım gibi geldi.. öyle güzeldi ki.. sessizliğin içinde gözümün önünde flu bir şekilde hareketsiz duran odamın nesneleri beni sonsuz bir şefkatle kuşatıyor gibiydi.. beynimde farklı bir algılama düzeyinin kapıları aralanmış gibiydi.. bir saat kadar daha orada öylece gözlerim açık olarak yattım.. gözlerim flu kitapların üzerinde öylece dolanırken kitaplardan biri usul usul netleşti.. ne zaman aldığımı ya da oraya nasıl geldiğini bile hatırlamadığım bir kitap adeta bir vahiy gibi varlığını bana gösterdi.. yalçın koç’un yazmış olduğu ‘anadolu mayası’.. yalçın koç yanlış hatırlamıyorsam boğaziçi üniversitesi’nde okurken kendisinden bir iki ders almış olduğum biri.. kitabı öylesine okumaya başladım.. 20 sayfa kadar su gibi okudum.. algılarım o kadar açıktı ki.. bu açıklık hayattan öyle derin bir haz almamı sağlıyordu ki.. yaşadığımız hayat ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, onu algıladığımız oranda onu yaşadığımız gerçeğini derinden duyumsadım.. hayat, kendi irademiz dışında bile değişecek olsa algılama şeklimizin de ona bir şekilde ayak uyduracağını kabul etmek lazım.. hayatın bir şekilde yavaşlaması algılama gücümüzü nasıl da arttırıyor.. çok hızlı yaşadığımız için yaşadığım hiçbir şeyin hazzının layıkıyla duyumsanmaması değil, aynı zamanda acı vermesi gereken bir durumun da daha doğru dürüst varlığını hissettirmeden başka bir olay tarafından unutturulması söz konusu oluyor.. algılarımızın keskinliğini arttırmak için hayatımızın temposunu düşürmemiz gerektiği aşikar.. neden yavaş tempolu filmleri sevdiğim ve böyle filmler yapmak istediğimin nedenleri de buralarda yatıyor zaten.. bugün uyandığımda varlığını hissettiren ruh hali, ancak nazlı bir yavaşlık temposu içinde ortaya çıkabilir çünkü..’</strong></span></p>
<p><span style="color: #99cc00;"><em><span style="font-size: x-large;"><strong>NURİ BİLGE CEYLAN</strong></span></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #99cc00; font-size: large;"><strong>‘BİR ZAMANLAR ANADOLU’DA, KURGU GÜNLÜĞÜ..’, NURİ BİLGE CEYLAN, ALTYAZI Aylık Sinema Dergisi Yayını, Ekim 2011, 40 Sayfa..</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #99cc00; font-size: large;"><strong></strong></span></p>
<p><span style="color: #99cc00; font-size: large;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-7859" title="bir zamanlar anadoluda kurgu gunlugu-12" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2011/11/bir-zamanlar-anadoluda-kurgu-gunlugu-12.jpg" alt="" width="250" height="354" /></strong></span></p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;">(büyük usta nuri bilge ceylan’ın ‘bir zamanlar anadolu’da filmine sinemada hâlâ gitmeyenler için son günler olabilir çünkü yavaş yavaş gösterildiği sinemalarda gösterimden kalkmaya başladı mesela istanbul’da şu anda sanırım sadece iki sinemada oynuyor.. sinemada izleyin 14 oyuncunun 14’üne birden hayran kalın derim, kaçırmayın.. crockett..)</span></em></span></strong></p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong><span style="color: #cc99ff;"><em><span style="font-size: large;"><img class="alignleft size-full wp-image-7860" title="bir zamanlar anadoluda-18" src="http://www.aylakadamiz.com/wp-content/uploads/2011/11/bir-zamanlar-anadoluda-18.jpg" alt="" width="375" height="500" /></span></em></span></strong></p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong> </p>
<p><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aylakadamiz.com/archives/7858/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

