‘YOKUŞ..’ – GÖKHAN EVECEN

‘YOKUŞ..’ – GÖKHAN EVECEN

 gökhan’ı en son geçen yaz bir kuzenimin düğününde gördüm.. tanıyamamıştım gördüğümde , tanıyamadığım için mahcup olmuş çok üzülmüştüm..  ama kendisi de gerçekten çok değişmiş askerlikten sonra..

gökhan’la tanışalı sanırım beş altı sene oldu.. istanbul’da tanışmıştık , teyzemlerin köyündendi, akrabalık da vardı sanırım.. ama akrabalık , hemşerilik noktalarından daha çok sinema kısa sürede tek konuştuğumuz nokta oldu.. kendisinin dokuz eylül sinema-televizyon bölümü mezunu olduğunu öğrendiğimde çok sevinmiştim.. almanya seyahatinden bahsetti.. ilk önce biraz alman sinemasından , fassbinder’den , fatih akın’dan , benim tanrım truffaut ve büyük usta godard’dan konuştuk sonra ben onun yabancı olduğu uzakdoğu sinemasından , kim ki-duk , park chan wook’dan bahsettim.. ilgisini çekince karşılıklı anlaştık ben ona elimdeki filmleri verecektim o da bana kendisinin çektiği yada oynadığı kısa filmleri verecekti.. takas oldu ve gökhan ayrı bir sinema dünyasına ben de ayrı bir sinema dünyasına daldım.. kendi çektiği veya oynadığı filmler oldukça etkileyici ve sağlam filmlerdi..

son karşılaştığımızda düğünün gürültülü ortamında bile ayaküstü hemen sinemaya daldık ve sinemadan bahsettik uzun süre.. yapım amirliğini yaptığı ‘sonbahar’ ve özcan alper usta ana konumuzdu..

daha sonra gökhan projelerinden bahsetti.. anlattıkları arasında ‘yokuş’ da vardı.. ‘yokuş’ (the acclivity) filminin konusunun ana dilde eğitim sorunu ve eğitimin yapıldığı resmi dil ile insanın doğduğu zaman sahip olduğu ana dil arasında yaşadığı bocalamaları , sıkıntıları konu alan bir film olacağından bahsetmişti..

‘yokuş’u geçen hafta içinde seyretmek nasip oldu sonunda.. film konusu itibariyle güncelliğini koruyan bir film.. senaryo ilginç ve güzel anekdotlara sahip.. on numara bir başlangıcı var filmin teknik olarak..

gökhan kardeşim beni filmin ilk anlarında öyle vurdu ki çekim tarzı ve filmin akışıyla.. tabi bu başlangıçta ‘öğretmen’ karakteri biraz sıkıntı yaratıyor.. ceberut , sağcı faşist bir öğretmen profili çizilmek istense de maalesef öğretmen karakteri hiç samimi olmamış ve oyunculuk olarak da çok aksamış.. ne bir korku , ne bir tiksinti yaratıyor bu karakter izleyici üzerinde.. üstüne üstlük inandırıcı da değil.. oysa ki filmin ‘öğretmenin çocukların dillerinden evde hangi dili konuştuklarını anlama olayı’ gibi çok ilginç bir çıkış noktası var.. ancak kusura bakmasın öğretmeni oynayan kardeşim çuvallamış.. öğretmeni oynayan da benim köylüm sanırım ama sinema olunca konumuz objektif bakıyorum olaya.. öğretmen karakteri nasıl oturmamışsa tam aksine öğrencileri oynayan çocuklar çok güzel , on numara oyunculuklar çıkarıyorlar.. majid majidi’nin filmlerindeki temel karakterler olan  çocuk oyuncuları bile kıskandıracak oyunculuklar gördüm filmde..

tuncay’ın okuldan gelip nenesine arapça selam verişi , önlüğünü çıkarıp arkadaşlarına doğru koştuğu ve siyah beyaz olan filmin akışının önlüğün çıkarılmasıyla değişmesi ve dünyanın renklenmesi ve tuncay’ın nenesinden türkçe konuşmasını istemesi ve nenesinin ona verdiği cevap filmin en etkileyici sahneleriydi.. filmin müzikleri de iyi seçilmiş ama arapça bir şarkının ezgisini de filmde en azından duymak isterdik..

gökhan’ı tebrik etmek istiyorum.. güncel bir konuda başarılı bir çalışma yapmış ama tabi film sadece soruna vurgu yapıyor.. filmin kısa süresi içerisinde çözümün ne olabileceğine dair bir işaret yok.. ben sadece bu noktada gökhan’a bir iki kişisel eleştiri yapacağım.. madem sorun anadilde eğitim sorunu ve resmi dil ile anadil arasında parçalanan çocuklukların sıkıntıları , peki neden filmin geçtiği yörenin dili olan arapça altyazı yoktu filmde , ikincisi filmin afişinde filmin ismi ve bilgileri sanırım ingilizce olarak da yer alıyor ama arapça olarak ne filmin ismi ne de bilgileri yer almıyor afişte.. şimdi bu kadar konuşuyoruz konuşuyoruz ve nefis bir film çekiyoruz bu konuda ama filmdeki çocukların konuştuğu dil hem altyazı olarak hem de afişte unutuluyor ve es geçiliyor maalesef.. ve film çok güzel bir şekilde ‘nenesinin dilini konuşan çocuklara’ ithaf edilmişken bu filmi izleyecek ‘tuncay’ın nenesi’ bu filmi nasıl anlayacak.. hoş bu noktada ancak dublaj bu işi kurtarabilir çünkü ‘tuncay’ın nenesi’ arapça altyazıyı da okuyamaz çünkü arapça konuşup başka bir dil konuşamadığı halde arapça okuma ve yazması yoktur.. işte temel çelişki burada olaya nereden baktığımızda ve çözümün neler olabileceği hususudur.. geçmişte olduğu gibi her zaman her noktada bu hususlarda tartışırım.. filmimiz güzel ama ‘tuncay’ın ve nenesinin dili film afişinde ve altyazıda  unutuluyor.. bunların hiçbirisini kötü niyetli eleştiri olarak söylemediğimi gökhan bilir.. ‘iki dil bir bavulu’ geçen sene izlemiştik.. o da aynı konuya başka bir açıdan değinen güzel bir filmdi.. türkçe bilmeyen kürt çocuklara eğitim vermeye , okuma yazma öğretmeye çalışan bir öğretmenin sıkıntılarını , çocukların sıkıntılarını anlatıyordu.. ama sadece anlatıyordu o filmde.. çözüme dair ipuçları yine yoktu..

gökhan’ı eleştireceğim bir diğer konu da bir yerel gazeteye verdiği demecinde ’12 eylül ve asimilasyon’ başlıklarıydı.. gökhan 81 doğumluydu bildiğim kadarıyla , darbenin ertesinde doğmuş.. 12 eylül’ün zulüm günlerini benim kadar net hatırlaması mümkün değildir sanırım.. en azından ben sol elle yazan birisi olarak sol ele kurt amblemli rozetlerin iğnelerinin batırıldığı öğretmenlere şansım sayesinde denk gelmedim.. öyle olaylar kulağımıza çalınıyordu ki okulun açılış günü yaklaştıkça , acaba bizlere  de öyle birisi denk gelecek mi diye tedirgin oluyorduk.. ama benim ilk öğretmenim fatsa’lı aydın bir öğretmen oldu..  ancak okuma yazmayı okuldan önce öğrendiğim ve sol elle yazdığım için babam yine de benimle okulun ilk günü gelmişti.. öğretmene konuyu izah etmiş , sol elle yazmamın bir sıkıntı yaratıp yaratmayacağını sormuştu.. komedi değil mi ama o günün faşist darbe şartlarında yaşanan korkular , olaylardı bunlar.. canım öğretmenim de gülümseyip bilakis sevindiğini söyleyince bu sefer babam şüphelenmişti durumdan.. ama hiçbir sorun yaşamadım ilkokulda.. şanslıydım nedeni buydu.. oysa ne hikayeler ne olaylar kulağımıza çalınıyordu..

konumuza geri dönersek ‘12 eylül ve asimilasyon’ vurgusu sanırım çok kolaycılığa kaçan bir saptama.. her şeyi ‘12 eylüle’ yıkıp kenara çekilmek bu kadar basit.. bir de ‘asimilasyon’ kelimesine takılıyorum.. çok kolay şekilde kullanılıyor bu kelime.. zulüm , işkence , baskılar evet ama ‘asimilasyon’a dair işaretler nelerdir bunu tartışmak istiyorum.. ‘asimilasyon’ diyeceksek ilk önce ailelerin kendi çocuklarına yönelik yaptığı ‘asimilasyon’ tarzı uygulamalara değinmek gerek.. bir de kişilerin kendi kendilerine uyguladıkları kültürel dejenerasyon ve ‘asimilasyon’dan bahsetmek gerek.. ‘12 eylül’ün’ en yaygın şekilde baskı döneminde dahi gökhan’ın belirttiği bölgede özgürce anadil konuşuluyor , kültürel ve dini törenler açık bir şekilde yapılıyordu.. gökhan’ın bizzat doğup yaşadığı köyde ben dini bayramları , törenleri o zamanlar çok izledim , katıldım , an be an yaşadım.. bir baskı , baskın konusunu görmedim , yaşamadım bu törenlerde üstelik topluca yapılan törenler olmasına rağmen.. bu bölgede yaşayan arap alevilerinin ibadethaneleri olan türbe ve ziyaretlerin kapatıldığına da şahit olmadım , duymadım da.. sadece bir olay hatırlıyorum bu konuda alevi köylerinden birine darbeci ‘kenan paşa’ camii yaptırdı.. cami de öylece yapıldığıyla kaldı.. aksine yüzlerce yeni ziyaret ve türbe yapıldı 12 eylül sonrası..

şimdi gelip gelip ‘asimilasyon’ kelimesine takılıyorum.. ‘asimilasyon’ nerede ve nasıl yapıldı.. görmek , duymak , okumak , anlamak istiyorum..

‘ASİMİLASYON’ NEREDE BİLİYOR MUSUN GÖKHAN KARDEŞİM ‘ASİMİLASYON’ İÇİMİZDE , KURT İÇİMİZDEN BİZİ KEMİRİYOR.. ben senin de tanıdığın ne insanlar tanıdım biliyor musun.. daha iki roman okumamış , gördüğü elli , yüz kitaplık kütüphaneyi görünce bir arkadaşına ‘bu kadar kitabı ne yapıyorsun’ sorusuna ‘okuyorum’ cevabını alınca , ‘bu kadar kitaba dalacağına ders kitaplarını okusaydın okulunu hemen bitirirdin’ cevabını verip şoka uğratan ama iki ay sonra yazar olmaya karar veren arkadaşlar tanıdım.. 12 eylül’ün eserleri bunlar işte.. iki roman okumamış ama roman yazmak isteyen insanlar.. hoş bu da güzel bir atılım ya , altını doldurabilmek önemli olan.. asimilasyon içimizde dedim ya ‘aya çıkılamayacağını , ayın bir nur olduğunu , çıkacak olan insanların yanacağını , ayın ortasında derin bir kılıç kesiği olduğunu öğreten’ kendi kültürümüzde asimilasyon var mı yok mu bunları tartışmak gerek.. kendi içine kapalı bir toplumda akraba evlilikleri nedeniyle içe dönük bir toplum yaratan , başka din veya mezhepten gelin yada damat aldıkları için aforoza uğrayan gençler.. ibadetin gizli olduğunu ve ibadetin ‘sır’ kısmının kadınlara dahi söylenemeyeceğini , kadınların zayıf yaratıklar olduğunu , dini sırların kadınlara söylendiği takdirde ‘sır’ın tehlikeye düşeceğini öğreten bir kültürün ne kadar cinsiyetçi ve asimile edici özellikler olduğu da tartışılmalı.. asimilasyon mu , bir örnek daha sana : senin köyünde küçük çocukları arapça konuşuyor diye annesi babası tarafından tartaklanan çocukları ben defalarca gözlerimle gördüm.. neymiş türkçe’yi düzgün konuşsun ve arapça’yı unutsun diyeymiş.. ‘asimilasyon’ mu.. mesela bölgedeki nusayri arapların kendi içlerinde iki ana tarikata bölünmeleri , bu iki kampın birbirleri hakkında binlerce dedikodu üretmesi , birbirlerini kıracak eleştiriler yapması , birbirlerinden kız alıp vermede dahi problemler çıkması.. daha anlatılacak çok şey var ama kurt içimizde işte gökhan kardeşim..

fakat varsa , yapılmışsa  asimilasyon bunu ‘görmek’ isterim.. ben çocukluğumu bölüm bölüm o bölgede yaşadım.. kuzenlerim , arkadaşlarım vardı yaşıtlarım ama hepsi takır takır arapça konuşuyordu her yerde , hükümet konağında ,  sokakta , parkta.. faşist 12 eylül darbesinin hemen ertesinde bile köylerde , kentlerde açık alanlarda yapılan düğünlerde bangır bangır canlı arapça şarkılar çalınıyordu.. düğün sırasında sunucular ve şarkıcılar sadece arapça hitap ediyorlardı konuklara.. baskı olsun diye bir bekçinin dahi yaklaştığını görmedim  ne köylerde ne şehir merkezlerinde.. o zamanlar düğünlerde yüz şarkı çalınıyorsa bu şarkıların seksen doksanı arapça iken şimdi günümüzde ne mi oluyor bizim düğünlerimizde : yüz şarkının onu yirmisi arapça oluyor.. arapça şarkıların yerini başka dillerin , başka kültürlerin , başka sanatçıların müzikleri ile şampanya patlatma törenleri , havai fişek gösterileri yer alıyor.. işte sene 2010 durum bu.. oysa arapça kültürüne , arapça müziğe erişim mi kısıtlandı bilakis hayır bunlara erişim artık daha kolay internet çağında ama nerede peki bunlar.. işte kurt içimizde kardeşim.. benim ‘göremediğim’ sizin bahsettiğiniz ‘asimilasyon’ nerede ve nasıl olmuştu ve bu ‘asimilasyon’ politikasına karşı ne gibi bir direniş olmuştu , direniş olmadıysa neden olmamıştı bilmek istiyorum.. sınıfsal , siyasi baskılar , zulümler , işkenceler , kayıplar , infazları , sürgünleri ve daha kötü olayları herkes biliyor zaten.. bunun dışında bu konuda yapılan bölgeye ait ’asimilasyon uygulamalarını’ bilmek , öğrenmek  istiyorum..   

konuyu filmin ekseninden çıkarıp biraz kaydırdık sanırım ama böyle fikir tartışmalarına sanırım ihtiyacımız var.. gökhan evecen kardeşime de film için tekrar teşekkür ederim.. ‘yokuş’ filmini izlemek isteyenler ‘dailymotion’ sitesinden gökhan’ın diğer üç filmi ‘hükümsüz’ , ‘sen bu oyundan çık’ ve ‘leke’ ile beraber izleyebilir.. benim en beğendiğim ‘hükümsüz’ isimli filmi.. gökhan’ın neler yapabileceğinin izleri ‘hükümsüz’ adlı filmde bizlere ip ucu veriyor.. yolun açık olsun gökhan fakat lütfen ‘arapça’yı filmlerinde , afişlerinde unutma ve naçizane görüşüm godard’ın , ken loach’un , gavras’ın , bechis’in politik , siyasi film üzerine düşüncelerini , yazdıklarını , filmlerini tekrar etüt etmen dileğiyle kardeşim.. senin en iyiler arasına , unutulmazlar arasına  çok filmler katacağını biliyorum..    

Crockett..

Gökhan Evecen Filmografisi : 

2002 ‘Kahvaltıda Olmaz ‘ (kısa film) , oyunculuk

2003 ‘ Makas ‘ (kısa film) , oyunculuk

2003 ‘Beyaz Perde’ (TV programı) , reji stajyerliği

2004 ‘Her Şey Yolunda’ (kısa film) ,  oyunculuk

2004 ‘İşsizliğe Okumak’ (belgesel) ,  yönetmen, senarist

2005 ‘Travma Yolculuğu’ (kısa film) ,  yönetmen, senarist

2005 ‘Antakya’da Bir Gün’ (belgesel) ,  yönetmen, senarist

2007 ‘Sonbahar’ (uzun metraj sinema filmi) , yapım amiri, yapım sorumlusu

2008 ‘Tuzla’daki Kadınlar’ , (belgesel) kurgu

2009 ‘Hükümsüz’ (kısa film) ,  yönetmen , senarist

2009 ‘Leke’  (kısa film) ,  yönetmen..

Comments are closed.